Bölüm 11:Eski Bir İsim
Kapı kilidinim açılma sesiyle kafamı kaldırdım.Ardından Deniz ve Rüzgar belirdi.Rüzgar gülümseyerek yanımdaki koltuğa atladı.Bende Rüzgar'ı itekledim.
Nehir ise Rüzgar'a doğru kaşlarını çatarak,
"Of yine mi sen?"dedi.
"Bende seni özledim Nehircim."
Eliyle kalp yaparak dedi Rüzgar.
"Hı hı belli."
"Kalbimi çok kırıyorsunuz Nehir Hanım"
Nehirse gözlerini devirip kollarını birbirine bağladı.Nehir'e gülümseyerek bakıyordum. Deniz ise içeri gelip karşımdaki koltuğa oturmuştu.Yüzü oldukça normal gözüküyordu.Yani ters bir durum olmamış gibiydi.Bu beni bir nebze olsada rahatlatıyordu.Deniz gözlerini bana çevirdiğinde sordum.
"Nasıl geçti Alya ile buluşmanız?"
"Alyaya anlattım son yaşanan olayları amcamı..."dedi.
Ve sustu.Deniz susunca Nehir hemen atıldı.
"Peki Alya ne bulacak ki?"
Deniz kafasını kaldırıp ona baktı.
"Nil'in geçmişiyle ilgili eski belgeleri araştıracak. Karahanlılar'ın izini arayacak."
Rüzgar gülerek araya girdi.
"Alya bu işin altından kalkar, merak etmeyin."
Nehir ona ters ters baktı.
"Sen sus Rüzgar."
Tam o sırada telefonum çaldı. Ekrana baktım.
Annem...
Yüzümdeki ifade bir anda değişti. Bunu Kerem ve Nehir hemen fark etti. Deniz de ekrana baktığımı gördü.
Telefonu açtım.
"Neredesin?" dedi sert bir sesle.
"Keremler'deyiz anne, kahvaltı yapıyorduk."
"Hemen eve geliyorsun."
"Ama anne..."
"Defne, ikiletme. Hızlı ol."
Telefon yüzüme kapandı. Odada çıt çıkmıyordu. Kerem ve Nehir birbirine baktı. İkisi de annemin bu hallerini biliyordu.
Kerem, "İstersen biz de gelelim?" dedi.
"Yok," dedim. "Gerek yok."
Telefonu cebime koyup ayağa kalktım. "Gitmem lazım."
Odaya ilerleyip üstümü değiştirdim.Bir kaç parça eşyamı da alıp çıktım.
Odadan çıkıp koridora yöneldim. Arkamdan seslenen olmadı ama üzerimdeki o ağır sessizliği hâlâ hissedebiliyordum. Çantamı koluma takıp aynanın karşısından geçerken kendime bir baktım. Gözlerimdeki o tedirgin ifadeyi gizlemeye çalıştım ama ne fayda; içerideki o huzursuzluk yüzüme çoktan yayılmıştı.
Kerem ve Nehir kapının önünde bekliyordu. Nehir yanıma yaklaşarak kollarını boynuma doladı. Gözlerindeki endişeyi çok net görebiliyordum. Bir şeyler söylemek istedi, dudakları aralandı ama sonra vazgeçti.
Sadece sıkıca sarılıp kulağıma fısıldadı:
"Dikkat et kendine."
"Ederim," dedim ama sesim kendime bile inandırıcı gelmemişti.
Kerem kapıyı aralarken,
"Bir şey olursa hemen ara, tamam mı?" diye uyardı.
Başımı sallamakla yetindim. Deniz o sırada salondan çıkıp yanımıza geldi. Göz göze geldik; ne hissettiğimi anlamaya çalışır gibi bir an yüzüme baktı ama telefonun ve annemin adının yarattığı o gerginliği açacak ne vaktim ne de halim vardı.
"Görüşürüz," diyerek kapıdan dışarı adım attım.
Kapı arkamdan kapanır kapanmaz merdivenlere yöneldim. Her bir basamağı inerken içimdeki o sıkıntı büyüyordu. Evden çıktım ve taksiye doğru yürümeye başladım..
Eve yaklaştıkça içimdeki sıkıntı daha da büyüyordu.
Kapının önüne gelip zora bela anahtarla içeri girdim. Antrede ayakkabılarımı çıkarırken ses çıktı. Annem salon kapısında belirdi. Yüzündeki o sert ifadeyle bana baktı.
"Neden geç kaldın?" dedi.
"Yoldaydım anne."
"Kimleydin?"
"Keremler'deydim."
Annem tek kaşını kaldırdı.
