•
Eski bir yapıya sahip ev her şeyiyle çok güzeldi fakat taştan olduğu için oldukça soğuktu. Genelde buraya yazın gelmeyi tercih ettikleri için de ısıtma sistemi yoktu.
Şömineyi yakıyor salonda uyuyordum.
Hayatımın nasıl gittiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Daha iyi olacağım diye kaçmış olabildikçe mutsuz yaşıyordum.
İki aydır buradaydım. Zayıflamış bedenimde küçük bir top varmış gibi duran karnımı izleyip vakit geçiriyordum.
Hareketlerini hissetmek yüzümü güldüren tek şeydi. Cinsiyetini henüz öğrenmemiştim. Merak da etmiyordum. Tek duam sağlıklı olmasıydı çünkü annesi sağlıksızdı. İştahım yoktu midem yemek almıyordu. Adeta hasta gibi sadece yatabiliyordum.
Ara ara evin apartmanının alt katında bulunan kahveciye iniyordum. Çalışan kızlardan biriyle arkadaş olmuştuk. Hiç olmazsa ara sıra sohbet etmek iyi geliyordu.
Tek sorun Zeren olmuştu. İlk gün ki bağırıp çağırmaları kulağımdaydı. Bana çok kızgındı ama dönmeyeceğimi biliyordu. Korkum ise Karahan'a anlatmasıydı.
Onu ilk defa bu kadar uzun süre görmedim. Olması gereken buydu fakat benim adeta ciğerim sökülüyordu. Yüzü gözümün önüne geldikçe ağlayıp duruyordum.
Bir şekilde onsuzluğu kabul edecektim.
Telefonumun sesiyle uzandığım koltuktan kalkıp masaya ilerledim. Zeren arıyordu.
Gün aşırı mutlaka görüşürüyorduk.
Aramayı yanıtlayıp telefonu vazoya yasladım. Gözleri beni gördüğü an yaşlı yaşlı gülümsedi.
-"Canım."dedi uzatarak.
-"Nerdesin sen?"diye sordum arkasını tanıyamayınca.
-"Şirketteyim." Kaşlarımı kaldırıp indirdim.
-"Halasının kuzusunu özledim de senle bir ilgisi yok."diyince güldüm.
-"Hani teyzesiydin."
-"Her şeyi olurum ben onun."dedi omuz silkerek.
Gülümsemeye devam edip sandalyeyi geri ittirdim ve ayağa kalktım. Kalın sweati yukarı kaldırıp yuvarlak karnımı ortaya çıkardım.
Onun içimde büyümesine öyle alışmıştım öyle iyi hissediyordum ki.
-"Ya...Helen." Tıpkı benim gibi sulu göz olduğu için anında burnunu çekti.
Dudağını bükerek karnımı sevdiği esnada kapı çaldı. Bende kim olduğunu duymak için sessiz kaldım.
-"Evet?"
-"Zeren hanım. Abiniz odasında...gelmeniz gerekiyor efendim."dedi gelen her kimse.
-"Beni mi çağırdı?"dedikten sonra bana döndü.
-"Adar abim arıyor. Ay ne oluyor be? Az sonra arayacağım Helen'im. Kendinize iyi bakın."
-"Tamam haber ver."dedim kapattık. Niye bilmiyorum ama kuşku duydum. Kötü bir his içimi sardı.
Aradan saatler geçti. Zeren geri aramadı. Aramalarıma dönmedi. Artık kötü bir şey olduğuna emindim ve yerimde duramıyordum.
Ya Karahan'a bir şey olduysa?
Tanrım.
Kimden nasıl haber alacağımı düşünüp duruyordum. Son çare Meran hanımı da aramıştım ancak yine yanıtsız kalmıştım. İki aydır kadınla konuştuğum yoktu.
Ama ne olursa olsun açardı.
Korkudan ellerim titriyordu. Koltuğa tutunarak oturduktan sonra alnımı ovaladım.
İstanbul'a gezmeye gelip giden ve her seferinde birlikte gezdiğimiz kardeşini aramaya karar verdim. Baran,Zeren'den büyük fakat en küçük erkek kardeşleriydi.
