Kafasını kaldırıp, tek kaşını kaldırmış bir şekilde ona bakan adama baktı.
‘’Bırak beni. Hem hani beni korkutmayacaktın?’’ Sitemkar bir şekilde titreyen sesi ile karşındaki adama bakarak konuştu. Ama genç adam bu sefer sakin kalamadı ve farkında olmadan kızın kolunu sıkarak, ‘’bana bak ufaklık, seni korkutmak değil amacım ama burada tek başına kalamazsın. Anladın mı?’’ dedi.
Küçük kız gözleri titreyerek, ‘’canım acıyor..’’ diyebildi fısıltılı bir şekilde. Genç adam önce neden kızın canının acıdığını anlayamadı. Ama karşısındaki ufaklık sol koluna doğru bakınca gözleri ile onu takip etti. Elinin baskısını fark eder etmez hemen çekti ve eliyle kızın çenesinden hafifçe tutup kendisine bakmasını sağladı.
‘’Özür dilerim ufaklık, farkında değildim. Çok acıyor mu?’’ Pişmanlıkla karşısındaki kıza bakıyordu.
‘’Geçti..’’ Sağ eliyle adamın baskı uyguladığı yeri tutarken hıçkırarak ağlamamak için kendisini zor tutuyordu ama gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Canı aslında çok acımıştı, hâlâ daha acıyordu ama adamın da gözlerinin dolduğunu görünce yalan söylemişti. Hızla gözyaşlarını sildi.
‘’Tamam gidiyoruz o halde.’’ Demesiyle karşısındaki küçüğün, kafasını hayır şeklinde sağa sola sallaması bir oldu.
Bıkkınlıkla nefes alan genç adam; ‘sabır, çok sabır dolu bir gece oldu ama biraz daha sabır..’ kendi kendine söylendi. Zaten karşısında soğuktan titreyen ama inat etmeye devam eden kız onu duymamış ve birkaç adım uzaklaşmıştı bile. Kıza tekrar yaklaştı, iki eliyle buz gibi olmuş yanaklarını tuttu ve hafifçe başını yukarı kaldırarak kendisine bakmasını sağladı.
‘’Bak ufaklık, seni korkutmak istemiyorum, bu birincisi. Şimdi benimle geliyorsun, gerekirse sana kalacak yer konusunda ben yardımcı olurum. Yarın öğretmenini de ararız. Ama seni burada asla tek başına bırakmam, bu ikincisi. İtiraz hakkın kesinlikle yok, bu da üçüncüsü ve son sözüm, nokta!’’
Küçük kız tam itiraz etmek için konuşacaktı ki, genç adamın iyice çatılan kaşları onu durdurdu. ‘’İtiraz yok dedim ufaklık. Hadi yürü, soğuktan donmak mı istiyorsun?’’ Kızı korkutmak istemiyordu ama biraz sert konuşmaya mecbur kalmıştı. Çünkü karşısındaki kızı bıraksa soğuktan donma pahasına burada kalacaktı. Ama o, onu görmezden gelerek asla orada tek başına bırakamazdı. Olmazdı, bir kere vicdanı rahat etmezdi..
Küçük kız ise adamın aniden sinirli hale dönmesiyle korkmuş ve ne yapacağını bilememişti.
‘’A-ama seni tanımıyorum ki.. Hem sende beni tanımıyorsun. Ya hırsızsam?’’ Aklına gelen bahaneyle hızlıca konuşmuş ve adamın onu rahat bırakmasını ummuştu.
Genç adam, kızın şaşkın ve tatlı bir yüz ifadesi ile söylediği sözleri duyduğu an gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmış ve kafasını hayır anlamında sallayarak, ‘’bunu açıkça söylediğine göre senden şüphelenmem gereksiz olur. Daha önce, ben hırsızım diye kendini ifşalayan bir hırsız hiç görmedim. Eğer daha saçma bir bahanen varsa onu da söyle. Aaa ama başka bahanen yoksa, lütfen sus ve artık yürü.’’ Her bir kelimesini vurgulayarak konuşan genç adam karşısında küçük kız çaresiz kaldı.
‘’Be..’’ demişti ki hızlıca genç adam elini kızın ağzına kapattı.