"Daha erken gelebilirdin. Saatlerdir dışarıdasın."
"Sadece oturduk anne."
"Odana çık," dedi kestirip atarak. "Akşama kadar dışarı çıkmak yok."
Hiçbir şey söylemeden başımı salladım ve odama çıktım. Kapıyı kapatıp çantamı masaya bıraktım.Derin bir nefes almak istedim ama sanki odadaki havanın hepsi çekilmişti.
Yatağın kenarına oturup bacaklarımı kendime çektim. Çenem dizlerimde, dalgınca pencereye çevirdim gözlerimi. Dışarıda insanlar hayatlarına devam ediyordu; sokaktan geçen arabalar, yürüyen yayalar...
Her şey o kadar normal akıyordu ki benim içimdeki fırtınayla büyük bir tezat oluşturuyordu. Annemin o sert sesi kulaklarımda çınlayıp duruyordu. Pencere camına vuran hafif rüzgarın sesi bile odadaki sessizliği bozmaya yetmiyordu.
Saatlerin nasıl geçeceğini bilmiyordum. Ne bir yere çıkabilirdim ne de odadan ses çıkartabilirdim. Sadece önümdeki camdan dışarıyı izleyerek, akşama kadar o odanın içinde sessizce bekledim.
___
Tanrısal bakış açışı
Aynı saatlerde, şehrin diğer tarafında Alya masasının başında, loş bir masa lambasının altında oturuyordu. Önündeki soğuk kahve fincanını kenara itip bilgisayar ekranına döndü. Deniz'in anlattıklarından sonra zihninde dönen soru işaretleri rahat uyumasını engellemişti; bu yüzden biraz olsun gerçeğe yaklaşabilmek için araştırma yapmaya karar vermişti.
Ekranın ışığı yüzünü aydınlatırken, üniversite arşivlerine, eski gazete kayıtlarına ve erişimi zor dijital belgelere tek tek giriş yaptı. İlk saatler oldukça hareketli geçmişti ama zaman ilerledikçe işler sarpa sardı. Karşısına binlerce gereksiz, alakasız dosya çıkıyordu. Kimi arama sonuçları tamamen kilitliydi, kimileri ise şifreli ya da eksik sayfalarla dolu yüzlerce sayfalık taranmış PDF'lerden ibaretti.
Gözleri ekrana bakmaktan yanmaya başlamıştı.
Parmakları klavyede gezindikçe sürekli çıkmaz sokaklara giriyor, aradığı ipucunun izini her seferinde kaybediyordu. Klavyenin tuş sesleri odadaki tek sestiyken, içindeki o huzursuzluk da büyüyordu. "Acaba yanlış bir yerde mi arıyorum?" diye geçirdi içinden. Belki de Deniz'in anlattıkları sadece bir tesadüften ibaretti ve burada harcadığı saatler tamamen boşa gidecekti.
Zaman hızla akıp gidiyordu; gece yarısını çoktan geçmiştiler. Yorgunluktan kafası iyice ağırlaşmış, göz kapakları birbirine çarpıyordu. Masada dik oturmak bile artık zor geliyordu. Tam "Bu kadar yeter, bu saatten sonra buradan bir şey çıkmaz, sabah devam ederim" diye düşünerek ekranı kapatmaya, sekmeleri tek tek kapatmaya yeltendiği an...
Sistemin en ücra köşesinde, kimsenin bakmaya tenezzül etmeyeceği kadar dipte duran, en son yüklenmiş eski bir tarama belgesine gözü takıldı. İçindeki o inatçı ses, "Son bir kez bak" dedi. İmleci oraya götürüp belgelere tıkladı. Yüzlerce satırlık, karmaşık ve okunması zor metnin arasında, gözüne çarpan o tek kelimeyle eli havada kaldı:
Mahir Koral
Alya kaşlarını çattı. Fareyi durdurup imleci ismin üzerine götürdü. Bu isim ona hiçbir şey ifade etmiyordu, daha önce ne bir yerde duymuştu ne de dosyaların arasında görmüştü. Belgeyi dikkatle, kelime kelime incelemeye başladı. Mahir Koral'ın yıllar önce öldüğü biliniyordu, resmi kayıtlarda mezarı da vardı, her şey yerli yerindeydi. Normal bir ölüm kaydı gibi görünüyordu ilk başta.
Fakat sayfanın en altındaki küçük, neredeyse gözden kaçacak kadar silik bir dipnotta tuhaf bir detay yer alıyordu: Birkaç ay önce o mezarın resmi olarak açıldığı ve içinin boş olduğu yazıyordu.
