Her başlangıç bir neden sunar, her şans bir ödünç almadır.
Her karşılaşma tesadüf değildir. Kader nerede tekabül ederse acı orada sevk orada ölüm orada başlar.
Her başlangıç bir kader her kader bir tesadüften ibaret...
Aslında yaşamın bizde bıraktığı şeylerden biri alışmaktır. Geçmeyen acı, geçmeyen mutluluk, geçmeyen mutsuzluktan yoktur. Hepsi geçer veya geçtiğini sanarak alışırsın.
Ama bir şekilde alışırsın. Bende işimin yoğunluğunu alışmaya çalışan biriyim. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için üç kuruş maaş karşılığında işimin dışında yapmadığım iş kalmadan, sırf zevk olsun diye oradan oraya koşturup, maaş günümün gelmesini bekliyordum. Ankara üniversitesinde iletişim fakültesinden iki yıl önce mezun olmuştum. Mezun olur olmaz dördüncü sınıfta staj yaptığım, Ankarada olan kanalda muhabirlik ve metin yazarlığı yapıyorum. Mesai saatlerim dışında neredeyse 10 saat çalıştığım işim beni yeterince yormuyormuş gibi kanaldakiler sinirlerimi bozuyorlardı. İki yıldır tam zamanlı burda çalışıyor olmama rağmen görmem gereken saygıyı göremiyordum. Bu sektörün bize getirdiği tek şey rekabetten başka hiçbir şey değildi.
Güçlü zayıfı ezer, bu bir kural değil bu bir gerçekti.
Bugün de yoğun geçen bir günün ardından yarın sabah olacak haberler için metinleri düzenliyor ve hangi haber başlıkları daha çok izleniyor, onların reytinglerine bakıyordum.
Saate baktığımda saatin sekiz buçuk olduğunu gördüm. Bugün mesaim saat beşte bitmesine rağmen eve gelmem ve üzerimi değiştirip işimin başına oturmam saat altıyı bulmuştu. Kanalda yemeğimi yediğim için yemek yerdim ,yoktu. Önümdeki slayta baktıkça içim kararıyor artık kıyamet denen şeyin biran önce olmasını istiyordum.
Okuduklarım yeterince boğmuşken çayımı tazelemek için bardağımı alıp mutfağa geçtim. Uzun saatlerce bilgisayarın başından kalmadığımı demlikte ki çayın soğumasından alıyordum. Çayın altını açıp mutfak tezgahına yaslandım. İnsanın kendi kaderini düşünmesi ayrı bir trajedi olsa gerek. Yirmi üç yıllık hayatım boyunca tek yaptığım şeyin çok çalışmak olduğunu yeni fark ediyordum. Doğduğumda hayatta kalmak için çalışmıştım, doktorların anneme bu bebek öldü dedikten sonra bile yaşamak için çalışmıştım. Öldü dediklerinden 3 dakika sonra çığlığımla bütün muziceleri gerimde bırakmıştım. Anılarım ne kadar yarım olsa da annemin bana anlattıklarından ibaretim. İlkokula başladığım ilk gün annem beni 1/A sınıfından içeri soktuğunda elimi tutmuş ve okul çıkınca beni bekle seni almaya gelicem demesine rağmen beklememiş kendi başıma gidebileceğime inanıp eve gitmiştim.
"Anne! Beyaz çoraplarımı giyinebilir miyim?"
"Anne"
"Anne"
"Annneeeeeeee"
"Elzem yeter bağırma kızım, herkesi başımıza toplayacaksın."
"Anne beyaz çoraplarımı giymek istiyorum."
"fark ediyorum onu anneciğim. Elzem, kızım seninle ne konuşmuştuk? "
" Büyüklerimize seslendiğimizde bizi duymuyorsa bağırmıyoruz, yanlarına gidip söylememiz gerekenleri söylüyoruz."
"Evet Elzem bunu yapıyoruz. Ama sen İsrarla niye bağırıyorsun. Bu söylediklerimi hiç uygulamıyorsun."
