İçeriğe geç

Karahan Konağı

Bölüm 13 · 2 dk okuma

Karahan Konağı

Bölüm 13

KURŞUNUN GÖLGESİ

Kamyonları bağlanan ve hakkında yakalama kararı çıkan Reşat Bey'in kaçış haberi Adana’ya bomba gibi düşmüştür. Tarık ve Yusuf, kazandıkları büyük zaferin gururuyla konağın avlusunda durmaktadır. İşçiler tarlalara geri dönmüş, su kanalları sonuna kadar açılmıştır. Zehra, elinde üç bardak buzlu şerbetle merdivenlerden iner. Yüzünde uzun zamandır ilk defa gerçek bir tebessüm vardır.

Zehra: Başardınız... Adana’yı o zalimlerin elinden kurtardınız ya, artık bu topraklarda başımız dik yürürüz.

Tarık: (Zehra’nın gözlerinin içine bakarak) Senin cesaretin olmasaydı Zehra, o belgeler elimize geçmezdi. Bu zafer en çok senin.

Yusuf: (Kasketini arkaya iter, gülümser) Hemen rehavete kapılmayın. Reşat denen çakal köşeye sıkıştı. Köşeye sıkışan hayvan daha tehlikeli olur. Polis her yerde arıyor ama henüz iz yok.

Şehrin tamamen dışındaki kayalık arazide, terk edilmiş döküntü bir bağ evi. Reşat Bey, darmadağın bir halde masanın başında oturmaktadır. Yanında sadece sadık adamı Seyfettin kalmıştır. Reşat’ın gözleri uykusuzluktan ve öfkeden kan çanağına dönmüştür.

Reşat Bey: (Masayı yumruklar) Her şeyimi aldı! İtibarımı, kamyonlarımı, paralarımı... Tarık Karahanlı beni Adana’ya rezil etti! O tarlanın delisi Yusuf da ona yancılık yaptı!

Seyfettin: Beyim, polis dağ yollarını tutmuş. Akşama kalmadan buradan çıkmamız lazım, ihbar edecekler.

Reşat Bey: Giderim... Giderim ama canlarını sökmeden gitmem! Tarık’ı vurursam holding arkasından ağlar. Ama Yusuf’u vurursam... O seradaki çiçeği koparırsam hem Tarık yıkılır hem de o emektar takımı. Seyfettin, konaktaki son adamımıza haber uçur. Düğmeye basıyoruz.

Konakta akşamüstü. Yusuf, seradaki saksıları düzenledikten sonra yorgun argın müştemilattaki odasına geçer. Tarık ise holdingin yarım kalan evraklarını imzalamak için şehre, merkez binaya gitmiştir. Konak avlusunda sadece Zehra ve Sefer Efendi kalmıştır.

Zehra, bahçedeki çiçekleri sularken konağın büyük demir kapısının önünden şüpheli bir kamyonetin yavaşça geçtiğini fark eder. Kamyonetin içindeki adam, doğrudan müştemilata doğru bakmaktadır. Zehra’nın içine bir kurt düşer. Tam abisi Yusuf’a seslenmek için müştemilata doğru yürürken, arka bahçeden bir tıkırtı gelir.

Zehra korkuyla arkasını döndüğünde, elinde susturuculu silahıyla Seyfettin’i karşısında bulur!

Seyfettin: Sesi çıkarma kızım. Reşat Bey’in selamı var. Abinin canını almaya geldik, sen de biletisin.

Zehra çığlık atmaya çalışırken Seyfettin onun ağzını kapatır. Ancak sesleri duyan Yusuf, kapıyı tekmeyle açarak bahçeye fırlar. Seyfettin’in Zehra’yı tuttuğunu görünce gözü döner.

Yusuf: Bırak lan kız kardeşimi! Şerefsiz, erkeksen karşıma çık!

Seyfettin, Yusuf’u görünce Zehra’yı kenara fırlatıp silahı doğrudan Yusuf’un göğsüne doğrultur. Tam o sırada holdingden erken dönen Tarık’ın arabası konağın kapısından içeri dalar. Tarık, farların ışığında Seyfettin’in silahını görür. Arabadan fırlayıp "Yusuf! Çekil!" diye bağırır.

Silah patlar! (GÜM!)

Ancak kurşun Yusuf’a değil, abisini korumak için hiç düşünmeden onun önüne atlayan Zehra’ya isabet eder. Zehra, göğsünü tutarak yavaşça yere yığılırken beyaz elbisesi kana bulanır.

Yusuf feryat ederek kız kardeşinin üzerine kapanır: "Zehraaa! Hayır, aç gözlerini!" diye bağırır. Tarık ise dünyası başına yıkılmış bir halde Seyfettin’in üzerine atılır, silahı elinden fırlatır ve onu yere serer.

yerde kanlar içinde yatan Zehra’nın elinden düşen o portakal çiçeği kolyesine, Yusuf’un dinmeyen hıçkırıklarına ve Tarık’ın gözlerindeki o deli vahşete odaklanır. Çukurova’da intikam savaşı artık bir ölüm kalım savaşına dönüşmüştür.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.