Alya önce kafasını sallayıp bunun bir sistem hatası olduğunu düşündü. Ekranı hafifçe ileri itip derin bir nefes aldı.
"Kesin veri tabanı çakışması ya da hatalı bir kayıt," dedi kendi kendine. Böyle eski sistemlerde bu tarz hatalar olabilirdi. Belgeyi kapatıp başka bir arama yapmayı denedi, başka bir arşiv taradı ama Mahir Koral ismi aklından bir türlü çıkmıyordu. İçindeki o şüphe tohumu büyümüştü.
Israrla vazgeçmedi. Bu kez daha derine inerek, bambaşka bir döneme ait mahkeme tutanaklarını ve eski polis raporlarını açtı. Sayfaları tek tek, mısra mısra tararken yine aynı isimle karşılaştı.
Belgeyi kaydırdıkça, Nil'in günlerdir araştırdığı o eski dosyalarla, yıllar önce ölmüş olan Mahir Koral'ın adı birebir örtüşüyordu. Tesadüf olamayacak kadar çok ortak nokta vardı.
Ekrandaki yazılara bakarken yutkundu; boğazı kurumuştu. Boş bir mezar...
İnsan neden yıllar önce ölmüş birinin mezarını açar ve içi neden boş olurdu ki? Bu detay, ortadaki sırrın sadece Nil'in ya da bugünün olayları olmadığını, çok daha karanlık, çok daha eski ve derin bir geçmişe dayandığını açıkça gösteriyordu.
Saat sabaha karşına yaklaşmıştı. Alya ekrandakilere bir süre sessizce, nefes bile almadan baktı. Kafasındaki tüm parçalar birbirine girmişti ama bu sefer bulduğu şey, her şeyi daha da tehlikeli ve çözülmesi imkansız bir hale getiriyordu.
Elleri hafifçe titrerken klavyeden ellerini çekti. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Sonunda telefonunu eline alıp ekranı açtı ve Deniz'e mesaj yazdı:
Alya: Deniz, biraz önce bir şey buldum.
Bunu telefonda anlatmak istemiyorum.
Mümkünse yarın görüşelim.Çünkü bulduğum şey, Nil'den çok daha eski birine ait.
Alya masada oturup mesaja baktı. Telefonu bırakıp derin bir nefes aldı. Gözleri yorulmuştu ama uykusu yoktu. Bilgisayarı açık bıraktı.
_____
Şehrin diğer tarafında Nehir ve Rüzgar sokakta yan yana yürüyordu. Rüzgar ellerini cebine sokmuş, yürürken bir yandan da Nehir'in sinirini bozacak şeyler söylüyordu. Nehir ise adımlarını hızlandırmış, gözlerini devirerek ona ayak uydurmaya çalışıyordu.
"Yürümeyi de mi unuttun Nehir Hanım? Bu gidişle sabaha ancak varırız eve," dedi Rüzgar sırıtarak.
Nehir durdu ve sinirle ona döndü.
"Rüzgar, sabrımı zorlama istersen! Zaten yorgunum, bir de senin saçma sapan laflarını çekemem."
"Tamam, tamam, sustum," dedi.
Rüzgar ellerini teslim olur gibi havaya kaldırarak. Ama iki adım attıktan sonra yine dayanamayıp ekledi:
"Yalnız kabul et, bugün bayağı çekişmeli bir gündü."
Nehir ona sert bir bakış attı.
"Önüne bak Rüzgar."
Rüzgar gülerek önüne döndü.
"Kızma hemen, şurada iki lafın belini kırıyoruz."
Kerem'in evi Nehir'in evine çok yakındı. Kısa sürede Nehir'in sokağına girmişlerdi. Nehir kendi binasının önüne gelince durdu ve arkasından gelen Rüzgar'a döndü.
"Neyse, buraya kadar geldin, hadi evine git artık," dedi Nehir.
Rüzgar güldü.
"Tamam Nehir Hanım, kaçıyorum. Yarın sabah yine çekersin bu çilemi, merak etme."
"Çilemi?" dedi.
Nehir kaşlarını kaldırarak. "Dua et sabah erken kalkacağım, yoksa sabaha kadar burada tartışırırdık."
"Hadi iyi geceler tatlı bela," dedi Rüzgar elini sallayarak.
Rüzgar arkasını dönüp park halindeki arabasına doğru yürüdü. Nehir de arkasından bakıp gözlerini devirdikten sonra binanın kapısını açıp içeri girdi.
____
Deniz, amcasına kızgın olduğu için evine gitmemişti. Kerem'de kalıyordu. Zaten Kerem'in ailesi evde pek olmuyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ikisi salonda oturuyordu. Kerem televizyona bakarken sordu:
"Yarın ne yapacağız?"
