Genç adam öfkeli bir şekilde arabayı çok hızlı kullanıyordu. İki kere kaza yapmaktan son anda kurtulmasına rağmen hızını hiç azaltmamıştı. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu. Nasıl yapmışlardı bunu ona? Hiç mi utanmadılar? Sağ elini hırsla direksiyona vurdu. Hakimiyeti kaybetmesiyle araç dengesini kaybeder gibi oldu ama yolun boş olması sebebiyle de hemen toparladı.
‘Sizi mahvedeceğim.’
‘Sizi ölmekten beter edeceğim.’ Diye kendi kendine sinirle söyleniyordu. Gözleri öfkeden kıpkırmızı kalmıştı, sol eliyle dağılmış saçlarını iyice karıştırdı. Boynundaki kravatı sol eliyle çekiştirerek çıkarttı, nefes alamıyormuşçasına gömleğinin ilk üç düğmesini açtı.
Arabada yükselen telefonun zil sesiyle gözü ekrana kaydı. Kafasını sağa sola salladı ve aracı kullanmaya devam etti. Telefonu ise cevap vermemesine rağmen ısrarla çalmaya devam edince en sonunda açtı ve tüm öfkesini çıkarırcasına karşısındaki kişiye kükredi.
‘’Ne var lan? Açılmıyorsa bu siktiğimin telefonu neden ısrarla aramaya devam ediyorsun?’’
Karşısındaki kişi, adamın öfkesini bildiği için sakince konuştu.
‘’Neredesin?’’
‘’Sana ne!’’
‘’Oğlum bağırma lan, bir sakin ol. Neredesin onu söyle, yanına geleceğim.’’
‘’Siktir git başımdan Yağız!’’
Telefonu kapattı ve yol kenarında durup araçtan indi. Hızlı adımlarla açık olan markete girip birkaç paket sigara, birkaç şişe bira ve rafta bulunan bütün viskileri aldı. Market sahibi her ne kadar şaşırsa da bu duruma, hayatının en iyi satışını tek seferde yaptığı için çok mutlu olmuştu. Kapıdan çıkan adamın arkasından gülümseyerek baktı.
Genç adam, elindeki poşetleri yan koltuğuna bırakıp, sürücü koltuğuna yerleşti. Emniyet kemerinin kilidini takarken gözü telefonunun ışığına takılınca, telefonunu eline alıp bildirimlere baktı.
Altmış sekiz cevapsız arama, kırk mesaj gözüne çarptı. Cevapsız aramaların on ikisi Yağız’dandı, diğerlerine bakma gereği bile duymadan telefonu kapattı ve arka tarafa fırlattı.
‘Birde utanmadan arıyor namussuzlar’ diyerek elleriyle yüzünü ovdu ve marketten aldığı sigarasını çıkarıp yaktı. Sigarasından derin bir nefes alarak başını koltuğa yasladı ve gözlerini kapatıp, bu akşam yaşadıklarını yeniden düşündü.
Gözünün önüne gelen görüntülerle dişlerini sıktı ve yerinde dik bir şekilde oturdu. Gözleri yanındaki poşetlere kaydı. Şu an, o alkole çok ihtiyacı vardı. Bir şişe birayı açıp tek solukta içti. Aracı çalıştırdı ve eve doğru hareket etti. Evin önüne geldiğinde ise açık olan ışıkları görünce sıkıntıyla nefes verdi.
Annesinin ve teyzelerinin evde olduğunu tamamen unutmuştu. Yılbaşı tatili için gelmişler ve birkaç gün daha kalacaklardı. Sıkıntı ile ofladı. ‘Şimdi onlara iki saat dert anlatamam. Geçiştirsem bile kafam muhabbet kaldıracak durumda değil..’ diye içinden geçirdi ve dağ evine gitmeye karar verdi.
Hem kendi halinde biraz düşünür, ne yapacağına karar verir ve ona göre hareket ederdi. Şimdi bu sinirle yanlış bir şey yapmak istemiyordu. Siteden çıktığında düşüncelerinin arasında boğulduğunu hissetti. Nefes alışları hızlanmıştı. Hemen aracı evinin yakınında bulunan tepeye sürdü. Hızlıca kendini dışarı attı. Kapıyı çarpıp, küfrederek sağ ayağıyla ön tekere sert bir şekilde vurdu.
‘Bu yaptığınızı yanınıza bırakırsam bende insan değilim lan!’ adeta intikam yemini edercesine sinsi bir sırıtışla kafasını aşağı yukarı doğru salladı. Uzaktan birisi görse muhtemelen genç adamı deli sanabilirdi.
Burun kemerini sıktı. Araçtan viski şişesini alıp büyük yudumlarla içmeye başladı.
‘Nerede hata yaptım ben..’ Bir taraftan sinirle saçlarını karıştırıp bir taraftan da içmeye devam ediyordu.
