Merhaba nasılsınız?
Geçtiğimiz çarşamba bölüm atamadım yoğunluktan dolayı.Fakat bunu telafi edebilecek uzunlukta bir bölümle geldimm.Artık her pazar bölümlerimiz gelecek.Anlayışınız için teşekkür ederim.🌸💞🩷🫶🏻
____
Bölüm 9:Güvenin Bedeli
Sadettin amcanın yüzündeki gülümseme solmuştu.Gözleri yere doğru kaymıştı.Derince bir nefes aldı.Sanki yıllardır omzunda taşıdığı ağır bir yük vardı.Ve bu yük onu zamanla yok etmeye başlamıştı.Aslında uzun süre tutulan sırlar yüke dönüşmez miydi? İnsanın kalbine bir kurt düştüğünde, yavaş yavaş tükenmez miydi?
Bir kaç saniye sessizliğin ardından sonunda gözlerini gözlerime dikti.Yüzümdeki sorgulayan ifadeden kaçamayacağını anlamıştı.
"Pekala o adamlar beni tanıyor fakat burada anlatamam."dedi.
Kerem kasılan çenesini engelleme gereksiniminde bulunmadan sertçe çıkıştı."Hayır şimdi anlatacaksın!"
Kerem'in uzun zamandır bu kadar kızgın ve sinirli görmemiştim.Bu hâli benim bile içimi ürpertmişti.Nehir'e döndüğümde yüzünden hayal kırıklığı okunuyordu.Ona doğru yanaşıp sadece koluna dokundum.O da elimi gergince tuttu ve hafifçe sıktı.
Sadettin amcaya döndüğümde sabır çekiyordu."Bak oğlum baykuşlar hâla gitmemiş olabilir.Hem de Deniz ve Rüzgar yok kanlarında bilmesi gereken şeyler var."dedi ikna edici ses tonuyla.Kerem bana ve Nehir'e dönüp bir kaç saniye bakınca 'tamam' anlamında gözlerimi kırptım.Kerem istemeye istemeye "Tamam Deniz'in evine gidiyoruz." Dedi.
Sadettin amcaya birazdan orada olacağını ve bizim önden Denizle gitmemizi söyledi.Kerem de arabayı çalıştırıp ana yola ilerledi.Kafamı öne uzatınca Deniz'in arabası kenarda duruyordu.Bizi bekliyorlardı.Kerem telefonunu çıkarıp Deniz'i aradı."Deniz,amcanın açıklaması gereken şeyler var bu yüzden sana gidiyoruz."
Deniz de şaşkınlıkla "Anlatacağı şeyler mi var?"dedi.Ardında şaşkınlığını bastırmaya çalışarak konuştu."Tamam ben önden gidiyorum sen takip edersin."dedi ve kapattı.
Kerem Deniz'i takip etmeye başladı.Yaklaşık yarım saatin sonunda Deniz'in evine vardık.Kerem arabayı parkederken Nehirle dışarı çıktık.Evinin önüne doğru ilerledik.Deniz çoktan arabayı park edip evin kapısını anahtarla açmaya çalışıyordu.
Yanlarına doğru ilerdedikten sonra "Selam"dedim.İkiside karşılık verene kadar kapı açılmıştı.Ayakkabılarımızı çıkarıp ayakkabı dolabına koyduk.Deniz'e döndüğümüzde "Evet, hoş geldiniz." dedi gülümseyerek.Nehir de gülümseyerek "Hoş bulduk."dedi.
Sıra bana geldiğinde bende "Hoş buluruz umarım."diye mırıldandım.Ardından dudaklarımdan histerik bir gülüş çıktı.Üstümde bir kaç çift göz hissettim.Kafamı kaldırıp baktığımda 'İyi misin'der gibi bakıyorlardı.O an oluşan rezillikle kafamı diğer tarafa çevirdim ve gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.Rüzgar dudaklarının arasından çıkan kahkahayı engellemeye çalışmadan, "Defne,bir dakika...İyi misin?"dedi yanıma yaklaşıp avucunu alnıma dayadı sonrasında abartılı bir endişeyle "Az önce gayet normaldin, beş dakikada ne yaşadın?" dedi.