Deniz omuz silkti. "Bilmiyorum Kerem. Her şey çok karışık."
Kerem güldü. "Valla öyle. Sabah kahvaltıda normal insanlardık, şimdi ortada Karahanlılar var."
Deniz de hafifçe güldü. "Öyle valla. Rüzgar bile dün acayip hallerdeydi."
Bir süre güldükten sonra konu Defne'ye geldi. Kerem ciddi bir sesle sordu:
"Peki Defne ne olacak?"
Deniz'in yüzü asıldı. "Bilmiyorum Kerem. Kadının baskısını gördük ama elimizden bir şey gelmez ki."
Kerem başını salladı. "Neyse, geç oldu. Ben yatıyorum."
"İyi geceler," dedi Deniz.
Kerem odasına gittikten sonra Deniz salonda biraz daha oturdu. Sonra o da kalkıp misafir odasına geçti. Tam yatağa uzanacağı sırada telefonu çaldı. Alya'dan mesaj gelmişti.
Alya: Deniz, biraz önce bir şey buldum. Bunu telefonda anlatmak istemiyorum. Mümkünse yarın görüşelim. Çünkü bulduğum şey, Nil'den çok daha eski birine ait.
Deniz mesaja bakıp durdu. Ne demek istiyordu acaba? Hangi eski şeyden bahsediyordu? Alya detay vermemişti, sadece yarın görüşelim demişti. İçindeki merak arttı ama ne bulduğunu henüz bilmiyordu. Hemen gruptakilere yazmaya karar verdi. Nehir, Rüzgar, Kerem, Defne ve kendisinin olduğu gruba mesajı attı.
Deniz: Herkes uyanık mı? Yarın acilen buluşmamız lazım. Alya önemli bir şey bulmuş.
Birkaç saniye içinde mesajlar gelmeye başladı.
Rüzgar: Oooo, ben erken kalkarım, uyar.
Nehir: Ne bulmuş ki? Tamam, yarın sabah orada olurum.
Herkes cevap yazdı ama Defne'den ses çıkmadı. Deniz telefonunu eline alıp ekrana baktı. İçindeki huzursuzluk giderek büyüyordu. Dün annesinin o sert tavrıyla evden nasıl çağrıldığını, kapının önünde Nehir'e sarılıp giderken gözlerindeki korkuyu hatırladı. Acaba şu an odasında mıydı? Telefonunu elinden almışlar mıydı yoksa sadece uyuyor muydu? Sevil Hanım kızın dışarı çıkmasını yasaklamakla kalmayıp iletişimini de kesmiş olabilirdi. Ya telefonuna el koyduysa? Ya şu an uyanık ve o odada tek başına çaresizce oturuyorsa? Defne'nin bu sessizliği normal değildi. Normalde çoktan bir şey yazar ya da merak edip soru sorardı. Şimdi ise gruptan tamamen kopmuş gibiydi.
Deniz kendi kendine, "Belki de erkenden uyumuştur, yorulmuştur," dedi ama bu düşünce onu hiç rahatlatmadı. İçindeki ses, ortada ters bir durum olduğunu, Defne'nin evde yine o baskıyla tek başına mücadele ettiğini söylüyordu.
Ona özelden yazmayı düşündü ama sonra vazgeçti. Annesi belki de telefonunu kontrol ediyordu, özelden yazmak Defne'nin daha çok başına bela olabilirdi. Bu düşünceyle eli telefonda kaldı, ne yapacağını bilemedi. Mesaj atsa bir türlü, atmasa bir türlü içini kemiriyordu.
Derin bir nefes alıp telefonu yatağın üzerine bıraktı. Tavanı izlemeye başladı.
Kafasının içinde Alya'nın telefonda söylemediği o gizemli şey, Nil'in kayboluşu ve Defne'nin sessizliği birbirine girmişti. Bu işin sonunun nereye varacağını bilmiyordu ama her geçen saat her şey daha da karmaşık bir hal alıyordu.Siyah saçlarını eliyle geriye attı
Mavi gözleri yavaştan kapanmaya başlasa da zihni hala uyanıktı, düşünceler arasında boğula boğula sonunda uykuya daldı.
____
Kerem koyu saçlarını geriye tarayınca hazır olmuştu.Denizle beraber yola çıktılar.Deniz sürücü koltuğundaydı.Nehir'in evinin önüne geldiklerinde Nehir onları kapıda bekliyordu.Hemen arka koltuğa atladı.Sarı saçlarını bugün düzleştirmişti.Yeşil gözlerinden uyku akıyordu.
