Bölüm 8: Olmazsan Olmaz
Telefonuma gelen mesajın etkisiyle öylece kalmıştık.Kimsenin sesi çıkmıyordu hepsi telefondaki mesaja gözlerini dikmişlerdi.Deniz'e doğru döndüğümde göz bebekleri büyümüş biçimde mesaja bakıyordu ona baktığımı farkedince mavilerini bana çevirdi.Gözlerinde...
Derin bir endişe,iç yakan bir hüzün dolaşıyordu.O masmavi gözlerinin böyle bakması kalbimi sızlattı.Yutkunarak ona bakmaya devam ederken gözlerini benden kaçırmadı.Bir süre daha gözlerime baktı.Rüzgar, ekrandaki kelimeleri bir kez daha okurken kaşlarını neredeyse birleşecek kadar çattı. "Sargı bezi mi?" dedi, sesi o her zamanki alaycı tonundan tamamen uzaktı. "Defne... sen kapıya çarptım dememiş miydin? Ne sargı bezi, ne kanı?"
Gözlerindeki o hesap soran, kafası karışmış bakışlar üzerime dikildiğinde boğazımın kuruduğunu hissettim. Masadaki herkes benden bir cevap bekliyordu ama kelimeler boğazıma bir düğüm gibi dizilmişti.
"B-ben..." diye kekeledim, ellerim masanın üzerinde titreyen telefona giderken. "Şey... o kadar b-büyük bir şey değildi, yani..."
Deniz içini çekerek"Belini kapıya vurmuş. Sürtünce biraz açılmış, kanayınca da kendi sarıp kapatmış. Büyütecek bir şey yok."dedi.Benim yerime anlatması iyi oldu ben böyle bir bahane söylesem yüksek ihtimal inanmazdı.Fakat Deniz söyleyince Rüzgar başta bir şüphelendi ama üstelemedi.Tam o an Kerem'in gözleri ben ve Deniz arasında gidip geliyordu.Sanırım inanmamıştı dudaklarını araladığı anda Nehir durumu toparlamak adına konuyu değiştirdi."Arkadaşlar asıl soru gece misafirlerinizi bekletmeyin yazması."
Kerem gözlerini kısarak Nehir'e baktı.Fakat bir şey söylemedi.Rüzgar irkilen gözleriyle bakarken Kerem dudaklarını araladı ve ardından"Köprüye gitmeyelim istedikleri şeyi onlara vermeyeceğiz."diye ekledi.Elimdeki telefondaki mesaja baktığımda doğrudan bana edilen bir tehditti.Arkadaşlarımı tehlikeye atamazdım.Belki de onlardan uzak durursam onlarla bağımı koparırsam güvende olabilirlerdi.Bu yaşananlar benim suçumdu.Günlüğü o kadar merak ediyorsan git kendin araştır Defne...Ne diye insanları dahil ediyorsun ki.Belki de arkadaşlarımı vazgeçirmem gerekirdi diye aklımdan geçirdim ve konuşmaya başladım."Arkadaşlar bu mesaj doğrudan bana atıldı sizi tehlikeye atmak istemiyorum.Belki de o köprüye gitmemeliyiz.Bu tehdit doğrudan bana geldi bir umut sizden uzak durursam za-"Daha lafımı bitirmeden Rüzgar tek nefeste atladı.
"Hayır Defne bu işte bizimlesin olmazsan olmaz."dedi uzun zamandır ilk kez gördüğüm ciddiyetiyle.Kimse konuşmadı. Masanın üzerine çöken sessizlik, telefondaki tehditten bile ağırdı.Şaşkınca kirpiklerimi kırpıştırırken Deniz araya girdi.
"Bu konu kapandı Defne.Seni tek başına bırakmayacağız anlatabildim mi?"
Dünya tatlısı arkadaşlarımın delici bakışları altında tek seçeneğim başımla onaylamaktı.Deniz memnuniyetle;
"Güzel.Evet asıl soruya gelecek olursak akşam o köprüye gideceğiz.Kontrolü ele almamız gerekiyor adamlar özelimizi bile öğrenmişler bizi takip ediyorlar."
