İçeriğe geç

Kapsüldeki Sırlar

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Kapsüldeki Sırlar

Bölüm 6

Tek Çıkış

Bölüm 5:Tek Çıkış

Herkes aşağı uzanan ağzı metal yarım açık merdivene bakıyordu.Tek çıkış orası mıydı gerçekten diye gözlerimi etrafta dolaştırdım.En son pesedip orası olduğuna kanaat getirdim.Nasıl gideceğimizi düşünürken gözlerim elime kaydı.Deniz ve ben hâla el eleydik hatta parmaklarını benimkilerin arasına geçirmiş ve kavramış bir şekilde dakikalardır duruyor muyduk? Elimi hızlıca çektiğimde Deniz bana döndü."Ne yani rahat değil miydi?"

"Of Deniz"deyip göz devirdim.O da bu hâlime gülüp başını tekrar merdivene çevirdi.Ardından şunları ekledi.

"Kerem şu merdivenleri kontrol edip öyle girelim en azından hepimiz yerine bir kişi tehlikede olur ama bunu hiçbirinizden isteyemem.Ben ineceğim"

Sorgulayan bakışlarla ona baktım.'Hallederim sorun yok' der gibi kafasını sağa yatırdı.

Kerem önce kaşlarını çatsa da Deniz'in kararlı olduğunu gördü ve ses çıkarmadı."Tamam inebilirsin sana fenerle destek vereceğim."dedi

Deniz hareketlenerek merdivene iniyordu.Yavaşça inmeye başladığında kalp ritmimin hızlanmaya başladığını hissettim.Kalbim göğüs kafesimi parçalayacağını hissediyordum.Derin nefes alıp vermeye başladım.

Eskiden babam panik atağım tuttuğunda veya karanlık fobim beni elegeçirdiğinde saçlarımı okşar bana sarılırdı.Bu benim rahatlamamı sağlardı.Sonrasında içimden derin nefes alıp verip beşe kadar saydığımda geçeceğini söylerdi.Bende bunu hatırlayıp gözlerimi kapattım ve derin nefes alıp vermeye başladım.

Gözlerimi tekrar açtığımda Deniz yavaşça merdivenin basamaklarından aşağıya iniyordu.O indiğinde Kerem feneri ona fırlatıp "Dikkat et kendine"diye fısıldadı.Deniz göz kırpıp içeri girdi.Başta bir kaç saniye ses gelmedi.Kalbim yeniden vücudumu elegeçirmeye başlamıştı.Ayaklarımın bana ihanet ederek boşaldığını hissetmeye başladım.Ayaklarım tutmuyordu düşmemek için duvardan destek aldığımda endişe dalgası bedenimi ele geçiriyordu.Rüzgar endişeli yüz ifadesiyle "Deniz,iyi misin?" diye sesini yükseltti fakat hiç bir şekilde ses gelmedi.Gözlerimde özgürlüğünü ilan eden bir damla göz yaşını yanağımda hissettim.Başına bir şey mi geldi acaba diye tam düşünmeye başlamıştım ki aşağıdan Deniz'in sesi odayı doldurdu.

"Gençler,aşağısı düşündüğümden daha büyük.Ve sanırım okulun faturaya yansıtmadığı gizli bir elektrik hattı buldum."Gelen tatlı rahatlama hissiyle gülümsedim.Derin nefes vererek yanağımdaki yaşları sildim.Kalbimin normale dönmesi için duvara yaslanıp yere çömeldim zaten bir süre sonra kalp ritmim normale dönmüştü.Rüzgar bir sitemle "Deniz niye ses vermiyorsun? Ölüyordum burada!"

Deniz'in gülme sesi kulağıma iliştiğinde bende gülmeye başladım.Rüzgar bana dönerek "Ne o çok mu hoşuna gitti Defne Hanım?"

Kafamı sallayarak gülmeye devam ettiğimde Deniz konuştu."Hadi gelin ama dikkat edin basamaklar kaygan."