"Günaydın millet," dedi Nehir.
"Günaydın Nehir Hanım," dedi Kerem ela gözleriyle dikiz aynasından bakarak.
"Yine erkenciyiz bakıyorum."
"Kerem, daha sabahın köründe kalktım, uykum var," dedi Nehir.
"Deniz, senin şu 'acilen' dediğin toplantı neymiş bakalım?"
Deniz gülerek yola baktı. "Alya gece bir mesaj attı. Önemli bir şey bulmuş ama telefonda söylemedi."
"Nil'le ilgili bir şeydir kesin," dedi Kerem.
"Bu kız bu işi çözecek, benim içim rahat."
"İnşallah," dedi Nehir. "Çünkü iyice sıkıldım bu belirsizlikten."
"Rüzgar'a haber verdiniz mi?" diye sordu Deniz.
"Verdim, yoldaymış," dedi Kerem. "O da gelince tam kadro oluyoruz."
Parka vardıklarında Rüzgar çoktan gelmişti.Kumral saçlarında lüleler birbirine dolanarak ona tatlılık katmıştı.Kahverengi gözlerine ise denecek laf yoktu.
Elinde dört tane karton bardak kahveyle onlara doğru yürüyordu.
"Selam millet," dedi Rüzgar.
"Nerede kaldın be adam?" dedi Kerem.
Rüzgar kahveleri dağıttı.
"Solist en son gelir, sahne en son kurulur. Bir kahve alayım dedim."
Deniz kahvesinden bir yudum aldı. "Senin bu özgüvenin bizi yakacak Rüzgar."
Nehir gülerek, "Aynen, dünyayı kurtaracak sanki," dedi.
"Siz dalga geçin, ben bugün buranın yıldızıyım," dedi Rüzgar koltuğuna yayılırken.
Hepsi güldüler. Bir süre havadan sudan konuştular, Rüzgar’ın anlattığı bir anı üzerine kahkahalar attılar. Ancak Deniz bir süre sonra telefonuna baktı ve ciddileşti.
"Bir dakika," dedi Rüzgar.
"Defne nerede? Hala gelmedi."
Kimseden ses çıkmadı.
"Mesajı görmedi bile," dedi Deniz.
"Arayan oldu mu?" diye sordu Nehir.
"Ben aradım, açmadı," dedi Deniz.
"Gruba da yazdım, ses yok."
"Çok tuhaf," dedi Rüzgar. "Normalde çoktan yazardı."
"Dün akşam üstü konuşmuştuk," dedi Deniz.
"Ondan sonra iletişimi kesti."
"İyi de kızın telefonu niye kapalı?" dedi Kerem.
"Dün akşam bir şey mi oldu acaba?"
Deniz'in içi hiç rahat değildi. Telefonunu tekrar eline alıp Defne'yi bir kez daha aradı.
Yine çalıyor, açan olmuyordu.
"Yine yok," dedi Deniz.
"Belki de evden çıkamadı," dedi Nehir.
"Yok, çıkamasa en azından bir mesaj atardı," dedi Deniz.
"Hadi kalkın, evine gidiyoruz."
"Ne yani, şimdi mi?" dedi Rüzgar.
"Evet, şimdi," dedi Deniz ayağa kalkarak. "Bir şeylerin ters gittiğini hissediyorum."dedi.
Deniz anahtarla kapıyı açıp içeri girdiğinde, arkasından Kerem, Nehir ve Rüzgar da sessizce adım attı. Evin içi dışarıdan bakıldığında olduğundan daha sessiz, hatta biraz kasvetliydi. Antrede ayakkabılarını çıkardıkları sırada, salon tarafından gelen adım sesleriyle hepsi bir an durdu.
Salona açılan kemerli kapının önünde Defne’nin annesi Sevil Hanım belirdi. Yüzündeki o her zamanki sert ve mesafeli ifade, çocukları karşısında görünce anında daha da keskinleşti. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, kahve gözleriyle onları süzüyordu.
"Siz burada ne arıyorsunuz?" dedi Sevil Hanım, ses tonu evdeki sessizliği bıçak gibi keserek.
Deniz öne bir adım attı, yüzündeki tedirginliği gizlemeye çalışarak kibar ama kararlı bir ses tonuyla konuştu.
"Merhaba Sevil Hanım. Biz Defne'yi merak etmiştik. Dünden beri ne aramalara cevap veriyor ne de mesajlara dönüyor. Bir sorun var sanıp bakmak istedik."
Sevil Hanım hafifçe kaşlarını çattı, dudakları ince bir çizgi halinde gerildi.