Belimdeki sargıyı bilmelerinin tek açıklaması buydu.Takip ediyorlardı hem de en olmayacak anlarda.Belgeler hâlâ Deniz'deydi. Nil'in topladığı fotoğraflar, belgeler ve kayıtlar... Hepsi, birilerinin yıllardır özenle sakladığı karanlık gerçekleri ortaya çıkarabilecek kadar güçlüydü. Bu yüzden tek bir kişide kalmalarını göze alamamış, ele geçirilme ihtimaline karşı kopyalarını hepimizde saklamıştık. Eğer o mesajın amacı bu belgelerse, hedef sadece ben değildim. Hepimiz tehlikedeydik. Umarım bu gece köprünün altında bizi bekleyen baykuşlar da o belgelerin peşinde değildir.
Kerem derin nefes alarak "İşte tam o yüzden gitmemeliyiz.Deniz o köprüye gidersek neler olabileceği aklına gelmiyor mu? Belgeleri bizde can güvenliğimiz yok.O köprüye gitmeyeceğiz!"dediğinde bir ona bir de Deniz'e bakışlarım döndü.
Nehir orta yolu bulmak için nazikçe araya gitmeye çalışıyordu."Arkadaşlar öncelikle sakin olalım bu adamlar zaten bizi takip etmiyorlar mı? Gitmezsek te bulabilirler bizi gidersek ve bir şey olursa en azından hazırlıklı anımızda olur.Hazırlıklı an hazırlıksızdan her zaman iyidir tabii nasıl hazır olacaksak..."
Kerem dişlerini sıkıntıyla sıkarken başını iki yana salladı"Bu plan değil Deniz. Adamlar bizi istedikleri yere çekiyor. Sen onların kurduğu oyuna yürüyerek gidiyorsun."
Kısık gözlerle Deniz'e bakarken Deniz hiç geri adım atmadı.Sesi ilk kez bu kadar yükselmişti.Kafede bir kaç kişi bize döndü."Kerem adamlar her şeyimizi biliyor biz zaten bu oyunun içindeyiz!"
"Yeter!"dedi Rüzgar,kendisinden beklenmeyen ciddiyetle."İkinizde haklısınız.Fakat birbirimizle kavga ederek sadece onların işini kolaylaştırıyoruz anlayın artık şunu!"dedi ve arkasına yaslandı.
Bir kaç saniye ikiside Rüzgar'a şaşkınlıkla baktılar.Sonrasında garson gelip boşları topladı ve istediğimiz olup olmadığını sordu.Yok deyip teşekkür ettik ve gitti.
Nehir ortamı yumuşatmak adına o kadife sesiyle konuştu."O zaman köprüye körü körüne gitmeyeceğiz.Hazırlıklı gidelim herkes konumunu açsın.Telefonlar tam şarj olsun hatta biri dışarda gözcü olarak kalabilir."
Rüzgar kaşlarını kaldırıp Nehir'e baktığında Nehir 'Ne var anlamında kafasını salladı ardından Rüzgar ekledi."Gözcü mü?"
Nehir omuz silkerek "Evet bir şeyler ters giderse dışarıda yardım çağıracak biri olur" Rüzgar başını iki yana salladı."Kusura bakmayın da ben siz aşağı inerken yukarıda çekirdek çitleyemem.Gideceksek hep birlikte gideriz."
Haklıydı.Hep beraber gitmemiz en doğrusuydu.Kalkıp hazırlık yapmamız gerekiyordu."Pekala hadi kalkalım."dedim.Herkes onaylayınca yavaştan kalktık.Rüzgar da hesabını ödeyip yanımıza geldi.Akşamın serin rüzgârı yüzüme çarparken hepimiz istemsizce etrafımıza bakındık. Sanki o mesajdan sonra her gölge bizi izliyormuş gibi geliyordu.Kafenin önünde durduğumuzda Kerem ve Deniz'in arabalarının olduğu otoparka ilerledik.Kerem Deniz'e dönüp "Kızlar bende sen Rüzgarla gidebilirsin."dedi.Deniz kafasını sallayıp Rüzgarla arabasına ilerdi.Bende arka koltuğa ilerlerken Kerem durdurdu.