Bunun üzerine salon kahkahalarla doldu. Gergin geçen dakikaların ardından ilk kez hepimiz aynı anda gülebilmiştik.
Sonunda Kerem de salona geldiğinde ekip tamamlanmıştı. Hepimiz yerlerimize geçip koltuklara oturduk.Deniz "Bir şey ister misiniz"diye sordu.Rüzgar uzandığı kanepede doğrulurken,
"Böyle bir günden sonra bir bardak suyu hakediyorum"dedi.Deniz her zamanki gülüşüyle "Tamam getireceğim işte ağlama."dedi Deniz.
Mutfağa doğru ilerlerken şu siparişleri artmıştı.Bende kalkıp Deniz'e yardım etmeye karar verdim.Hemen ardından ilerleyip mutfağa girdim.Deniz bana şaşkın bir ifadeyle baktı."Aslında ben hallederdim."dedi.Bende "Tabii halledersin de ben yardım etmek istedim.Buzluktan buz getirde koyalım."dedim.
Tepsiye halihazırda koyduğu bardaklara suları doldurdum.Üzerlerine Deniz'in buzluktan çıkardığı buzları eklediğimde işim bitmişti.Tam eğilip tepsiyi alıyordum ki elimin üstünde bir sıcak el hissettim.Deniz elini elimin üzerine koymuştu.Başımı kaldırdığımda Deniz'in bana baktığını gördüm.Elini çekmeye niyetli değildi.Boğazım düğümlendi,istemsizce yutkundum.Gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu.
"Bunuda ben yapıyım Defne."dedi ve elini elimden çekip hızla tepsiyi eline alıp mutfaktan çıktı.Bir kaç saniye öylece bakıp kaldım.Sonrasında kafamı sallayıp kendime geldim.Salona doğru ilerledim,Nehir ve Kerem'in arasına oturdum.Kerem bir kaç saniye bana dönüp bakışlarını üzerimde dolaştırdı.Sonra tekrar önüne döndü.Nehir de kolunu omzuma atıp geriye doğru yaslandı.Dolayısıyla bende yaslandım.Deniz'in dağıttığı suları içtiklerinden bu yana 10 dakika olmuştu.Sonunda kapı zili çaldı ve Rüzgar kapıya bakmak için ilerledi.Kapı açıldığında Sadettin amcanın sesi kulağıma ilişti.Rüzgar ile salona yaklaştıklarından ortam bir anda gerildi.Sadettin amcayla içeri girdiklerinde,yüzü oldukça gergin ve yorgun görünüyordu.Deniz birden ayaklandı.
"Amca bir şeyler anlatacakmışsın."dedi merakla.Sadettin Bey köşedeki koltuğa geçerek oturdu.Ellerini birbirine kenetledi. Parmakları fark edilir şekilde titriyordu. Gözleri salondaki herkesi tek tek dolaştı. Sanki hangi cümleyle başlayacağını bilmiyordu. Odanın içine ağır bir sessizlik çökmüştü.Derin bir nefes aldı.
"Önce sizden özür dilemem gerekiyor." dedi kısık ama kararlı bir sesle.
Deniz kaşlarını çattı. "Özür mü? Neden?"
Sadettin Bey başını hafifçe eğdi.
"Çünkü yıllardır sizden bir gerçeği sakladım. Bunu size yalan söylemek için değil... sizi koruyabilmek için yaptım."
Rüzgar şaşkınlıkla doğruldu.
"Bir dakika... Neyi sakladın?"Sadettin Bey birkaç saniye sustu. Ardından gözlerini Kerem'e, sonra bana çevirdi.
"Bazı gerçekleri öğrenmeniz gerekiyor."dedi.