Ne olduğunu bilmiyorum ama bir şey olmuştu. Zeren dünya yansa beni arardı.
Numarasına tıklayıp dudağımı ısırmaya başladım. Bir yandan karnımı okşayarak sakin kalmaya çalışıyordum.
Açmayacak derken son anda açtı.
-"Alo?"
Sesindeki titreyen tınıyla yüreğime bir şey oturdu.
-"Baran? Her şey yolunda mı? Zeren'e ulaşamıyorum."dedim hızlıca.
Etrafı gürültülü kalabalıktı ancak nefes alışlarını duyabiliyordum.
-"Burada. Biz...babam. Helen babamı kaybettik."
Ağlamaya başlayıp telefon uzaklaştığında kalakaldım.
Firaz ağa.
Beni Zeren'den ayırmayıp koruyan kollayan adam.
Gözlerimi silerek hıçkırıklarımı içime attım ve hemen havayolu şirketini aradım. Yarın öğlede bulduğum bilet sonrası Zeren'in ne kadar perişan olduğunu düşünerek ağlamaya başladım.
Babasına çok düşkündü. Annesi ayrıydı ama babası onun için çok başkaydı.
Yanında olmam gerekiyordu.
'
İki parça eşyayı geniş kol çantama koymuş evi kapatmıştım. İlk önce İstanbul'a inmiş oradan Mardin uçağına yetişmiştim.
Hava karardığında Mardin'deydim.
Yorgunluktan gözlerimi açamasam bile son enerjimi kullanıyordum.
Nerede yaşadıklarına dair herhangi bir fikrim yoktu. Ancak tanımayan da yoktur diye düşünerek bulduğum taksiye binmiştim.
-"Sencer konağına gitmek istiyorum. Biliyor musunuz?"diye sordum.
Başıyla onayladı.
-"Herkes orada abla bilmeyen mi var?"
Oturduğum koltuğa sindim. Koruma amaçlı karnıma sardığım ellerimle ısınıyordum.
İçime tulum giymiştim. Üstüme de bol bir kazak. Bir skandal yaşamak istemezdim.
Yol bitmek bilmiyordu. Taşlı yollarda araba stabil bir hızla giderken karanlıktan etrafı göremiyordum.
Yaklaştığımızı hissettikçe gözlerim doluyordu.
-"Geldik."
Camdan dışarıya baktım. İlk gözüme çarpan dev gibi ahşap kapılar oldu. İki yana açılmıştı. Sokak çok kalabalıktı. Evin önünü zar zor görüyordum.
-"Ne kadar?"diye sordum.
-"Cenazeye gelmişsiniz belli ki. Gerek yok abla."
İtiraz etmeye vaktim yoktu ancak minnet duyarak taksiden indim. İnsanlara çarparak ilerlerken bir elim karnımdaydı.
Herkes ayrı yerde ağlıyordu. Yaşlı adamlar kadınlar herkesin gözü yaşlıydı. Ağıt sesleri bütün alanı sarmıştı.
Ürperdim. Kendimi kötü hissettim.
Kapıdan içeri girip büyük bir bahçeye girdim. Yüksek duvarlarla çevrili konak biraz daha ilerideydi. Masalar bahçeyi doldurmuştu ve ona rağmen insanlar ayaktaydı yerlerde oturuyorlardı.
Bu kadar kalabalığı hiç bir arada görmemiştim.
Nemli gözlerle insanlara bakarak yürürken tanıdık yüz göğsümü hafifletti. Hızlı adımlarla yanına ilerledim.
Oturduğu sandalyede düşmüş omuzlarıyla dimdik bedeninden eser kalmamıştı. İçim gitti.
-"Karahan?" Kalbimdeki acı sesime yansımıştı.
Duyar duymaz başını kaldırdı. Kızarmış gözlerine ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
-"Başın sağ olsun."
-"Sağ ol." Boğazını temizleyip yavaşça ayağa kalktı. Başımı kaldırdım yüzüne baktım.
