Gece yarısı. Adana Limanı’na doğru yola çıkmaya hazırlanan pamuk yüklü holding kamyonlarının bulunduğu hangarın etrafı sessizdir. Reşat Bey’in görevlendirdiği siyah giyinmeli iki adam, korumaların nöbet değişimi esnasında telleri keserek içeri sızar. Adamlardan biri elindeki benzin bidonunu kamyonların lastiklerine ve brandalarına dökerken, diğeri kibriti ateşler.
1. Adam: (Fısıldayarak) Çabuk ol, Belkıs Hanım "Tek bir çuval bile limana sağlam ulaşmayacak" dedi.
Kibrit pamuklara değer değmez hangardan devasa bir alev topu yükselir. Siren sesleri geceyi bölerken, konaktaki odasında sevkiyat evraklarını inceleyen Tarık, gelen telefonla ayağa fırlar. Telefonun ucundaki ses dehşet içindedir: "Tarık Bey, hangarları yaktılar! Sevkiyat kül oluyor!"
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Tarık, hangar alanına varır. İtfaiye yangını söndürmüştür ancak manzara korkunçtur; tonlarca kaliteli pamuk ve üç büyük sevkiyat kamyonu demir yığınına dönmüştür. Tarık, yanan pamukların simsiyah küllerine bakarken yumruklarını sıkar. Tam o sırada Belkıs, arkasında holdingin diğer yönetim kurulu üyeleriyle birlikte alana gelir. Yüzünde sahte bir üzüntü maskesi vardır.
Belkıs: (yalancı bir feryatla) İnanamıyorum! Gitti canım pamuklar... Tarık, ben sana demedim mi işlerin başında duramazsın diye? Avrupalı ortaklara teslimat bugün yapılmalıydı. Bu tazminat bizi bitirir!
Tarık: (Gözlerini Belkıs’a diker) Bu bir kaza değil yenge. Bu bir sabotaj. Ve bunu yapanlar, o tazminatı benim değil, kendi kanlarıyla ödeyecekler.
Belkıs: (Yönetim kuruluna dönerek) Görüyorsunuz ya, çocukça intikam oyunlarıyla holdingi felakete sürüklüyor. Acilen olağanüstü toplantı talep ediyorum!
Tarık, darmadağın bir halde konağa döner ve sakinleşmek için tek huzur bulduğu yere, cam seraya yönelir. Zehra oradadır; haberi almış, gözyaşları içinde Tarık’ı beklemektedir. Tarık’ın üstü başı is ve duman kokmaktadır. Zehra dayanamayıp ona doğru bir adım atar.
Zehra: Tarık... Çok üzgünüm. Bunu kim, neden yapar aklım almıyor. Sana bir şey olacak diye çok korktum.
Tarık: (Zehra’nın omzuna dokunur) Korkma Zehra. Beni böyle kolay yıkamazlar. Ama içimizdeki haini bulmam lazım.
Tam o sırada Yusuf, elinde tarladan getirdiği aletlerle seraya girer. Tarık ve Zehra'nın bu duygusal anını görünce yine içi cız eder. Ancak bu kez durum ciddidir. Yusuf, kasketini çıkarıp Tarık’ın karşısına dikilir.
Yusuf: Tarık Bey, geçmiş olsun. Ama bilmeni isterim; bu yangın tarladaki işçinin işi değil. Biz hakkımızı ararız ama ekmek teknemizi yakmayız. Şüpheni bizden uzak tut.
Tarık: (Yusuf'un gözlerinin içine bakar) Benim şüphem işçide değil Yusuf. Benim şüphem, yukarıda, konakta şampanya patlatanlarda.
Yusuf, Tarık’ın bu sözüyle duraksar. Tarık’ın düşmanının işçiler değil, konaktaki büyük güçler olduğunu ilk kez idrak etmeye başlar.
Gece, konak derin bir sessizliğe gömülmüştür. Zehra, Belkıs’ın odasını temizlemek ve kahve fincanını almak için içeri girer. Belkıs banyodadır. Zehra tam çıkacakken, makyaj masasının üzerinde duran ve üzerinde holdingin amblemi olan gizli bir dosya dikkatini çeker. Dosyanın üzerinde "Reşat Bey - Ankara Hisseleri Nakit Transferi" yazmaktadır. Zehra titreyen elleriyle dosyayı açar; içinden hangarın kundaklandığı saatte Reşat Bey’in hesabına geçirilen milyonların dekontu çıkar!
Zehra belgeyi göğsüne saklayıp hızla odadan çıkarken, banyonun kapısı açılır. Belkıs, aynadan Zehra’nın odadan çıkışını yakalar ama belgenin alındığını henüz fark etmemiştir. Kaşları çatılır.
Zehra nefes nefese seraya koşar ve Tarık’ı orada bulur. Elindeki belgeyi Tarık’a uzatır. Tarık belgeye baktığında gözleri büyür. Hainin ve kundakçının kanıtı artık elindedir.