Deniz anlamamazlıkla gözlerini kırpıştırdı.Kerem ise derin nefes alarak sakinleşmeye çalışıyordu.Salonu bir süre sessizlik kapladı.Kimse tek kelime etmiyordu sadece duvardaki sesin tik takları duyuluyordu.Sadettin Bey ellerini birbirinden ayırıp dizlerinin üzerine koydu.
"Ama önce en başa dönmem gerekiyor. Çünkü anlatacaklarım sandığınız kadar basit değil."dedi
Kerem kaşlarını çatıp Sadettin Beye döndü."Madem bu kadar önemliydi neden daha önce anlatmadın?
Sadettin Bey acı ve pişmanlık karışık bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Çünkü siz ne kadar az şey bilirseniz,o kadar güvende olacağınızı sanıyordum.Yanılmışım..."
Deniz kollarını göğsünde birleştirerek
"Ne diyorsun amca anlamıyorum açık açık anlat.Lafı dolandırma."
Sadettin Bey kafasını usulca sallayarak konuya girdi."Yıllar önceydi...Nil kaybolmadan önce bana bir emanet bıraktı."
Deniz ve Rüzgar aynı anda birbirlerine anlamsızca baktılar.Sonra Deniz yukarı havalanan kaşlarına engel olmaya çalışmayarak "Nil mi?" diye fısıldadı."Evet."dedi Sadettin Bey.
"Ve o emanet bugün sizin peşinizde olanların aradığı şeydi."
Karahanlılar.Onlardan bahsediyordu.Deniz kaşlarını çatarak sordu,
"Karahanlılardan mı bahsediyorsun amca?"
Sadettin Bey'in yüzündeki ifade tamamen silindi ve değişti.Kaşlarını çattı ve öylece olduğu yerde kaldı.Gözleri kısa bir anlığına Kerem'e kaydı.Sonra tekrardan Deniz'e döndü.
"Demek...Adlarını bile öğrendiniz."diye mırıldandı.
Sadettin'in yüzündeki renk çekildi. Parmakları dizlerinin üzerinde istemsizce kasıldı.
"O ismi..." diye fısıldadı. "Size o ismi kim söyledi?"diye sordu Sadettin amca.
Kaşlarını çatarak "Neden?"diye sordu Kerem.Salonda ölüm sessizliği oluştu.Kimse ses çıkarmadı.
"Çünkü Karahanlılar'ın adını bilen insanlar ya örgütün içindedir... ya da çoktan hedef olmuştur."
İçime soğuk bir ürperti yayıldı. Hedefte olduğumuzu zaten biliyorduk. Ama bunu Sadettin amcanın ağzından duymak, korkuyu ilk kez gerçek kılmıştı.
"Ben onlardan biri değildim..." dedi ve durdu.Bir kaç saniye aklı
"...ama yıllarca aynı masada oturdum."
Aynı masada mı oturmuştu...
Kalbim hızlanırken kaşlarımı çattım.Böylesine iyi bir adam nasıl böyle türlü iddiaların atıldığı ailenin masasına oturabilmişti.
Ben bile bu kadar hayal kırıklığına uğramışken Deniz'i düşünemiyorum.
Bakışlarımı Deniz'e çevirdim.Bakışları masanın üzerindeki saksının üzerinde sallanan ipe sabitlenmiş.Çatık kaşlarla öylece izliyordu.Sonrasında yavaşça yumruklarını sıkmaya başladı.
Asla Sadettin amcaya asla bakmıyor.
Bakışlarını kaçırıyordu.
"Yani...Bunca zamandır biliyordun."dedi fısıltıya yakın bir ses tonunda.
Ona doğru mahcupça baktığımı farkedince bana doğru donuk gözlerle döndü.Hiç bir şey demeden öylece bakışlarını kaçırdı.
Kerem Deniz'in konuşacak durumda olmadığını farkedince sorgulama görevini eline aldı.Kaşlarını çatıp sert bakışını öne sürerek başladı.
