İçeriğe geç

KARAHAN

Bölüm 15 · 14 dk okuma

KARAHAN

Bölüm 15

K-15

• Yüzümü huylandıran her ne varsa uykumun en derin anında gözlerimi açmamı sağladı. Elimle itmeye çabalasam da gitmeyince başımı çevirdim. Gözlerimi açmama gerek de yokmuş kokusundan anlamam gerekirdi. Kollarımın arasındaki ufak tefek bedeniyle saçlarını yüzüme dağıtmış uyuyan kadına baktım. Bu kadar güzel uyunur mu be kadın. Yüzümden istemeyerek saçlarını çekip düzelttim ve dokunmaya kıyamadığım yüzünü okşadım. Burnunu kırıştırmış bir şeyler mırıldanmıştı. Gülümsetti. Hep gülümsetiyordu zaten. Hayatıma girdiğinden beri gülümsemeyi kolaylaştırmıştı. Ben onu ne kadar üzdüysem o beni o kadar memnun ediyordu. Varlığı ile. Dikkatlice bedenine sarıldım yorganın dışında kalmış tenini örtüp göğsüme sığınmasını sağladım. Ilık soluğu boynuma vururken gözlerimi tekrar kapattım. Helen'i kendime bile anlatamıyorken atmayı hatırlamış kalbim bana bir güzel anlattı. Şimdilerde ondan uzaklaşınca yüreğim ağırlaşıyordu. Eğer imkanım olsaydı ve geçmişe dönme şansım elime verilseydi asla kabul etmezdim. Ne Helen'i ne oğlumu geride bırakmazdım. Ve eğer o geceye dönebilseydim yine o sıcacık teninde kaybolmaya hazırdım. Daima. -"Karahan.." Ah o ismimi mırıldanması yok mu beni benden alıyor. Dudaklarım kendiliğinden yüzüne ulaştı. Şakağını uzunca öptüm. Bir tene doyulmuyordu işte. -"Günaydın güzelim." Yüzünü boynuma soktukça alıp onu içime bastırasım geliyordu. -"Günaydın." Kıpırdanan tatlı dudakları beni yaktı geçti. Helen'i ilk gördüğüm gün Zeren'le eve taşındıkları zamandı. Belki önceden de görmüş olabilirdim ancak hayat koşturmasıyla o kadar yoğundum ki gözüme gelmemişti. Sonralardan saniyelik görmelerim aklımın ucunda bir yerlerde kalıyordu. Çok güzeldi. Duru saf bir güzelliği vardı. Hayatımın bana getirdiği zorlamalar ve yorgunluklar kendim için bir şeyler yapmamı imkansızlaştırıyordu. Helen'i aklımdan geçirmem mümkün değildi. Yanlıştı. Hoşuma giden ufak bedenini görmezden gelmeye çabalamam onun gözümden kaçmasıyla daha kolaylaşmıştı. Sanki beni gördüğü yerde uzaklaşıyor gibiydi. Anlam veremezdim. O gece ikimizinde miladı olmuştu. Masum bedenini bana sunmuştu. Nasıl geri çekilirdim? Elimde miydi elbette ki elimdeydi. Ama o kadar istedim ki. Kokusu bakışları benim irademi sildi attı. Hala aynı iradesizliğe sahibim. -"Uykum var." Ciğerlerime bayram ettirip saçlarından uzaklaştım. Yanağından çenesine kaydırdığım elimle yüzünü geri çektim. Gözleri kapalı memnuniyetsiz yüzüyle uyumaya devam etmek istiyordu. -"Uyutayım derdim ama istemiyorum." Aç gözlerini gönlüm şenlensin kızım. Büzdüğü pembe tatlı dudaklarını öpmeden duramadım. -"Ama..."Huysuzlanmasına gülümseyerek yeniden öptüm. Tekrar ve tekrar yüzünün her zerresini öperken nihayet gözlerini araladı. -"Yapmasana." Kedi miyavlaması gibi geldi. -"Nedenmiş?" Dudağını büktü. -"Uykumu kaçırıyorsun." Bel kıvrımını okşamak için elimi kaydırdım. Bu geceyi birlikte geçirdiğimiz ikinci seferdi. Ve ben deliksiz muhteşem bir uyku geçirmiştim. -"Daha çok kaçıracağım.." Dudaklarının kıvrıldığını görünce gülümsemeye devam