Rüzgar arkaya dönüp fısıldadı."Harika başımıza bir şey gelirse devamsızlıktan kalmayız herhalde değil mi?

Nehir sinirle Rüzgar'a çıkıştı."Ya Rüzgar biz kayıp kız,gizli günlük diyoruz sen ne diyorsun Allah aşkına"diyerek göz devirdi.Kerem de ardından sadece Rüzgar'ın duyacağını sandığı tonda ekledi."Rüzgar seni getiren aklımı sikiyim"

Rüzgar bana dönüp "Defne bana yaptıklarını görüyor musun? Özellikle şu sarı çiyana bak"

Nehir Rüzgar'ın omzuna vurarak "Ya Rüzgar seni burada bırakıp gideriz ha ne bu böyle.Bu kıvırcık aklını peynir ekmekle yemiş sanırım.

"Sadece şakaydı be tamam iniyorum aşağıya"

Dedi ve merdivenlerden yavaşça inmeye başladı."Arkadaşlar ciddiyim kaygan dikkatli gelin"

Rüzgar da böyle ciddiysen sanırım bayağı kaygan neyse artık ineceğiz diye düşünürken ardından Kerem inmeye başladı.Nehir de yavaştan giderken en sonda ben kaldım.Derin nefes alarak 'yaparsın kızım sakin ol'diye kendimi cesaretlendirmeye çalıştım.Merdivenin ilk basamağında bastığımda ayağımın kaymaya başladığını fark ettim.Bu normal bir kayganlık değildi sanki biri bir şey dökmüştü.Nefesimi tutup aldırmadan inmeye başladım.Kafamı kaldırdığımda Kerem inmiş.Nehir'in elinden tutarak inmesine yardım ediyordu.

Nehir ve Kerem kuzenler fakat kardeş gibilerdi.Çocukluktan beri beraberlermiş yani Nehir öyle söylemişti.Bense onlarla 8.sınıftan tanışıyordum benim okuluma nakil almışlardı.Sonrasında liseyi aynı kazanınca daha da samimileştik.Yaklaşık 4 yıldır tanışıyorduk bu yıl biterse 5 yıl olacak umarım.Nehir'i de Kerem'i de çok seviyorum ikiside benim kardeşimden farksızlardı.

İnmeye devam ediyorken kafamı kaldırdığımda Nehir'in çoktan indiğini fark ettim.Alt basamaklara baktığımda bir çeşit sıvı vardı.Oldukça kaygan görünüyordu gözlerimi kısıp baktığımda bir el gördüm.Benim elime göre oldukça büyüktü.Başımı kaldırdığımda bana doğru sırıtan Deniz'i gördüğümde afalladım.'Ne yapıyorsun' anlamında başımı salladığımda "Burası çok kaygan ben bile düşüyordum.İzın ver yardım edeyim."

"Yok sağol ben inebilirim."dedim.Bir adım aşağı indiğimde kabul etmediğim pişman olacak biçimde ayağım kaydı hatta bayağı güzel kaydı Deniz olmasa sakatlanabilirdim.Kaydığım an kolumdan tutup beni sabitlemişti bende omuzlarından destek alarak dengede kalmayı başarmıştım.Deniz'e döndüğümde"Görüyorum çok güzel hâllediyorsun" dedi.Ters bakıp ellerimi omuzlarından çekip içeri girdim.

Deniz'in omzundan tutunduğumda aslında düşündüğümden daha kaslı olduğunu fark ettim.Yani üstündeki formadan bile belli oluyordu kol kasları.Basketbol oynadığını ve düzenli spor yaptığını duymuştum.Belki de bu yüzden bu kadar iyi bir vücuda sahipti.Bir saniye durun! Ben az önce ne dedim? Of ne düşünüyorum ben.Kafamı sağa sola sallayıp çocukların yanına ilerledim.