"Onlarla neden aynı masaya oturdun?"dedi derin bir nefes çekerek.Kısa süre bekledikten sonra ekledi.
"Ve Defne'nin gördüğü üzere adamları senin emrini yerine getirdi.Yoksa onlarla hâla aynı masayı mı paylaşıyorsun?"dedi.
Deniz gözlerini kaldırıp bana dikti.Sanki ne gördüğümü anlamamıştı.Onu soruyordu fakat ben uzatıp konuyu değiştirmek istemiyorum.Bu yüzden sessiz kaldım.Ve gözlerimi Sadettin Bey'e çevirerek vereceği cevabı beklemeye başladım.Önce derin nefes alıp yerinde doğruldu.Gözlerini önce bana sonra Kerem'e çevirerek,
"Nil'in babası trafik kazasında vefat etti biliyorsunuz.Resmî kayıtlara göre trafik kazasıydı.Benim eski dostumdu Burak.Ama ben o günün bir kaza olmadığını çok sonra öğrendim.
Nil Karahanlılar'ı araştırırken tehlikeli olduğunu biliyordu.Burak onu vazgeçirmeye çalıştı ama Nil adalet görevini yapmadığından kendi adaletini kendisi sağlamaya çalıştı.Sonra da kayboldu ona uzun zamandır ulaşamıyoruz."dedi ardından ekledi.
"Babası yani Burak, Nil'in merakından vefat etti."dedi ve iç çekip devam etti.
"Nil vazgeçmeyince zayıf noktası olan en yakınını hedef aldılar.Babasının o dönem en yakını bendim ve bana Nil'i durdurmayı ve korumayı vasiyet etti.Onu koruyabilmek için tek seçeneğim onların masasına oturmaktı."
Her anlattıklarıyla gözlerimiz daha da büyürken tamamen hain olmadığî için mutlu olmuştum.Ama sebebi ne olursa olsun o masaya katılıp yaptıkları yolsuzluklar,adaletin onların lehine olması...
Bunlar birine,bir topluma yapabileceğiniz en kötü şeyler arasındadır.
Rüzgar olayları sindirmeye çalışarak "Peki,neden ayrıldınız?"diye sordu.
Sadettin Bey gözlüğünü gözlerinden çıkarıp tişörtünün ucuyla sildi.Ardından tekrar takıp Rüzgar'a döndü.
"İlk başta bilgi almak için girdiğimden bu kadar uzayacağını düşünmemiştim. Zamanla Burak'a saldırı düzenlediklerini öğrendim.Bu beni o dönem aşırı yıkmıştı.Ardından da Nil'i bulup getirmemi istediler..."
Odanın içindeki herkes donup kaldı.Sadettin Bey ardından sıkıntılı bir nefes verdi.
"O an anladım ki oraya korumak için giridğim kız çoktan onların radarına girmişti."
Deniz'in yüzündeki ifade değişti dakikalar sonra ilk kez Sadettin Bey'in gözlerinin içine bakarak konuştu.
"Ne yaptın?"
Sadettin Bey gözlerini kapatıp kafasını yukarı kaldırdı.İşaret ve orta parmağını birleştirip göz kapağına masaj yaptı.Gözlerini yeniden açıp Deniz'e baktı.
"İlk defa onların karşısında durdum."dedi tek nefeste.
Odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu.Zaten ben tutmuştum fakat tuttuğumu hatırlamıyorum kafamı sallayıp Sadettin amcayı dinlemeye devam ettim.
"Onlara Nil'in nerede olduğunu bilmediğimi söyledim.
Beni tehdit ettiler...ama geri adım atmadım.
Kerem'in tekrar kaşları çatıldı.
"Yıllarca içlerindeysen senin bilerek söylemediğini anlamışlar.""
Sadettin acı bir gülümsemeyle başını salladı.
"Malesef inanmadılar."
