Sabah erkenden kalkmıştım. Hemen kıyafetlerimi değiştirip, kitabımı ve gaz lambasını alıp dışarı çıktım. Etrafta bir hizmetçi bile yoktu. Daha uyanmamış olmalıydılar. O zaman Çınar da uyuyordur. Demirle konuşup bu konuda susmasını söylemeliyim. Yanlışlıkla Çınara söyleyebilir.
Hızlıca tepeliği aşıp ağacın yanında oturdum. Bir süre bekledim.
"Geldim leydim!!!" Diye bağırarak geldi. Herkesi uyandıracaktı. Elimle sus işareti yaptım. Onu gördüğümü anlayınca sustu ve yanıma hızlıca geldi.
"Leydim! Geç kalmadım umarım!"
"Geç kalmadın ama bağırmana gerek yoktu, insanları uyandırabilirdin."
"Üzgünüm leydim! Heyecanlandım..." Dedi dudaklarını büzerek. Tuhaf bir karakteri vardı. Ama insanı güldürmeyi beceriyordu.
"Hadi gidip çalışalım!" Dedi aniden.
"Burada neden çalışmıyoruz?" Dedim merakla.
"Markiden gizli yaptığınızı düşünüyorum. Ama üzülmeyin leydim, hiçbir asil mükemmel değildir. Sizin de kusurunuz bu olsun. Ben sizi mükemmel bir şekilde eğiteceğim!" Dedi kararlılıkla. Gizli yaptığımı fark ettiğine şaşırmıştım.
"Evet... Markiden gizli yapıyorum... Bunu ve sana söylediğim şeyleri ona söylememeni istiyorum."
"Neden ki?"
"Sadece bu iyiliği benim için yap..."
"Peki leydim! Sırrınız bende tamamiyle güvende! Hiç merak etmeyin!" Dedi ve havaya baktı. "Zaman geçiyor, hadi leydim durmayın" dedi ve elimden tutarak koşmaya başladı. Ne olduğunu anlamadan ben de koştum. Tepelikten aşağı indik, sağ saptık. Küçük bir binadan içeri girdik. Dağınık bir odaydı. En önemli nokta ise içeride silahlar vardı. Beni öldürecek miydi?
Korkuyla bir iki adım geriledim. O da bunu fark etmişti anlaşılan.
"Leydim, sizi tenha bir yere götüremezdim. Silahlarımızı koyduğumuz yere getirdim. Bu oda sürekli kullanımdadır. Yani korkmayın... Aksine ben sizi korkmamanız için getirdim"
Rahatlamıştım. İnce düşünmesi hoşuma gitmişti. Dışarı çıktı ve elinde iki tabureyle geri döndü.
"Dün bunları çalıların arasına iyi ki koymuşum, buyurun leydim." dedi ve bir köşeye oturduk. Bir mum yaktı ve yanımıza koydu. Ben de gaz lambasını mumun yanına koydum. Böylece daha fazla ışığımız oldu. Önce bana birkaç isim ve kelime egzersizi yaptırdı. Ardından kitabı okumaya başladım. Yavaşlığım onu birazcık boğmuş olmalıydı. Ama yine de sabırla yanlışlarımı düzeltti. Gün ışığı içeri girmeye başlayınca durdum.
"Neden durdunuz? Doğru gidiyordunuz..."
"Güneş... Doğmuş..." dedim ve ayağa kalktım. O da kalktı ve kafasıyla onayladı. Bana mutlu bir gülümsemeyle döndü.
"Yarın devam edelim o zaman leydim..."
"Tamam..." Dedim ve yanından ayrıldım. Kitabın 5.sayfasına geldiğim için mutlu olsam da bitmesine daha 100 küsür sayfa daha vardı. Bir yanım üşensede diğer yanım bu kitap hakkında Çınarla sohbet etmek istiyordu. Ben bunları düşünürken eve gelmiştim bile. İçeri girdim ve mutfağa gittim. Birçok hizmetçi benden kaçıyordu hala. Bana fark ettirmediklerini düşünseler de barizdi...
Dün gördüğüm yeşil gözlü hizmetçiyi mutfakta bulmuştum. Bana gülümsedi. Ben de ona gülümsedim ve yanına geldim.
"Benden kaçmayan tek hizmetçisin... Korkmuyor musun?"
"Hayır... Bence aksine çok masum ve tatlı görünüyorsunuz."
"Bunu duyduğuma sevindim..." Dedim ve bir süre etrafımda göz gezdirdim. O ise kahvaltıyı hazırlamaya devam ediyordu. Bir anda bileğinden tuttum ve sordum.
"Adın ne?" Dedim aniden. Elini çekmedi. Benden gerçekten korkmuyordu.
"Benim adım Nuray leydim" dedi kibarca. Yavaşça bileğini bıraktım. Bana gülümseyerek karşılık verdi. İşini yapmasına engel oluyormuş gibi hissettiğim için sessizce mutfaktan çıktım. Yemek odasına doğru ilerlerken arkamda bana doğru koşan birinin adımlarını duydum. Korkudan yerimde donakalmışken o kişi bana yetişmişti.