"Defne dün akşam biraz rahatsızlandı, bugün de dinlenmesi gerekiyor. Zaten dışarı çıkmasına izin vermiyorum, kafasını dinliyor."
Nehir hafifçe öne doğru eğilip araya girmek istedi ama Kerem hemen kolundan tutup onu hafifçe uyardı; kadının karşısında tansiyonu yükseltmenin hiçbir işe yaramayacağını biliyorlardı.
"Rahatsız mı?" diye sordu Deniz, gözlerini kadının yüzünden ayırmadan.
"Kötü bir şeyi yok ya? Göz zoruyla da olsa bir görebilir miyiz? Çok kısa bir merhaba der, çıkarız."
Sevil Hanım başını iki yana salladı, tavrından taviz vermiyordu.
"Gerek yok çocuklar. Uyuyor şu an, dinlenmeye ihtiyacı var. Zaten son zamanlarda etrafındaki o karmaşık ve boş işlerden kafasını kaldıramaz oldu. Sizinle vakit geçirmesi onun sağlığına da derslerine de iyi gelmiyor. En iyisi evinizde olmanız."
"Sevil Hanım, sadece beş dakika," dedi Rüzgar bu kez, sesindeki o neşeli ton tamamen kaybolmuştu. "Merak ettik alt tarafı, ne olacak ki?"
"Benim evimde neyin olup olmayacağına ben karar veririm," dedi Sevil Hanım, sesini biraz daha yükselterek.
"Şimdi uzatmadan evinize dönün. Defne bugün kimseyle görüşmeyecek, kimseyle de bir yere gitmeyecek. Bu konuyu burada kapatıyorum."
Kadının bu net ve sert tavrı karşısında içeride büyük bir duvar örülmüştü.
Deniz kadının gözlerindeki o kararlılığı gördü; Defne'nin evde olduğunu biliyordu ama kadının onu göstermeyeceği de aşikardı.
"Peki, anladık," dedi Deniz, sesindeki öfkeyi bastırmaya çalışarak.
"Rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın. Biz sadece arkadaşı olarak iyi olup olmadığını görmek istemiştik."
Sevil Hanım kapıya doğru bir adım atarak yolu işaret etti.
"İyi, şimdi öğrendiniz. İyi günler."
Deniz başını salladı ve arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Kerem, Nehir ve Rüzgar da şaşkın ve öfkeli bakışlarla kadını takip edip dışarı çıktılar. Kapı arkalarından sertçe kapandı.
Apartman boşluğuna çıktıklarında Nehir sinirle ellerini iki yana açtı.
"Gördünüz mü? Kadın resmen kızı eve hapsetti! Hasta falan değil, yalan söylüyor."
"Biliyorum," dedi Deniz, merdivenlerden aşağı inerken.
"Ama burada kapıda kavga etmek hiçbir şeyi çözmez, aksine Defne'nin işini daha da zorlaştırır."
Apartmandan çıkıp sokağın biraz ilerisinde, kimsenin dikkatini çekmeyecekleri sakin bir köşede durdular. Rüzgar ellerini cebine sokup etrafa bakındı.
"E, ne yapacağız şimdi? Kadın kızı salmıyor."
Deniz tam cevap verecekken cebindeki telefon titredi. Hızlıca çıkarıp ekrana baktı. Mesaj Alya'dandı:
Alya: Deniz, çok kötü! Araştırdığım şeyin izini sürdüğümü fark etmişler. Birileri beni takip ediyor, hatta az önce evimin etrafında şüpheli adamlar gördüm. Çok sıkıştım, bugün ne bulduysam size acilen anlatmam lazım, yoksa çok geç olacak. Sakın bana ulaşmaya çalışırken açık vermeyin, hemen gelin!
Mesajı okurken Deniz'in kanı çekildi. Alya tehlikedeydi. Bu iş artık sadece Nil'in kayboluşu veya Defne'nin ev hapsi olmaktan çıkmış, çok daha büyük ve tehlikeli bir boyuta evrilmişti. Alya'nın bulduğu o eski Mahir Koral sırrı, birilerini fazlasıyla rahatsız etmişti.
Deniz başını kaldırıp arkadaşlarına baktı.
"Alya tehlikede," dedi fısıltıyla.
"Biri onu takip ediyor. Bildiklerini bize acilen anlatması lazım."
"Nasıl yani?" dedi Kerem, gözleri kocaman açılmıştı. "Polise falan mı gitsek?"
"Polisin bu işin altından kalkabileceğini sanmıyorum," dedi Rüzgar ciddi bir sesle.
"Adamlar çoktan izlerini kaybettirmiştir bile."
