İçeriğe geç

KARAHAN

Bölüm 8 · 9 dk okuma

KARAHAN

Bölüm 8

K-8

•

Banyomuzda yer alan küvetin avantajını kullanarak yıkanabildiğim gün hiç olmadığı kadar rahatlamıştım. Evde geçirdiğim dördüncü günde tertemiz halde yatakta yatıyordum.

Sadece biraz içim buruktu. Meran hanım Zeren'i sorduğu için zorla da olsa gitmesini sağlamıştım.

Evden çıkalı iki saat oluyordu. Saçlarımı da kurutmuş öyle gitmişti canım arkadaşım.

Ben yalnız değildim. Evet çok tuhaf ve inanılması zor geliyor ama Karahan benimle birlikte.

İçeride oturuyor.

Hala şaka gibi geliyordu.

Heyecandan nabzım yükseldiğinden odamda kalmayı tercih etmiştim fakat çok sıkılıyordum. Uykum yoktu bunalmıştım.

-"Karahan?"

Utana sıkıla seslendim. Nasıl bir arada duracağız hiçbir fikrim yoktu.

Kapıda uzun boyuyla belirdi.

-"Çok sıkıldım içeriye gelmek istiyorum." Normalde zor olsa bile kendi çabamla yataktan kalkabiliyordum ama nedense bugün kendimi daha ağır ve şişkin hissediyordum.

-"Kucağına almana gerek yok!"dedim hızlıca.

-"Belimden tutsan yeterli."dememe rağmen beni utançtan kıvrandıracak halde kucakladı.

Güçlü kuvvetli babanı görüyor musun?

-"Karahan ağırım."dedim mahcubiyetle.

-"Ağır mısın? Dikkat et." Kapıdan geçerken başımı başına doğru yaklaştırdığımda göğsüm içe çöktü.

Kokusu,sıcaklığı beni sakinleştiriyordu. Ve ben çok uzun zaman kokususu solumak için dualar etmiştim.

Parmak uçlarımın uyuştuğunu hissederken istemsizce titrek bir iç çektim. Yan gözle bana baktı. Rezil oldum.

-"Teşekkürler."diye mırıldanırken yüzüne bakamıyordum.

Neyse ki odada telefonum çalmaya başlamıştı.

Koltuğa oturur vaziyette iken Karahan odama geri gitti. Getirdiği telefonuma baktım. Ekranda Yavuz ismini görünce onu unuttuğumu hatırladım.

-"Efendim?"diyerek açtım.

O esnada Karahan yanıma oturmuş yine kalbimi sıkıştırmıştı.

-"Kızım sen nerdesin ya? Arayacağım dedin oldu iki ay."

Yavuz Arıkan. Torpilli olarak çalıştığım şirketin veliahtı oluyordu. Başıma tüm bunlar gelmeden yakın birer arkadaştık.

-"Biraz öyle oldu. E sende aramadın?"diye savundum kendimi.

İlk başlarda zaten şirkette görüşüyorduk. Sonra ailemin yanına gideceğim biraz tatil yapıp dönerim demiştim.

-"Ben yeni geldim. Babam yine şutlamıştı beni." Sık sık şirketin Amerika şubesine gider en az bir ay orada çalışırdı.

-"Şey..bende evdeyim ama biraz durumlar karışık."

-"E geleyim özledim sizi ya."

Büzülen dudaklarımla karnıma baktım. Nasıl anlatayım ki?

-"Zeren yok ben varım. Yarın gel...konuşuruz."dedim en sonunda. İllaki bir şekilde öğrenecekti.

-"Bir esrarengiz halin var hayırdır diyorum ama neyse. Gelirim o halde. Hadi görüşürüz dikkatli ol."

-"Görüşürüz."dedim ve kapatıp kenara koydum.

-"Çok mu sıcak ya?"dedim kendi kendime. Normalde evin ısısı bu kadar yüksek olmazdı.

