İçeriğe geç

Karahan Konağı

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Karahan Konağı

Bölüm 9

TUZAK VE ALEVLER

Toros Dağları’nın eteğinde, şehirden ve konaktan tamamen uzak, küçük bir kerpiç ev. Kuş sesleri ve rüzgarın uğultusu dışında hiçbir ses yoktur. Zehra, evin önündeki tahta sedirde oturmuş, elindeki portakal çiçeği kolyesine bakmaktadır. Kalbi hala Adana’da, onu bir "yük" olarak görüp gönderen Tarık’tadır.

Yusuf, elinde odunlarla bahçeye girer. Kız kardeşinin bu durgun halleri canını yakmaktadır. Odunları yere bırakıp yanına oturur.

Yusuf: Hala onu düşünüyorsun, değil mi Zehra? Seni korumak için ne kadar canını yaktığını görmüyor musun?

Zehra: (Gözyaşını siler) Eğer beni gerçekten sevseydi abi, ne pahasına olursa olsun yanından ayırmazdı. Beni bu dağ başına sürgün etmezdi. Tarık Bey sadece kendi intikamını düşünüyor.

Yusuf derin bir iç çeker. Tarık’ın gerçek niyetini (onu Belkıs’ın suikast planından korumak için uzaklaştırdığını) bilmektedir ama Tarık’a verdiği söz yüzünden Zehra’ya gerçeği anlatamaz. Sadece "Zaman her şeyi gösterecek kızım, sabret" diyebilir.

Bu sırada Adana’da, Reşat Bey’in çiftliği. Belkıs, Zehra’nın konaktan ani gidişini ve Tarık’ın konakta yapayalnız kaldığını öğrenmiştir. Tarık’ı tamamen ortadan kaldırmak için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Holdingin kalan son pamuk rezervlerinin saklandığı gizli depoyu hedef alırlar.

Belkıs: Tarık, limana yapamadığı sevkiyatın belgelerini o depoda saklıyor. Eğer o depoyu ve içindeki Tarık’ı aynı anda yok edersek, Karahanlı efsanesi sonsuza kadar biter Reşat.

Reşat Bey: Merak etme Belkıs. O depoya öyle bir tuzak kurdum ki, Tarık içeri adım attığı an kendi mezarına girmiş olacak. Ona sahte bir ihbar gönderin; Belkıs’ın depoda saklandığını söylesinler. Koşarak gelecektir.

Gece yarısı. Karahanlı Konağı’nın çalışma odasında Tarık, masasının üzerinde duran telefonun çalmasıyla irkilir. Telefonu açtığında yabancı bir ses fısıldar: "Tarık Bey... Belkıs Hanım’ı bulduk. Holdingin eski un deposunda Reşat Bey’in adamlarıyla buluşacak. Acele edin."

Tarık, bunun bir tuzak olabileceğini düşünse de babasının katilini yakalama arzusuyla gözünü karartır. Silahını beline takar ve konaktan fırlar.

Ancak aynı dakikalarda, Yusuf içindeki kötü bir his yüzünden dağ köyünden Adana’ya, Tarık’ın durumunu kontrol etmek için yola çıkmıştır. Tarık’ın tek başına böyle bir deliliğe kalkışacağını tahmin eden Yusuf, eski motorsikletiyle şehre doğru gaza basar.

Tarık, holdingin eski, metruk deposuna varır. İçerisi kapkaranlıktır. Silahını çekip yavaş adımlarla ilerler. "Belkıs! Çık dışarı!" diye bağırır. Hiçbir ses yoktur. Tam geri dönecekken, deponun devasa demir kapıları dışarıdan zırhlı zincirlerle kilitlenir.

Aynı anda pencerelerden içeriye benzin dökülür ve meşaleler fırlatılır! Depo saniyeler içinde alev alev yanmaya başlar. Tarık, yoğun dumanın içinde öksürerek kapıya yüklenir ama kapı milim kımıldamaz. Alevler etrafını sararken Tarık yere yığılır, bilinci kapanmak üzeredir.

Tam o sırada deponun arkasındaki küçük ahşap havalandırma kapısı büyük bir gürültüyle kırılır. İçeri dalan kişi Yusuf’tur! Yusuf, dumanların arasında sürünerek Tarık’ın yanına ulaşır.

Yusuf: (Bağırarak, Tarık’ı sarsar) Tarık! Uyan! Ölmek için çok erken, kardeşimin sana ihtiyacı var!

Yusuf, yarı baygın haldeki Tarık’ı sırtına alır. Alev dalgaları üzerlerine doğru çökerken, Yusuf canı pahasına Tarık’ı o dar delikten dışarıya, gecenin karanlığına doğru taşımaya çalışır. Ancak deponun çatısı büyük bir gürültüyle çökmeye başlar.

Gözler dağ köyünde aniden yataktan fırlayarak nefes nefese kalan ve "Tarık!" diye bağıran Zehra’nın korku dolu yüzüne ve ardından alevler içinde kalan deponun görüntüsüne odaklanır. İki adam, o cehennemden sağ çıkabilecek midir?

Bölüm sonu

1 yorum