‘Ulan ..’ derin bir nefes aldı, kendini sıkmayı bırakıp gözyaşlarını serbest bıraktı.
Bir süre sonra ‘bu kahpeliği nasıl yaptınız laaan’ diye kükreyip elindeki bitmek üzere olan şişeyi hızla yere attı.
‘’Hiii’’ Genç adam kırılmış cam parçalarına bakarken duyduğu titrek sesle kafasını hızla sağ tarafına çevirdi.
Karşısında, elleriyle ağzını kapatmış korkuyla ona bakan küçük kızı görünce kaşları istemsizce çatılmıştı. Bir an acaba hayal mi görüyorum diye düşündü ama daha sarhoş olacak kadar içmemişti. Önce gözünü kapatıp açtı, kız hala oradaydı. Etrafına baktı ve çevrede başka kimseyi göremedi. Kolundaki saate baktı, gece 01.17’ydi. Bu kızın burada, bu saatte ne işi var diye düşündü. Kızarmış gözleri ve çatılmış kaşlarıyla kıza doğru adım atmaya başladı.
***
Küçük kız soğuğun etkisiyle iyice mayışmıştı. Arada titreyerek uyandığı uykusundan bu sefer gelen seslere uyanmıştı. Sarhoşların veya tinercilerin gelmiş olabileceğini düşündü ve bulunduğu yere iyice sindi. Bir süre sonra ses kesilince küçük kız ayağa kalkıp sessizce kayalıktan çıktı ve sol tarafa bakınca biraz uzakta, aracına yaslanmış bir şekilde alkol alan genç adamı gördü. Tam yerine dönecekken bağırıp elindeki şişeyi yere fırlatan adamdan korktu ve ağzından titrek bir şekilde çıkan sese engel olamadı. Eliyle hemen ağzını kapattı ama genç adam maalesef onu fark etmişti. Birden adamın kendine doğru geldiğini görünce koşarak kaçmak istedi. Ancak sadece geriye doğru minik adımlar atabilen küçük kızın o minik adımları da duyduğu sert sesle durmuştu.
‘’Kal orada!’’
Küçük kız yutkunmuş ve gittikçe ona yaklaşan adamdan çok korkmuştu. Adam, çok uzun boylu ve biraz iri yapılıydı. Yüzündeki sert ifade, kızarmış gözler ve çatık kaşları onu daha da korkutmuş ve sessizce ağlamaya başlamıştı.
‘’Lü-lütfen ba-na zarar ver-me.. Lüt-lütfen’’ Zorlukla konuşan ve sonlara doğru sesi kısılan küçük kız gözlerini sımsıkı kapattı.
Kızın yanına gelen adam onu korkuttuğu için kendisine içinden okkalı bir küfür etti. Niyeti onu korkutmak değildi. Sert çıkan sesine engel olamamıştı. Bir iki kere derin nefes alıp, boğazını temizledi ve sesinin sakin çıkmasını umarak tekrar konuştu.
‘’Korkma benden, sana zarar vermeyeceğim.’’
Az öncekine nazaran daha ılımlı bir ses tonu duyan küçük kız gözlerini yavaşça açtı. Gözyaşlarının etkisiyle bulanık görüyordu, elleriyle gözlerini ovaladı ve burnunu çekip aralarında iki adımlık mesafe bulunan genç adamı görmek için kafasını kaldırdı. Bu yakınlıktan dolayı geri adımlamıştı ancak genç adam hemen kollarından tuttu. Küçük kız korkuyla titreyince, ‘’Korkma benden ufaklık’’ dedi ve kızın kendisine bakması için bir eliyle çenesini hafifçe tuttu. Ama kızın buz gibi olan tenini fark edince, az önce düzelttiği kaşları yine çatıldı.
‘’Buz gibi olmuşsun. Ne işin var senin burada? Kaç saattir dışarıdasın sen? Kayıp mı oldun? Ailen yok mu?’’ Merakla, sinirle ve sabırsızlıkla hızlıca üst üste sorularını sormuş, cevap vermesi için karşısındaki küçüğe bakıyordu. Çünkü bu saatte ve bu soğukta bu kızın tek başına dışarıda olmaması gerekiyordu.
Küçük kız iç çekerek sadece kafasını hayır anlamında salladı. ‘’Ailem yok..’’ dedi ve başını önüne eğdi. Genç adam kalbinin titrediğini hissetti. Burun kemerini sıktı ve yine konuştu. ‘’Peki nerede kalıyorsun? Kayıp mı oldun yoksa? Nerede kaldığını söyle bana seni kaldığın yere götüreyim hemen.’’
O sırada kızın sol gözünden bir damla yaş düştü. Kafasını tekrar sağa sola sallayıp, ‘’evim de yok benim’’ diye sessizce mırıldandı.