Karahan sessiz televizyondan gözlerini çekmeden derin bir nefes alıp verdi.

-"Çıplaksın Helen. Hasta mı olmak istiyorsun?"

Şortum gayet kalındı ve üşümüyordum.

-"Ben hamileyim Karahan ateş basıyor beni biraz kısar mısın?"dedim hızlıca.

Duvardaki panodan sıcaklığı ayarlarken belime küçük minderi sıkıştırıp elimi karnımın üstüne bıraktım.

-"Telefonun çalıyor." Sehpada sessizdeydi gözüm kayınca görmüştüm. Dedesi arıyordu.

Ekrana bakıp yanıma oturdu. Alıp açmamıştı.

Bende umursamadım. Daha başka dertlerim vardı. Durmadan keşke öğrenmeseydi diyerek kendimi kötü hissettiriyordum. En azından bilmiyor bilmeyecek diyordum. Şimdi biliyor yanımda ve dünyanın en yabancı adamı. İçim sızlıyor. Kendimi ona yabancı hissediyorum. Çocuğunu taşıyan bir yabancı.

-"Helen? Sana diyorum."

Koluma değen eliyle daldığım yerden koptum.

-"Duymadım ne?"dedim ve yerimde kıpırdandım.

-"Bir şey yemek ister misin?"

Başımı iki yana salladım.

-"İstemiyorum."dedikten sonra tek elimle koltuğa tutunup ağır ağır ayağa kalktım.

-"Niye kalktın? Otursana kızım bir şey olacak." Yanıma dikilip dirseğimi tuttuğunda onu ittirdim ve camın önüne doğru yürüdüm.

-"Karahan yalandan ilgili gibi davranma. Sırıtıyor üstünde." Elim belime destek halindeydi. Camdan şehir manzarasına baktım.

-"Yalandan mı? Senin düşünmene göre yanında durmak zorunda da değilim zaten."

Camın yansımasından arkamda dağ gibi durduğunu görüyordum.

-"Aynen öyle."diye mırıldandım.

-"Ben senin amacını gayet iyi anlıyorum ama yemezler güzelim."

Güzelim derken?

Koltuğa geri dönen adama bakmak için geriye döndüm.

-"Neymiş amacım?"

Karşısına geçerek televizyonla göz bağını kestim. Bakışları ağırca bedenimde ve karnımda gezerek oyalandı.

-"Beni bıktırmak yanından uzaklaştırmak. Sonra Karahan gitti diyip çocuğu gizlemek. Nasıl?"dedi sinirli tavrıyla.

Gülerek karnımı okşadım. Baban cidden deli.

-"Deli misin acaba sen? Görme hakkını neden elinden alayım?"

-"Baba olma hakkımı 4 ay boyunca aldığın gibi yine alırsın." Tekrar kalkıp karşıma dikildi.

-"Evli bir adama koşarak gidilmez. Evli olmasaydın elbette gelip söylerdim. Ama bu durumda böyle kolay söylenmiyor."

Elini saçlarının arasından geçirip seslice ofladı.

-"Boşandığımı duysan gelecek miydin?"diyince kaşlarım havalandı.

Ne yazık ki gerçeği söylemem gerekiyordu. Bu yüzden gözlerimi kaçırıp başımı iki yana salladım.

Sinirle gülmüştü.

Oturma ihtiyacı duyarak koltuğa yöneldim. Beklemediğim bir anda destek aldım. Tutunacak yer ararken belime sardığı koluyla beni rahatça oturttu hemen yanıma yerleşti.

Göğsüme dolu havayı üflerken alçılı dirseğim bedenine değdiği için heyecanlandım.

-"Karahan bak. Ben ailemi küçükken kaybettim." Bunu anlatmayı sevmiyordum. Beni çok zorluyordu.

-"Şu an bir ailem var evet ama ben bu yaşıma kadar sevgisiz büyüdüm. Bunun yokluğunu bilmiyorsun. Bir çocuk para pul mal mülk istemez. Annesi ve babası tarafından sınırsız bir sevgi ister."

