İçeriğe geç

Kapsüldeki Sırlar

Bölüm 11 · 16 dk okuma

Kapsüldeki Sırlar

Bölüm 11

Farketmeden

Bölüm 10:Fark Etmeden

"Efendim?"dedi.Bir kaç saniye bekledi.

"..."

"İyiyim sen?"diye sordu.Karşıdaki 'nasılsın' diye sormuştu.

"..."

"Bilmiyorum zamana bağlı."

"..."

"Tamam tamam söz yarın uğrayacağım." dedi bıyık altı gülümserken.

Herkes ona merakla bakarken telefonu kapattı.Rüzgar gözlerini kısarak

"Yarın bizi kiminle ekiyorsun bakalım?"

"Alya...Uzun süredir görüşemedik yarın uğramamı istiyor."

"Yine annelik yapacak yani."

Konuşmasından anladığıma göre Alya yanında dinlenebileceğin,arkanı dönebileceğin tip arkadaşlardandı.Aslında Alyayı bir kaç kere görmüştüm.Günlüğü Deniz'e göstermek için kapsül kafeye gittiğimde oradaydı.Hatta bir işler çevirdiğimizi anlamış gibi imalı bir bakış atmıştı.İyi birine benziyordu zaten insanın böyle güvenebileceği yanında rahatlayabilecek insanlara ihtiyacı vardı.

Rüzgar kafasını sağa sola sallayıp "Acıktım ya hadi bir şeyler atıştıralım."

Rüzgar her zamanki gibi alnına düşen lülelerini eliyle arkaya atıp masaya kuruldu.Sonra bize bakıp,

"E hadi gelin artık."

Kerem de gülümseyerek Nehir'i kaldırmaya çalıştı.

"Hadi uykucu kuzen kalk."dedi oflayarak.

Nehir sonunda teslimiyet göstergesi olarak gözlerini açıp koluma sarıldı.Bende onu sürükleyerek masaya oturttum.Masaya bir göz attığımda serpme kahvaltıydı.

Elime bi zeytin alıp ağzıma attığımda Deniz bardaklara çay dolduruyordu.Herkese tek tek kaç şeker istediğini sordu.En şaşırdığım Rüzgardı tam 4 küp istedi.Herkes kaşlarını kaldırıp ona bakınca,

"Ne var yani? Benim gibi dünya tatlısı bir insan tabii ki şeker sevecek."dedi.Nehirse gözlerini devirdi.Rüzgar ağzını hiç kapatmayarak "Yeter gözlerin öyle kalacak" dedi. Nehirde koluna bir tane geçirip önüne sırıtışla döndü.

Ardından Deniz elindeki çay bardağını kaldırıp bana baktı.

"Kaç şeker?"

"Tek şeker." dedim.

"Tamam."

Herkese tek tek uzattı ve kendi çayına şeker atmadı.Şekersiz içiyordu.Rüzgar gözlerini devirip

"Sevimsiz işte nolcak."dedi.

Nehir kaşlarını kaldırıp ona döndü ve Rüzgarı'ın çayını işaret edip,

"Şeker aromalı su içen bir insan için fazla iddialısın."

Rüzgar 'sen ciddi misin' der gibi kaşlarını çatıp arkasına yaslandı.

"Ah canım benim,sıcak su içmekten beynin yıkanacak azıcık şeker at şuna."diyerek kenarda duran küp şekere uzandı.

Nehir uzattığı eline bir tane şaplak geçirdinde elini çekti.

Ağlamaklı ses tonuyla

"Of tamam be."dedi.

Ve önündeki zeytini ağzına attı.

Kerem gülümseyerek izlerken

"Evde bir benim odam, iki tanede misafir odası var.Şöyle yapalım Nehir ve Defne bir odada."

Bakışlarını önce Deniz'e sonra Rüzgar'a çevirdi.

"Siz ikinizde diğer odada kalıyorsunuz."dedi sırıtarak.

Deniz Rüzgar'a bakıp yüzünü buruşturdu.Rüzgarsa kaşlarını kaldırıp Deniz'e sırıttı.Ve ona doğru öpücük attı.Hepimiz Deniz'in yüz ifadesine kahkaha attık.Ben burada ne yapıyorum diye içinden geçirdiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamam.

Nehir gözlerini kapatmamak için zor duruyordu.Dakikada kaç kere esnediğini sayamadım.Gözlerinden yaş akıyordu.

Rüzgar bir kaç saniye kaşlarını çatıp ona baktı.Sonra yüz ifadesi yavaşça yumuşadı.