-"Zeren'in yanına nasıl gidebilirim?"diye çekinerek sordum.
Elini uzatınca önüne geçtim. Yürürken bu sefer önüme bakıyor kimseye göz değdirmiyordum. Devasa bahçeyi kat ettikten sonra taş merdivenleri çıkmaya başladık.
Nefes nefese kalmıştım. Halim kalmamıştı.
-"Şeyda."
Bir diğer tanıdık yüzü gördüm. Yüzü gözü burnu ağlamaktan kırmızıydı.
-"Buyur ağam?"diyerek karşıladı Karahan'ı.
Çıktığımız merdivenle evin avlusuna ancak ulaşmıştık. Burada kadınlarla doluydu.
-"Helen'i Zeren'in yanına götür."diye buyurdu.
Şeyda ile yola koyulup onu geride bıraktım.
Yine merdiven çıkıyorduk. Bir üst kat sessizdi. Çıt çıkmıyordu.
-"Koridorun sonundaki oda."dedi Şeyda.
-"Sağ ol."diyerek adımladım.
Hızlıca ulaşıp girdiğim odada gördüğüm Zeren bambaşka bir kızdı. Camın önünde oturmuş boşluğa bakıyordu.
Kapı sesi duyduğu gibi karşısında beni gördü. Koşarak yanına gittim ve yere dizlerimin üstüne oturarak omuzlarına sarıldım.
Orada öylece sakinleşmesini beklerken onunla birlikte ağlıyordum.
-"Çok canım yanıyor."
Saçlarını okşayıp öptüm. Daha sıkı sarıldım. Hıçkırıklarının arasında elleri karnımı bulduğunda gülümsediğine şahit oldum.
-"Keşke babam da görebilseydi. Çok sevinirdi."dedi ağlayarak.
Yanağımı sildim ve dişlerimi sıktım. İnsan annesini babasını kaybedince teselli edilmezdi ki. Hangi söz hangi kelime uygun olurdu?
-"Eminim görecektir."diye fısıldadım güçsüz şekilde.
-"Çok erkendi. Daha çok erken." Yaşlarla ıslanmış yüzünü silip boşluğa daldı.
-"Nasıl oldu?"diye korka korka sordum.
Dudağını ıslattı.
-"Şekeri vardı. Gece uykuda şekeri yükselmiş.."
Devam etmedi. Karşılıklı olarak sustuk. Bugün öğlede defnedilmişti. Her şey daha çok tazeydi.
Mümkün olduğunca yanında ona destek olacaktım.
-"Biraz uyumak ister misin?"
Sorumu sessizce onayladı. Yatağına uzandığında üstünü örtüp baş ucuna oturdum ve ağrıyan sırtımı yasladım. Eli elimin içinde yan dönerek gözlerini kapattı.
Uyuması uzun sürmedi. Zaten çok yorgun görünüyordu. Ki bende öyleydim. Üst üste uçağa binmek bedenimi hırpalamıştı.
Biraz odada bulunan koltukta uzansam da uyuyamayacağımı anladım. Çok huzursuz ve yabancı hissediyordum.
Bir de susamış.
Mecburen koltuktan kalkmış odadan çıkmak için yola koyulmuştum. Aklımda Meran hanımı da görmek varken durmadan kendimi kontrol ediyordum.
Kazağımı çekiştiriyor karnımın belli olmadığını bilsem de tedirgin oluyordum.
Montumu giymediğimden hafifçe titredim. Konağın içinde soğuk rüzgar esiyordu. Adımlarımı hızlandırıp merdivenleri indiğim sırada karşıma Baran çıktı.
-"Hoş geldin."dedi gözlerindeki ağır yorgunlukla.
-"Başın sağ olsun."dedim hüzün içerisinde.
Başını salladı.
-"Sağ ol. Zeren'e bakacaktım iyi mi?"
-"Uyudu şimdi. Yorulmuş."
-"Sen bir şey mi aradın? Nereye?"diye sorunca dudaklarımı kıpırdattım.
-"Su alacaktım. Mutfak nerede?"dediğimde benimle gelmeyi teklif etmişti.
