Günler günleri kovalamıştı, zaman hızlıca akıp gitmişti. Ve ben eve daha da alışmıştım. Çınarla daha çok vakit geçirmek istedim ama o işleriyle meşgul olduğundan sadece yemek zamanlarında görüşebiliyorduk. Onu mutlu etmek için ben de kurabiye yapmaya karar verdim. Bu sayede işlerine kurabiye yiyerek küçük bir ara verebilirdi.
Geçen zaman içerisinde Nuray bana birçok şey öğretmişti. Kurabiye de bunlardan biriydi. Artık Nuraya yakın arkadaşım diyebiliyordum. Hatta tek yakın arkadaşım...
Her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp gaz lambasını ve kitabımı alarak aşağı indim. Mutfağa girip kitabı üst rafa koydum. Ve tezgaha un, su ve şeker gibi malzemeleri çıkardım. Kurabiyeyi, tarifi hatırladığım kadarıyla yaptım. İlk yapışımda Nuray yanımda olduğu için daha güzel olmuştu. Ama şu anki hali de idare ederdi. Gayet yenilebilir gözüküyordu.
Kurabiyeleri fırına attım ve kitabımı yerinden alıp Demirin yanına gittim. Ben gittiğimde o çoktan oradaydı. El salladım ve içeriye girdik. Hemen ardından tabureme oturduğum gibi okumaya başladım.
"Leydim, aceleniz mi var?" Dedi merakla.
"Evet, kurabiye yapmıştım. Şu an fırında pişiyor. Yanmadan okumayı bitirip gitmem lazım"
"Leydim kurabiye bile yapıyor! O çok mükemmel..." Dedi şaşkınlıkla. Ben ise kitaba dönüp okumaya devam ettim.
54. Sayfadan 67. Sayfaya gelmiştim. Demir elini kitabın ortasına koyunca durmak zorunda kaldım.
"Bu kadarı yeterli leydim... Güneş doğuyor" dedi kapıdan giren gün ışığını işaret ederek. Kitabımı kapatıp tam kalkıyordum ki Demir beni tutup kendine çevirdi. Ve doğrudan gözlerime bakarak benimle konuştu.
"Leydim, sizi üzen herkesten ve her şeyden kaçmak istediğinizde, ben her zaman burada olacağım ve sizi bekleyeceğim. Merak etmeyin..." Dedi ciddiyetle. Ben de ne demek istediğini anlamasamda kafamla onayladım. Ellerini gevşetti ve onun yanından ayrılıp kapıdan çıktım. Ama sabahın bu saatinde karşıma beklemediğim biri çıktı. Çınar öylece durmuş hayal kırıklığı ile bakıyordu bana. Neler olduğunu anlamamıştım.
"Çına-" dedim ve elini kaldırdı.
"Lüzumu yok leydim, nefesinizi boşa tüketmeyin..." Dedi ve dönüp gitti. Bana neden aniden 'leydim' demişti? Onun tavırlarını bu kadar değiştirecek ne yapmış olabilirdim?
Gözlerimin dolmasını engelleyemiyordum. Kafamı hafifçe eğerek gözlerimi gizlemeye çalıştım. Demire bir şey demeden koşarak mutfağa gittim. Kurabiyeyi fırından çıkardım. Hepsini bir kaba koyup odama götürdüm. Odama varınca yere oturup ağladım. İçimde bir sıkıntı, bir ağrı, beni içten içe yakıp kavuran bir ateş vardı. Her nefesimde beni boğmak istiyor gibiydi. Ben de işini kolaylaştırmak için kurabiye yiyordum sanki...













