İçeriğe geç

Karahan Konağı

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Karahan Konağı

Bölüm 19

KALE KUŞATMASI

Reşat Bey’in serbest kalma haberi Adana adliyesinden sızdığı an, Karahanlı Konağı’nda adeta kırmızı alarm verilir. Tarık, holdingin güvenlik adamlarını konağın dört bir yanına dizer. Yusuf ise tarlalardaki güvenilir gençleri toplayıp eli silahlı nöbetçiler fırlatır avluya.

Aynı dakikalarda Belkıs, üst kattaki odasından Reşat’ın dönüşünü büyük bir zafer sırıtışıyla izlemektedir. Aşağı inip avlunun ortasında gergin bir şekilde bekleyen Tarık, Yusuf ve Zehra’nın karşısına dikilir.

Belkıs: (Keyifle yelpazesini sallar) Ne o Karahanlı ittifakı? Yüzünüzden düşen bin parça. Reşat’ın nefesini ensenizde hissetmeye başladınız değil mi? Ankara adaletini hafife aldınız, şimdi hesabını ödeyeceksiniz.

Yusuf: (Silahının kabzasına elini atar) Sen sesini kes Belkıs! O Reşat buraya gelecekse, kefenini de yanında getirsin. Kardeşimin canına kasteden adamı bu topraklara gömerim!

Tarık: (Yusuf'u sakinleştirir, Belkıs'ın gözlerinin içine bakar) Reşat’ı da seni de o Ankara’daki koruyucularınızı da sırayla bitireceğim Belkıs. Konaktan çıkışınız olmayacak.

Akşamüstü. Zehra, dışarıdaki bu gerilimden dolayı kendini konağın cam serasına kapatmıştır. Ellerinin titremesini engellemeye çalışarak portakal çiçeklerinin yapraklarını düzenler. Tarık, sessizce seraya girer ve Zehra’ya arkasından sarılır. Zehra’nın gözlerinden yaşlar süzülür.

Zehra: Tarık... Yine o günlere mi döneceğiz? Yine arkamıza bakarak mı yürüyeceğiz bu sokaklarda? Ben abimin ya da senin bir kurşuna daha hedef olmana dayanamam.

Tarık: (Zehra’yı kendine çevirir, yüzünü ellerinin arasına alır) Asla Zehra, asla. Bu sefer savunmada kalmayacağız. Reşat serbest kalmış olabilir ama tek bir hata yaptığı an onu ömür boyu çıkamayacağı bir deliğe tıkacağım. Sen bu serada, bu konakta güvendesin. Ben nefes aldığım sürece kimse sana dokunamaz.

İki sevgili loş serada birbirine kenetlenirken, dışarıda Reşat Bey’in sağ kolu Mithat’ın kiraladığı bir adam, konağın duvarının arkasından seranın içini izlemektedir.

Ertesi gün sabah erken saatler. Yusuf, atölyeye gidecek olan ilk kumaş sevkiyatını bizzat kontrol etmek için kamyonete biner. Zehra da idari evrakları yetiştirmek için Yusuf’un yanındaki koltuğa oturur. Tarık, konaktaki işleri toparlamak için geride kalmıştır.

Kamyonet, şehrin dışındaki tenha eski değirmen yoluna girdiğinde, önlerine aniden iki büyük siyah araç kırar. Yusuf sertçe frene basar; lastikler çığlık atarak durur. Araçlardan elinde otomatik silahlarla Reşat Bey’in adamları fırlatır.

Yusuf: (Hızla torpidodan silahını çıkarır) Zehra! Koltuğun altına yat! Sakın çıkma!

Çatışma başlar. Yusuf, kamyonetin kapısını siper ederek adamlara ateş açar. İki adamı vurmayı başarır ama Mithat arkadan dolanarak kamyonetin sağ kapısını tekmeyle açar ve alt koltukta saklanan Zehra’yı saçından tutarak dışarı sürükler.

Zehra: (Çığlık atarak) Abi!! Kurtar beni!

Yusuf: (Arkasını döndüğünde Mithat'ın silahı Zehra’nın şakağına dayadığını görür) Bırak lan kardeşimi! Bırak!

Mithat: Silahını at Yusuf! Yoksa kızın beynini buraya dağıtırım!

Yusuf, çaresizlik ve öfke içinde silahını yere bırakır. Mithat’ın adamları Yusuf’un kafasına silah kabzasıyla vurarak onu yere serer. Zehra’yı ağzını kapatarak siyah araçlardan birine bindirip hızla uzaklaşırlar. Yusuf, başından sızan kanla toprakta yatarken "Zehra..." diye sayıklar.

İki saat sonra. Karahanlı Konağı’nın çalışma odasında Tarık, gelen telefonla irkilir. Ahizeyi kaldırdığında karşısında Reşat Bey’in o alaycı, buz gibi sesini bulur.

Reşat Bey: Tarık Karahanlı... Nasıl, sessizliğimi beğendin mi?

Tarık: (Telefonun kablosunu sıkarken eklemleri beyazlaşır) Reşat... Eğer Zehra’ya ya da Yusuf’a bir zarar verdiysen...

Reşat Bey: Yusuf kafasını kaşıyor şu an değirmen yolunda. Ama o çok sevdiğin kız, Zehra, şu an benim misafirim. Şimdi beni iyi dinle Karahanlı. Yarın gece yarısına kadar holdingin tüm hisselerini ve Karahanlı Konağı’nın tapusunu Belkıs’ın üzerine devredeceksin. Belgeleri imzala ve eski değirmene tek başına gel. Eğer arkandan tek bir polis ya da adamın sızarsa... Zehra’nın cansız bedenini nehrin sularından toplarsın.

Telefon kapanır (DIT DIT DIT...)

O sırada odanın kapısı açılır; başı sargılı, üstü başı toprak içinde, gözleri delice dönmüş halde Yusuf içeri dalar. Tarık’ın elindeki ahize yere düşer. İki adam, hayatlarının en büyük kumarı ve en büyük acısıyla karşı karşıyadır. masanın üzerinde duran portakal çiçeği kolyesine ve Tarık ile Yusuf’un intikam ve çaresizlik dolu bakışlarına odaklanarak kararır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.