ettim. Yanakları pembeleşti. Sabah gördüğüm en güzel manzara olabilirdi. Minik ellerini göğsüme dayayıp yanağını yaklaştırdı. Fazla sıkmamaya çalışarak sarıldım. Bana dünyanın en büyük servetini verdi. Beni baba olmanın mucizesiyle tanıştırdı. -"Kalkalım bari."dediğinde istemeyerek de olsa kollarımı ondan çekip komodinde duran telefonuma uzandım. Saat dokuz olmak üzereydi. Ne kadar da çok uyumuştum. -"Kahvaltı saati. Karnınızı doyuralım." Yataktan kalkmadan boynunun yükselen kokuyu almak için öperek soluklarımı aldım. Kalktıktan sonra banyoda elimi yüzümü yıkayıp odaya döndüm. Yatakta oturmuş şişkin karnını okşuyordu. Daha ne isterim bu hayattan bilmiyorum. -"Ayaklarım üşüdü. Terliklerimi getirir misin?" Ben ki kendime su almayan bir adamdım her emrine itaat edecek kıvama gelmiştim. Yatağın ucundaki terlikleri ayağının dibine bıraktım. Ellerinden tutarak onu kaldırdıktan sonra banyoya gidişiyle dolaba yöneldim. Rastgele koyu mavi bir gömlek ve aynı koyulukta kumaş pantolonumu çıkartıp giyinmeye başladım. Başımı döndüren görüntüsüyle yanıma geldiğinde hala gözleri uykulu bakıyordu. -"Bu akşam nikah memuru gelebilir." En hızlı şekilde ayarlamak için uğraşıyordum. Helen'e o kadar bağlanmıştım ki bunun tek sebebi hamile olması değildi. Ruhuna, varlığına düşkün bir adama dönüştüm. Nasıl becerdi bilmiyorum. Ve ne kadar gösteriyorum onu da bilmiyorum. Bir kadına böylesine sevgi dolu davranmaktan hiç haberim yoktu. -"Ne zaman dönebiliriz?" Dolaba yaslandığını bana baktığını hissedince gömleğimi iliklemeyi bırakıp yanına yaklaştım. Bal rengi gözleri olabildiğince masumluğuyla geriye açıldı. Nefesi ne zaman hızlansa bunu anlıyordum ve hoşuma gidiyordu. Heyecanlanıyordu. -"Nikahımız kıyıldıktan sonra aşiret toplanacak. Ondan sonra yapmam gereken bir kaç iş var. Uzun sürmeyecek söz." Bende bu şehire bayıldığımı söyleyemem. Onun nedenleri vardı haklıydı. Fakat kardeş dediğim adama bırakmak istemediğim bu topraklar için savaş vermek zorundaydım. -"Olur sorun değil." Dünden beri enerjisi olmadığının farkındaydım. Mutsuzdu ve yüzünün bu halinden hiç hoşlanmıyordum. Aslına bakarsak hayatına girdiğimden beri doğru düzgün güldüğüne şahit olmamıştım. Beni nasıl karşılıyor veya kabulleniyor mu bilmiyorum. Benim aklıma ve göğüs kafesimde gümbür gümbür atan kalbime yer ettiği kesindi. Özellikle bu nefes kesici görüntüsüyle. Tanrım. Göğüslerini gözümün önünde rahatça sergileyebiliyordu ve günden güne ağız sulandırıcı şekilde şişiyorlardı. Ah hadi ama. -"Uyandınız mı?!" Kapıyı tırmalayan ses Zeren'e aitti. Helen ilerleyip açtı ve onu içeriye aldı. Gömleğimi iliklerken bedenim gerilmişti. Bu halde onu kardeşim dahi olsa birinin görmesi rahatsız edici geldi. Neler oluyor bana acaba? -"Halasının kuzusu! Günaydın aşkım." Göz ucuyla arkama baktım. Koltuğa yan yana oturmuş ikili mutlu görünüyordu. -"Senin o ağzını yüzünü öpsem yesem doymasam." Zeren haddinden fazla sevgi gösterisinde bulunurken Helen'in karnıyla konuşup ellerini üstünde gezdiriyordu. Boğazımı hafifçe temizledim. Burada olduğumu unuttu galiba. -"Çocuğum bir doğsun önce Zeren. Ayrıca öyle