"Zamanımız yok," dedi Deniz kararını vererek. "Alya'ya gitmemiz şart. Ama gitmeden önce Defne'yi burada bırakamayız. Kadın onu tamamen dış dünyadan koparıyor. Defne'nin de bu olanlardan haberi olmalı, belki de Alya'nın bulduğu şeylerle onun ailesinin geçmişi arasında bir bağ var."
"İyi de eve tekrar girersek kadından dayak yazarız," dedi Nehir. "Kadın bizi kapıdan kovdu."
"Kapıdan girmeyeceğiz," dedi Deniz, gözleri binanın arka cephesine doğru kayarken.
"Defne'nin odası arka bahçeye bakıyor. Alt kat sayılır zaten, penceresi çok yüksek değil."
Çocuklar Deniz'in ne planladığını anladıklarında birbirlerine baktılar.
Bu tam anlamıyla bir delilikti ama başka çareleri yoktu. Hızlıca binanın arka tarafındaki sokağa dolandılar. Burası oldukça sakin, etrafta kimsenin olmadığı küçük bir çıkmaz sokaktı. Defne'nin odasının penceresi tam karşılarındaydı ve perde hafifçe aralıktı.
Deniz yerden küçük bir çakıl taşı alıp pencereye doğru fırlattı. Taş cama hafifçe çarparak bir ses çıkardı. Beklediler. Birkaç saniye sonra pencerenin perdesi aralandı ve Defne'nin şaşkın yüzü göründü.
Kızıl saçlarını yukardan toplamış ve kuyruk hâline getirmişti.
Defne dışarıda onları görünce gözlerine inanamadı. Önce Deniz'e, ardından Nehir, Kerem ve Rüzgar'a baktı. Sonra hızla arkasını dönüp odasının kapısına baktı.
“Siz burada ne arıyorsunuz?” diye fısıldadı. Sesi korku ve şaşkınlıkla titriyordu. “Annem evde. Görürse mahveder bizi.”
Deniz bir adım öne çıktı.
“Defne, sakin ol. Alya'nın başı büyük belada. Bizi takip eden insanlar var. Sana anlatmamız gereken çok önemli şeyler var.”
Defne başını iki yana salladı.
“Gelemiyorum Deniz. Annem kapımı dışarıdan kilitledi. Evden çıkamam.”
“Pencereden çıkabilirsin,” dedi Deniz. “Alt kat sayılır. Sana yardım edeceğiz.”
Defne aşağıya baktı. Pencerenin altındaki mesafe gözünde olduğundan çok daha büyük görünüyordu.
“Ya düşersem?”
“Düşmeyeceksin,” dedi Deniz. “Ben buradayım. Önce yavaşça çıkarsın, gerisini hallederiz.”
Nehir de pencerenin altına yaklaşarak,
“Defne, yalnız değilsin. Hadi,” dedi.
Defne bir süre aşağıdaki arkadaşlarına baktı. Tam bir şey söyleyecekken içeriden bir ses duyuldu.
Tak.
Defne'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
Koridordan bir kapının açılma sesi gelmişti.
Ardından ayak sesleri duyuldu.
Tak... tak... tak...
Defne nefesini tuttu.
“Annem...” diye fısıldadı.
Deniz hemen sesini alçalttı.
“Defne, çabuk.”
Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
“Defne?”
Sevil Hanım'ın sesi koridordan duyuldu.
Defne'nin yeşil gözleri büyüdü.
“Geliyorum anne!” diye seslendi.
Sonra tekrar arkadaşlarına döndü.
“Ne yapacağım?”
“Pencereden çık,” dedi Deniz. “Ben seni tutacağım.”
Defne tereddüt etti.O sırada kapısının önünden geçen ayak seslerini duydu.
Tak... tak...
Deniz elini uzattı.
“Bana güven.”
Defne derin bir nefes aldı.
“Tamam.”
Bacaklarını pencerenin dışına çıkardı. Ellerini pencere kenarına sıkıca tutarak yavaşça aşağı inmeye çalıştı.
Tam o sırada kapı kolunun hareket ettiğini duydu.
Çıt.
Defne'nin kalbi hızlandı.
“Defne?” dedi Sevil Hanım kapının ardından.
Defne gözlerini kapattı.
“Şimdi!” diye fısıldadı Deniz.
Defne kendini aşağı bıraktı.
Ayağı pencerenin altındaki çıkıntıya değdiği anda dengesi bozuldu. Deniz hemen öne atılıp bir koluyla kolunu diğeriyle belini sardı.Başta biraz sarsılsada dengesini sağlayarak onu dikkatlice yere indirdi.