"Anne bunları sen söyledin ama ben bunları yapacağımı söyledim yani sen yapmalısın ben değil. Baba anneme bir şey söyle kendi dediklerini benim yapmamı istiyor ben niye yapmak zorundayım. Annem kendi yapsın."
"Elzemmmm!"
"Anne niye bağırıyorsun. Birileri bizi duymuyorsa yanına gidip söylemeliyiz bunu sen söylemiştin hatırlamiyor musun?"
annem kendi odasından çıkıp koridorda göründüğün de bahçede olan babamın yanına koşturmuştum. Nefes nefese babamın arkasına saklandığım da annem hemen gelivermişti.
"Elzem yine anneni mi kızdırdın.?"
"Hayır Baba anneme bana söylediklerini söyledim o da biraz sinirlendi galiba." Demiştim ki babamın gür kahkahası bütün bahçede yankılanmiştı... Okula vardığınızda babam yanaklarımdan öpüp bana sarılmıştı.
"Güzel kızım, sana öğrettiğim şeyleri hatırlıyor musun ?"
"evet baba, biri sana izinsiz dokunmaya çalışırsa parmaklarını geriye doğru çevirip bacağına tekme aticam. Eğer biri bana kötü laf söylerse ona çenesini kirmamı istemiyorsa ağzını kapatmasını söylücem. Eğer biri bana şeker verirse almicam. Kimsenin elini tutmucam. Seni ve annemi tanıyorum diyenlerle konusmucam ve oradan uzaklaşıcam. "
'Aferin benim kızıma tak bir beşlik." Babamın kucağına atlayıp sarılmıştım. Annem ne kadar babama öğrettikleri için kızsa da babama hak veriyordu. Babam bizi bıraktıktan sonra işe gitmiş ben de annemle birlikte sınıfa giriyordum.
"Anneciğim bugününü güzel geçir okulda yeni arkadaşlar ediniceksin onlarla güzel anlaş ve öğretmeninin sözünden asla çıkmıyorsun." Öğretmeninin sözünü dinliyorsun, ben seni okul çıkışı almaya gelicem o zaman kadar uslu bir çocuk oluyorsun. Anlaştık mı ? "
"Anlaştık anne "
"Ben seni almaya gelene kadar hiç bir yere gitme tamam mı ?"
"tamam anne"
"öpücük "
annemin yanaklarından öpüp sarılmıştım. Daha sonra sınıfa girip bütün gün yeni edindiğim arkadaşlarımla bahçede oyun oynamıştım. Yeni oyun arkadaşlarımı sevmiştim. Uslu bur çocuk olmuştum annemin istediği gibi ama okul çıkışı geldiğinde ise annemin sözünü tutmayip annemi beklememiştim. Bu da anne ve babamın yüreğine inmişti. Annem okula geldiğinde ban çoktan eve gelmiş kapının önünde onu bekliyordum. Annem ise bütün okulu ayağa kaldırmış kızım nerede diye yıkmış. Babamı aradıktan sonra bütün gün beni aramışlar en sonun da eve geldiklerinde kapının önünde beni bulmuşlardı. Uyuyakalmisim ama annem ve babam o gün ölmüşlerdi. Annemin ağlaması ile uyanmıştım. Her yer kırmızı mavi ışıklarla doluydu. Babamın arkasında babam gibi giyinmiş bir sürü adam vardı. O zaman asker olmanın ne demek olduğunu bilmiyordum ama şimdi çok iyi biliyordum. Benim babam askerdi.
Ben asker kızıyım.
Çay suyunun taşması ile geçmişimden koptum. Çayımı tazaledikten sonra yine içeriye geçip çalışmaya başladım.