"Defne anlatman gereken şeyler var gel bakalım öne."dedi.Bende gözlerimi kısarak baktığımda kafasını 'itiraz yok Defne' der gibi salladı.Ön koltuğa gidip kapıyı açtı.Bende usulca içeri geçip koltuğa kuruldum.Nehir de yavru köpek bakışlarıyla arkaya oturdu ve öne doğru yaklaştı.Sonunda Keremde oturdu ve arabayı çalıştırdı yavaşça ilerken "Eee Defnecim seni dinliyoruz.Anlatmadığın neler var?"Bakışlarım gözlerine kaydığında sorunun cevabını almadan gitmeyeceği belliydi.Sıkıntıyla nefesimi verirken Nehirle göz göze geldik.Bana mahcupca bakarken rahatlaması için göz kırptım.Sonrasında Kerem'in sorgulayan gözlerine baktım.Kerem derin nefes alıp evlerimize giden yoldan çıktı direksiyonu ters yöne çevirip boş ve ıssız bir alana doğru arabayı parketti.Etrafa baktığımda oldukça ürperticiydi.Akşam güneşi yan taraftaki çam ağacına vuruyordu.Ağacın gözdesi oldukça kalındı o yüzden büyük bir alanı gölgesi kaplıyordu.Bakışlarım yanımda oturan Kerem'e döndü.Kerem bakışlarını direksiyona sabitlemişti bir kaç saniye incelediğimde hafif bir hayal kırıklığı olduğunu sezdim.Ardından gözleri benim üzerimde dolaştı en son belime doğru kaydı.Eliyle gözlerini ovalayıp gözlerime baktı.
"Defne anlatmadığınız şeyler var.Kapı hikayesi değil konu."
Boğazım düğümlendi kendimi uzun zamandır olduğu gibi çaresiz hissettim.İlk kez bunu birine söyleyecektim. Acıyan belim değildi; kalbimdi.Kafamı kaldırıp çam ağacına baktım.Gölgesi arabanın içerisine giriyordu.Derin nefes aldım."S-söylemek istemiyorum."dedim güçlükle.Titreyen ellerime engel olmaya çalışarak tişörtümün ucunu kavradım çekiştirmeye başladım.Nehir bir elimi alıp parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve elimi kavradı.Ona dönüp zorlukla gülümsedim.Kerem sesini daha yumuşak çıkartmaya çalışarak,
"Sana hesap sormuyorum.Senden açıklama beklemiyorum Defne.Sadece seni yalnız bırakmak istemiyorum ne olduysa söyle bununla tek başına başa çıkmak zorunda değilsin."dedi.
Bir süre sustuk kimse konuşmadı camdan dışarıyı izlerken sakinleşmeye çalışıyordum.Ellerimi Nehirden çekip tekrar tişörtümün ucunu kavradım.Gözlerimin dolmaya başladığını hissediyordum yutkunup bakışlarımı yere eğdim."Kerem ben..."bir süre duraksayıp güçlükle devam etmeye çalıştım."Kapıya çarpmadım."Kimse nefes almıyordu sanki. Arabanın motor sesi bile o sessizliğin içinde kaybolmuştu.Zaman üçümüz için durmuştu.Kerem hiç bir şey söylemedi sadece bana bakıyordu.Nehir'e baktığımda bana endişeli gözlerle bakıyordu.Tekrardan Kerem'e dönüp;
"A-annem..." dedim bu kelime boğazımı o kadar yakmıştı ki yutkunmak bile dünyanın en zor şeyi gibi geliyordu.Gözlerimden yaşlar yanaklarıma doğru akarken derin nefes aldım."Çok kızgındı...Bu kez bana vurmadı ama itti.Zaten bu itiş de yetti.Belim mutfak tezgahının sivri köşesine çarptı.Yani...Yara öyle oldu."
Kerem'in elleri direksiyonu öyle sert kavradı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi.Çenesini sıkmaya başlamıştı.Kaşlarını sinirle çattı.Yüzü...Birden derin hüzün ve endişeleyle doldu.Bir ara dudaklarını araladı fakat bir şey diyemedi.Sonra çaresizce nefesini verdi.İlk kez hiç bir şey diyemiyordu.Şok olmuş öylece bakıyordu.Dikiz aynasından Nehir'e döndüm.Gözleri dolmuştu çaresizce bana bakıyordu.Elimle yanağımdaki yaşları sildim.Cama yaklaşıp agaç kokusunu içime çektim.Güneş yüzüme vurunca gözlerim yanmaya başlamıştı.Bu beni gülümsetti keşke yanan tek yer orası olsaydı demeden edemedim.Kafamı Kerem'e çevirdim.Kerem bana dönüp kısık sesle konuştu.