Genç adamın gözleri mümkünmüş gibi şaşkınlıkla açıldı. ‘’Nasıl evim yok?’’ Hem şaşkınlıkla hem de dikkatle kıza bakıyordu. Yaşadığı olay bile aklından çıkmış, şu an tek odak noktası karşısındaki bu ufaklık olmuştu. Boğazını temizledi ve sakin olmaya özen göstererek merakla sordu. ‘’Nerede kalıyorsun peki?’’
Küçük kız sağ elinin işaret parmağıyla kayalıkların arasını gösterdi. Genç adam şaşkınlıkla bakakaldı. Bir an yanlış anladığını düşündü, hatta kıza; ‘şaka yapıyorsun’ demek bile istedi ama karşısındaki kızın hiç şaka yapar gibi hali yoktu. Küçük kız zaten sürekli gözlerini kaçırıyordu ve bu durumdan kaçmak istediği, konuşmak istemediği de çok belliydi. Ama genç adam onu nasıl bırakacaktı?
‘’Peki, akraban veya tanıdığın birileri de mi yok?’’
Küçük kız başını yerden kaldırmadan iç çekti ve zoraki titreyen sesi ile ‘’evden kovdular..’’ diyebildi ve ağlamasını bastırmak için alt dudağını ısırdı.
Genç adam duyduğu o iki kelime ile dişlerini olanca gücü ile sıktı. Küçücük bir kız bu soğukta nasıl evden kovulur diye içinden söylendi. Sağ elini saçlarından sertçe geçirip bıkkın bir nefes verdi.
‘’Arayabileceğim birisi de mi yok?’’ diye ufak bir umutla sordu.
‘’Öğretmenim var bir tek.’’ Küçük kız başını yavaşça kaldırıp, dolu gözleriyle karşısındaki adama baktı. Genç adam, kızın gözlerindeki acıyı görünce boğulduğunu hissetti. Arkasını dönüp sağ elinin işaret ve baş parmaklarıyla kaşlarının üzerini ovmaya başladı. Genç adamın arkasını dönmesi ile küçük kız da sağ tarafına dönüp denizde bulunan tekneleri ve ışıklarıyla geceye renk katan köprüleri izlemeye başladı.
Aradan geçen iki-üç dakika sonra genç adam arkasını döndü. ‘’Bu böyle olmaz’’ dedi kafasını sallayarak. Sıkkın bir nefes aldı ve kendisine bakmayan ufaklığa rağmen gözlerini onun üzerinden çekmeden konuşmaya devam etti. ‘’Hadi, benimle geliyorsun.’’
Küçük kız duyduğu sözlerle başını kaldırdı ve dolu gözlerle kafasını sağa sola sallayarak ‘’hayır’’ dedi ve geriye adımladı. Genç adam, onun korkuyla geriye doğru gitmesiyle tereddüt etsede ona yaklaşmaya devam etti.
‘’Bak, benden korkmanı istemiyorum ama seni burada bırakamam.’’
Küçük kız yine olumsuz şekilde başını salladı. ‘’Teşekkür ederim ama hayır.
Zaten cuma günü öğretmenimle konuşacağım. O bana yardım eder.’’
Genç adam duyduğu sözler üzerine küçük kıza şaşkınlıkla ve kızgınlıkla bakıyordu. Cuma gününe kadar burada mı kalacaktı yani.. ‘Delirmiş olmalı bu kız’ diye içinden konuştu.
‘’Cuma gününe kadar burada kalacaksın. Doğru mu anladım?’’
‘’Evet’’
‘’Bu buz gibi havada?’’
Küçük kız hiç tepki vermeden sakince tekrar ‘’evet, yarın gecede kalacağım zaten ertesi günü cuma’’ dedi omuzlarını silkerek. Adamın neden bu kadar şaşırdığını anlam veremeden gözlerini kırpıştırarak ona bakıyordu.
Genç adam sinirli bir gülüşle burun kemiğini sıkarak, ‘’Saçmalama ufaklık. Benimle geliyorsun dedim. Bu saatte seni tek başına bırakacak değilim. Soğuktan donarsın! Üstelik senin için çok tekin bir yer değil burası’’ kıza doğru adım atmaya devam etti. Küçük kız ise sanki adamdan kaçabilecekmişçesine geriye doğru gitmeye devam ediyordu. Genç adam istese kızı anında tutabilirdi ama daha fazla ürkütmek istemediği için sakince yavaş adımlar atıyordu.
Birden koşarak kaçabileceğini düşünen küçük kız hızla arkasını dönmüştü ki, anında sol kolundan tutulup geriye doğru savruldu ve genç adamın gövdesine sertçe çarptı.
‘’Nereye kaçıyorsun ufaklık?’’