Dünkü slaytı bitirdikten sonra yatağama yatıp uyumuştum. Sabah erkenden kalkıp hazırlanmaya başladım. İşe ilk başladığım da sürekli şikayet ederdim. Ama artık alışmıştım. Kendini ne kadar paralarsan parala bu sektör böyleydi. Çok çalışmak değildi önemli olan adamın varsa patron sensindir. Üzerimi giyindikten sonra arabamın anahtarı alıp evde çıktım. Mevsimlerden sonbahar yapraklar çoktan dökülmeye başlamıştı. Ağaçlar şimdi çırılçıplak kalmıştı. Yaprakları ağacın giysisi olduğunu söylemişti babam.
"Baba agaclarin yaprakları niye dökülüyor?" Diye sormuştum. Babamda ellerimi tutup başımı kaldırmıştı. Gökyüzüne bak demişti.
"Güneş neden doğuyor Elzem ? " Diye sormuştu.
"Doğmak istediği için." Demiştim. Bu babamı güldürmuştu.
"Tabiat böyle ezlem " demişti
"tabiat ne demek baba ?" Diye sormuştum. Babamda olması gereken demişti.
Haklıymışsın baba insan da bir tabiat. Arabama binip kanalin yolunu tuttum. Kanala geldiğim gibi masama gittim.
Eşyalarımı yerleştirdikten sonra bilgisayarımı açarak maillerimi kontrol ettim. Masama bırakılan kahveyle kafamı kaldırıp bana sırıtan bir Fevzi ile karşılaştım.
"Günaydın Fevzi hayırdır sabah Sabah talih kuşu mu kondu ne bu mutluluk?" Diye sordum. Ben mi ruhsuzum yoksa insanlar mı çok mutluydu pek anlamış değildim. Ama fevzini bu sırıtışı pek hayır değildi. Fevziyle burda tanışmıştık. Ben başladığım da o burada çalıyordu. Bazı konularda fikir alsam da tek başıma yapardım işlerimi.
Benim soğuk tavrima rağmen benimle konuşmaktan hiç vazgeçmezdi. Belli etmesemde bende ona alışmıştım bu iki yılda.
"Ne talihi canım sen kondun sen ." Yüzündeki sırıtışı daha da artarken elindeki kahveyi hüpleterek içmeye başladı.
" O ne demek Fevzi düzgünce acıklıcak misin ?"
"Aaa kız sen duymamışsın"
" Neyi duymadım Fevzi söylersen duyabilirim." Sinirlenmeye başlamıştım bu adam benimle dalga mı geçiyordu.
"Dün gece kaşmir sürat kenanla salamura cansu kavga etmişler bütün kanal ikisiyle çalkalanıyor. Salamura cansu başka kanalla mi ne anlaşmış öyle diyorlar bende onların yalancısıyım vallah." Dedikodu nerde Fevzi orda
" Genel müdür Kenan beyle spiker cansu mu kavga etmiş. Neden?" Fevzi omuz sirkerken Koordinatör eda seslendi.
" Elzem, genel müdür seni çağırıyor."
" Seni neden çağırıyor bu kaşmir."
" Bilmiyorum Fevzi birazdan ögrenicez." Oturduğum yerden kalkarak genel müdürün odasına doğru yürüdüm.
Kapıyı iki kere tıkladıktan sonra Kenan Bey'in "gel " komutuyla içeriye girdim.
" Gel Elzem gel. Otur bakalım"
" Beni istemişiniz Kenan bey bir sorun yoktur inşallah."
" Bir sorun yok Elzem ama sana vermek istediğim yeni bir iş var. Senden başka burada bu işi verebileceğim kişi yoktu. Şuan metin yazarlığını sen üstlenmiş durumdasın ama artık sahalarda çalışmanın vaktinin geldiğini düşünüyorum. Kendi işin olan muhabirliği yapani istiyorum. " Diyerek elindeki dosyayı önüme koydu. Eliyle açmamı işaret ederek dosyayı gösterdi.
Dosyayı açarak bir taraftan Kenan Bey'i dinlerken bir taraftan dosyayı okuyordum.