"Bir daha asla bunu tek yaşamayacaksın."Ardından kısa ama yakıcı bir sessizlik oluştu.
"Söz veriyorum Defne."
Nehir direkt öne eğilip kollarını bana doladı.Bende elimi kollarının üstüne koyup karşılık verdim.Kafamı yavaştan çevirip yüzüne baktığımda göz yaşları yanaklarına kadar inmişti.Omzunu sıvazlayıp sorun yok demeye çalıştım ama sesim kırıldı.Nehir hemen başını iki yana salladı."Hayır Defne," dedi gözlerimin içine bakarak. "Sorun var. Ama artık bunu tek başına taşımayacaksın."
Arabanın içinde yeniden sessizlik oluştu. Bu kez sessizlik korkutmuyordu. Sadece söylenemeyen cümlelerin ağırlığını taşıyordu.Kerem derin bir nefes aldı. Ellerini direksiyondan çekip birkaç saniye gözlerini kapattı. Konuştuğunda sesi her zamankinden daha sakindi.
"Defne..." dedi. "Sana tek bir şey söyleyeceğim."Başımı yavaşça ona çevirdim.
"Bu yaşananların hiçbirinde suçlu olan sen değilsin."O cümle içime öyle bir işledi ki gözlerimi kapatmadan edemedim. Yıllardır ilk kez biri bana bunu söylüyordu.Dudaklarım titredi."Lütfen..." dedim fısıltıyla. "Benden ve annemden nefret etmeyin."Kerem bana uzun uzun baktı."Nefret ettiğim kişi sen değilsin." dedi sakin ama kararlı bir sesle. "Ve seni inciten hiçbir şeyi normalmiş gibi kabul etmeyeceğim."Nehir elimi biraz daha sıktı."Biz senin yanındayız Defne." dedi.Ve ardından"Ne olursa olsun.Defne bunca zaman nasıl dayandın?"diye sordu.Bense tek kelimeyle "Alışıyorsun."diye karşılık verdim.Kerem gözlerini benden kaçırdı. Çenesini sıktı. Sanki söyleyeceği yüzlerce cümle vardı ama hiçbiri o tek kelimenin ağırlığını taşıyamıyordu.Bu sefer sessizliği daha uzun sürdü.Vitesi boşa aldı ardındam el fenerini indirdi.Bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde o derin öfke yerini soğukkanlılığa bıraktı."Bundan sonra istemediğin hiç bir şeye alışman gerekmeyecek.Şimdi...Köprüye gidiyoruz ama seninle ne işleri var öğrenmek için."
Nehir arka koltukta doğrulup oturdu sanki içindeki korkuyu bastırıp cesaret topluyordu.Kararlı gözlerle "Hadi gidelim."dedi. Kerem arabayı çalıştırıp Deniz'in attığı konumu açıp ilerlemeye başladı.Bende telefonumu elime alıp gelen bildirimleri incelemeye başladım.Rüzgar gruba geldiklerini yazmıştı beğenip 'birazdan oradayız'yazdım.Gruptan çıkıp instagrama girdim.Her zaman ki gibi bir sürü istek vardı.Deniz yeni hikaye atmıştı girdiğimde bir orman manzarası koymuş üstünede sevdiği şarkılardan birini koymuştu.Beğenip çıktığımda Rüzgar da cipsleri üst üste koymuş atmıştı.Sağ alt köşeye de 'Uzun gece için enerji lazımdı hallettik."yazmıştı.Onu da beğenip uygulamayı kapattım.
Köprüye yaklaştıkça, gökyüzü iyice kararmış, köprünün taş ayakları sanki karanlığın içinde bizi bekleyen devasa parmaklar gibi belirginleşmişti. Arabalar köprünün biraz gerisinde durdu.