şap şup öpmek yok." -"Aa ne kıskanç bir şey oldun sen? Halasıyım ben halası." -"Ben nesiyim pardon?" İkisini odada bırakıp banyoya girdim. Geceden dağılmış saçlarımın icabına bakmadan kapıyı üstüne kapattım. Ona rağmen atışma sesleri buraya geliyordu. Fön makinesini kapattığımda çekmeceyi karıştırıp diş fırçası arıyordum. -"Bilmiyorum çok bunaldım Zeren. Evet dinlenmem gerekiyor farkındayım ama kaybolmuş gibi hissediyorum." Ellerim sabit kalırken bir kaç adımla kapıya yaklaştım. Kimseyi dinlemek adetim değildi ama içerideki kadın beni bir hayli değiştiriyordu. Ve ben o kadını daha yakından tanımak bilmek istiyordum. -"Çünkü aylardır kendini eve kapattın. Kimse görmesin diye hapis hayatı yaşadın. Böyle hissetmen çok normal. Eğer kötü değilsen biraz hava almaya çıkarız olmaz mı?" Bedeninden yayılan bitkin ruhu kendini belli ediyordu. Ben gerçeği öğrenene kadar ne olup bittiğini de bilmiyordum. Ne kadar zorlandığını tahmin edebilirdim fakat anlayamazdım. -"Burada hiçbir şey yapmak istemiyorum. Naze'yle karşılaşırım diye aşağı bile inesim yok. Yemin ederim delireceğim." Sonlara doğru sesini kıssa bile net işitiyordum. -"Aman bırak onu ya. Görsen ne olucak kızım? Alan almış veren vermiş." Gerizekalı bu kız ya laflara bak. İlla dayak istiyor. -"Kim kime vermiş Zeren sessiz ol ya." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. -"Neyse bugün nikah işleri halledilirse çıkamayız. Ama yarın bahane istemiyorum. Balayınız yoksa tabi.." -"Zeren git şu odadan. Vallahi geliyor elimin tersi." Utandı ufaklık. Daha fazla özel alanlarına müdahale etmek istemediğinden banyoda işimi bitirip dışarı çıktım. Zeren de yeni çıkıyordu. -"Hadi giyin artık."dedim ve koltuktan kalkması için elimi uzattım. Oflayarak kalkmıştı. Aslında yardımcı olmayı sunacaktım ama telefonum çaldığı için üzülerek yanından ayrıldım odadan çıktım. Neyse ki vaktimiz oldukça boldu. ' Antrasit renkte örme alt üst takımı giyinmiş üst  hırkasının düğmelerini ilikliyordum. Popoma kadar uzun ve bol olmasına rağmen yinede karnım belli oluyordu. Bugüne karşı oldukça mutsuzdum. Sabaha çok güzel başlamama rağmen yüzümün gülesi yoktu. Stres bedenimin her yanından oluk oluk akıyordu. Elimden geleni yaparak ayakta kalacaktım. Dünden kalan süet terliklerimi ayağıma geçirip son kez düz saçlarımı düzelttim ve odadan çıktım. Aynı anda merdivenlerden inmekte olan Baran'ı gördüm. Beni görünce durmuş yanına gitmemi beklemişti. -"Günaydın suratsız gelin." Gözlerimi devirdim ve koluna girip merdiven basamağını inmeye başladım. -"Hamile gelin dediklerini tahmin edebilirim. Suratsızlığım dikkat çekmez." Bana dik dik baktığını hissettim. -"Sen kimin ne dediğini umursar mıydın?" Hayır. Başımı salladım. -"Galiba daha duygusal birisine dönüştüm. Kendimi...neyse boşver."dedim nefesimi üfleyip. Alt katın koridorunda merdivenler bitince durduk. Koluma elini koyup durdurmuştu. -"Kendini kötü hissetme. Sonuçta bu çocuk buraya gökten inmedi."dedi yaklaşıp kısık seste konuşarak. -"Ağamızın da payı var. Doğru olan annesiyle babasıyla büyümesi için evlenmeniz." Büzdüğüm dudaklarımı araladım. -"Evet