" Şuan ki işin savaş muhabiri olarak görevini icra etmek. Bildiğin üzere ülkemizde sınır hatlarında ki harekatlarda bulunmanı ve olay yerini sıcak sıcak bize aktarmanı istiyorum. Bu ne kadar zor olasada sana güvenebileceğimi bildiğim için sana bu dosyayı verdim. Orda olduğun süre boyunca askerlerimizle birlikte olacaksın. Senin için bir oda tahsil edilecek. Ayrıca yanıda kameran da olacak. İyi düşünmeni istiyorum. Ne kadar dokunmazliğın olsa da sende buna dahil olacaksın belki hayat tehliken olacak üzerinden mermiler de geçecek kendi canın da orada ortada olacak. Bu yüzden iyi düşünmeni istiyorum. Sana güvenim tam ama ben hayır yapamam dersen başka birini bulurum demek isterim ama durum acil bu yüzden senden başka bulabileceğimiz kimse yok. "
Sakince Kenan Bey'i dinledikten sonra okuduğum dosyada aklıma takılan yerleri sormuştum.
"Burada altı aylık bir zaman dilimi yer alıyor neden şimdiden altı ay dendi ? Belki orada ki durum daha erkenden bitecek nereden biliyorsunuz altı ay süreceğini? " Diye sordum.
" Bir yeri temizlemek en az altı ayı alır çünkü. Ama haklısın tabi ki durum değişebilir de. Kabul edersen eğer iki gün sonra yola çıkacaksınız" diye konuştu.
" Burada ki maaş konusu sizce de bu iş için yeterli mi ? " Diye sordum. Konuşmasına izin vermedim.
"Ayrıca ben orada başıma ne geleceğini bilmeden gidicem. Geldiğim de yine aynı konumda olmam sizce doğru mu olur ?" Madem gerçeklerden bahsediyorduk hak ettiğim yerde ve konumda olmalıyım.
" Telfi alacağım. Bana koltuğunuzu vericeksiniz eğer tabi, birde bu maaşın 3 katı maaş istiyorum. Ayrıca orda ne kadar kalacağıma ben karar veririm. Bunlar size uyuyorsa neden olmasın " diyerek meydan okuyan bir gülümseme dudaklarım da yerini aldı.
Koltuğundan bahsettimde kasları çatılsa da meydan okumasını burdan hissetiyordum.
" Koltuğum da gözün olduğunu bilmiyordum." İğneleme mi
" Hayır. Sadece hakkım olan konumu istiyorum." Dedim
"Pekala müdür yardımcılığına ne dersin?" İstediğim mi? belki
" Anlaştık." Dedim şuan için yeterli bir konumdu ama ilerisi için pek bir şey diyemiyorum. Derin bir nefes bıraktı. Ayağa kalktı onun birlikte bende ayağa kalktım.
"Anlaştık o zaman istediğin konum ve maaşın senin olacak." Dedi ama birşey eksikti.
" İstediğim zaman dönüp dönmemek bana ait " dedim üstüne basarak. Dosyada okuduklarima göre yeterince taviz vermiştim ama bu konuda kararliydim. Ne zaman dönüp dönmemek bana bağlı olmalıydı. Gözlerim deki kararlılık pes etmesine sebep oldu.
"Anlaştık o zaman iki gün sonra yola çıkacaksınız hazırlıklarını yap ve dinlen iki gün izinlisin. " Diyerek el sıkıştık. Odasından çıktığımda karşıda bekleyen Fevziye kaydı gözlerim.
"Kızım ağaç oldum burda ne konuştunuz içerde?"
" Fevzi bir söz var bilir misin ? " Dedim
" Ne sözü "
" Ya meraktan ya meraktan......." Fevziyi arkamda bıraktıktan sonra eşyalarımı toplayıp eve doğru yola koyuldum.
2 gün sonra
Ne demiş Nazım Hikmet
Esas olan :
Sadece yaşamak değil
İnsana yakışır şekilde yaşamak
Ve onurlu yaşamaktır.