"Tamam,bunun pili bitmiş."dedi.

Nehir az önce ki halinden eser kalmayacak biçimde gözlerini açıp yerinde dikleşti.Kaşlarını çatarak Rüzgar'a baktı.

"Bitmedi."demesine kalmadan bir kez daha esnedi.

Rüzgar imalı imalı sırıttı.

"Hadi sen git uyu.Yoksa birazdan masaya düşeceksin."

"Uyumam."

"İddiaya girelim mi?"dedi gülerek.

Nehir de sonunda pes edip ayaklandı.Ve üst kata gitti.Daha öncede burda kaldığından odaların yerini biliyordu.Sonuçta kuzeni Kerem'in eviydi.

Rüzgar sırıtarak Nehir'in gidişini izledi.

Kerem tabakları tepsiye dizerken kalkıp yardım ettim.Sonra Kerem tepsiyi tezgahın üzerine bıraktı.Bende buzdolabına koyulacakları koydum.Geriye bulaşıklar kalmıştı.

Kerem'e dönüp,

"Sen dinlen ben hallederim."dedim.

Kerem tam ağzını aralamışken Deniz mutfağa girdi.Yanımıza gelip "Yorucu bir gündü istersen dinlen sen.Biz Keremle hallederiz."dedi Deniz.

Ben ne kadar ısrar etsemde beni ikna ettiler.Bende salona ilerledim koltuğun üzerindeki telefonumu elime alıp üst kata çıktım.Lambası açık olan bir oda vardı orada bizim kalacağımızı tahmin ederek ilerledim.Kapıyı açtığımda Nehir ikimizin de yataklarını hazırlamıştı. Nehir'e mahcupça gülümserken "Teşekkür ederim."dedim.

O da gülümseyerek ışığı kapattı.Yatağına uzandı.Bende ilerleyerek benim için hazırladığı yatağa uzandım.Kafamı yastığa koyup gözlerimi tavana diktim.

"Nehir uyuyor musun?"diye sordum.

Ses çıkmayınca uyuduğunu anladım.Telefonumu elime alıp saate baktım.Saat bire doğru geliyordu ve bende ağırlaşan göz kapaklarımın etkisiyle uyumaya karar verdim.

____

Aniden gelen irkilmenin etkisiyle gözlerimi açtım.Saate baktığımda üç buçuk olmuştu.Yaklaşık 2-3 saat uyumuştum.Aşağı inip lavaboya gitmeye karar verdim.Ayağa kalktığımda Nehir derin uyku moduna geçmişti çoktan.

Koridorda ilerleyip merdivenlere indim.

Basamakları tek tek inip salona vardım.

Evde hiç bir ses yoktu.Oldukça ıssızdı loş bir ışık tüm salonu kaplamıştı.İlerleyip lavaboya vardım.İşim bitince mutfağa ilerledim.Deniz elindeki kupayla tezgaha yaslanmış camdan dışarıyı izliyordu.Benim geldiğimi farketti olacak ki sorumla irkildi.

"Sen hâla uyumadın mı?"diye sormuştum.

"Evet kahve içme doğru bir karar değildi sanırım."dedi,bende hafifçe kıkırdadım.

O da gülümseyip bana baktı.Loş ışıkta hafif parlıyordu mavi gözleri.

"E ne düşünüyordun?"dedim.

O da gözlerini benden ayırmadan sordu.

"Günlüğü bulup yabancılara getirdiğin gün.Bizi hiç tanımıyordun neden bize güvendin?"dedi

Birden afalladım çünkü bu kadar net bir soru beklemiyordum.Bir kaç saniye yere bakıp öylece düşündüm.Cevabı bende bilmiyordum...

"Güvendiğimi kim söyledi?"dedim.

Deniz anımda merakla bana döndü.

"Güvenmedin mi?"

"Sanırım...Evet güvenmedim."dedim.

Bir kaç saniye bekleyip devam ettim.

"Ama kaçmak da istemedim."

"Neden o zaman?"

"Sizde aynı soruların peşindeydiniz.Sizde en az benim kadar cevap arıyordunuz."

Deniz hiç bir şey söylemedi sözlerimin bitmesini bekledi.

"Bir de o gün...İlk defa kendimi yalnız hissetmedim..."dedim iç çekerek.

Deniz bir şey söylemedi.Elindeki kupayı inceledi.Sonra gözlerini bana çevirdi.tek kaşını kaldırıp dudaklarını araladı.

"Bunu bilmen iyi...Artık ben varım yalnız değilsin."dedi.

