Kıyafetlerimi değiştirip çıktım. Kitabı odamda bıraktım. Kütüphaneye götürürsem tekrar bulmam zor olacaktı. Aşağı indim ve az önceki yeşil gözlü hizmetçinin bana yolu göstermesiyle yemek odasını buldum. Kapıdan hafifçe kafamı uzattım. Yemeğe başlamamıştı. Şöminedeki ateşi izliyordu. Beni beklemişti gerçekten de.
"Ben geldim..." Dedim gülümseyerek. O da bana gülümsedi ve masaya döndü.
"Yemek için seni bekliyordum. Başlayalım mı?" Dedi masayı işaret ederek. Kafamla onu onayladım ve onun durduğu yerin karşısına oturdum. Onun işaretiyle hizmetçiler servise başladı. Hayatımda toplasam hiç bu kadar yemek yememişimdir. Her şey özenle kesilmiş ve yerleştirilmişti. Her gün yemekler böyle özenli miydi yani? Yoksa bugüne özel miydi?
"Yemekleri beğenmedin mi? İstediğin neyse söyle hemen yapsınlar"
"Hayır, hayır..." Dedim ellerimi sallayarak. "Her şeyi çok beğendim. Özel hissettim..."
"Buna sevindim..." Dedi ve yemeğe başladı. Ben de yemeğe başladım. Bir süre sessizce yedik. Onunla konuşmak istiyordum. Ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Bu sessizliği bozacak şey başka konular da açmalıydı. Ne söyleceğimi biraz düşündüm. Daha sonrasında yıllardır nişanlıma sormak istediğim o soruyu sordum.
"Benimle nişanlanmayı neden kabul ettin?" Dedim ciddiyetle. Çatal bıçağını masaya bıraktı. Önüne eğildi. Yüzüme bakmadan konuşmaya başladı.
"Ablam, yani Çiğdem, bir Dükün oğluna aşık olmuştu. Ama babası evlenmelerine izin vermedi. Bir çözüm bulmam gerekiyordu. Ebeveynlerimizi kaybettiğimizden onun için bir şey yapabilecek tek kişi bendim. Durumu ablamın arkadaşı ve aynı zamanda senin ablan olan Leydi Aysel'e söyledim. O da babana durumu anlatmış. Sonra bana seninle nişanlanma teklifi geldi. O zamanlar Leydi Ece zaten Prens Doruk ile nişanlıydı. Böylelikle kraliyetle bir bağlantı kurmuş olacaktık. Bu da itibar demekti. Kardeşim için hemen kabul ettim. Marki olmama rağmen başkentte adım bu sayede yayılmıştı. Böylelikle ablam evlenebildi. Kendi ailemizi düşünerek bunu yapmıştım... Ama... Kabul etmesem de olurmuş..." Dedi sustu. Son duyduğum şey beynimde sayısız kez yankılandı. Benimle nişanlandığı için pişman mıydı yani?
Kafamı eğdim. Gözyaşlarımı saçlarım arasına saklamaya çalıştım.
"Ben doydum. Size afiyet olsun." Dedim ve koşarak odama gittim. Yatağımın içine kendimi atıp ağlamaya başladım. Ailemden görmediğim sevgiyi ondan görebilme düşüncesiydi beni yıllarca mutlu eden... Ama yanılmıştım. Bu halim onu da ürkütmüş olmalıydı. Yine yalnızdım. Mahkum olmuştum ben kardelen çiçeği gibi yalnız olmaya. Ne gül, ne menekşe, ne akşamsefası... Hiçbiri sevmedi, istemedi. Kardelen beyaz örtünün üstünde tek başına çürüyecekti. Her zaman olduğu gibi...
Kapı tıklatılmıştı. Cevap vermedim. Daha sonrasında kapı açıldı. Hizmetçiydi galiba. Daha sonra adım sesleri gitti. Ve başka biri girdi içeri. Yatağın kenarına oturdu. Çınar olduğunu düşündüm. Ona doğru bilerek dönmedim. Bana birkaç kez seslendi. Daha sonra omuzlarımdan tutup beni kendine çevirdi. Ben de yatakta doğruldum. O bana üzgün bir surat ile bakarken ben ona hayal kırıklığı ile bakıyordum.
"Ne oldu? Yanlış bir şey mi söyledim?"
"Daha ne söyleceksin ki? Evden şu an defolup gitmemi mi?" Dedim sinirle. Birkaç saniye durdu. Ve bana aniden sarıldı.
"Yanlış anlamışsın... Ben öyle söylerken bunu düşünmemiştim. Evime gelmeseydin, bu durumda olmazdın. Ailenle mutlu bir şekilde yaşayıp başka biriyle nişanlanabilirdin." Dedi ve o da ağlamaya başladı. "Özür dilerim..." Dedi kulağıma fısıldayarak. Sarılmasına karşılık bende ona sarıldım. Kısa bir sarılmaydı, bir kaç saniye sonra kendini geri çekti.
"İznini almadan sarılmamalıydım..." Dedi mahçup bir şekilde. Elini tuttum ve gözlerine baktım.
"Önemli değil... Asıl ben yanlış anladığım için üzgünüm... Ayrıca senin yerine başkasıyla nişanlanmak istemezdim..." dedim. Kafasını aniden çevirdi. Bana inanıp inanmadığını anlamadım.
"O zaman sen rahatına bak. Yarın görüşürüz" dedi ve aceleyle çıktı. Bu davranışı çok tuhaftı. Ama bana sarılması çok güzel hissettirdi.