ama..doğru gelmiyor." Karahan'ın gerçekten isteyerek evlendiğine inanamıyordum. -"Doğru gelmeyen ne?"diye sordu ilgiyle. Omuz silktim. -"Hamile olduğum için zoraki bir evlilik olacak. Her ikimiz içinde." Güldü. -"Kızım deli misin ya? Abim bulmuş senin gibi afeti yatsın kalksın dua etsin. Oğlan da geliyor daha ne olsun?" Omzuna elimi çarpıp kaşlarımı çattım. -"Dalga geçme Baran ya."dedim ama gülesim gelmişti. -"Hayırdır ne bu neşe?" Koridoru yankılatan adım sesleri yakınımızda sonlandığı zaman Baran duruşunu düzeltmiş benden uzaklaşmıştı. -"Sohbet ediyoruz abi."diye yanıtladı Baran. Karahan iki farklı adam olabiliyordu. Ve ben hangisine alışmam gerektiğini bilmiyorum. Şu anki hali yüzü çok farklıydı. Onu tanımadan önceki gibiydi. İfadesiz,yoksayan ve soğuk bir adamdı. Ancak baş başa kaldığımız her an tam aksi oluyordu. -"Yapacak başka işin yok mu?" Karahan'ın kardeşine diklenmesi hoşuma gitmeyince ikisinin arasındaki bakışmayı böldüm. -"Karahan,Baran benim arkadaşım. Biz yeni tanışmıyoruz. Artık gidebilir miyiz acıktım."dedim ve koluna dokundum. Kitlediği gözlerini çekerek elini bileğime attı. Yan yana yürürken niye böyle yaptığıyla ilgilenemeyecek kadar aklım doluydu. Yemek odasına vardığımız zaman düşüncelerimle boğuşurken stres yapacak vaktim kalmamıştı. Birden bir masa dolusu insanla karşılaşınca nabzım yükseldi. Herkes bu evde mi yaşıyor? -"Hadi geçin." Osman beyin işaretiyle gözümü kimseye değdirmeden adım attım. Baş köşedeki oymalı sandalye boştu. Sağ çaprazında Meran hanım oturuyordu. Sol çaprazı ise boştu. Karahan belime bastırarak yürümemi işaret etti. Küçük adımlarla ilerleyip solundaki sandalyeye oturdum. Kendisi uzun ve büyük masanın baş köşesinde yerini almıştı. -"Afiyet olsun."demesiyle herkes yemeye başladı. Neyse ki yanımda Zeren oturduğu için rahattım. Başka kimseye bakma ihtiyacı duymuyordum. Kahvaltı boyunca genel olarak birbirleriyle sohbet ettiler. Bir tek Karahan ve ben konuşmuyorduk. Kahvaltı sonrasında odaya çıkmamak için direniyordum. Karahan dedesi ile birlikte konaktan çıkmıştı. Ufak bir işi olduğundan söz etmişti. Bende oturma salonunda evdeki kadınlarla oturuyordum. Onlar kahve içiyordu. -"Bahçede dolaşalım mı?"diye sordu Zeren. -"Hava soğuk Zeren. Üşütür kız oturun." Araya giren Meran hanıma baktım. İçten bir şekilde söylemişti. -"Mont giyeriz anne." -"Siz bilirsiniz. Çok dolaşmayın madem." Zeren'le kalkarken üstümde olan bakışlara aldırış etmeden salondan çıktık. Odadan siyah şişme montumu almış giyinmiştim. Geniş bahçede dolaşırken Zeren bana etrafı anlatıyordu. -"Merhaba. Rahatsız etmiyorum umarım." Taş yolda yürüdüğümüz esnada arkamızdan gelen sese aynı anda döndük. -"Yahya abi. Hoş geldin ne zaman geldin?" Tanımadığım adama öylesine bakarken bahçenin bir diğer ucunda bir kaç kişiyle konuşan Karahan'ı gördüm. Aramızdaki metrelerce mesafeye rağmen beni izlediğini görüyordum. -"Bir iki saat oldu. Abinin biraz desteğe ihtiyacı olduğunu düşündüm." Gülümseyerek Zeren'e bakarken bana döndü. -"Yahya ben. Yahya Bulut. Karahan'ın hem iş ortağı hem yakın arkadaşıyım." Uzattığı elini