Birlikte konağın giriş avlusundan alt kata inen iç merdivenlere yöneldik. Bir yandan kadınlar geçip gidiyordu. Herkesin elinde tabak tabak yemek vardı.
Büyük bir mutfak alt kattaydı. Girişinde tavandan başlayan bir sürü dolap vardı. İleriye doğru geniş bir masa ve cam cephesinde sedir gibi ahşap oturma grubu yer alıyordu.
Dışarıdan bakınca da konak devasa bir yapıydı. Şaşırmadan edemiyordum.
-"Bir suyla çay versene Reyhan. Geç şöyle."
Konağın arkasındaki ağaçlık alana bakan cama gözlerimi diktim. Birlikte sedire yan yana oturduk sırtımızı mutfağa dönmüştük.
-"Sende yorgun görünüyorsun yatsaydın."
Öylesine omuz silktim.
-"Meran hanımı görebilir miyim?"
Duraksadı. Derin bir iç çekti.
-"Annem iyi değil. Sakinleştirici vermek zorunda kaldık. Uyuyor uyanıyor." Alnını sıvazlayarak dirseğini masaya dayadı.
-"Allah sabır versin."dedim fısıltıyla. Zordu.
Ama her şeye alışılıyordu. Her şeye herkesin yokluğuna alışılıyordu.
-"Amin amin."
Yutkunup önüme koyulan sudan büyük bir yudum aldım.
-"Yemek ister misiniz?"diye sordu yanımda duran kadın.
-"Hayır teşekkürler."
-"Yeseydin."dedi Baran.
Midemde hafif bir bulantı vardı ve burada kendimi zorlamak istemiyordum. Dinlensem daha iyi olacaktım.
-"Tokum."derken karşımıza bir kadın gelip oturdu. Hiç konuşmadan öylece oturmasına biraz şaşırdım.
Saçının üstünden takılmış siyah bir tülbentle saçlarının bir kısmı örtülüydü.
-"Abin seni arıyordu Baran."dedi kadın. Konuşurken gözleri üstümdeydi.
Baran pek takmadı. Cevaplamadı.
-"Sizi daha önce görmedim diye hatırlıyorum."dedi en sonunda.
-"Ben Ayşe."
-"Kadem abimin eşi."diye açıkladı Baran.
Anladım dercesine başımı salladım.
-"Zeren'in arkadaşıyım. Helen. Memnun oldum, bu arada başınız sağ olsun."diye ekledim.
Gözlerini kaçırdı.
-"Dostlar sağ olsun."dedi sesini kısarak.
Firaz ağayı sevmeyen yoktur diye anlatırdı Meran hanım. Şimdi daha iyi anlıyordum.
-"Gel otursana. Dinlen iki dakika." Ayşe arkamıza bakarak birine söylemişti. Kim olduğuna bakmak için döndüğümde Naze'yi görmemle yüzüm kasıldı.
-"Anneme yemek çıkarttım ama uyuyordu. Hoş geldin sende Helen." Adımı hatırlamış olmasını beklemiyordum.
Bir şey demeden yalnızca başımı salladım.
-"Sana misafir odalarından birini hazırlasınlar."diye araya girdi Baran.
-"Zeren'in odasında kalırım."dedim direkt. Koltukta uyurdum daha iyiydi. Bir de misafirlik yapamazdım.
-"Konak boşalmaya başladı. Gidiyorlar yavaş yavaş." Ayşe ve Naze kendi arasında konuşurken istemsizce kulak misafiri oluyordum.
-"Sen otur o zaman bir şey olursa ararsın." Baran yanımdan gidince bende kazağımı çekerek ayağa kalktım. Elime su bardağını aldım.
-"İyi akşamlar."diye mırıldanarak mutfaktan çıktım.
Et kokusuna daha fazla tahammül edemeyecektim.
Zeren'in odasını bulana kadar kimseye rastlamadım. Kapıyı usulca kapatıp koltuğa uzanırken üstüme montumu örttüm. Oda soğuk değildi ancak sıcak da değildi. Duvarda gözüme çarpan klimayı açmayı düşündüm sonra vazgeçtim.