Elimin tersiyle yanağımı sildim. Ağlamıyordum ancak yaşlar istemsizce akıyordu.

-"Ben oğlumu bundan mahrum bırakmayacağım."

Ben sevilmedim. Beni sevmediği gibi oğlumu da sevmeyecekti. Biliyorum. Baba olmakla bitmiyoru bu.

-"Neden böyle şeyler düşünüp kendini üzüyorsun? Acı çekmek hoşuna mı gidiyor?"diye sorarken gözleri yüzümü tarıyordu.

Başımı aksi yöne çevirdim. Ardından parmaklarını çenemde hissettim.

Dudaklarım kendiliğinden aralanırken başımı kendine doğru çevirdiğinde kalbim ağzımda atıyordu.

Bütün kusursuzluğu ile o kadar yakınımda ki.

-"Ben ne evlenmeyi ne de baba olmayı düşünen bir adamdım. Zorunluluktan dolayı evlendim. Ki buna evlilik denmez. Yaşadığım saldırı sonrası...baba olmak içime yerleşmiş bir yaraya dönüşmüştü. Neye ulaşamazsan onu istersin ya bende de öyle oldu."

Kıpırdanan kalın dudaklarını izlerken gözlerine masum masum baktım. Hala parmağı çenemdeydi ve usulca okşuyordu.

-"Neden denemediniz? Sizin orda ilk gece çarşafı beklemiyorlar mıydı?"dememle beyaz dişlerini göstererek beni bayılttı.

Güldü.

-"Bana kimse istemediğim bir şeyi yaptıramaz Helen. Bu aşiret dahi olsa."

Yutkunup dudaklarımı ıslattım. Bir anda dudaklarıma bakınca kanımın ısısı yükseldi. Bana karşı ufak da olsa bir isteği var mıdır?

-"Özel bir soru olacak ama..Naze ile hiç-"

-"Hiç."diye sözümü kesti.-"Başka kimse de olmadı. Sen hariç."

Kızarmış demek az kalırdı. Yüzüm pişiyordu. Hem sesinin tonuna hem sıcaklığına artık dayanamayacaktım.

Durumun farkındayım. Ama arkadaşlar ben hamileyim! Hormonlarım fazla çalışıyor lanet olsun.

-"Sevmediğin birinden çocuk sahibi oldun. Naze'yi de sevmiyorsun onunla da birlikte olabilirdin."dedim utana sıkıla.

Boğuk erkeksi sesinden baş dönmesi yaşıyordum. Ek olarak şu dudağımla çenem arasındaki parmağını çekmezse pat diye baygınlık geçireceğim az kaldı.

Gözlerimiz hiç kopmuyordu. Ayak parmaklarımı yere bastırıp kendimi sıkıyordum. Tuhaf hissediyorum. İçimde patlamaya hazır bir volkan vardı sanki.

-"Naze hiçbir zaman kuzenimden öte bir kadına dönmedi. Ama sen...gözümde güzel küçük bir kadındın."

NASIL?!

Kulaklarım doğru mu duydu?

Nereye bakacağımı şaşırarak düzensiz soluklarımla yerimde kıpırdandım. Karnımda hissettiğim hareketlilikle elimi oğluma attım.

Dur oğlum ya şimdi değil.

-"O ne demek? Benden mi hoşlanıyordun yani?" Nasıl bir aptallığıma denk geldi bilmiyorum ama çat diye ortaya konuştum.

Onu güldürmek hoşuma gitmeye başlıyor.

-"Buna bir isim koyacak kadar boş vaktim olmuyor. Kız kardeşimin arkadaşı olarak da düşünmem yanlış olurdu."

Ee yani?

Sonuç ne be adam?!

Dizimi stresten sallarken biraz daha yaklaştı. Hamile bir kadın bu kadar zorlanmaya gelmez!

Artık görüş açımda yalnızca dudakları varken nefesi dudaklarımdan girip nefesime karışıyordu.