minik bir tebessümle sıktım. -"Memnun oldum. Helen bende. Helen Öker." Başını salladı. -"İsmini duydum. Ama ancak tanışabildik. Neyse ki Sencer olmadan önce yetiştim."diyince istemsizce gülümsemem büyüdü. -"Biraz hızlı oluyor evet." İnsan evleneceği zaman içi içine sığmaz telaşlı heyecanlı olurdu. Bende adeta bir ölüm sessizliği vardı. Çünkü o heyecanın sırası geçmişti. Bazı şeyler ilk kez yaşansa bile yanlış zamanda olunca aynı mutluluğu vermiyordu. -"Çardakta birer kahve içelim mi? Ya da aç mısın Yahya abi sormayı unuttum." -"Kahve iyi olur zahmet olmazsa."dedi. Zeren kahveleri söylemek için uzaklaşırken yeni tanıştığım adamla ahşap çardağa doğru yürümüştük. -"Tebrik ederim ayrıca. Sağlıkla kucağınıza almak nasip olur inşallah." Benim minik oğlum. Karnımda olmasına öyle alışmıştım ki kucağımda nasıl bir haz olacağını hayal edemiyordum. -"İnşallah. Çok teşekkür ederim."dedim ve ellerimi karnıma koyup sırtımı dikleştirdim. Yahya, Karahan'la aynı yaşlarda olmalıydı. Olgun duruşlu karizmatik bir adamdı. Müstakbel kocam kadar olmasa da. -"Karahan benim çok eski arkadaşım. Bende burada doğdum. Liseden beri birlikteyiz diyebilirim." Sohbet açmak için konuşma çabası gerginliğimi azaltmıştı. -"Siz burada mı yaşıyorsunuz?"diye sordum bende. Gözüm bahçeye kaydı. Karahan ağır ve aceleci adımlarla bize yaklaşıyordu. Her adımında bedeni gözümde büyüyor kalbimi hızlandırıyordu. -"Açıkçası belli bir yerde yaşamıyorum. Çok sık seyahat ediyorum. Ediyoruz daha doğrusu. Ama genelde İstanbul'dayım." Başımı anladım dercesine sallarken Karahan arkadaşının omzuna elini koymuş ardından yanıma oturmuştu. -"Tanıştınız herhalde." -"Kahveler geldi. Siz soğutmadan için benim birazcık dışarı çıkmam gerekiyor." Zeren elinde kahve tepsisiyle geldiğinde ona dikkatlice baktım. Ne bu telaş? -"Nereye?"diye sordum. Arkamdan eğilip yanağımı sertçe öptü. -"Ufak bir işim var. Bir saate gelirim."dedi ve koşarak uzaklaştı. Çardakta bir süre Yahya ile sohbet etmiştik. Karahan genelde dinliyordu. Üşüdüğüm için konağa girmek istediğimde Karahan'ı Yahya ile çardakta bırakmıştım. Kimseyi görmeden girdiğimde odada daha yeni yatağa yatmıştım ki hemen gözlerim kapandı. Fakat uzun sürmedi. Uykumun en tatlı yerinde Zeren'in dürtmesiyle uyanmıştım. -"Uykucu kalk." Karahan'ın öpücüğüyle uyandıktan sonra bu odun sinir bozucu oldu. -"Ne oldu ya?"dedim huysuzlanarak. Zorla beni kaldırdı. Daha gözlerimden uyku akarken karşıma elinde bir elbise kılıfıyla geldi. -"Bak sana ne aldım!" Fermuarını indirdiği kılıfın içinde gördüğüm şeyle dondum. Gözlerim dantel gelinlik ile Zeren arasında gidip gelirken burnumun ucu sızlamaya başladı. -"Saçmalama Zeren bunu giymeyeceğim." Ayağa kalkıp dağılmış saçımı düzelttim. Hiçbir şey doğru gitmiyorken gelinlik giyecek halim yoktu. Üstelik bu haldeyken. -"Helen! Ne demek saçmalama ya! Abim nikah memurunu ayarlamış. Bu akşam evleniyorsunuz ve sen gelinlik giyeceksin!" Ayağını yere vurmasına göz devirdim. -"Tüm bu olanların ne kadar saçma ve zamansız olduğunu görmüyor musun? Hamileyim ben zaten evlenmemiz gerektiği için buradayım! İnsanlar