Defne birkaç saniye boyunca nefesini toparlamaya çalıştı.
“İyi misin?” diye sordu Deniz.
Defne başını salladı.
“İyiyim...”
“Koşmamız lazım,” dedi Kerem.
Nehir Defne'nin elini tuttu.
“Hadi.”
Beşi birden sokağın köşesine doğru koşmaya başladı.
---
Yukarıda ise Sevil Hanım kapıyı açtı.
“Defne?”
Odada kimse yoktu.
Kaşlarını çatarak yatağa baktı.
Boştu.
“Defne?”
Cevap gelmedi.
Sevil Hanım birkaç adım daha attı. Gözleri odanın içinde dolaştı.
Sonra açık pencereyi fark etti.Bir an olduğu yerde kaldı.Pencereye doğru yürüdü.Perde hafifçe sallanıyordu.
Sevil Hanım pencerenin önüne geldiğinde aşağı baktı.
Sokak boştu.Defne çoktan gitmişti.
Kadının yüzündeki sert ifade bir anda değişti.
“Defne...”
Sesindeki öfke bu kez çok daha farklıydı.
Kızının kaçtığını anlamıştı.Ve Defne'nin kiminle birlikte kaçtığını henüz bilmiyordu.
____
Çocuklar hep birlikte koşar adım arabaya doğru ilerlediler. Deniz sürücü koltuğuna geçerken, Defne arkaya Nehir'in yanına oturdu. Araba motoru çalışıp sokaktan hızla uzaklaşırken, arkalarında bıraktıkları evin penceresi öylece boş kalmıştı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişlerdi ve Alya'ya ulaştıklarında karşılarına ne çıkacağını hiçbiri bilmiyordu.
Arabanın içindeki sessizlik, motorun uğultusuna karışmıştı. Kimse birkaç dakika boyunca konuşmadı. Defne hâlâ yaşadığı korkunun etkisindeydi. Nehir arada bir ona bakıyor, iyi olduğundan emin olmaya çalışıyordu.
Alya'nın evine geldiklerinde Deniz arabayı kenara çekti.
"Hadi," dedi. "Hızlı olalım."
Apartmana girip merdivenleri çıktılar. Deniz kapının önüne geldiğinde zile bastı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Alya karşılarında duruyordu. Yüzü solgundu.Siyah saçlarını topuz yapmıştı.
Siyaha yakın ve oldukça koyu olan kahve gözleri korkuyla bakıyordu.
"Sonunda geldiniz," dedi ve hemen kenara çekildi. "İçeri girin."
Herkes salona geçti. Alya kapıyı kilitledikten sonra perdeleri kontrol etti.
"Şimdi anlat," dedi Kerem.
Alya derin bir nefes aldı.
"Nil'in araştırdığı belgeleri incelerken eski bir isimle karşılaştım."
Deniz'in bakışları keskinleşti.
"Kim?"
Alya bilgisayarının başına geçip ekrandaki belgeyi açtı.
"Mahir Koral."
Odada kısa bir sessizlik oluştu.
"Bu adam kim?" diye sordu Nehir.
"Karahanlılarla bağlantılı eski dosyalarda adı geçiyor. Ama asıl garip olan..."
Alya ekranı çevirdi. "Mahir Koral'ın yıllar önce öldüğü kayıtlı. Mezarı da var."
Rüzgar kaşlarını çattı.
"Ee?"
Alya'nın sesi alçaldı.
"Mezarı birkaç ay önce açılmış."
Defne'nin yüzü gerildi.
"Niye?"
Alya cevap vermeden önce ekrandaki başka bir belgeyi açtı.
"Çünkü..."
Tam o anda aşağıdan sert bir kapı sesi geldi.Herkes sustu.
Ardından apartman koridorundan ayak sesleri duyuldu.
Alya'nın yüzündeki renk tamamen çekildi.
"Onlar..." diye fısıldadı.
Deniz ayağa kalktı.
" Karahanlılar?"
Cevap vermesine fırsat kalmadan kapıya sertçe vuruldu.Nehir irkilerek Alya'ya baktı.
"Ne yapacağız?"
Alya geri çekildi.Bir sonraki darbeyle kapının kilidi zorlandı.
Deniz başını hızla Alyaya çevirdi.
"Arka çıkış var mı?"
Alya başını salladı.
"Var ama—"
Kapı bir kez daha sarsıldı.
Bu kez kilit yerinden oynadı.
Ve herkes, birkaç saniye içinde içeri girecek kişilerin kim olduğunu düşünmeden, endişeyle birbirine baktı.
____
Sizce gelen kim?
Ve Mahir koral gerçekten öldü mü?