Kaşlarım yukarı havalanırken yutkundum.Sözleri beklemediğim bir yere dokunmuştu.

Ne dediğinin farkına vararak telaşla konuştu.

"Y-yani biz varız.Nehir,Kerem ve Rüzgar ve ben..."dedi kekeleyerek.

Bende kafamı sallayıp onayladım.

Basit bir cümleydi aslında. Ama nedense kulağımda birkaç saniye daha yankılandı.

İnsan bazen en çok ihtiyacı olan şeyi, ihtiyacı olduğunu bile farketmeden dostlarından duyuyordu.

Başımı sallamakla yetindim. Çünkü verecek doğru bir cevabım yoktu.

"Sahi Nehir'e bakmam gerekiyordu.Naptı bir bakmalıyım."

Deniz hafifçe gülümseyip,

"Git bakalım.Muhtemelen hâla uyuyordur."dedi.

Bende yerimde doğrulup üst kata ilerledim.

____

Rüzgar'dan

Odanın içinde beşinci turumu atıyordum.Deniz ortalıkta yoktu.

Çocuk kahve yapacağım diye kaybolmuştu resmen.

"Bu saatte insanı yalnız bırakmak da suç." diye homurdandım.

Yerimde daha fazla duramayınca kapıyı açıp koridora çıktım.Bu katta Nehir ve Defne'nin kaldığı oda vardı.İlerleyip odanın kapısını çaldım.Kimseden cevap gelmeyince kapıyı itip içeri girdim.Odada sadece Nehir vardı ve uyuyordu.Biraz yaklaşıp kısık sesle

"Sen de mi be,sarışın."dedim.

Hâla uykudayken ayağıyla üstündeki battaniyeyi kenara itti.Nehir battaniyeyi resmen tekmelemişti.Yanına biraz daha yaklaşıp battaniyeyi omuzlarına kadar çektim.Normalde olsa bırakır, sabah kendi fark eder diye düşünürdüm. Ama nedense elim battaniyeye gitmişti.Bakışlarımı yüzüne getirip sanki duyuyormuş gibi,

"Sabah kalkınca 'üşüdüm' diye gezeceksin."dedim.

Yüzünü incelerken yanaklarına düşen bir kaç saç tutamı dikkatimi çekti.Elimle itmek için yaklaştırdım.Elimin yanaklarına değmesine ramak kalmıştı.Birden 'Ne yapıyorum ben.'diye kendi kendime söylenip elimi hızla geri çektim.Bir kaç saniye durduktan sonra bu sefer de ayaklarını dışarı uzatmıştı.Ayaklarını hafifçe battaniyenin içine doğru çektim.

Derin bir nefes verip yatağın kenarına oturdum.

"Sen var ya..." diye mırıldandım.

Başımı iki yana sallayıp uyuyan yüzüne baktım.Kaşlarımı çatıp

'bu kız uykusunda bile inat etmeyi başarıyordu' diye geçirdim içimden.

Tam o sırada kapının açıldığını duydum.Hızla yerimden ayaklandım ve başımı çevirdim.Defne kapının eşiğinde duruyordu.Bakışları önce bana,sonra uyuyan Nehir'e kaydı.Sonra kaşlarını kaldırıp,

"Sen burda ne yapıyorsun?"diye sordu.

Toparlamak adına hızla cevapladım.

"Ne yapacağım?Battaniyeyi atmış, üşütecek diye düzelttim."

Defne kaşlarını çatıp elini dudaklarının üzerine götürerek gülmemek için kendini tutuyordu.

"Sen mi?"

"Evet,ben.Şaşırma.Arada işe yarıyorum."

Defne'nin imalı bakışlarını görünce ardından ekledim.

"Öyle bakma kahramanlık falan yapmadım.Sadece basit bir insanlık..."

Tam bu sözümü bekliyormuş gibi kıkırdadı.Bende ters ters bakıp kapıya ilerlediğimde kolumdan tuttu.

"Ya özür dilerim ama bu kadar ince düşünen biri olduğunu tahmin etmezdim."dedi sırıtarak.

Bende yüzündeki sırıtışı soldurmak istercesine kaşlarımı çattım.

"Yanlız alışmayın.Yarın eski hâlime dönerim."

"Göreceğiz."dedi gülümseyerek.Ve kaşlarını kaldırıp imayla baktı.

"Not ettim.Meğer kullanım kılavuzunu okuyunca insan olduğun anlaşılıyormuş."dedi.