bizden bir düğün beklemiyor. Soysuz bir çocuk doğurmamam için abin bana soyadını veriyor." Farkında olmadan ona bağırmak hem onu hem beni üzdü. Gözlerindeki kırgınlığı görünce görüşüm bulanıklaşmıştı. -"Zeren bize biraz müsade et." Gözlerimi yere diktim. Kafam karman çorman olmuştu. Geldi ellerimi ellerinin arasına alarak beni kendine çekti ve yavaşça sarıldı. O an dudaklarımın arasından küçük bir hıçkırık kaçtı. -"Stresli olduğunu biliyorum. Seni anlamaya da çalışıyorum ama ne kadar çabalasam da anlayamam haklısın." Ensemi usul usul okşarken göğsünde gözümdeki yaşları akıtıyordum. -"Oğlumuzu taşıyor olman seni kusurlu yapmıyor. Sana tekrar söylüyorum. Mecbur olduğum için değil senin kocan olmak istediğim için seninle evleniyorum." Geri çekilmek istedim izin vermedi. -"Hayır..kendini kandırma." Göğsü sarsıldı. -"Güzelim ne kandırması? Sakinleş ve tekrar düşün. Ağlamayı bırakır mısın? Kendini üzmeni istemiyorum." Şakağımı uzunca öpüp yanağıma avucunu bastırdı. Sanki zorla hayatına girdim. Öyle hissediyorum. Nasıl değiştireyim ki? Önce kalbine girseydim böyle olmazdı. Yaptığım günahın bedeli buydu işte. Kocaman bir belirsizlik. Koca bir sevgisizlik. -"Basitçe bunu yapalım ve bitsin tamam mı? Fazlasına gerek yok. Lüzumsuz. Normal bir evlilik değil." Gözlerimi silerek bedeninden uzaklaştım. Beni göğsümün altından yakalayıp sırtımı göğsüne çekti. -"Bunu söylemek hiç hoş değil. Ama bir kaç saatliğinde hamile olduğunu unutalım. Kimsenin ne düşündüğü bizi ilgilendirmez. Bu gerçek bir evlilik oyun değil. Sadece oğlum için de değil. Ben pek anlamayacağım için Zeren'den rica ettim." Burnumu nazikçe çekip kollarının arasına ona döndüm. Hem onu Naze'den ayırmıştım. Hem hamile halde evleniyordum. Kim gerçek olduğuna inanırdı ki? Bütün bedenim aynı şeyi haykırıyordu. Mecburiyet! -"Sen mi aldırdın gerçekten?"diye sordum ağlamaklı sesimle. Benim rüyalarım hayallerim farklıydı işte. -"Evet. Çünkü seni gelinlikle görmek istiyorum. Çok güzel olacağına eminim." Gözümün altını parmağıyla okşarken ona inanmak istedim. Gözlerinin doğruyu söylediğine inanmak istedim. Nasıl beceriyor? Beni seviyormuş gibi bakmayı nasıl başarıyor? -"Ben..ben böyle olsun istemezdim."dedim iç çekerek. Göğsüne diktiğim gözlerimden yaşlar dökülüyordu. -"Nasıl olsun isterdin?" Yumuşak sesiyle dudağım titredi. Ellerimden tutarak beni koltuğa oturttu. Ardından yanıma oturup beni göğsüne yatırdı. Titrek bir nefes aldım. Yanağımı sert bedenine yaslamış gözlerimi kapatmıştım. Kokusu beni hemen sakinleştiriyordu. -"Birbirimize aşık olarak evlenmek isterdim. Gerçekten sevip kavuşmak için evlenmek isterdim." Böyle bir şeyi söyleyemezdim. İçimden dökülmüştü. Fısıltımı ona ulaştı mı bilmiyordum ancak göğsü havalanmış geri inmişti. -"Benim hayalim zaten sana kavuşmak." Saçlarımın arasında burnunu gezdirip minik bir öpücük bıraktı. Beni ağlarken gülümsetmeyi başarıyordu. Bunca sene imkansızı düşlemişken şimdi kollarında neler duyuyordum böyle? -"Bu gerçekten kalbinden geçiyor mu?" Başımı geriye atarak yüzüne baktım. Fırsatı kaçırmadı ve dudaklarımızı kısa da olsa birleştirip aklımı başımdan aldı. -"Seni hayatımda istiyorum Helen. Çocuğumun annesi olarak zaten bir şekilde var olacaksın. Ama ben karım olmanı istiyorum. Zorla evlenmiyorum lütfen anla bunu. Gönülsüz olma gözlerin yaşlı olmasın." Islak kirpiklerimde parmaklarını gezdirip gözlerimi birer birer öptü. Ne güzel bir his böyle? Sanki annem babammış gibi şefkat gösteriyor. Bu duygu o kadar paha biçilemez ki. -"Sadece..