Holdingin eski un deposunun çatısı büyük bir gürültüyle çökerken, içerideki alev dalgası gökyüzünü kırmızıya boyar. Yusuf, son bir üstün gayretle yarı baygın haldeki Tarık’ı deponun arkasındaki havalandırma boşluğundan dışarı fırlatır. Kendisi de hemen arkasından yuvarlanır. İki genç adam, saniyeler farkıyla mutlak bir ölümden kurtulmuştur.
Yusuf’un kıyafetleri yer yer tutuşmuştur; toprakta yuvarlanarak ateşi söndürür. Tarık öksürerek kendine gelmeye çalışırken, deponun arkasından hızla uzaklaşan Reşat Bey'in adamlarının kamyonet sesini duyarlar. Tarık, üzerinde dumanlar tüten Yusuf’a bakar.
Tarık: (Nefes almaya çalışarak) Yine yaptın... Yine canını ortaya koydun benim için.
Yusuf: (Sırtüstü toprağa uzanır, acıyla gülümser) Sana bayıldığımdan değil Karahanlı... Kız kardeşimin buralara gözü yaşlı dönmesini istemediğimden. Kalk hadi, daha hesabımız bitmedi.
Gece yarısı Adana Devlet Hastanesi acil servisi. Tarık ve Yusuf acil müdahale odasındadır. Tarık’ın durumu duman zehirlenmesinden dolayı hafiftir ancak Yusuf’un sırtında ve kollarında ciddi yanıklar vardır.
Dağ köyünde içine doğan kötü hisse dayanamayıp ilk otobüsle Adana’ya dönen Zehra, hastane koridoruna nefes nefese dalar. Sefer Efendi onu karşılar. Zehra, kapının camından içeri baktığında iki adamı da sargılar içinde görür. Tarık, Zehra'nın geldiğini fark edip yatağından doğrulur. Gözleri buluşur. Tarık’ın o soğuk "yük oluyorsun" maskesi, ölümün kıyısından döndüğü bu gecede tamamen düşmüştür.
Zehra: (İçeri girer, Tarık’a sarılmamak için kendini zor tutar ama gözyaşları akar) Ne yaptınız siz? Birbirinizi öldüreceksiniz sanıyordum...
Tarık: Seni korumak için girmek zorunda olduğum bir savaştı Zehra. Ama abin... Abin olmasaydı o depodan çıkamazdım.
Zehra: (Yusuf’un yatağının başına çöker, elini öper) Canım abim... Beni yine sensiz bırakmadın.
Yusuf gözlerini aralar, Zehra’nın elini sıkar: "Söz verdim sana kızım... Bu konak ikimize de yar olana kadar buradayız."
Tarık ve Yusuf’un depoda öldüğünü zanneden Belkıs ve Reşat Bey, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Karahanlı Konağı’na adeta bir zafer alayıyla girer. Belkıs’ın elinde, Ankara’daki bağlantılarını ve rüşvetçi noterleri kullanarak hazırlattığı sahte bir "Geçici Vekaletname ve Yönetim Devri" belgesi vardır.
Konağın avlusuna adımlarını atan Belkıs, karşısında elinde bastonuyla duran Sefer Efendi'yi ve holding avukatını bulur.
Belkıs: (Kibirle yelpazesini sallar) Çekilin önümden! Tarık Beyiniz artık bu toprakların hesabını soramaz. Holdingin de konağın da yeni hakimi benim. Sefer Efendi, müştemilattaki eşyalarınızı toplayın, bugün bu konakta eski düzenden kimse kalmayacak!
o görkemli kapısı yavaşça açılır. Bahçeye giriş yapan araçtan sargılar içinde ama dimdik duran Tarık Karahanlı iner. Onun hemen arkasından, kasketini gururla takmış, Tarık’a omuz veren Yusuf ve gözlerindeki korkuyu tamamen silmiş olan Zehra yürür.
Belkıs, Tarık’ı karşısında canlı görünce elindeki çanta yere düşer, yüzü adeta kireç gibi bembeyaz olur. Reşat Bey arkasındaki adamlarına dönüp yutkunur.
Tarık: (Belkıs’a doğru ağır adımlarla yürür, masadaki sahte belgeyi eline alıp tek hamlede yırtar) Bu konakta sahtekarların hükmü, asıl sahibi kapıdan girene kadardır Belkıs Yenge.
Yusuf: (Reşat Bey’in karşısına dikilir) İşçinin ekmeğini, beyin arabasını, bizim seramızı yaktınız. Ama o alevler bizi öldürmedi, daha da biledi!
Tarık: (Zehra'nın elini tüm kasabanın ve işçilerin gözü önünde tutar) Seyret Belkıs. Bu konak artık senin entrikalarının değil; adaletin, bizim ve can dostum, öz kardeşim Yusuf’un ortak yuvasıdır. Şimdi defolun gidin!
Konağın kapısının önünde polis sirenleri duyulmaya başlar. Belkıs ve Reşat köşeye sıkışmıştır ama gözlerindeki o son nefret dalgasıydı