Bende başımı sallayıp çatık kaşlarla kapının dışına ilerleyip odama girdim.Kendimi yatağıma atıp uzandım.Derin bir nefes verdim.

"Boş işler..." diye mırıldandım.

"Alt tarafı üstüne battaniye çektim."

Bir kaç saniye sustum.Bir çeşit farkındalık gelmişti.Hem üşütürse de bana ne ki? Değil mi beni ilgilendirmez.

İçimden yükselen o inatçı ses hiç de susacak gibi değildi.Derin bir nefes alıp,

"Hem yarın yine beni deli edecek."diye içimden geçirirken istemsizce dudaklarım yukarı kıvrıldı.Başımı yastığa gömüp gözlerimi sıkıca kapattım.

"Kesin edecek."

___

Defne'den

(Ertesi gün)

Sabah uyandığımda,güneş ışığı odanın içine çoktan dolmuştu.Yanımdaki yatak boştu Nehir çoktan kalkmış olmalıydı.Yatakta doğrulup dağılmış saçlarımı topuz yaptım.Yataktan çıkıp üstümdeki pijamalarımı çıkardım.Çantamı açtım,elime ilk gelen tişörtü kenarda ayırdım.Bir adette kot pantolon alıp kenara bıraktım.Çantayı kapatıp köşeye ittim.Tişörte baktığımda pastel yeşil tonlarındaydı.Hızla üstüme geçirip aynanın karşısına geçtim.

Gözlerim hafif şişmişti odadan çıkıp banyoya ilerledim.Yüzüme bir avuç suyu serptim.Havluyu alıp ıslaklığı giderdim.Tekrar odaya ilerleyip yüzüme güneş kremi ve nemlendirici sürdüm.

Aynadaki yansımama baktım. Güneş, yüzümdeki çilleri her zamankinden daha belirgin gösteriyordu. Onlardan hiçbir zaman tam anlamıyla hoşlanamamıştım.

Elime kapatıcıyı alıp önce yanaklarıma, sonra burnumun üzerine hafifçe uyguladım. Aynaya tekrar baktığımda neredeyse görünmez olmuşlardı. İçime sinen görüntü buydu. Midemden yükselen gurultu düşüncelerimi böldü. Daha fazla oyalanmadan odadan çıktım.

__

Merdivenlerden aşağı indim.Mutfağa doğru ilerlediğimde Rüzgar'ın sesi kulağıma ulaştı.Bende duraklayıp kulağımı oraya diktim.Şöyle diyordu,

"İstemeden oluyor bu da canımı sıkıyor Deniz."

Deniz'in sesi bir süre gelmedi.Bir kaç saniye sonra,

"Ney?."diye sordu.

"Boş ver..."

"Anlat işte Rüzgar."

"Bir dakika!"

"Sende de istemeden oluyor değil mi?"diye sordu Rüzgar.

Deniz cevap vermeyince kendi cevabını kendisi verdi.

"Bende öyle düşünmüştüm..."dedi.

Bu kadar süre dinlemenin artık ayıp olduğuna kanaat getirerek içeri girdim.

Rüzgar tezgahta oturuyor elindeki bilekliği sallıyordu.Deniz de tezgahın köşesinde çay demliyordu.Beni görünce ikiside bana döndüler.Konuşmaları yarıda kesilmiş gibiydi.İkisi de sanki az önce bambaşka bir şeyden bahsediyormuş gibi sustu. İçime tuhaf bir merak çöktü ama üstelemedim.

Yüzüme gülümseme kondurarak,

"Günaydın arkadaşlar."dedim.

Rüzgar sırıtarak,

"Günaydın uyuyan güzel."dedi.

Deniz ise hafif gülümseyerek,

"Günaydın yeşilli."dedi.

Bana yeniden yeşilli dediğini duymak beni çok mutlu ediyordu.İstemsiz dudaklarım kıvrılıyordu.Göz rengimden ötürü öyle diyordu fakat bu benim çok hoşuma gidiyordu.Açıkça söylemek gerekirse yeşilli demediğinde içten içe bozuluyordum.

Buz dolabına ilerleyip zeytin,peynir,domates çıkardım.Tabaklara koydum ve çekmeceye gidip bıçak aldım.Domastesleri dilimleyip tabağa koydum.Dolaptan bir şeyler daha çıkardığımda işim tamamlandı.Bir anlığına gözlerim Rüzgar'a takıldı.Merdivenlere doğru bakıyordu.Sanki konuşmanın devam edip etmeyeceğini kontrol ediyordu. Ne konuştuklarını bilmiyordum ama ikisinin de yüzündeki ifade normal değildi.