"Fenerleri alın," dedi Kerem. Kapıyı açıp dışarı çıktığında, etrafı saran o tekinsiz sessizliği dinledi. Rüzgar ve Deniz de yanımıza geldi. Rüzgar elindeki feneri sıkıca tutuyordu, Deniz ise her zamanki gibi etrafı tarıyordu. "Biri bizi bekliyor," dedi Deniz, sesi alçak bir fısıltıdan ibaretti. "Tıpkı mesajdaki gibi. Köprünün altındalar."Deniz'in sözleriyle istemsizce yutkundum. Köprünün altına baktığımda sadece karanlık vardı. Ay ışığı bile oraya ulaşmıyor, siyahlığın içinde ne olduğunu seçemiyordum.Kerem el fenerini yaktı ama ışığı doğrudan aşağı tutmadı.
"Önce ses dinleyelim." dedi alçak bir sesle.Hepimiz olduğumuz yerde durduk.
Rüzgârın uğultusu...
Uzaklardan gelen su sesi...
Ve... Tak...
Hepimiz aynı anda irkildik.Tak... Tak...
Sanki köprünün altından taşa vurulan metal bir cismin sesi geliyordu.Nehir ürkerek koluma yaklaştı.
"Bu sesi siz de duydunuz değil mi?"
Kimse cevap vermedi.Deniz yavaşça öne çıktı.
"Ben aşağı bakıyorum."
"Tek başına gitmiyorsun." dedi Kerem sertçe.
"Beraber."
Merdivenlere doğru yürümeye başladık. Eski taş basamaklar yılların nemiyle kaygandı. Her adımda ayakkabılarımızın sesi boşlukta yankılanıyordu.Kalbim göğsüme sığmıyordu.Telefonuma sıkıca sarıldım.Bir basamak...Bir tane daha...Sonunda köprünün altına ulaştık.Fenerlerin ışığı eski beton ayakları, paslanmış demirleri ve yerdeki yabani otları aydınlatıyordu.Kimse yoktu.Rüzgar kaşlarını çattı.
"Dalga mı geçiyorlar bizimle?"Tam o sırada...Telefonum titredi.Ekrana düşen yeni mesajı görünce nefesim kesildi.
"Aferin. Tam istediğimiz yere geldiniz."
Kanım çekilmişti."Mesaj geldi..." diyebildim güçlükle.Deniz hızla yanıma geldi."Ne yazıyor?"dedi.Telefonu ona uzattım.Mesajı okuyan herkesin yüzü bir anda gerildi.Tam o anda...Arkamızdan sert bir taş sesi duyuldu.Hepimiz aynı anda döndük.Kimse yoktu.Sonra ikinci taş geldi.Bu kez çok daha yakına düştü."Birileri bizi izliyor." dedi Kerem.Deniz fenerini sağ tarafa çevirdi.Işık birkaç çalının üzerine vurduğu anda çalılar aniden sallandı.
"Orada!" diye bağırdı Rüzgar.Hepimiz koşmaya başladık.Çalıların arkasına ulaştığımızdaysa...
Kimse yoktu.Sadece yerde siyah bir zarf duruyordu.Üzerinde tek cümle vardı.
"Bir sonraki ipucunu almak istiyorsanız artık geri dönüş yok."Deniz eğilip zarfı almak için uzandığı anda uzakta bir motor sesi duyuldu.Farlar karanlığı yararak üzerimize doğru yaklaşmaya başladı.Farların ışığı gözümüze vuruyordu.Yüzümü buruşturup kafamı yan tarafa çevirdim.Motor biraz daha yaklaşıp tam önümüzde durunca hepimiz oraya yöneldik.Motordaki kişiye doğru bakarken tanıdık bir yüze benzediğini farkettik.Kaskını yavaşça çıkarırken biz hâla onu inceliyorduk.Kaskı çıkarıp kolunun altına koydu.Farların ışığı yüzünü aydınlattığında hepimiz donup kaldık.Gözlerimi kısıp bakarken şu anda aklıma gelecek en son kişi karşımdaydı.Sadece benim de değil şu ekibin aklına gelecek son kişiydi.
Sadettin Bilgindi...
