Ambulansın siren sesleri Adana sokaklarını inletmektedir. Sedye hızla acil servisten içeri alınırken, Zehra’nın beyaz elbisesindeki kan lekesi giderek büyümektedir. Yusuf, elleri kız kardeşinin kanına bulanmış bir halde sedyenin peşinden koşar. Tarık ise hemen arkalarındadır; yüzü kireç gibi beyaz, gözleri tamamen kararmıştır.
Yusuf: (Bağırarak) Kardeşimi bırakma doktor! O kurşun benimdi, benim yerime vurdular onu!
Tarık: (Doktorun yakasını tutar, sesi titrer) Onu kurtaracaksın... Duydun mu beni? Gerekirse tüm holdingi, tüm Adana'yı yakarım ama Zehra o odadan sağ çıkacak!
Zehra ameliyathaneye alınır. Kapının üzerindeki kırmızı "Ameliyat" ışığı yandığında, Yusuf sırtını duvara yaslayıp yere çöker. Tarık ise ellerindeki Zehra'ya ait kan izlerine bakarak hastane koridorunda adeta bir aslan gibi volta atmaktadır. İki adamın yüreği de aynı kadın için yanmaktadır.
Sabahın ilk ışıkları konağın üzerine doğarken, avluda ölüm sessizliği hakimdir. Sefer Efendi, müştemilatın merdivenlerinde oturmuş, elindeki bastona sarılarak sessizce ağlamaktadır. Tarık, hastaneden kısa süreliğine konağa döner. Amacı, Tarık Karahanlı’nın adaletini kendi elleriyle dağıtmaktır.
Polisler tarafından gözaltına alınmadan önce Tarık’ın adamları tarafından konağın mahzenine kapatılan Seyfettin, sandalyeye bağlı halde durmaktadır. Tarık içeri girer, ceketini çıkarıp bir kenara fırlatır. Gözlerinde ne merhamet vardır ne de hukuk.
Tarık: (Seyfettin’in çenesini sıkarak) Reşat nerede Seyfettin? Bana son şansını iyi kullan, yoksa bu mahzenden senin sadece cesedin çıkar.
Seyfettin: (Korkudan titreyerek) Beyim valla benim suçum yok! Reşat Bey emir verdi... "Yusuf’u vur, Tarık’ın kanadını kır" dedi. Kendisi Mersin Limanı üzerinden yurt dışına kaçacak! Bu gece yarısı bir yük gemisine binecek!
Tarık, Seyfettin'i mahzende bırakıp hızla dışarı fırlar. Arabasına binerken Yusuf’u arar: "Mersin Limanı'na gidiyorum. Reşat kaçıyor."
Gece yarısı. Mersin Limanı’nın karanlık, konteynerlerle dolu tenha bir köşesi. Reşat Bey, elinde valiziyle kendisini bekleyen tekneye doğru yürümektedir. Tam tekneye adım atacakken arkasından bir araba fren sesi yükselir. Tarık ve arkasından eski motorsikletiyle yetişen Yusuf, Reşat’ın kaçış yolunu keser.
Reşat Bey: (Silahını çeker, delice güler) Demek geldiniz... O küçük kızın kanı kurumadan beni yakalamaya geldiniz ha?
Yusuf: (İleri fırlar, göğsünü siper eder) O kurşunun hesabını almaya geldim Reşat! Kardeşimin canını yakan her nefesinin hesabını soracağım!
Tarık: (Silahını Reşat’a doğrultur) Yolun sonu Reşat. Çukurova’yı bize dar ettin, şimdi o karanlıkta boğulma sırası sende.
Karanlık limanda silahlar patlar! Reşat’ın adamları ve Tarık arasında çatışma çıkar. Yusuf, gölgelerin arasından sızarak Reşat’ın üzerine atılır. İki adam konteynerlerin arasında acımasızca yumruklaşır. Yusuf, Reşat’ı altına alıp yumruklarken, Tarık Reşat’ın elindeki silahı tekmeyle fırlatır. Reşat, kanlar içinde yere yığılırken jandarma sirenleri limanı doldurur. Reşat Bey, hak ettiği kelepçeyle adalete teslim edilir.
Şafak vakti. Tarık ve Yusuf, üstleri başı toz ve kan içinde hastane koridoruna geri dönerler. Sefer Efendi hala oradadır. Ameliyathanenin kapısı saatler sonra yavaşça açılır. Doktor, yorgun bir yüz ifadesiyle dışarı çıkar. Maskesini indirir.
Tarık: (Nefesini tutarak) Doktor... Konuş, yalvarırım.
Doktor: Mucize gerçekleşti... Kurşun kalbin birkaç milim uzağından geçmiş. Kanama çok büyüktü ama Zehra Hanım güçlü bir kız. Ameliyattan çıktı, şu an yoğun bakımda. Tehlikeyi atlattı.
Yusuf ve Tarık birbirlerine bakarlar. Aralarındaki tüm o eski husumet, sınıfsal nefret ve acı, o an bir kez daha silinir. Yusuf, Tarık’ın omzuna elini koyar.
yoğun bakım odasındaki Zehra. Zehra, gözlerini hafifçe aralar. Pencerenin dışından ona bakan Tarık ve abisi Yusuf’u görür. Yüzünde çok hafif, yorgun bir gülümseme belirir. Karahanlı Konağı’nın üzerindeki o kara bulutlar dağılmaya, Çukurova’nın güneşi bu üç genç hayat için yeniden doğmaya başlamıştır.