Nehir uykulu gözlerini ovuşturarak yanımıza yaklaştı.Köşedeki sandalyeyi çekip bedenini üzerine bıraktı.

"Kahvaltıyı hazır mı?"

Rüzgar Nehir'e bakıp hafifçe gülerek,

"Önce gözlerini aç sonra kahvaltıyı düşün sarışın."dedi.

Nehir kaşlarını çatıp gözlerini kıstı.

"Gözlerim açık zaten."

"Belli."

"Of sabah sabah başlama Rüzgâr."

Rüzgar Deniz'e dönerek,

"Sarışın işte ne bekliyoruz."dedi.

Nehir buna karşılık kaşlarını kaldırıp ona baktı.

"Senden akıllıca bir cevap beklemiyoruz zaten.Rahat ol."

Deniz başını yere eğip gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.Rüzgar kaşlarını kaldırıp Nehir'e döndü.

“Ben gayet akıllıca cevaplar veriyorum.”

Nehir önündeki bardağa uzanırken,

“Örnek?”

Rüzgar bir an sustu.

“Şu an aklıma gelmedi.”

Nehir başını salladı.

“Tahmin etmiştim.”

Deniz daha fazla dayanamayarak güldü.

Rüzgar ona dönüp,

“Ya sen kimin tarafındasın.”

“Ben bir şey demedim ki.”

“Gülmen yeterli.”

Deniz yardım isteyen bakışlarla bana döndüğünde kahkahamı tutamadım.

Rüzgar üçümüze birden bakıp kaşlarını çattı.

“Çok güzel. Demek hepiniz benim karşımdasınız.”

Nehir uzattığım bardaktaki sudan bir yudum alıp sakince,

“Karşı olmak için önce bir tarafının olması gerekiyor.” dedi.

Rüzgar birkaç saniye öylece baktı.

“Sen bugün özellikle mi uğraşıyorsun benimle?”

Nehir omuzlarını silkti.

“Hayır. Sen konuşuyorsun, ben de cevap veriyorum.”

“Bu cevap değil, saldırı.”

“Savunman zayıfsa benim suçum değil.”

Deniz yine gülmeye başladı.

Rüzgar ona dönüp,

“Sen sus. Az önce benim tarafımdaydın.”

“Ne zaman?”

“Ben de bilmiyorum ama olmalıydın.”

Nehir başını iki yana salladı.

“Bak, yine akıllıca bir cevap veremedi.”

Rüzgar derin bir nefes alıp sandalyeye yaslandı.

“Tamam. Bugünlük seni yenemeyeceğim.”

Nehir kaşlarını kaldırdı.

“Bugünlük mü?”

Rüzgar ona bakıp sırıttı.

“Fazla sevinme sarışın. Yarın rövanş var.”

Nehir de hiç düşünmeden,

“Yarın uykunu al da gel. Belki o zaman bir şansın olur.”

Rüzgar birkaç saniye sustu.

“...Ben bu kızdan nefret ediyorum.”

Nehir çayından bir yudum daha aldı.

“Ben de seni seviyorum Rüzgarcım.”

Keremde sonunda uyanıp merdivenlerden bize doğru gelince ekip tamamlanmıştı.

__

Kahvaltı boyunca Rüzgar ve Nehir'in atışmaları devam etti. Kerem arada bir ikisine bakıp gülüyor, Deniz ise çayını içerken onları izliyordu.

Ben önümdeki peynirden küçük bir parça alıp ağzıma attım. Tam o sırada Deniz sandalyesini geriye çekti.

"Biz kalkalım."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Nereye?"diye sordum.

Rüzgar da ayağa kalkıp sandalyesini geriye itti.

"Alya'yla kafede buluşacağız. Daha fazla bekletmeyelim."

Nehir kaşlarını kaldırdı.

"Sen ne zamandan beri dakik bir insansın?"

Rüzgar elini göğsüne götürdü.

"Ben her zaman dakik bir insanım."

Kerem kahkaha attı.

"Geçen hafta buluşmaya kırk dakika geç kaldın."

"O farklıydı."

"Nasıl farklı?"

Rüzgar hiç düşünmeden cevap verdi.

"Ben geç kalmadım, zaman erken geldi."

Nehir birkaç saniye yüzüne baktı.

"Bu nasıl bir mantık?"

"Benim mantığım."

"Zaten sorun da o."

Deniz gülerek Rüzgar'ın omzuna vurdu.