-"Beni yatağına aldıktan sonra düşünmek için vaktim oldu."

Tanrım!

Tek gecelik ilişkisi olarak aklına mı girmiştim?! Bu o demek oluyor.

Ve böyle söylemek çok edepsiz gelse de damarlarım fokur fokur kaynıyordu. Onu yatağıma almamın ne kadar hoşuma gittiğini bilse benden uzak kaldığı için pişman olurdu.

Elini yüzümden çekmeden diğer elini belime kaydırdı. Oradan sırtıma geçirdi ve aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi.

Bir gram direncim kalmadığında nasıl bu hale geldiğimizi düşünüyordum. Çünkü en son tartışıyorduk.

Karahan'dan gelen soluk sesiyle gözlerim kendiliğinden kapandı. Parmakları sırtımı okşarken dudaklarımız birbiriyle buluştu.

Ayların hatta yılların özlemi içime sığmıyordu. Bu adam benim hem sınavım hem de sevdamdı.

Aralanan dudağımı dudaklarının arasına aldı. Isırarak dilini gezdirdiğinde boğazımdan bir inleme yükseldi. Tamamen refleks olarak çıkarttığım ses sonrası Karahan elini saç diplerime atarak beni ne kadar mümkünse o kadar kendine çekti.

İlk öpüşmem de ikincisi de aynı adama aitti. Aklımda kalan dudaklarını adeta yercesine öperken onu öpmeme izin vererek kendini bırakmıştı.

Uzandım ve tek elimi kaslı göğsüne koydum. Sırtım koltuktan kopmuş olsa da çoğunlukla Karahan üstüme eğilmiş durumdaydı. Kokusuyla sıcaklığıyla kaplanmıştım.

Dillerimiz birbirine değdiğinde yoğun bir titremeyle göğsüne sokuldum. Oğlum keşke biraz daha küçük olduğunda bu anı yaşasaydık. Babana yanaşamıyorum!

Ne kadar sürdü bilmiyorum ancak dağıldığımı ve yoğun şekilde ıslandığımı düşündüğüm saniyelerde telefonum çalmaya başladı.

Karahan olmasa ağır bir küfür ederdim.

Ki kendisi benim yerime küfür ederek homurdanmış dudaklarımı bırakmıştı. Döndü arkasında kalan telefonumu aldı.

Zeren arıyordu.

Göğsüm yerinden çıkarcasına hareket halindeyken aramayı yanıtladım. Konuşmadan önce elbette nazikçe boğazımı temizledim.

Dudaklarımda Karahan'ın tadının olması vücudumda karıncalanma hissiyatı yarattı.

-"Alo canım orda mısın?"

-"Efendim?"dedim.

-"Ancak arayabildim. Evdeyim diye haber verecektim."

Tam zamanında aradın canım arkadaşım.

-"Nasıl annen? Her şey yolunda mı?"diye sordum.

Karahan hala dibimde duruyordu. Telefon sol kulağımda iken Karahan sağdan sağdan soluğuyla yüzümü rahatlatıyordu.

-"İyi olmaya çalışıyor diyebilirim. Abim sana bakıyor değil mi? İçim hiç rahat değil."

İçin çok rahat olsun.

-"Bakıyor bakıyor merak etme. Ayaklarıma masaj yapacak şimdi."

Zeren'le bir kaç saniye duraksamanın ardından karşılıklı kıkırdadık. Karahan ise ağzının içinden söyleniyordu.

-"Ay fotoğraf karesi görmeden inanmam. Neyse ben sizi baş başa bırakayım konuşuruz. Yeğenime ve kendine iyi bak."

Karnıma bakıp tebessüm ettim.

-"İyiyiz halası endişelenme. Sende kendine iyi bak görüşürüz."

Telefonu kapatırken büyük avucuyla karnımı tuttu. Bende başımı geriye yasladım. Az önce ne yaşadık biz öyle?

Nutkum tutuldu.