Bu cümleyle içimdeki his daha da kötüleşti.
"Şüphelendiler.Beni takip ettirmeye başladılar.Attığım her adımı,konuştuğum,görüştüğüm her insanı izlediler."
Deniz'in yüzündeki öfke kendini yavaş yavaş endişeye bırakıyordu.Kısılan ve titreyen sesine engel olmaya çalışarak
"Nil'e ne oldu?"
Sadettin Bey bir kaç saniye sustu.Ağzını bıçak açmadı.Ardından kendini toparlamış olacak ki "Nil'i...koruyamadım."
Bu cümle odadaki herkesi sarstı.
Deniz'in yüzündeki öfke bir anda dağıldı. Yerini anlayamadığım bir boşluk aldı. Sanki duyduğu cümleyi reddetmek istiyordu ama kulakları çoktan kabul etmişti.
"Yıllarca bana yalan söyledin."dedi Deniz tok bir sesle.
Sadettin amca hüzünle bakarken
"Seni korumak içindi..."dedi.
"Koruyabildin mi bari her şeyi saklayarak? Cevap yok tabii!"dedi Deniz öfkeyle.
"Bana bir anda inanmanızı beklemiyorum zaten sadece...Artık sizi yalnız bırakmayacağımı bilin"dedi Sadettin Bey.
Deniz onu takmadan odasına ilerledi.Bir kaç dakikanın ardından elinde sırt çantasıyla geldi.Kerem'e dönüp
"Bu gece sizde kalabilir miyim? Kafamı toplamam gerekiyor."dedi.
Kerem hiç düşünmeden "Bir de soruyorsun.Tabii ki kalabilirsin."
Kerem'in ebeveynleri sürekli olarak yurt dışına çıktığından ev genelde boş oluyordu.Bu buluşmalarımız için rahat olsa da sürekli yalnız olması zor oluyordur.Yine de Kerem her şeyle başa çıkabiliyordu.Bu beni hüzünlendiriyor bir yandan da gururlandırıyor.
Kerem'in sözleriyle Deniz ilk kez omuzlarındaki yükün bir kısmını bırakmış gibi başını hafifçe salladı. Ama gözlerindeki yorgunluk hâlâ oradaydı.
Sadettin amca onları sessizce izledi. Bir şey söylemek ister gibi dudaklarını araladı, sonra vazgeçti. Başını eğerek ağır adımlarla merdivenlere yöneldi.Hiç bir şey söylemeden merdivenlerden yukarı çıktı.
Kerem'e dönüp "Bende eve geçeyim o zaman."dedim.Kerem reddedidiğini söylemeden anlatmaya çalışarak kolumdan tutup beni kendine çekti. Sonrasında kolunu üzerime atıp beni omzunun altına aldı.Ardından kulağıma yaklaşarak fısıldadı.
"Bu gece eve gitmeyeceğin konusunda anlaştığımızı düşünüyordum."
Sadece onun duyacağı tonda konuştum.
"Annemi biliyorsun.Zor ikna ediliyor."
Kerem omuzunu silkip kafasını kaldırdı."Ben hallederim."dedi.
Etrafı detaylıca incelerken Deniz'in çenesinin yeniden kasıldığını gördüm. Gözlerini bir an üzerimizde gezdirdi, ardından sırt çantasını omzuna daha sert geçirip kapıya yöneldi.Kerem'e tekrar döndüğümde "Anneni arayacağım sonuçta bana bir şey demez."dedi.Ve benden uzaklaşarak kapıya yöneldi.Nehirle beraber kapıya ilerledik.Ayakkabılıkta ayakkabılarımı alıp yere attım ardından seri bir şekilde ayaklarıma geçirip arabaların park ettiği yere doğru ilerledim.Kerem köşede telefon konuşmasını bitirip yanıma geldi.Gülümseyerek gözleriyle elindeki telefonu işaret etti.
"Kaptım izini Defne!"dedi sevinçle.