Tam karşımızda duruyordu.Onu görünce gözlerimin açılmasına karşı koyamadım.Rüzgar'a baktığımda ağzı bir karış açılmış öylece bakıyordu.Yanında duran Deniz,Rüzgar'ın çenesini kaldırıp ağzını kapattığında kendine geldi.Motorun sesi kesildiğinde etraf yeniden sessizliğe gömüldü.Sadettin amca bize yaklaşırken "Gençler iyi misiniz?"diye sordu telaşlı bir sesle."Deniz'in kafeden apar topar çıktığını görünce içime kurt düştü. Aradım ama ulaşamadım. Sonra konumunuzu görünce doğruca buraya geldim."dedi.Sadettin amcanın söyledikleri mantıklıydı... Ama neden tam şimdi gelmişti? İçimde küçücük bir ses, bu karşılaşmanın tesadüf olmadığını fısıldıyordu. Sesimi çıkarmadım. Belki de sadece korkuyordum.Rüzgar kendini öne atarak coşkuyla konuştu."İyiyiz tam zamanında geldiniz."dedi.
Nehirde Sadettin amcanın yanına yaklaşarak "Gerçekten zamanlamanız harika."dedi tebessümle.Bakışlarımı Deniz'e çevirdiğimde şok olmuş fakat yüzüne tam belli olmayan yarım sırıtış konmuştu.Amcasının zor durumda gelmesi tabii ki herkesi mutlu ederdi.Özellikle de babanız gibi görüyorsanız...
Sadettin amca telaş ve endişe karışık biçimde "Çabuk uzaklaşın buradan,arabalarınıza gidin."dedi.Ne olduğunu anlamadan Kerem kolunu omzuma koyup beni arabasına sürüklemeye başladı.Bende ona uyarak ilerlemeye başladım.Yanımdaki Nehir'in de elini avucumun içersine aldım ve arabanın yanına ulaştık.Arabaya bindiğimizde köşede duran Deniz'in arabasına baktım.Rüzgar ve Deniz bize doğru bakıyordu.Kerem 'iyiyiz' anlamında kafasıyla onaylayınca bakışları baykuşları buldu.Sadettin amca köprünün üst tarafındaki ormanlık alana doğru hızla ilerliyordu.Köşede durduğunda perspektif olarak kimse göremiyordu.Yani benim dışımda...
Sadettin amca eliyle kısa bir hareket yaptı. O anda bunun tesadüf olduğunu düşünmek istedim. Ama birkaç saniye sonra çalıların arasındaki gölgeler birer birer geri çekildi. Kalbim hızla atmaya başladı. Bu... Gerçekten tesadüf olabilir miydi? Kerem arabayı çalıştırdığı sırada,Sadettin Bilgin'in her zamanki rahat tavrı üzerindeydi. Pencereyi yavaşça indirdim. Kerem şaşkınlıkla bana baksa da durmak zorunda kaldı. Sadettin amca arabaya doğru eğildi o yumuşak tebessümü yüzündeydi. "Gençler, güvenli bir yere geçin artık," dedi.Denizler ileriden ana yola çıkmış bizi bekliyorlardı, o kafa karıştırıcı soruyu sordum.Gözlerimi onunkilerden ayırmadım. İlk kez, tanıdığımı sandığım adam bana tamamen yabancı görünüyordu.
"Sadettin amca," dedim, sesim köprüdeki rüzgâr kadar soğuktu. "Az önce konuştuğunuz adamlar... Neden sizi görünce kaçmak yerine, sizin emrinizle çekildiler?"
Sorduğum soruyla ortam buz gibi kesildi.Ölüm sessizliği içeriyi sardı.Sadettin amcanın yüzündeki sırıtış yerini şaşkınlığa ve endişeye bıraktı.Kerem ilk başta şaşırsada bana güvenip Sadettin amcaya sorgulayan bakışlarla döndü.
"Evet Sadettin amca sana bir sordu Defne.Cevap vermeyecek misin?"
İlk kez gülümsememişti ve o bir kaç saniyelik sessizliği vereceği cevaptan çok daha korkutucuydu...
______

Merhaba sonu beğendiniz mi?? Bu arada üstteki Nil'in günlüğü.
Bakalım neler olacak Sadettin Bey ne anlatacak ?
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederimmm m>

