İçeriğe geç

Kara kurt

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Kara kurt

Bölüm 3

2. Bölüm

Tut diye verdim sana elimi, oysa sen yaktın beni ellerinle."

Yazgı: olağanüstü güç. Benim geçmişim ve geleceğimi belirleyen.

Aklımda onlarca anı onlarca düşünce bir öksürükle yok oldu. İçimde yaşadığım an buhar oldu. Ben gerçek dünyamda ki yerimi aldım.

Karşımda ki adama baktım. Hala tuttuğumuz ellerimize baktım. Elimi ateşi tutmuş gibi geri çektim. O da benim gibi yeni fark ediyordu. Yanımıza bir kaç asker daha gelmişti. En önde diğerlerinden yaşça büyük bir asker duruyordu, yanılmıyorsam rütbesi albaydı. Çatık kaşlarıyla benimle askeri arasında gidip geliyordu, gözleri. İçimden bir ses şöyleceklerini tuttuğu söyledi. Kalın ve gür sesiyle konuştu.

"Poyraz yüzbaşım, misafirlerimizle tanıştığınıza göre işinizin başına dönebilirsiniz. Yarım saat sonra toplantı odasında olun." İsminin ne kadar da yakıştığını görmek güzeldi. İsmini öğrenmesem de gözlerinin içindeki fırtınadan anlardım, poyraz olduğunu.

"Emredersiniz komutanım!" Arkasından gidişini izlerken, gitmeden önce ki gözleri konuştu benimle. Önüme dönerek içten bir nefes çektim; Derin ve ferahlatıcı.

Albayın bakışlarını üzerimde hissederek ona baktım. Kaşlarını daha da çatarken, gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum.

" Ben albay Asım Türk, hepimiz hoşgeldiniz. Buyrun içeriye geçelim." Diyerek eliyle yol gösterdi.

Albay beyin peşinden hepimiz içeriye geçtiğimizde bizi odasında ağırladı. Albayın gözleri üzerimizde gezinirken, Fevzi bile dilini tutmuştu. Odada ki garip sessizlik, korku filminin gerilim sahnesini andırıyor, hiç birimizden çıt çıkmıyordu.

Kapının çalmasıyla ve almayın "gel " emriyle hepimiz derin bir nefes aldığımızda çıkan ses utanç vericiydi. Neyse ki görmezden geldi. Türk kahvelerini önümüze bıraktıktan sonra çıkan askerle birlikte gerilim müziğini arkadan duyabiliyordum.Asım Bey'in gözleri üzerimizde tek tek gezindi. Önünde ki fincanda bir yudum aldı ve geri bıraktı. Hepimiz pür dikkat Asım beye odaklanmış izliyorduk. Anın ne kadar tuhaf olduğunu fark ederken bu anı bozan Asım bey oldu.

"Öncelikle hoşgeldiniz, umarım bizim çocuklar gelirken sizi yormamiştır. " Dedi.

"Hayır, gelirken gayet rahat geldik. Teşekkür ederiz bizi aldığınız için." Diyerek samimi bir tebessüm gönderdim.

Teşekkürlerimi bir baş selamı ile kabul etti. Karşımda oturan Fevzi ve uçakta tanışma fırsatı bulduğum kameraman Teoman' a baktı.

"Sizin için bir oda verdik askerimin bulduğu kaçta iki yataklı bir odayı sizin için ayırdım. Buradaki odaların hepsi dolu olduğu icin birlikte kalacaksınız. Size odalarınızı gösterecek askerim kapıda bekliyor. Herhangi bir şeye ihtiyaç duyarsanız söylemeniz yeterlidir." Teoman ve Fevzi başlarını aynı anda aşağı yukarı yaparak bir fısıltı eşliğinde"teşekkürler " kelimesini zor duymuştum. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Sıra bana geldiğinde " elzem hanım sizin için kadın subaylarımız olduğu odayı tahsil ettim. Kadın subaylarımızla birlikte kalacaksınız." Dediğinde benim için ayrı bir oda olacağını düşünüyorum ama yanılmışım. Neyse ki Fevzi ve Teoman ile kalmaktan iyidir. Başımı sallayarak onayladım. Yavaşça ayağa kalktım benimle birlikte diğerleri de kalktığında Asım bey hala oturuyordu.

" Müsaadenizle, biraz dinlenmek istiyorum. " Dedim.