Zor da olsa uykuya dalabilmiştim.
'
Gece uykularım zaten zor oluyordu. Minik fasulyem büyüdükçe bana baskı yapıyordu ve son zamanlarda derin derin uyuyamıyordum.
Saat kaçtı bilmiyorum ancak geri uyuyabileceğimi düşünmüyordum.
Koltuğa tutunarak doğruldum. Hiç rahat değildi. Ciddi anlamda işkence çekmiş gibi uyanmıştım.
Banyo olduğunu düşündüğüm kapıdan sessizce geçip yüzüme su çarptım. Her yanım ağrıyordu. Elimle saçlarımı düzeltip hareket etmek için odadan çıktım. Koridorun başında olan geniş camdan gördüğüm kadarıyla gün ağarmak üzereydi.
Epey soğuk vardı.
Fakat benimde yürümeye ihtiyacım vardı.
Avlu tarzı olan geniş balkona çıktığımda taş duvarlara ellerini dayamış duran adamı gördüm. Ayaklarım olduğu yere sabitlendi.
Babanı da uyku tutmamış.
Ağlanacak halime tepki vermiyordum ya ondan bu deliliğim.
Onun aksi yönüne diğer tarafa doğru adımladım. Balkon duvarının dibinde yürürken belimdeki inanılmaz ağrının geçmesini bekliyordum.
-"Ne yapıyorsun bu saatte?"
Oradan buraya bu kadar sessiz ve hızlı gelmesini beklemiyordum. Küçük bir korku nidası çıkartıp geriye döndüm.
-"Ne yapıyor gibi duruyorum?" Aslında cevap bile vermemi hak etmiyordu ama acısı taze olan bir adama kötü davranmak istemedim.
Omuzlarını kaldırıp indirdi. Yine gözüm üstüme kaydı. Ödüm kopuyordu yemin ederim.
-"İçeri geç soğuk hava."dediğinde gözlerim yüzüne odaklandı. Hiç uyumamıştı belli ki.
Arkasını dönüp balkonun kenarına yaklaştı ve yine dışarıyı izlemeye koyuldu.
Şimdi bilse karnımda bebeği olduğunu ne yapardı?
Ne yapacak Helen?
Sanki karı kocaydık ve ben hayal kuruyordum. Yine saçmalıyordum.
Ben kendi dünyama döneceğim. Kimse bilmeyecek öğrenmeyecek. Bunun aksi söz konusu bile olamaz.
Sessizce oflayıp elimi belime koydum. Burada da rahat yoktu. Son kez uzaktan sırtına baktım. Kalbim nasıl atıyorsa ağzımdan çıkacaktı.
Bir türlü şu adamı yenemedim. Üstesinden gelemedim.
-"Karahan?"
Avluya açılan bir başka kapıdan birisi göründü. Sabahlığının kuşağını bağlarayak gelen Naze kalbimi avucunda parçalarken önüme döndüm. O beni görse de hiç bakmadan içeri girdim.
Çoktan çeneme süzülmekte olan yaşı sertçe sildim. Bunu sen istedin dedim kendi kendime. Bu benim seçimimdi. Aşık olduğum adamın çocuğunu tek başıma büyütmeyi ben seçtim.
'
Aradan iki gün geçmişti. Bu iki günü genel olarak Zeren'in odasında geçirdim. Aynı katta bulunan odada kalmamı sağlayan kendisi olmuştu. Hiç yoktan iyidir diyerek en azından yatakta yatmıştım.
Bu iki günde Karahan'ı görmedim. Sadece dün akşam Meran hanımın yanına gitmiştim. Ruh gibi teriminin karşılığıydı. Perişan olmuştu. Onu o halde görünce sanki kendi babamı tekrar kaybetmişim gibi ağlamıştım. Hormonlarıma bağlayarak kendimi tutmaya çalışsam da çok kötü hissediyordum.
Yalnızdım. Tükenmiştim. Üstesinden geleceğim dedikçe her şeyin altında kalıyordum.