‘’Bak ufaklık, gerçekten zor bir gündü benim için de. O yüzden ne olur itiraz etme, anla beni, bırakmıyorum seni. Gidiyoruz yürü, yoksa emin ol kucağıma aldığım gibi zorla götürürüm.’’ Dedi ve elini kızın ağzından çekti.
Sıkıntıyla yanaklarını havayla doldurdu ve ofladı. Bu görüntü karşısında dudakları kıvrılan genç adam, kızın kendine bakmasıyla anında gülümsemesini silip, sert bir ifadeye büründü. O gece yaşadıklarını karşısındaki kız sayesinde o an unutmuş ve gerçekten içten bir şekilde gülümsemişti.
Küçük kız ise bir umut, boynunu hafif sağa yatırarak genç adama baktı ama genç adam, kızı kolundan tuttuğu gibi yürümeye başladı.
‘’Dur, tamam. Ama eşyalarım var. Onları alayım.’’ Kızın sözleriyle kolunu bırakan genç adam, onunla birlikte kayalığa yürüdü.
‘’Ben alırdım’’ diye sessizce konuştu ve yanındaki adama çekinerek yandan baktı.
‘’Hmm, eminim alırdın ama ben yine işimi garantiye alayım dedim.’’
Küçük kız hiçbir şey demeden kayaların arasına girdi ve eşyalarını aldı.
‘’Gerçekten bu iki adımlık yerde nasıl kalmayı düşündün!’’
‘’Ben sığıyorum buraya ve ilk defa kalmadım.’’
Genç adam gerçekten bu gece şaşırma kotasını doldurmuştu. Bu küçük kız acaba neler yaşadı diye düşünürken yanına yaklaşan kıza şaşkınlıkla baktı. Öyle çok bir eşyası da yoktu. Elini eşyaları almak için uzattı ama küçük kız hemen ellerini arkasına doğru çekip, genç adamın ellerini havada bıraktı. Kızın bu hareketine karşı kafasını hafifçe sallayan adam hiçbir şey söylemeden kız ile birlikte araca doğru yürüdü. Arka kapıyı açıp, eşyalarını bırakmasını söyledikten sonra oturması için ön kapıyı açtı. Alkol poşetlerini görünce, hızlıca koltuğa ve yere düşen şişeleri poşetlere koyup onu da arka tarafa bırakmak için doğrulmuştu ki karşısındaki ufaklığın tedirgin bakışını fark etti.
‘’Sarhoş musun?’’ titrek çıkan sesiyle korktuğu her halinden belli olan küçük kız bir adım geri gitti.
‘’Değilim, gerçekten değilim. Bir şişe bira ve viski içtim. Ama emin ol onların bana etkisi olmaz. Sarhoş olmam için bu poşettekilerin hepsini içmem lazım.’’
Adamın sözlerini duyunca genç kızın gözleri mümkünmüş gibi büyüdü. Orada kimisi büyük kimisi küçük onlarca şişe vardı.
‘’Alkolik misin?’’ Evet demesinden çok korkarak sordu. Eğer alkolikse onunla gitmemeliydi. Başına ne geleceğini zaten bilmiyordu ama birde alkolik biri tarafından zarar görmek istemiyordu.
‘’Hayır!’’ dedi Genç adam kesin ve sert bir şekilde.
‘’Bak şu an çok inandırıcı olmadığımı biliyorum ama gerçekten alkolik de değilim, sarhoş da değilim. Seni de kandırmıyorum. Sadece, zor bir gece oldu benim için.. Rahatlamam gerekiyordu ve benim rahatlama yöntemim, saçma biliyorum ama alkol almak.’’ Sesi ve kendisine sevgiyle bakan gözleri küçük kıza nedensiz bir güven vermişti. Ama yine de korkuyordu. Genç adam da kızın bakışlarından hâlâ ondan korktuğunu düşünüyordu. Kızın iki kolunu hafifçe tuttu, ‘’Korkma benden ufaklık, sana sadece yardımcı olmak istiyorum. Gerçekten kötü bir niyetim yok.’’ Dedi ve hızla arabanın arka kapısını açıp, saatler önce fırlattığı telefonunu aramaya başladı.