"Elzem hanım, sizinle konuşmak istediğim şeyler var."

"Tabi" albayın gözleri ikileye kayınca ikiside odadan kaçarcasına çıktı.

"Nasılsın elzem? " biraz önce öfkeyle bakan gözler şimdi hasret doluydu.

"İyiyim Asım amca sen nasılsın?" Dedim. Bakışlarım da duruşunda sesimde temkinliydi. Her oyunun bir sonu vardı. Her geçmişin bir izi. Asırların yorgunluğu taşıyan yüzü, şimdi daha yorgun bakıyordu. Yüzünde ki çizgiler burdayım,diyordu.Neden burda olduğumu merak ettiğini biliyordum ama kimseye güvenmiyordum. Tanıdığı elzem eskiydi. Bunu fark etmişti. Dedim ya tadiği elzem geçmişte kaldı.

Diyemedi değiştiğimi onun yerine, bir nefes verdi.

" Büyümüşsün"

" Herkes gibi doğan büyüyor nede olsa di mi? " Diye sordum. Bu bir soru değildi aslında bilmek istediklerimdi.

"Haklısın, doğan büyür. Seni tekrardan gördüğüme sevindim." Asım amca zeki bir adamdı. Bu yüzden babamın arkadaşı olduğunu düşünüyordum. Zeki olduğu kadar tehlikeli bir adamdı. Hayatı sırlarla dolu bir o kadar gizemli adam. Beni gördüğüne sevinmişti evet ama altında yatan mesaj şuydu: ne işin var burda ?

Gölgene bile güvenmezsin elzem, peki ne işim vardı burda ?

3 gün önce

Trafikte kapana kısılmış durumda kalmıştım. Galiba kaza olmuştu. Beş dakikadır aynı yerde trafiğin açılması için bekliyordum. Akşam üzeri olmuştu. Normalde bu kadar geç kalmazdım eve, evle kanal arası yarım saatten daha az sürüyordu. Bugün fazla aksi bir gündü sanki eve gitmemem için oyun oynanıyordu. Kanaldan çıktıktan beş dakika sonra akşam bakmam gereken dosyayı masamda unutmuştum bu yüzden kanala geri dönüp dosyayı almak zorunda kalmıştım. Oysa dosyayı çantama koyduğuma adım kadar emindim. Şimdi ise trafikte kalmış, açılmasını bekliyordum. Bir kaç dakika sonra trafik yeniden akmaya başladığında arabamı çalıştırarak eve yol almıştm.

10 dakika sonra eve varmıştım. Saate baktığımda 6 olmuştu bile. Arabamı her zamanki gibi park edeceğim yerde başka bir araba vardı. Bu yüzden arabanın yanına park ettim. Çantamı aldıktan sonra arabayı kilitleyerek eve doğru yürüdüm. Evime yaklaştıkça kapımın önündeki kutuyu fark ettim. Eğilerek kutuya baktığımda üzerinde bir kurdele vardı. Elzem kara yazıyordu. Gönderen ve gönderilen yerle ilgili hiçbir şey yazmıyordu. Üzerimden bir ürperti geçti. Uzun zamandır hissetmediğim o hissi yeniden hissettim. İzleniyor olduğum histi bu. Bir tarafım merakta dolayken bir tarafta korku vardı. Kutuyu alarak arkamı döndüm. Ne kadar içinde ne olduğunu merak etsemde bir tarafım kim tarafından izlendiğimi daha çok merak ediyordu.Üzerindeki elzem kara yazısını çıkararak, park yerimi kapan arabanın yanındaki çöp kutusuna kadar yürüdüm. Kutuyu çöp kutusuna atmak üzereydim ki arabanın sesi mahalleyi yaracak bir sesle yanımdan ayrıldı. Ben elzem kara ne tesadüflere nede şansa inanan kadın. Elbette bir şeyler olduğunun farkındaydım. Önce dosya sonra trafikte olanlar birde bu kutu, tesadüf mü ? Hayır.

Neyse ki siyah filmli arabanın içinden tek görebildiğim şey gözlerinin renginin filmlerin renginden daha koyu olması oldu.

Ben elzem kara oyun oynamak istiyorlarsa, oyunun yazarı benimdir. Sadece piyon olarak görünmek istediğim için kimse beni suçlanamaz.

