İçeriğe geç

Kara kurt

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Kara kurt

Bölüm 5

3. Bölüm

" Eriğe buz gibi yarama tuz gibi bir sen lazım. Yüzün cumartesi her bahar gibi bir sen lazım." yalın

Yanımda getirdiğim bir valiz ve bir çantam yatağın üzerinde duruyordu. Odada iki ranza vardı. Benimle birlikte toplamda dört kişilik odaydı. Oda da bizden başka kimse yoktu.

Çağla karşımdaki ranzanın alt yatağına otururken, bende eşyalarımin bulduğu, karşındaki yatağın yanına geçtim. Yanımda getirdiğim birkaç parça kıyafet ve kapımın önüne bırakılan kutudaki eşyalar vardı. Valizimin içinden bir kaç parça kıyafet çıkardım. Kısa bir duş alıp yatmak istiyordum. Çağla'ya döndüm. Yatağın üzerine sırt üstü uzanmış bir vaziyette üstündeki ranzanın demirleriyle bakışıyordu. Yüzüne bakınca güzelliğinin, modellerle yarışır olduğunu görülürdü. Neden diye sormak istediğim biride,çağlaydı. Sevmediğim insan tiplerinden biride haddini ve yerini bilmeyen insandı. Bu yüzden sormadım, bu soruyu belki ileride kendi anlatacak kadar tanırdık,birbirimizi.

Odayı girdiğimde inceleyemesem de şimdi etrafımı inceliyordum. Gün ışığının vurduğu bir pencere vardı. içeriyi yeterince aydınlatıyordu. Duvarların rengi beyaz değildi. Krem olabilir ama tamda emin değilim. Pencerin onu de bir kitaplık ve masa vardı. Büyük ihtimalle çalışma masası olarak kullanıyordu. Kapı tarafında dört tane dolap vardı. Tek Kapaklı ince ve uzundu. Üstünde kilit bulunuyordu. Her iki ranzada karşılıklı, duvarlara dayalı bir şekilde duruyordu. Benim yatağımın yanında ki duvarın hemen sağında bir kapı daha vardı. Banyo olduğunu düşünüyordum. Çağlaya döndüğüm de zaten beni izlediğini görüyordum. Elimdeki eşyalarda göz gezdirdi. Yüzüme tekradan çıktı bakışları, arkamdaki kapıyı işaret etti.

" Orası banyo, ihtiyacın varmış gibi duruyor. Sen işlerini hallet bende biraz kestiricem. Birşeye ihtiyacın olursa seslenirsin. " Başımla onayladım.

Banyo olduğunu öğrendiğim yere doğru yürüdüm.

Ne çok büyüktü nede çok küçük. Dikkatimi çeken duşakabin yerine mavi puantiyeli bir perde vardı. Ayrıca lavabo önünde duvara yapıştırılmış bir ayna yerine çivi ile asılmış küçük bir ayna vardı. Lavabonun üstünde iki tane dolap vardı. Onun dışında her hangi dolap yada banyo düzenleyici yoktu. Yeni yapılmış olduğunu düşündüğüm bir klozet vardı. Klazet dışında bütün banyo eski duruyordu. Mermer eskimiş arasındaki alçı aşınmış ve delik delik görüyordu. Kıyafetlerimi klazetin kapanı kaparak üstüne koydum. Üstümdeki kıyafetleri çıkararak onlarına kıyafetlerimin yanına sıkıştırdım. Perdeyi açarak içeriye görünmeyecek şekilde örtüm. Suyu açmak için musluğa uzandım. Hangisinin sıcak ve soğuk su olduğunu bilmediğim için sağ taraftakini çevirdim. Ve tepemden akmasına izin verdim. Saçlarımı ıslatan soğuk suyla musluğu kapatıp sol taraftaki musluğu açtım. Sıcak su olduğuna ikna olduğum sol musluktanda soğuk su akmaya başladı. Suyun biraz daha akmasına izin verdikten sonra sıcak suyun gelmeyeceğini anlayıp çağlaya seslenmeyi düşündüm. Ama bu düşünceden çabuk vazgeçtim. İlk kez soğuk suyla banyo etmediğim için suyun beni ıslatmasına izin verdim.

Şampuanı saçlarıma dönüp iyice köpürttüm. Köpüğü vücuduma sürerek iyice yıkandıktan sonra bornozumu giyinerek saçlarımı havlululadım. Aynadaki yansımama baktım. Koyu kahve gözlerim çok şey anlatırdı. Ama herkesin düşündüğü "kibirli" ifadesi, duymazdan gelirdi gözlerimin anlattıklarını. Dolgun dudaklarım, kendinden olan bordo rengi okulda öğretmenlerimin sen ruj mu sürdün sorusuyla anılırdı. Çıkık elmacık kemiklerim, gülünce oluşan tombul yanaklarımdan o kadar belli olmasa da dik başlı elzem olduğumda yeterince belli oluyordu. Eskiden yüzünde gülümsemek eskik olmayan o kız çocuğunun yüzü, şimdi tanıdıkları dışında yüzünde gülümseme olmayan bir kadına dönüşmüştü.

Kapının çalmasıyla kendime geldim. Aynadaki aksime bir silkelendim.

