Zehra’nın yoğun bakımdan normal odaya alınışının üzerinden bir hafta geçmiştir. Hastane odası, tarlalardan getirilen taze portakal çiçekleriyle kokmaktadır. Tarık, sabaha kadar Zehra'nın başucunda beklemiş, o uyurken elini bir an olsun bırakmamıştır. Zehra gözlerini yavaşça açtığında karşısında yorgun ama içi titreyerek ona bakan Tarık’ı bulur.
Zehra: (Sesi kısık ve zayıftır) Tarık... Yine mi gitmedin? Kaç gecedir buradasın?
Tarık: (Zehra'nın elini öpüp alnına koyar) Sen gözlerini tamamen açana kadar, bu topraklara bahar gelene kadar hiçbir yere gitmem Zehra. Canımdan can gitti sandım. Bir daha benden sakın saklanma, git deme.
Zehra: (Hafifçe gülümser) Abim nerede? O iyi mi?
Tarık: İyi... Tarlada, işçilerin başında. Reşat’ın tutuklanmasından sonra herkesin morali yerine geldi. Ama aklı hep sende, birazdan gelir.
O sırada kapı açılır ve içeri elinde Sefer Efendi'nin hazırladığı çorbayla Yusuf girer. Kasketini çıkarıp kardeşinin yatağının kenarına oturur. İki erkek, Zehra'nın etrafında ilk kez tam bir aile gibi kenetlenmiştir.
İki hafta sonra. Zehra tamamen iyileşmiş ve tekerlekli sandalyeyle de olsa nihayet Karahanlı Konağı’na geri dönmüştür. Ancak konak eski, kasvetli günlerinden uzaktır. Tarık, Belkıs ve Reşat’ın yarattığı tüm tahribatı silmek için büyük bir adım atmaya karar vermiştir.
Konağın avlusunda tüm pamuk işçileri, köyün ileri gelenleri ve emektarlar toplanmıştır. Tarık ve Yusuf merdivenlerin başına yan yana çıkarlar. Zehra da hemen arkalarında, babası Sefer Efendi'nin yanında oturmaktadır.
Tarık: (Kalabalığa seslenir) Çukurova’nın güzel insanları! Bu konak yıllarca sizlere sadece buyruklar verdi. Ama bugün burada, babamın vasiyetini ve adaleti yerine getiriyorum. Karahanlı Holding’in tarlalarındaki ortaklık payının %20'sini, bu toprakları canı pahasına koruyan işçilere ve onların temsilcisi, benim de can kardeşim olan Yusuf’a devrediyorum!
İşçiler arasında büyük bir sevinç çığlığı kopar. Yusuf şaşkınlıkla Tarık’a bakar. Tarık elini uzatır, Yusuf da onun elini sıkar. Sınıf farkı, dökülen kanların ve edilen yeminlerin ardından resmen yıkılmıştır.
Gece yarısı. Konaktaki kutlamalar bitmiş, el ayak çekilmiştir. Zehra, artık bastonuna dayanarak yavaş yavaş yürüyebilmektedir. Sakin adımlarla en sevdiği yere, cam seraya gider. Seranın ışıkları loş bir şekilde yanmaktadır. İçeri girdiğinde Tarık’ı elinde tek bir beyaz gül ile onu beklerken bulur.
Tarık: Zehra... Bu konak, bu tarlalar, holding... Hepsi seninle anlam kazanıyor. Ben buraya intikam için gelmiştim ama aşkı buldum. Benimle bu topraklarda, Karahanlı Konağı’nın gerçek hanımı olarak bir ömür yürür müsün?
Zehra: (Gözleri parlayarak Tarık’ın göğsüne yaslanır) Bu konak bizim acımızla yoğruldu Tarık... Ama sevginle yeşerdi. Seninle her yere gelirim.
İkili seranın ortasında birbirine sarılırken, uzaktan onları izleyen Yusuf’un yüzünde gururlu bir tebessüm vardır. Kardeşini nihayet en güvendiği adama emanet etmiştir.
Adana Kapalı Cezaevi. Belkıs Karahanlı, demir parmaklıkların arkasındaki gri ve kasvetli koğuşunda yatağında oturmaktadır. Saçları darmadağındır, yüzündeki o kibirli ifadeden eser kalmamıştır. Koğuş kapısı açılır ve bir gardiyan içeri girerek Belkıs’ın eline gizli bir mektup tutuşturur.
Belkıs mektubu aceleyle açar. Mektupta sadece tek bir cümle yazılıdır: "Reşat Bey Ankara'daki adamlarını devreye soktu, dava bozuluyor. Güz hasadında dışarıdasınız. Yarım kalan hesabı kapatma vakti yakındır."
Belkıs mektubu okur okumaz delice ve sinsi bir kahkaha atmaya başlar. Belkıs’ın intikam dolu gözleri adeta parlıyordur
Ekranda sırasıyla; konakta Tarık ve Zehra'nın el ele tutuştuğu o mutlu an, tarlada işçileriyle omuz omuza çalışan Yusuf'un huzurlu yüzü belirir ve ardından gökyüzünde aniden patlayan bir şimşekle Çukurova’nın üzerine yeniden kara bulutlar toplanmaya başlar.
1.SEZON FİNALİ