-"İyi akşamlar. Gelebilir miyiz?"
Gözlerimi yanan ateş çukurundan çektim. Gelenler konağın gelinleriydi. Önüme döndüm. Zeren bana bakıyordu. Sanki gelmeyin desem normal karşılayacaklardı.
Konağın en üst katında şehir manzarası eşliğinde oturuyorduk. Arkamızda duvar olsa da önümüz açıktı. Omzumuzda polar battaniye ile duruyorduk. Ateşin etrafına sabitlenmiş rahat ahşap sandalyelere oturdular.
Baran da bizimleydi fakat o geride masadaydı. Telefonla konuşuyordu.
Ayşe, Naze ve Şeyda alakasız bir şekilde karşımdaydılar. Üstümdeki örtü sayesinde her yerim kapalıydı. Zeren'den bulabildiğim en bol kazağı giymiş de olsam istediğim kadar bol değildi.
Konağı terk etmem gerektiği beynimde yankılanıyordu.
-"Hayırlı akşamlar."
Yabancı bir ses duyuldu. Dönüp bakmadım.
-"Hoş geldin."dedi Baran.
Adam onun yanına geçtiğinde Zeren'le bakıştık.
-"Amcamın oğlu Nizam."dedi.
-"Kahveleriniz nasıl olsun?" Evin yardımcılarından birisi seslenmişti.
Muhtemelen herkesinkini biliyordu zaten.
-"Ben içmeyeceğim teşekkürler."diyerek ayağa kalktım.
Telefonum masada Baran'ın yanında onun şarjına takılıydı. O yüzden yanlarına ilerlerken Nizam denen adam bana bakmıştı.
-"Merhaba."dedi duyacağım yükseklikte.
-"Merhaba."dedim bende mırıldanarak.
Telefonum sessizdeydi ve bildirimlere göz gezdiriyordum. Ailem olarak Zeren'i bilsem de çevrem genişti. İkimizinde ortak çok arkadaşımız vardı.
-"Daha önce tanışmış mıydık?"
Naze'nin yüzüne bakarak oturmaktansa masada oturmayı tercih ettim. Sandalyeyi çekip Baran'ın yanına oturdum.
-"Sanmıyorum buralı değilim."diye yanıtladım adamı.
-"Nizam ben. Nizam Sencer."
Sencer soyadının sadece Karahan'a yakışması gibi bir gerçek var ortada.
-"Helen bende memnun oldum." Oldukça ilgisiz görünmek isteyerek telefonuma döndüm.
Eksiklik vardı ya tam olmuştu.
Kadem ve Karahan çatının kapısından girdiklerinde oflamak istedim.
Hala eve gelen giden vardı. Üç gündür yoğun bir kalabalık hakimdi ve ben ilk kez odadan dışarı çıkmıştım diyebilirim.
-"Nerede yaşıyorsun Helen?"
Telefonumu kitleyip üşümüş ellerimi masanın üstünde birleştirdim.
-"İstanbul'da. Zeren'le birlikte yaşıyoruz."dediğimde kaşının birisi havaya kalktı.
-"Ya öyle mi? Ne güzel."
Başımı salladım. Sonra ayağa kalkıp Zeren'in yanına ilerledim. Karahan oturduğum yerde oturuyordu. Gözleri ateşe kitlenmiş elinde sigarasıyla sabitti.
-"Zeren ben iniyorum. Sen otur."dedim kalkar gibi olunca.
Kaç gün üstüne yataktan çıkmıştı hava alması daha iyiydi.
Arkamı dönüp alanı terk ederken sevmeyi ihmal ettiğim karnıma elimi koydum. Biraz daha sabretmesi lazımdı. Bol bol dinlenecektik.
Sadece bu konaktan ayrılmam gerekiyordu.
•
Merhaba herkese iyi geceler ❤️
Hızlı ilerliyoruz gibi geliyor ama dediğim gibi geçiş bölümleri oluyordu.
Umarım beğenmişsinizdir bir sonraki bölüm görüşürüzz ❤️❤️