" Elzem hanım, sıcak su için kazanı açmamız gerekiyor. Sıcak su yoktur. " Çağlanın sesi hemen yanımdaki kapının arkasından geliyordu.

" Sorun değil Çağla. Üzerimi giyinip çıkıyorum zaten. " Diye seslendim.

" Nasıl " dediği duysamda, duymamıştım. Üzerime bir tişört, altıma da siyah bir eşofman giydim. Saçlarımı açarak havluyu ve bornozu elime aldım. Çıkardığım kıyafetleri toparlarak onları da alarak banyodan çıktım.

Kapının önünde çağlayla karşı karşıya karşıya geldik. Baştan aşağı süzdü, bakışları yüzüme çıktığında elimdekileri gösterdim.

"Kıyafetlerimi atabilecegim, kirli sepeti yada çamaşır makinası var mı ?" Diye sordum. Bakışları elime inerken başını salladı.

"Aşağı katta çamaşırhane var. Seni götüreyim." Dedi kapının çalıp açılması ile bakışlarım kapıya çevrildi.

"Tuğrul beka, tokat emret komutanım! "

" Rahat Tuğrul."

" Komutanım, albay sizi odasına bekliyor. Yarım saat sonra yemekhanede olsunlar diye bildirdi."

" Tuğrul, elzem hanıma çamaşırhaneye kadar eşlik et. " Çağla bana dönerek " Tuğrul sana eşlik etsin." Başımı sallayarak onayladım.

Tuğrulla çamaşırhaneye geldiğimizde beklediğim tam olarak neydi bilmiyorum ama çok düzenli ve temizdi. Birden çok makina vardı. Ayrıca çamaşırları kurutmak için kurutma makinası bile vardı. Çamaşırlarımı makinaya atmaya başladım. Tuğrulun arkasını dönmesiyle elindekinin farkına vardım. İç çamaşırlarımı da attıktan sonra Tuğrula doğru yürüdüm.

" Çamaşırlar yıkanana kadar bana buraları gezdirir misin? " Diye sordum.

"Olur, Elzem hanım." Koridorda ilerlerlemeye başladık.

" Kaç yaşındasın? " Diye sordum

"23" dedi. Tuğrul soğuktan ziyade mesafesini koruyan ve efendi bir çocuktu. Ben konuşmazsam konuşmazdı.

" Tokatlı olduğunu söyledin. İşim için oraya gitmiştim. Haberi yaptıktan sonra çarşıya çıkmıştım. Ve ne geldi biliyor musun başıma? " Diye konuştum. Beni dinliyordu ama devamı diye sormadı. Yüzüme baktı, gözlerime devamı dercesine. Konuşmayacağını anladığım da konuştum.

" İşte çarşıda gezinirken küçük bir tezgahı olan teyzelerle karşılaştım. Tabi ben bayılırım teyzelere, başladı sohbetimiz derken kolumdaki çanta yerinden ayrıldı. Evet çantamı çaldırdım. Neyse ilk bir telaş yaptım. Peşinden koşmadım." O anları aklima gelince aklımın nerde olduğunu düşünüyorum. Cidden Elzem!!!

Yürümeye devam ederek konuşmaya başladım. Ağzından pek laf çıkmasa ağzının içinde bir homurtu sesiyle kendi kendime girdiğim yarışın kazananı ilan ettim, kendimi.

"Neden diye sorduğunu düşünüyorum. Neyse işte peşinden koşmadım çünkü yetisemeyecegim kadar hızlıydı. " Durdum ve tepkisini izledim. Gerçekten mi dercesine bakıyordu.

"Sen hep böyle misin ?" Diye sordum.

"Nasıl" diye bir kelime çıktı ağzından. Güldüm hatta kahkaha attım. Bana deli görmüş gibi bakıyordu. Gözümden akan yaşı sildikten sonra karnımı tutarak gülmemi durdurmaya çalıştım. " Konuştun, konuştun diyorum. Ben sabahtan beri ağzından tek bir laf almak çok zordu. Şimdi kendi istediğinle konuştun." Ellerimi yaşasın dercesine yukarıya kaldırdım. Onunda yüzünde bir gulumseme oluştu. Sarışın tenine beyaz dişler yakışıyordu. Arkamdan boğaz temizleme sesi geldi. Tuğrul hazır ola geçti. Bende yavaşça arkamı döndüm. Çenesini sıkarken bir damar oynuyordu. Burnundan soluyarak Tuğrula bakıyordu. Gözlerindeki ateş, ortalığı yaktı. Gözlerini Tuğruldan çekip bana baktı. Gözleri gözlerimi esir aldı. Bir yangın başladı. Alev aldı her yer. Zaman durdu. Sadece biz vardık. Bir savaşın ortasında ikimizde o yangında yandık. Savaş başladı. Silahlar ateşlendi. Ateş yakıldı. Yıkım yapıldı. Oyun yeniden başladı. O başlangıçtı, bende son oldum.

İsmi gibi poyrazdı.

Sırdı,gizemdi.

Ateşti kalbî, içine aldığı yakardı.

O yüzbaşı Poyraz kurttu.

Kız gibi betimleme dhdgcbbcbcbccbbc

Kusura bakmayın bu bölüm betimleme dolu bir dahaki bölümde poyraz ve elzemle devam ediyoruz

Bölüm sonu

4 yorum