Ne nasıl yaptı ki onu? Sanırım annem Kerem'i cidden seviyordu.Çünkü bir Nehirle onu kırmadı bu güne kadar.
Şaşırmıştım doğrusunu söylemek gerekirse...
"Ne? Nasıl ikna edebildin?"diye sordum neşeyle.
Kerem göz kırparak "Orası da bana kalsın Defocum."
"Iy Defo ne be! Defolu mal mı tanıtıyorsun?"dedim.
Nehir ve Kerem aynı anda kahkahayı bastılar.Bende onlara en iyi göz devirme pozisyonlarımı sundum.
"Hadi Defo,hadi arabaya gidelim."dedidiğinde yüzümü kusacak gibi yaptım.
Nehir ondan beklemediğim bir hamleyle "Ay lütfen dur şimdi kusma Defne birazdan yemek yiyeceğim."dedi.
Bende ağzımdan çıkan kahkahayı engel olmayarak güldüm.
Nehir'i kolundan tutup çekiştirdiğimde arka koltuğa oturmuş olduk.Kerem bizim için kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna ilerledi.Rüzgar zaten yanımıza kurulmuştu.Ön koltuğa da Deniz yerleşince ekip tamamlandı.
Kerem arabayı çalıştırıp ana yola girdiğinde gözlerim Deniz'in camdaki yansımasına kaydı.Bir garip görünüyordu...
Keyifsiz ve düşünceli duruyordu.
Amcasının sakladığı şeyler...
Belkide daha anlatmadığı şeyler olmasının ihtimali onu bitiriyordu.En güvendiğin insandan beklemediğin davranışlar görmek...
O an anladım; insanı en çok düşmanı değil, 'bizden' sandığı biri yaralıyordu.
Nehir'e döndüğümde uyumamak için gözlerini kırpıştırıyordu.Kafasını omzuma yaslayıp uyumasını söyledim.O da dediğimi yaparak gözlerini kapattı.
Yanımdaki Rüzgar'a döndüğümde camdan dışarıyı izliyordu.
Sessizce farklı düşüncelerde geziniyor gibiydi.Aklında oldukça fazla soru kümelenmişti.Garipti normalde bitmek bilmeyen konuşmalarıyla Kerem'in ona verdiği cevapları içeriyi doldururdu.Şimdiyse sadece arabanın motor sesi duyuluyordu.
Gözlerim.bir kaç kez daha istemsizce Deniz'e kaydı.Hâla camdan dışarıyı izliyordu.Yüzünden bir ifade okunmuyordu.Ama onu tanıdığım bu kısa süre içinde bazı şeyleri fark edebiliyordum.O üzgündü hemde... Oldukça üzgündü.Onu böyle görmek bir garip hissettiriyordu.
Belki de kızgınlığından daha ağır olan buydu.Çünkü insan en derin duygularını içinden yaşanmaz miydi?
Aslına bakarsak bağırınca değil de sessizleşince kırılırdık.En azından bende böyle oluyordu.
Eve vardığımızda Kerem arabayı köşeye park etti.Nehir'i omzundan silkmeye başladım uyanmayınca bir kaç kez daha dürttünce uyanmıştı.
"Hadi eve vardık kalk girelim."dedim.
Hızlıca yerinden kalktı.Bende kalkıp dışarı çıktım.Gece havası yüzüme.çarptığında derin bir nefes aldım.Tüm gün boyunca içimde biriken ağırlığı dışarı vermeye çalışıyordum.Eve doğru ilerledik ardındam Kerem kapıyı açıp bize baktı.
"Bugün yeterince şey yaşadık."dedi.
"Yarın daha sakin düşünürüz."
Rüzgar histerik bir gülümsemeyle.
"Bizim sakin bir günümüz olduğunu hatırlamıyorum."Bu cümle hepimizi kısa bir anlığına güldürmeye yetti.