Kutuyu alarak eve geri döndüm. Ve saklanan bütün geçmiş gün yüzüne çıkıyordu.

Asım amcaya gülümsedim. " İşimin bir parçası burda olmak. Bak ne güzel denk geldik. Ben gelmesem sen gelmezdin. Seni görmekte güzel Asım bey." Asım bey ,Asım amca değil. Bir kelime dememek lazım. En çok kıran da bir kelime oysa. Sözler adı üstünde geçicidir derler ya, aslında geçmez. Unutmaz bazı sözler yer eder kalbinde, kalır boğazında bir türlü geçmez. Unutamazsın. En çok bir kelime bir söze kırılsın.

Gördüm gözlerindeki kırgınlığı, belki haksızlık yaptım. Belki vicdansızlik. Ama benimde kendimce sebeplerim vardı. Güvenemezdim bir kere. Benden sakladıkları: zaten burda olmamı kendi istediğini gayet iyi biliyordum.

Ne kadar iyi bir oyuncu olmadığını bilsem sözlerimden etkilenmediğini düşünebilirdim. Neyse ki duraklarının saliselik büzüldüğünü fark etmiştim.

"Müsaadenizle, dinlenmek istiyorum. " Dedim. Duruşum net, omuzlarım dikti.

" Peki." Karşımda dağ gibi bir adamın sesi fısıltıdan ibaretti. Yıkılış: bir kelime bir sözdü. Gözlerindeki acı, beni de acıttı. İncittiğim kadar incindim. Kapıya kadar eşlik etti." Elzem, kızım amcana sarılmayacak mısın? " Sesindeki durukluk canımı yakmaya yetti. Gözlerimin ardı sızladı. Daha fazla dayanamadım. Kocaman sarıldım. Gözyaşlarım yanaklarımı ıslaktırken omzuna yaslandım. Kocaman elleriyle beni sarmaladı.

"Elzem, kızım. Seni çok özledim. " Ağlıyor muydu ? Tanımasam ağlattiğımı düşünürdüm bu ihtiyarı.

"Bende seni çok özledim Asım amca." Dedim. Dilimi tutmak istedim çok istedim ama olmadı.

"Amca" dedim.

"Efendim kızım " dedi.

"Neden hiç gelmedin, yanıma? Neden sende bıraktın gittin beni ?" Dedim. Hıçkırıklarımı yuttum cevabını bekledim.

Derin bir nefes aldı. Kollarından çıktım yüzüne baktım.

" Geldim çok geldim ama sen görmedin. Ben hep seni izledim seninleydim. Sen bilmedin. " Dedi

Biliyordum, ama bu bir cevap değildi. Ama bunu söylemedim. Çünkü ben inanmazdım, gösterilmeyen, hissetmediğim hiçbir şeye.

Tek cevabım kapıdan çıkıp gitmek oldu.

Islak gözlerim karşımdaki duvara yaşlanmış, poyraz yüzbaşıyı buldu. Ellerimle gözyaşlarımı sildim. Yaslandığı yerden doğrularak bana doğru geldi.

Film camlarından bile kara olan gözler, nerde olsa tanırdım. "Kimsin sen ?" Dudaklarımdan çıkan bir fısıltı.

En büyük sorunun cevabı bir yabancı da gizliydi.

Büyük soruların büyük cevapları olur. Büyük acılar en küçük kesiklerde gizlidir oysa.

Ne zaman çıkardığını bilmediğim peçeteyi bana uzattı.

"Teşekkür ederim" dedim. Elimdeki peçeteyi alarak göz altlarımı sildim.

"Neden burdasınız? " İnsanoğlu sorduğu soruların cevaplarını biliyorken neden sorardı ki ?

"Siz neden burdasınız? " Dedim. Sesim olduğundan daha yüksek çıkmıştı.

" İşimi yapmam için burdayım." Dedi

"Bende öyle işimi yapmak için burdayım." Dedim.

"Odam ne tarafta ?" Diye sordum.

" Bu taraftan size eşlik edeyim." Diyerek ileriyi işaret etti. Daha fazla kimseyle konuşmak istemiyordum. Tek istediğim dinlenmek ve düşünmekti. Kendimi cikmaz bir sokakta hissetiyordum. Nereye dönsem bir duvarla karşılaşıyordum.

Kalacağım odanın önünde durduğumuz da gözlerimiz yeniden buluştu.