"Hadi sen daha fazla konuşmadan çıkalım."

Rüzgar itiraz edecek gibi ağzını açtı ama Deniz çoktan kapıya yönelmişti.

"Sonra görüşürüz."

"Tamam." dedim.

Rüzgar kapıdan çıkmadan önce Nehir'e döndü.

"Sarışın."

Nehir başını kaldırdı.

"Efendim?"

"Uyuma."

Nehir gözlerini kıstı.

"Niye?"

"Ben yokken evde huzur olur diye korkuyorum."

Nehir hiç düşünmeden cevap verdi.

"Sen merak etme. Sen gidince huzurun ne olduğunu hatırlayacağız."

Rüzgar başını iki yana salladı.

"Bu kız gerçekten çekilmez."

Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti.

Kerem sandalyesine yaslanıp derin bir nefes verdi.

"Sonunda."

Nehir ona baktı.

"Ne sonunda?"

"Beş dakikadır ilk defa sessizlik oldu."

Nehir dudaklarını büzdü.

"Ben sessizdim."

Kerem ve ben aynı anda ona baktık.

"Ne?" dedi.

Kerem gülümseyerek başını iki yana salladı.

"Hiç."

Nehir önündeki bardağa uzanıp bir yudum su içti.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Rüzgar'ın olmadığı bir ortamda bile onun bıraktığı gürültü sanki hâlâ masadaydı.

Bir süre sessizce kahvaltımızı yaptık.

Nehir birkaç dakika sonra esnemeye başladı. Gözleri hâlâ uykulu görünüyordu.

Kerem ona bakıp,

"Sen istersen tekrar yat." dedi.

"Yok."

"Az önce gözlerini açık tutamıyordun."

"Şimdi iyiyim."

Tam o sırada bir kez daha esnedi.

Kerem kahkaha attı.

"Kesinlikle iyisin."

Nehir ona ters ters baktı.

"Birazdan geçer."

Ben tabağımdaki zeytinlerle oynarken aklıma gece olanlar geldi.

Deniz'in söyledikleri...

Artık ben varım, yalnız değilsin.

Farkında olmadan dudaklarımın kenarı kıvrıldı.

Nehir bunu fark etmiş olacak ki bana baktı.

"Ne oldu?"

Başımı kaldırdım.

"Hiç."

"Sen de Rüzgar gibi 'hiç' demeye başladın."

Gülerek başımı iki yana salladım.

"Yok gerçekten."

Kerem merakla bize baktı.

"Ne konuşuyorsunuz?"

Nehir omuz silkti.

"Bilmem. Defne bir şey düşünüyor."

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu Kerem.

Bir an duraksadım.

"Gece Deniz'le konuştuk."

Nehir'in uykulu yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Deniz'le mi?"

"Evet."

"Ne konuştunuz?"

"Günlük hakkında."

Nehir sandalyesinde biraz doğruldu.

"Ne sordu?"

"İlk gün neden onlara güvendiğimi."

Kerem kaşlarını kaldırdı.

"Sen ne dedin?"

"Güvenmediğimi."

İkisi de bana baktı.

"Gerçekten mi?" dedi Kerem.

Başımı salladım.

"Evet. Aslında başından beri tam anlamıyla güvendiğimi sanmıyorum."

Nehir başını hafifçe yana eğdi.

"Sonra?"

"Kaçmak da istemediğimi söyledim."

"Neden?"

"Çünkü onların da benim gibi cevap aradığını biliyordum."

Kerem sessizce başını salladı.

"Bence mantıklı."

Bir an sustum.

"Bir de..."

Nehir merakla bana baktı.

"Bir de ne?"

"İlk defa kendimi yalnız hissetmediğimi söyledim."

Masada kısa bir sessizlik oldu.

Nehir'in yüzündeki ifade yumuşadı.

"Bu güzel bir şey."

Başımı salladım.

"Evet."

Kerem sandalyesine yaslandı.

"Bence hepimizin birbirine ihtiyacı oldu."

Nehir ona baktı.

"Özellikle son zamanlarda."

Ben de sessizce onları dinledim.Sonra aklıma Deniz'in cümlesi yeniden geldi.

"Artık ben varım, yalnız değilsin."

Başımı hafifçe eğdim.Basit bir cümleydi.Ama nedense aklımdan çıkmıyordu.

___

Deniz'den

Yaklaşık 20 dakikalık yolculuğun ardından kafeye varmıştık.Arabayı parkedip Rüzgarla kafenin girişine ilerliyordum.İçeri girdiğimizde bir el gördük.