İçeriye ilerleyip ayakkabılarımızı bıraktık.Sağ baştan salondaki koltuklara ilerledik.Kerem'in yanı boş olduğundan oraya oturdum.Sonrasında Nehir de diğer yanıma oturdu.Deniz ve Rüzgar da teklilere oturdular.
Kısa bir sessizliğin ardından Kerem mutfağa gidip atıştırmalık hazırlayacağını söyledi.
Bizse öylece oturuyorduk ben tavanı izliyordum.Sonra gözlerimi Deniz'e çevirdim.Bir süre gözlerimin onun üstünde olduğunu anlayınca bana çevirdi mavi gözlerini.
"Deniz,nasıl hissediyorsun?Konuşmak ister misin?
Deniz uzun süre bana baktı.Bir ara dudaklarını araladı fakat bir şey söylemedi.Başını yere eğdi.Elini boynuna götürdü ve iç çekip tekrar bana döndü.
"Ne hissedeceğimi bilmiyorum..."diye mırıldandı.
"Aklıma amcamın bana kafede kahve yapmayı öğrettiği gün geliyor.O an fark ettim ki bazı anılar insanın aklında yıllarca değişmeden kalıyordu. Ta ki öğrendiğin bir gerçek, o anının anlamını tamamen değiştirene kadar...O gün bana demişti ki..."
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
11 Nisan 2020
Sadettin Bey elindeki kahve cezvesini temizleyip tezgâhın üzerine koydu.Yanında abisinin oğlu canı gibi sevdiği 13 yaşında ki yeğeni Deniz oturuyordu.Deniz dikkatle amcasının yaptıklarını inceliyordu.
"Amca ne kadar süt eklemek gerekiyor?"diye sordu merakla.
Sadettin"Önce 2 kaşık kahve tozu ekliyoruz Denizcim.Sonra ise ısıttığımız 2 bardak suyu ekliyoruz."dedi.
Deniz kenardan duran kahve paketinden 2 tatlı kaşığı döktü cezveye.Ardından yan tarafta duran cam sülahideki suyu döktü.Ardından Sadettin Bey ocağa koyup tüpü yaktı.Üstüne cezveyi koydu.
Deniz, cezvenin başında duran amcasını izliyordu. Sadettin Bey her zamanki sakinliğiyle kahveyi karıştırırken yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
"Amca ama sen hep aynı şeyi söylüyorsun. Önce kahve, sonra su. Ben bunu ezberledim artık."
Sadettin Bey hafifçe güldü.
"Ezberlemek yetmez Deniz. Bazı şeyleri doğru zamanda yapmak gerekir."
Deniz kaşlarını kaldırdı.
"Alt tarafı kahve yapıyoruz."
Sadettin Bey başını iki yana salladı.
"Hayır. Alt tarafı kahve değil. Bir şeyi hazırlarken ona verdiğin değer önemli."
Deniz anlamamış gibi cezveye baktı.
"Bir kahveye mi değer veriyoruz yani?"
Sadettin Bey gülümseyerek başını salladı.
"Bazen bir kahve, söyleyemediğin şeyleri anlatır."
Deniz bu söz üzerine birkaç saniye sustu. Sonra küçük bir gülümsemeyle,
"Sen de her şeyin içine anlam koymayı başarıyorsun amca."dedi.
Sadettin Bey onun saçlarını karıştırdı.
"Çünkü bazı şeylerin değerini kaybetmeden anlamak gerekir."
Günümüz (Defne'den)
Deniz gözlerini yerden ayırmadan devam etti.
"Yıllar önce bu sözleri duyduğumda amcamın garip bir konuşması olduğunu sanıyordum.Şimdi ise aynı cümleler içimde ağır bir yere dokunuyordu." İç çekerek devam etti.
"Bazı şeylerin değerini kaybetmeden anlamak gerekir.
Ama ben bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anladım." Dedi.