Teslim olmadan
Boyun eğmeden
Sürünmeden
El etek öpmeden yaşamaktır.
Bende öyle yapmıştım kimseye boyun eymeden el etek öpmeden yaşamıştım. Kaybedicek bir şeyi olmayanlar risk almaktan korkmazlar. Bende korkmuyorum hiçbir seyden.
Üç saatlik uçuşun ardından bizi almak için gelen ekiple birlikte askerlerin bulunduğu bölgeye doğru yola koyulmuştuk. Üç kişilik ekipten oluşmuştuk. Ben bizim kanaldan olmayan kameraman ve Fevzi vardı. Evet fevzi de gelmişti. Nasıl olmuştu bilmiyorum ama çok sorgulamamiştım.
"Geldik komutanım." Diyen sesle birlikte herkes yerinde dikleştmişti.
Bizimle birlikte olan beş askerle birlikte askeri araçtan indik. Askerler sıraya dizildiklerinde bizde yanlarında duruyorduk. Bizim olduğumuz yere doğru gelemeye başlayan askere takıldı gözüm. Öğle güneşinin tam tepeden vurduğu ışık askerlerin yüzlerini görmemi engelliyordu. Ama attıkları her adımda yerin sallandığı hissediyordum. Üç kişinin bize yaklaşmasıyla oetadaki adam dikkatimi çekmişti. Yüzünü güneş kapatsa da bize yaklaştıkça tanıdık bir his bedeni mi ele geçirdi. Bu neydi böyle ? Her adımda biraz daha merak duygum kabarmıştı. Nefesimi ne zaman tuttugumu bile hatırlamıyorum. Askerlerin tam karşısında durduklarında yüzünü net gorebilmiştim.
Gözlerinin derinliğini burdan bile görebilirdiniz. Kara gözleri birini öldürmek için yeterliydi. Görebilmek için boynumu ne kadar yukarıya kaldirdiğımı hatırlamıyorum.
" Hoşgeldiniz asker !"
"Sağol!"
Sesi o kahinattaki en büyük darbeydi. Yutkunmak istedim. Ama sadece istemişim. Tükürüğüm boğazım da kaldı. Küçük bir öksürük krizinden sonra ancak geldime gelmiştim
Bütün gözleri üzerimde görmem yerimde kıpırdanmama sebep oldu.
"Rahat ol Asker! Dinlenemeye gidebilirsiniz."
"Sağol"
Tam önümde durduğunda küçük bir boğaz temizlemesinden sonra konuştu.
" Hoşgeldiniz" elini uzattı.
" Hoşbulduk." Dedim sakince boşta duran elini sıktım. Belki de yapmamaliydim. Canım mi yanmıştı belki de ? Gözlerim gözlerinde takılı kalırken ben elinde yanmıştım. O an anladım işte aşk denilen şeyin ölüm olduğunu sevmek ne kadar güzelse ölüm de o kadar güzelmiş sevdiğinle. Kalbine sağlayacağını bildiğin bıçağın kalbine girdinizdeki o acıyı hissedene kadar yapmayacağına inanırsın inandırırsin kendini demistim ya onda tanıdık bişeyler var diye. Şimdi anlıyorum benim hep bir tanıdığım olmuş ama ben bilememişim.
Aşk deniyordu demi buna aşk
Nerden sordun nerden geldin
Gülme demedim güldün
Ölme demedim öldün
Sen beni ben seni gömdün
Aşk demi bu acı tatlı
Nerde uymaz kahinat
Orda en iyi zıtlıktı, aşk
Elzem kara ben bugün bir yenilgi kazandım içimde belki kader belki sanrı bilemedim. Tutuldum bir karanlığa, görmedim gölgesini ne acı ne hüzün ne ihaneti ben kandım bu karanlığa. Tuttum bir kere bu eli ölüm de olsa dönmem geri.....
devemmm edecek