Alya bize doğru gülümseyerek el sallıyordu.Yanına doğru yaklaştık.

"Sonunda geldiniz biraz daha gecikseydiniz.Ağaca dönüşüp kök salacaktım."

Rüzgar kalbini tutup sanki kalbinden vurmuşlar gibi kendini sandalyeye attı.

"Dediğin şeyler kalbimi acıtıyor Alya.Bu arada hoşbulduk"

Alya 'ciddi misin' der gibi bakınca kıkırdadım.Alya Rüzgar'a dönüp,

"Ay bide bayıl Rüzgar.Feriha mısın sen?"

Deyince Alyaya döndüğüm an ikimizin de kahkaha atması bir oldu.Rüzgar'ın bakışlarını aldırmayarak Alyaya dönüp boğazımı temizledim.

Alya ise yüzünden okunan endişeyle,

"Deniz... İyi misin?" dedi.

Bir an cevap vermedim. Sonra sandalyeyi çekip Rüzgar'ın yanına oturdum.

"İyiyim."

Alya kaşlarını kaldırdı.

"Bu yüzle mi?"

Rüzgar araya girip,

"Ben de aynı şeyi söyledim."

"Sen sus."

Rüzgar ellerini kaldırıp arkasına yaslandı.

"Tamam."

Alya tekrar bana döndü.

"Amcanla mı ilgili?"

Başımı hafifçe salladım.

"Evet."

Bir süre masadaki bardağa baktım.

"Sadettin amca bize bazı şeyleri anlatmıştı."

"Biliyorum."

"Hayır, mesele sadece anlattıkları değil."

Alya sessizce bekledi.

"Yıllarca bazı şeyleri benden saklamış."

Rüzgar'ın da dinlediğini biliyordum ama bu kez umursamadım.

"Karahanlılarla aynı masaya oturmuş."

Alya'nın yüzündeki ifade değişti.

"Ne?"

"Nil'i korumak için."

"Ve bunu senden sakladı."

"Evet."

Başımı iki yana salladım.

"Üstelik bunu hepimizin önünde söyledi. Defne de vardı, Nehir de, Kerem de, Rüzgar da."

Rüzgar başını salladı.

"Oradaydık."

"İşte mesele de bu."

Hiç bir şey söylemedim ve sustum.

"Artık hiçbir şeyi sadece kendi başıma düşünmüyorum. Çünkü ne öğrensek hepimizi etkiliyor."

Alya dikkatlice bana baktı.

"Amcanın neden böyle yaptığını anlıyor musun?"

"Bir kısmını."

"Gerisini?"

"Anlamıyorum."

İçimden derin bir nefes verdim.

"Bizi korumaya çalıştığını söylüyor. Karahanlıların ne kadar tehlikeli olduğunu bildiği için bazı şeyleri saklamış."

Alya başını eğdi.

"Bu mantıksız değil."

"Değil."

Sonra gözlerimi masadan kaldırdım.

"Ama doğru olduğu anlamına da gelmiyor."

Alya hiç bir şey söylemedi.

"Ben ona güveniyordum. Sonra öğrendim ki yıllardır bazı şeyleri benden saklamış."

Rüzgar bu kez sessizce,

"İnsanın kafasını karıştırıyor."

"Evet."

Kısa bir sessizlik oldu.

Alya bir süre yüzüme baktıktan sonra,

"Bu gece evde kalmayacak mısın?" diye sordu.

"Yok. Keremlerde kalacağım."

"Amcan buna ne diyor?"

"Karşı çıkıyor."

"Tabii."

Alya oflayarak iç çekti.

"Deniz, seni anlıyorum ama neden bu kadar ısrar ettiğini de düşün."

"Düşünüyorum."

"Ve?"

Cevap vermeden önce birkaç saniye sustum.

"Çünkü artık sadece ne olduğunu merak etmiyorum."

Alya'nın bakışları üzerimdeydi.

"Onları yarı yolda bırakmak istemiyorum."

Rüzgar başını hafifçe yana çevirdi.

Bense devam ettim.

"Başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Ama en azından birbirimizin yanında olursak ne olursa olsun birlikte karşılarız."

Alya'nın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

"Sen bayağı değişmişsin."

Kaşlarımı çattım.

"Nasıl?"

"Eskiden böyle konuşmazdın."

Rüzgar hemen araya girdi.

"Katılıyorum."

Tersçe ona baktım.

"Senin fikrini soran olmadı."

"Ben yine de söyledim."