Birkaç dakikalık aramanın ardından, koltuğun altında telefonu buldu ve doğrulup hemen telefonu açtı. Ayarlara girip ekran kilidini kapattı. Aramaları ve bildirimleri de sessize aldıktan sonra telefonu kıza uzattı. Küçük kız anlamayan gözlerle bir telefona birde adama bakıyordu.
‘’Bak ekran kilidini de kaldırdım, kendini tehlikede hissettiğin an polisi arayabilirsin.’’
Küçük kız şaşırmıştı. Konuşmak için ağzını açtı ama konuşamadan geri kapattı. Merakla kendisine bakan genç adam, uzattığı telefonu almasını bekliyordu.
‘’Sen benden güçlüsün, istersen aramama izin vermezsin.’’ Göz bebekleri titreyerek adama bakmaya devam ediyordu. Genç adam anlayışlı bir şekilde gülümsedi. Kızın sağ elini tutup avucuna telefonu bıraktı ve parmaklarını bükerek telefonu tutmasını sağladı.
‘’Aynı söylediğin gibi işte. İstersem, sana zarar verecek olsam zorla tutar kolundan seni götürürüm. Karşı bile koyamazsın. Sence bu kadar ikna etmeye çalışır mıyım?’’
Küçük kız düşündü. Haklıydı adam. Kafasını sağa sola salladı.
Genç adam rahat bir nefes aldı ve eliyle arabayı göstererek, ‘’hadi gidelim inatçı ufaklık’’ dedi.
Küçük kız bu adamın neden kendisine yardım etmek istediğine anlam veremiyordu. Hem kendisini hiç tanımıyordu bile, neden ısrarla yardım ediyordu?
Üstelik kendisine yardım edenlere babaannesinin yaptıklarını bildiği için bir tarafı da çok huzursuzdu. ‘Acaba bu adamın bana yardım ettiğini öğrenseler ona da bir şey yaparlar mı?’ diye düşünmeden edemedi.
‘Allah’ım beni koru, senden başka kimsem yok’ içinden her zaman yaptığı duayı okudu ve adamın yönlendirmesi ile arabaya bindi. Genç adam, kızın emniyet kemerini taktıktan sonra kapıyı kapatıp kendi yerine geçip aracı çalıştırdı.
Yolculukları çok sessiz geçiyordu. Kız, içinden hiç tanımadığı bu adamın nasıl biri olduğunu düşünüyor, ona zarar vermemesini diliyordu. Genç adamın kafası ise daha karışıktı. Bir tarafta yaşadığı olayı aklına gelirken, diğer tarafta ise bu gece karşılaştığı bu ufaklık ile ne yapacağını düşünüyordu.
Aradan bir saate yakın zaman geçmesine rağmen daha gitmeye devam ediyorlardı. Klimanın etkisiyle ısınan küçük kız uyumamak için kendisini zorluyordu ama göz kapakları kapanmakta ısrar ediyordu. Birden yağmaya başlayan kar tanelerini izleyerek biraz daha uykuya direnmiş ancak başarılı olamamıştı.
Genç adam, başını sağ tarafa çevirip baktığında kızın uyuduğunu fark etti. Yüzünde hafif bir gülümseme ile aracı yol kenarında durdurdu ve kızın rahat etmesi için yavaş hareketlerle, onu uyandırmadan koltuğu yatay pozisyona getirip üzerine kendi montunu örttü. Yüzüne gelen saçlarını da çektikten sonra tekrar yola devam etti. Yaklaşık bir saat daha gittikten sonra, Tekirdağ tarafında bulunan dağ evine ulaşmışlardı.
Genç adam içerisinin soğuk olduğunu bildiği için küçük kızı uyandırmadan araçtan çıkıp eve girdi. Işıkları açıp, şömineye sepette bulunan odunları yerleştirdi ve şömineyi yaktı. Hızlıca merdivenleri çıkıp üst katta bir odaya girdi. Bu oda genelde yatıya kalan arkadaşları için kullanılıyordu. Dolaptan temiz yastık, çarşaf ve yorgan çıkarıp yatağı hazırlamaya başladı. İşini bitirdikten sonra peteklere dokundu ve yayılmaya başlayan ısıyı hissetmesiyle küçük kızı getirmek için hareket etti.