-"Yatmak ister misin?" Birlikte mi?

-"Hayır. Birazdan." O karnımı izlerken ben görüş açımda olan boynunu izliyordum. Şöyle burnumu dayayıp bir içime çeksem dedim.

Başını çevirdi. Burun buruna denk geldik. Sanki romantik bir şarkı çalıyordu. Gevşemiş ve zevk dolu bir çift olmuştuk.

En azından ben öyle hayal ediyorum.

-"Sancın yok değil mi? Endişeleniyorum."dedi kısık tahrik edici bir tonda.

Of ya da bana öyle geliyor delireceğim!

-"İyiyiz diyorum ya."

Eli yanağımdan şakağıma kaydı. Kaşımın üstüne atılmış dikişe yapışık halde duran bantta parmaklarını usulca gezdirdi.

-"İyi olmanıza ihtiyacım var."dedi kısık seste. Ardından küçük bir dokunuşla dudaklarımı öptü. Ağzımdan kısık bir memnuniyet mırıltısı ayrıldı.

Nasıl olduysa aniden bir ağrı hissettim. Şimdi mi cidden?

Kaşlarım kendiliğinden çatılırken sırtımı dikleştirdim.

-"Yatmam gerekiyor."dedim sıkıntıya bürünerek.

Saniyesinde eli belimi buldu ve koltuğa uzanmamı sağladı. Başımın altına minder sıkıştırıp gözlerini yüzüme dikti.

Sakin sakin nefesler alıp vermeye başladım. Gözlerimi tavana çevirmiş bacaklarımı hareket ettiriyordum.

Stres olmuştum.

Tam da gevşemiş bir nebze de olsa dünyayı unutmuşken. Oğlum beni kendime getirdi.

-"Yapabileceğim bir şey var mı?" Koltuğun yanında yere diz çökmüş benden gelecek tepkiyi bekliyordu.

Ona bakmadım.

-"Hayır."dedim yalnızca.

Dizlerimi kırıp birbirine yapıştırdım. Bir kaç dakika öylece durabildim. Ağır ağır hafifleyen sancıyla tuttuğum nefesimi üflemiştim.

Kalkabilmek için elimi ona uzattım. Ayağa kalktı ve elimi tutmak yerine beni kucakladı.

-"Karahan yürüyebilirim."

-"Biliyorum."

Göz devirdim.

-"Daha niye sürekli kucağına alıyorsun?"

Odamdan içeri girerken karanlıkta ışıldayan gözlerine baktım.

-"Yükünü hafifletmeye çalışıyorum."

Dudağımın kenarını ısırıp derince soluk aldım.

-"Biraz zor."dedim duyacağı yükseklikte.

Ruhumun yükü ne yazık ki hafifleyecek gibi değildi.

-"Uyuyacak mısın?"diye sordu.

Yorganı ayak ucumdan karnıma kadar çekti. Karahan hiç dışarıdan göründüğü kadar gamsız değilmiş. Çocuğu için mi bilmiyorum fakat böyle bebek gibi davranılmak çok hoşuma gidiyordu.

-"Eğer ağrım olmazsa evet."dedim ve yastığımı düzelttim.

Tek kolla bir şeyler yapmak çok zor. Hemen bir ay geçsin ve alçıdan kurtulayım istiyorum.

-"Seslenirsin. İçerideyim."

Başımla onayladım.

Yalnız kaldığımda gözlerim kapanmıştı. Sevilmek istedim. Bu gece rüya gibi gelen ilgi alakanın gerçek ve sonsuz olmasını istedim.

Fakat oğlum doğana kadar gerçek mi yoksa mecburiyet mi olduğunu anlayamayacaktım.

•

Merhaba iyi geceler ❤️

İlk temas geldiğine göre ne düşünüyorsunuzz?

Çok sık aralıklarla yazdığım için daha uzun olamıyor ne yazık ki şimdiden belirteyim 🫠

Bölüm sonu

7 yorum