Alya hafifçe güldü.Ben de istemeden gülümsedim.Ama içimde başka bir düşünce dolaşıyordu.

Kerem, Nehir, Rüzgar...

Ve Defne.

Onların başına bir şey gelmesi düşüncesi bile hoşuma gitmiyordu.

Özellikle Defne'nin.

Nedenini tam olarak bilmiyordum.

Belki de dün gece söyledikleri yüzündendi.İlk defa yalnız hissetmediğini söylemişti.

Belki de insan birinin kendisini yanında güvende hissettiğini duyunca, onu korumak istiyordu.Bundan fazlası olması gerekmiyordu.

Alya'nın sesiyle düşüncelerimden çıktım.

"Deniz?"

"Efendim?"

"Yine daldın."

Başımı iki yana salladım.

"Yok bir şey."

Rüzgar sırıttı.

"Son zamanlarda bu cümleyi çok kullanıyorsun."

"Sen de çok konuşuyorsun."

"Benim karakterim böyle."

Alya kahkaha attı.Ben de başımı iki yana salladım.Bir süre sonra önüme gelen kahveye baktım.Kahvemden bir yudum daha aldım. Birkaç saniye masadaki fincana bakıp sessiz kaldım.

Alya dirseklerini masaya koydu.

"Peki şimdi ne yapacaksın?"

"Ne konuda?"

"Amcan konusunda."

Omuzlarımı geriye yasladım.

"Ne yapacağımı bilmiyorum."

Rüzgar ilk kez araya girmeden beni dinliyordu.

"Onun söylediklerinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışacağım. Ama bunun için bazı şeyleri kendim görmem gerekiyor."

Alya kaşlarını çattı.

"Bu kulağa pek güvenli gelmiyor."

"Zaten güvenli bir durumda değiliz."

Rüzgar başını salladı.

"İşte buna katılıyorum."

"Karahanlılar hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, aslında ne kadar az şey bildiğimizi fark ediyoruz." dedim.

Alya bir süre sustu.

"Sadettin amcanın onlarla aynı masaya oturması..."

Cümlesini tamamlamadı.

"Benim de aklıma takılan o." dedim. "Bir insan düşmanının yanına oturup yıllarca bunu nasıl saklayabilir?"

"Belki başka çaresi yoktu."

"Belki."

Fincanı masaya bıraktım.

"Ama artık 'belki'lerle yetinmek istemiyorum."

Bir süre kimse konuşmadı.Sonra aklıma bir fikir geldi.

"Alya..."

"Hı?"

"Sen üniversitede araştırmalar yapıyorsun değil mi?"

"Yapıyorum. Neden?"

"Karahanlılar hakkında daha önce bir şey duydun mu?"

Alya'nın yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

"Karahanlılar..."

İsmi birkaç kez zihninde tartıyormuş gibi durdu.

"Bu ismi daha önce bir yerde gördüm."

Rüzgar hemen öne eğildi.

"Nerede?"

"Tam hatırlamıyorum. Eski bir kayıt ya da arşiv belgesi olabilir. O zaman önemsememiştim."

"Bulabilir misin?"

Alya endişeyle bana baktı.

"Ne kadarını?"

"Ne bulabiliyorsan."

Bir süre sessiz kaldı.

"Deniz... Siz gerçekten neyin içine girdiniz?"

Cevap vermeden önce Rüzgar'a baktım. Sonra tekrar Alya'ya döndüm.

"Biz de onu öğrenmeye çalışıyoruz."

Alya derin bir nefes aldı.

"Tamam. Araştırırım. Ama size bulduğum her şeyin doğru olduğunu garanti edemem."

"Zaten kesin bir cevap beklemiyorum."

Rüzgar gülümseyerek araya girdi.

"Bak, ekipte yeni görev dağılımı çıktı."

Alya kaşını kaldırarak gülümsedi.

"Ben ekipte miyim?"

"Şimdilik araştırma departmanındasın."

Alya kıkırdadı.

"Senin departmanın ne?"

Rüzgar hiç düşünmeden cevap verdi.

"Yakışıklılık."

Alya ve ben aynı anda güldük.

Ama kahkahanın ardından içimdeki düşünce yeniden ağırlaştı.

Gerçeğin kendisine ulaşmamız gerekiyordu.

Yaklaşık olarak 2 haftadır bölüm yayınlayamıyorum.Yoğunluktan dolayı bu yüzden kusura bakmayın.Bu bölümüm uzun ve eğlenceli oldu.Umarım eğlenmişsinizdir.Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.