çok zorlanıyorum."dedim kısık tonda. Dudakları sıcak nefesiyle yüzümde tura çıkmıştı. Hangi noktama değerse değsin öpüyordu ve ben düşünemiyordum. -"İnan bende çok zorlanıyorum." Aynı şeyden bahsetmediğimize emindim. Soluğu bile belli ediyordu. -"Bir kere daha evlenmek istemiyorum dersen kendi bildiğim yollara başvuracağım. Kendini bir anda evli bulacaksın ona göre Helen Sencer." Burnunu burnuma sürtüp gülümseyince tebessüm ettim. -"O halde aşık bir damat rolü oyna ve beni ikna et."dedim nazlı bir mırıltıyla. Hamilelik yüzünden pek dengeli davrandığım söylenemez. Gülümsemesi büyüyen adam yüzünden zaten aklım doğru çalışmıyordu. -"Aşık bir koca rolünü gece devam ettirebilir miyim?" Kan yanaklarıma hücum ederken hafifçe göğsüne vurdum. -"Çok ayıp!" Elimi tutup avuç içimi büyük bir şehvetle öptü. Zorla yutkundum. -"Neymiş ayıp olan?" Konuşurken yüzünü boynuma getirince gözlerim kapandı. Dudaklarını tenime sürttü. İster istemez sesli bir iç çektim. Öptü. Çekildi. Beni çıldırtıyordu. Uzun uzun öperken yerimde durmakta zorlanıyordum. -"Yapma lütfen."dedim fısıldayarak. -"Benimle evlenirsen sözünü dinlerim." Kıkırdayarak yanağımı sakallarına sürttüm. Boynumdan uzaklaştığı esnada gözlerimiz birleşmişti. Bakışları değişti. Niye öyle baktığını anlamak isterken ceketinin cebinden çıkarttığı kadife kutuyla gözlerim büyüdü. -"Seninle ömrümü geçirmek isteyişim farklı bir nedenden ötürü değil Helen. Bütün ruhuma öyle bir işledin ki söküp atman için beni öldürmen gerekir. Eksiğimiz yok hatta fazlamız var." Eli karnımı bulunca gülümsedim. -"Ben sana aile olacağıma dair söz veriyorum. Benden yana hiçbir yaran olmaması için çabalarken sendeki yaraları iyileştirmek istiyorum. Gerekirse annen baban olurum. Yine de seni eksik hissettirmem." Neremin nasıl acıdığını ne biliyordu? Kalbimi hissedebilir miydi? Gerçek miydi bunlar? -"Sende beni yarım bırakma çünkü sensiz devam edemem. Seni bırakmam Helen. Ne seni ne oğlumu bırakmayacağım. Benimle evlenmeni istiyorum. Birlikte tamamlanalım istiyorum. Şimdi gelinliğini giy ve dünyanın en güzel geliniyle evlenme şansını bana ver." Gözlerimden akan yaşlara tezat dudaklarımda büyük bir gülümseme Karahan'ın boynuna uzandım. Ben tamamen eksik hissedeceğime inanmışken kalbimi okur gibi ruhuma dokunmuştu. -"Gidip evlenelim. Bir aile olalım. Mutlu olalım." Dudakları dudaklarımdayken parmağıma geçirdiği soğuk yüzüğün ağırlığı ile ona sarılmaya devam ettim. Kulaklarım uğulduyordu. Mutluluktan ilk defa ne yapacağımı bilmiyordum. Tek istediğim güçlü elini tutmak ve yanında yürümekti. • İyi geceler herkese ❤️ Benim için oldukça uzun bir bölüm oldu�� Umuyorum ki beklentinizi karşılamıştır❤️

Bölüm sonu

3 yorum