"Nedense çok tanıdık geliyorsunuz, sanki daha önce görmüşüm gibi." Dedim. Bazı soruların cevapları bende değildi. Kimde olduğunu bilmiyorum ama nedense aklımdaki soru isaretlerin bir türlü cevaplari olmuyordu.

Önce kapıma bıraktıkları bir kutu sonrasında ise Kenan Bey'in beni buraya getirmek için tek benim yapabileceğimi söylediği yalan şimdi ise burdayım. Çünkü istedikleri buydu di mi ? Bende isteklerini verdim. Ama anlamadığım şey neden burda olmamı istedikleri idi.

Bende bilmiyorum ama bildiğim şey sorularımın cevapları geçmişin izleri burda olduğu idi.

Tam konuşmak üzere iken arkamda bulunan kapı açıldı. Kumral saçlı, kahverengi gözlü, 1'70 boylarında üniformasını gururla taşıyan kadın subaylardan biri çıkmıştı.

Bizi gördüğünde şaşırdıktan sonra yüzbaşıya selam vererek esas duruşa geçti.

" Rahat asker !"

"Çağla, sizin odanızda kalacak olan haber muhabir elzem hanım." Diyerek. Yüzbaşı beni gösterdi.

Adının çağla olduğunu öğrendiğim subaya gülümseyerek elimi uzattım.

"Memnun oldum çağla. Ben elzem kara muhabirim. sizinle beraber kalacağım. " Elimi sıkarak gülümsedi.

"Tabi ben size yatağınızı göstereyim. Yorgun olmalısınız."

Yüzbaşıya dönerek cevap verdim. "Teşekkür ederim bana eşlik ettiğiniz için gerisini çağlayla devam ederim. " Dedim

Bir baş selamı ile arkasını dönerek uzaklaştı.

Kolumun dürtülmesi daha doğrusu vurulması ile yan tarafındaki Çağlaya döndüm.

" Beğendin galiba, komutanım diye demiyorum çok yakışıklıdır." Güldüm.

"Benim geldiğim yerde inan daha yakışıklılar var." Diyerek odaya girdim arkamdan soylenerek gelen çağla için kapıyı açık bıraktım.

"Nereden geliyorsun ki sen ?"

Bende bilmiyorum ki nerden geldiğimi.

Sorsalar soyleyemem nereye ait olduğumu, savrulmuşum öylece.

Tutmamışlar ki elimi,

Olmamış ki bir el benim

Savrulmuşum öylece

Kaybolmuşum böylece.

Vazgeçerim sessizce

Susarım küskünce

Terk ederim gizlice

Kaybolmuşum ben sessizce

İkinci bölümüm birinci bölüme göre biraz daha kısa olsa da bu bölümü yazmam bile enaz beş saatimi alıyor bir ggunum giriyor çünkü olayları düşünmem ve nasıl yazmam gerektiğine karar veriyorum. Yazmak hiç kolay değil. Özellikle klavyem benim yazdığım kelimeleri başka kelimere çevirirken onları düzeltmek çok sinir bozucu bir anda birakasim geliyor. Neyse bunu da kazasız atlattik sizden ricam gördüğünüz kelime yanlışlarını bana yorumlarda söylemeniz çünkü hoşlanmıyorum. yanlışlardan ve düzeltmek istiyorum. Neyse elzem aslında aptalı oynuyor çünkü kimseye guvenemiyor kutunun icindekileri belki 3 bölümde açıklarım veya daha sonra ki.... Neyse bişey demek istiyorum poyraz baş karakter olmasına rağmen çok yer vermedigimi biliyorum daha doğrusu nasıl bir konusma oluşturmam gerektiğini bilmiyorum. Bu yuzden ikilililerin sahnelerinjni yazarken zorlanıyorum. Neyse lafı uzatmadan keyifli okumalar dilerim.

Neyse ki bu zamnda daha sık atmak istiyorum bölümleri çünkü işsiz biri olarak evdeki zamnlarimda canım çok sıkılıyor bu bir hafta da beş kitap bitirdim. Ama okumayı o kadar seviyorum ki kitaplara doyamıyorum. Ben çizgi stüdyo da yazmaya başladım aslında burda da aktarmak istedim. Lafı uzatmayıp diyi yine uzatmam 😂

Neyse görüşmek üzere 👋👋👋👋

👋

Bölüm sonu

27 yorum