Aracın kapısını açtı, kızın elinde tutmaya devam ettiği telefonunu alarak arka cebine yerleştirdi. Küçük kızı uyandırmamaya çalışarak emniyet kemerini çözüp kucağına aldı. Kızın hafifliği ile istemsizce kaşları çatıldı. ‘Bu nasıl zayıflık böyle.. Hiç mi yemek yemiyorsun be kızım..’ Kendi kendine söylenerek eve girdi ve üst kata çıktı. Kızı yatağa yatırıp önce ayakkabılarını çıkarttı. Sonra rahat uyuması için üzerinde bulunan montu ile hırkasını da çıkartıp, yorganı üzerine örttü. Cebine koyduğu telefonunu da komodinin üzerine bıraktı ve gece lambasını açıp sessizce odadan çıktı. Kızın uyanma ihtimalini düşünerek korkmaması için merdivenin yanında bulunan led aydınlanmaları açarak aşağıya indi.
Araçta bulunan eşyaları getirip, girişte bulunan bordo pufun üzerine bıraktı. Alkol poşetleri ile mutfağa yöneldi. Poşetleri tezgahın üzerine bıraktı. İçerisinden bir şişe viski alıp, diğerlerini buzdolabına yerleştirmeye başladı. İşinin bitmesi ile hemen lavabonun üzerinde bulunan dolaptan bir kadeh çıkardı ve tezgahın üzerinde bıraktığı şişeyi de alarak şöminenin karşısındaki tekli koltuklardan birine yerleşti. Şişeyi hızla bitirmiş yenisini alıp gelmişti.
Üçüncü şişeyi açtı, kadehini doldurdu ve arkasına yaslandı. Yanan ateşe bakarak birkaç yudum içtikten sonra derin bir nefes alıp başını koltuğun sırtına yatırarak gözünü kapattı.
Uzun bir süre düşüncelere daldı. Ne geceydi ama.. Hiç böyle planlamamıştı. Ne hayaller kurmuştu, ne gerçekler yaşamıştı..
Yüzünde acı bir gülümseme meydana geldi. Gözlerini açtı, ortaya çıkmaya başlayan öfkesi ile ela rengi gözleri kopkoyu bir tona bürünmüştü. Elindeki kadehi tek dikişte bitirdi. Yanında bulunan sehpaya sert bir şekilde bıraktı. Kadehini yeniden doldurup koltukta biraz kayarak yayıldı. Bu sefer küçük yudumlarla kadehini bitirirken, gözleri bir karşı duvarda asılı olan çerçevedeydi. Aklında sadece tek bir soru vardı. Neden? Aniden gelen krizle bir an her şeyi unuttu.
‘Neden? Neden lan neden’ diye bağırarak tekrar etti duvardaki fotoğrafa bakarken. ‘Lanet olsun neden’ diye tekrar bağırdı ve sağ elini, koltuğun yanında bulunan sehpaya sertçe geçirdi. Üzerindekiler yere düşüp parçalanırken, genç adam sinirini alamadı ve sehpayı tuttuğu gibi karşısındaki duvara fırlattı. Dizlerinin üzerine çöktü, gözünde biriken yaşları bıraktı. İçinde tuttuğu tüm siniri ağlayarak çıkarmaya başladı ve dakikalarca sarsılarak, hıçkırarak ağlamaya devam etti. İki eliyle gözlerini silip, yüzünü sıvazladıktan sonra acıyla tekrar fotoğrafa bakıp, ‘neden, neden yaptınız?’ diye sordu ve bilinçsiz bir şekilde anlık öfkesine yenilerek, duvardaki büyük çerçeveyi alıp şöminenin üst kısmına vurarak parçalamaya başladı. Kırılan cam paçalarından birini alıp fotoğrafa sapladı ve farkında olmadan cam parçasını avucunun içinde sıkmaya başladı. Nefretle parçalanan fotoğrafa bakmaya başladı.
İçi çok acıyordu. Öfkesini atamamış, gözünün önünden o gördüğü sahneleri yok edememişti.
‘’Ya-yapma’’ titrek sesiyle konuşan küçük kız, gördüğü manzaradan sonra merdivenin son basamağında kalakalmıştı. Dehşetle yere damlayan kana bakıyordu.