Gece yarısı. Zehra odasında abisi Yusuf’un çocukluk fotoğrafına bakarken, kapının altından sızan gölgeyi fark eder. Yüreği ağzına gelir. Tam çığlık atacakken kapı yavaşça açılır; içeri giren Tarık’tır. Tarık eliyle Zehra’nın ağzını kapatır, gözleriyle dışarıyı işaret eder.
Tarık: (Fısıldayarak) Şşşt, sakin ol Zehra. Konağın etrafında Reşat’ın adamları fır dönüyor. Seyfettin’in seni izlediğini fark ettim. Odandan çıkarken dikkatli olmalısın.
Zehra: (Nefes nefese) Tarık... Seyfettin bugün Belkıs’ın odasına girip bazı evraklar aldı. Reşat’a götürecek eminim. Yarın sabah tarlalarda büyük bir tezgah kuracaklar, işçileri kışkırtacaklar.
Tarık: (Zehra'nın saçlarını okşar) Merak etme. Onlar tezgahı kuruyorsa, biz de o tezgahı başlarına yıkacağız. Şimdi uyu, güvendesin.
Tarık pencereden sessizce süzülürken, konağın bahçesindeki karanlıkta Seyfettin’in sigarasının kırmızı ışığı parlamaktadır.
Ertesi sabah. Tarık ve Yusuf, şehrin dışındaki terk edilmiş eski bir tuğla fabrikasında gizlice buluşurlar. Yusuf’un sırtındaki sargılar hala durmaktadır ama gözleri intikam ateşiyle yanmaktadır. Tarık, Zehra’dan aldığı bilgileri harita üzerinde Yusuf’a gösterir.
Tarık: Reşat, tarlalardaki su kanallarını kesip işçileri susuz bırakarak suçu holdinge, yani bana atmak istiyor. İşçiler ayaklanınca da kendi adamlarını devreye sokup tarlaları yağmalatacak.
Yusuf: (Kasketini masaya koyar) Çukurova’nın işçisi toprağına ihanet etmez Tarık, yeter ki başında duran adamı bilsinler. Ben yarın sabah tüm ağaları, tüm işçileri tarlanın ortasında toplayacağım. Sen de gizli ortaklığımızın ilk hamlesini holding kanadından yapacaksın.
Tarık: Aynen öyle. Reşat’ın limana göndereceği kaçak pamuk kamyonlarının rotasını öğrendim. Onlar bizim tarlalarla uğraşırken, biz onların can damarını keseceğiz.
Güneş tepede kavurucu bir sıcakla durmaktadır. Seyfettin, Reşat Bey’in talimatıyla su kanallarının kapaklarını kilitlemiş ve işçilerin karşısına dikilmiştir. İşçiler sıcaktan ve susuzluktan isyan etmek üzeredir.
Seyfettin: Görüyorsunuz ya ağalar! Tarık Karahanlı İstanbul’dan geldi, holdingin borçları yüzünden sizin suyunuzu da kesti, hakkınızı da yiyor!
Yusuf: (Kalabalığı yararak öne çıkar, elindeki küreği yere vurur) Yalan söylüyorsun Seyfettin Efendi! Bu su Çukurova’nın suyudur, Karahanlı’nın değil! Kapakları kilitleyen anahtar senin cebinde, emri veren de Reşat Bey’indir!
İşçiler Seyfettin’in üzerine yürümeye başlar. Yusuf, işçilerin önünde durarak adaleti sağlar ve su kapaklarını baltayla kırarak suyu yeniden tarlalara akıtır. İşçiler Yusuf’u omuzlarına alırken, Seyfettin korkuyla arabasına binip kaçar.
Aynı saatlerde, Reşat Bey’in gizli deposundan çıkan ve piyasaya sürülmek üzere hazırlanan kaçak pamuk yüklü üç kamyon, tenha liman yolunda ilerlemektedir. Birden önlerini jandarma ve mali polis ekipleri keser. Kamyonların arkasından Tarık Karahanlı ve holding avukatı çıkar. Tarık, Zehra'nın konaktan sızdırdığı kaçakçılık belgelerini bizzat emniyet müdürüne teslim etmiştir.
Polis Amiri: Tırları bağlayın! Reşat Bey hakkında acil yakalama kararı var!
Reşat Bey, çiftliğinde Seyfettin’den tarladaki planın patladığını öğrendiği an polis sirenleri evinin önünde çalmaya başlar. Reşat, masadaki silahını kapıp arka kapıdan kaçarken gözleri delice dönmüştür.
Zehra bahçede Yusuf ve Tarık’ın sağ salim dönüşünü beklemektedir. Yusuf ve Tarık, büyük bir zafer kazanmış olarak konaktan içeri yan yana girerler. İki eski düşman, şimdi Adana'yı titreten iki büyük ortak olmuştur. Ancak kaçan Reşat’ın son bir kurşunu olduğunu ikisi de unutmuştur.