Ben bir süre suratına bakakaldım.Amcası ile bağı oldukça kıymetliydi.Babası gibi görüyordu bugün bildiği çoğu şeyi ondan öğrenmişti.Kendimi tutamadım hemen cevapladım.
"Bu senin suçun değildi Deniz."
Dudaklarımdan çıkan cümle odanın sessizliğinde kayboldu.Deniz bir kaç saniye bir şey söylemedi.Sanki olayları tartıyordu.
Sonra başını hafifçe kaldırıp gözlerime baktı.
"Değil miydi?" Sesindeki kırgınlık hepimizin içine işlemişti.
"Defne bazen insanların sana yaptığı şey kötü de olsa suçlayamıyorsun.Çünkü o insan senin iyi anılarını temsil ediyor."
Gözleri bir boşluğa daldı.
"Ben Sadettin amcamı düşündüğümde sadece bana yalan söyleyen adamı görmüyorum. Bana ilk bisiklet sürmeyi öğreten adamı görüyorum. Korktuğumda yanımda duran adamı görüyorum. Babamdan sonra bana aile olmayı öğreten kişiyi görüyorum."
Sesi titredi gözleri dolmaya başladı ama kendini toparladı.
"İnsan en çok da buna kırılıyor zaten. Düşmanından gelen bir şeyi beklersin. Ama güvendiğin biri seni yaraladığında ne yapacağını bilemiyorsun."
Bu sözler içimde garip bir ağırlık oluşturdu.Bazen sırrın kendisi değil onu saklayan insan daha çok yaralardı.
Tam o sırada Kerem elindeki tepsiyle yan taraftaki masaya yaklaştı.Ortamdaki sessizliği fark edince adımlarını yavaşlattı ve tepsiyi masaya bıraktı.
"Bir şey mi oldu?"
Kimse cevap vermeyince gözlerini önce bana sonra Deniz'e çevirdi.Ardından sessizce tabakları masaya dizdiği esnada.
"Tamam,anladım."diye homurdandı.
Rüzgar koltuğunda doğrulup derin bir nefes verdi.
"Sanırım...Hepimizin sindirmesi gereken çok fazla şey var."
Deniz Rüzgar'a bakarak usulca başını salladı.
"Her şey üstüme gelmeye başladı.
Karahanlılar,Nil,Amcamın yıllardır sakladıkları..."
Kerem ciddi bir ifadeyle "Ama artık tek başına değilsin biz varız."
Deniz bakışlarını Kerem'e çevirdi.Kerem omzunu silkti.
"Yani...hâlâ bazen sinir bozucu olabilirim.Rüzgar zaten fazla konuşuyor.Nehir uyurken muhtemelen bizi dinliyordu."
Nehir gözlerini hafifçe açıp mırıldandı.
"Hı,dinlemiyorum..."
Hepimiz ona döndük kızarmış yanaklarıyla bize korkutucu sandığı bakışlarını atmaya çalışıyordu.Ama gözlerini bile açamadığından çok komik duruyordu.Bu hâli istemsizce hepimizi güldürdü.
Belki de ihtiyacımız olan şey buydu.
Her şeyin kötüye gittiği bir anda bile, hâlâ gülebileceğimizi hatırlamak.
Deniz de küçük bir gülümseme gösterdi. Çok kısa sürdü ama oradaydı.Bazı yaralar hemen iyileşmezdi.Ama yanında duran insanlar varsa, o yaralarla yaşamayı öğrenebilirdin.Çünkü güven bir anda kaybolabilirdi.Ama yeniden kazanılması için bazen sadece birinin yanında kalması yeterdi.
Sonra birden Deniz'in telefonu titredi.Yüzündeki gergin ifade silinip yerini yumuşak bir gülümsemeye bıraktı.Ardından yerinde doğrulup telefonu kulağına koydu.
"Efendim?"
___

Şuanda en uzun bölümüm bu oldu.😊🎊🎉
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.Tanıdıklarınıza kurguyu önerirseniz çok mutlu olurum.Soğuk çay kaçarr