Kerem elindeki feneri tünelin tavanına doğru tuttuğunda, kalın, siyah kabloların bir yılan gibi tünel boyunca uzandığını gördük. Deniz haklıydı; burada okulun resmi planlarında olmayan, ciddi bir elektrik akımı vardı. Havada hafif bir ozon ve yanık kokusu dalgalanıyordu.

​"Pekala," dedi Rüzgar, üzerine bulaşan o kaygan sıvıyı pantolonuna silmeye çalışarak. "Buraya gizli geçit demişsiniz ama burası bildiğin kaçak elektrik şebekesi. Müdür bizim okuldaki klimaları çalıştırmak için burayı kurduysa hiç şaşırmam."

​Nehir fenerin cılız ışığında Rüzgar’a döndü. "Rüzgar, müdür sence bu kadar büyük bir sistemi gizlice kurup içine bir de dijital paneller yerleştirecek zekaya sahip mi? Adam geçen hafta okulun akıllı tahtasını açamadığı için coğrafya dersini iptal etti."

​Kerem hafifçe öksürerek ikisini susturdu. "Tartışmayı sonraya saklayın. Şuraya bakın."

​Kerem feneri tünelin zeminine, tam duvarın köşesine doğru tuttu. Yerde, o kaygan sıvının hemen kenarında parlak, metal bir şey duruyordu. Kalbimin yeniden hızlandığını hissettim. İleriye doğru bir adım atıp yere eğildim. Çamura ve o garip sıvıya batmış olan şeyi elime aldığımda nefesim kesildi.

​Bu bir okul kimliğiydi. Üzerindeki şeffaf kaplama çizilmişti ama fotoğraf net bir şekilde görünüyordu.

​Nil.

​"Nil'in kimliği..." diye fısıldadım, parmağımla üzerindeki çamuru silerken. "Buradaymış. Gerçekten buraya gelmiş."

​Herkes bir anda ciddileşti. Az önce şaka yapan Rüzgar bile bir adım geri çekilip tünelin karanlık derinliklerine baktı. "Yani... o günlükte yazan her şey gerçekti," dedi sesi bu kez tamamen durgun çıkarak.

​Deniz yanıma gelip başını eğdi, elimdeki kimliğe baktı. O flörtöz, neşeli havası tamamen yok olmuştu. Mavi gözleri tünelin ilerisindeki kapkara boşluğa dikildi. "Kimlik buraya düşmüşse, aceleyle kaçıyor ya da sürükleniyor demektir," dedi düz bir sesle. Sonra hafifçe gülümsedi ama bu kez tamamen beni rahatlatmak içindi. "Merak etme ortak, onu bulacağız. Ama önce şu tünelin sonuna gitmemiz lazım."

​"Ben önden gidiyorum," dedi Kerem kararlı bir sesle. "Fener bende. Rüzgar, arkamı kolla."

​"Arkandayım kardeşim," dedi Rüzgar, hemen ardından ekleyerek: "Ama ani bir şey fırlarsa seni kalkan olarak kullanırım, şimdiden anlaşalım."

​"Rüzgar!" diye çıkıştı Nehir yine.

​Tünelde ilerlemeye başladık. Ayak seslerimiz rutubetli duvarlarda yankılanıyordu. Yaklaşık elli metre yürüdükten sonra, tünel genişledi ve karşımıza ikiye ayrılan bir yol çıktı. Tam önümüzde iki büyük demir kapı duruyordu.

​Soldaki kapı tamamen aralıktı, içeriden boğuk bir jeneratör sesi ve dijital bir bip sesi geliyordu. Sağdaki kapı ise tamamen kilitliydi ama üzerinde tuhaf, kırmızı ışığı yanıp sönen dijital bir şifre paneli vardı.

​"Eee," dedi Deniz, kollarını göğsünde birleştirip kapılara bakarak. "Klasik bir korku filmi seçimi. Sağdaki kapı 'seni hemen öldüreceğim' diyor, soldaki kapı ise 'içeri gel, içeride jeneratör partisi var' diyor. Hangisini seçiyoruz?"

Soldaki kapı ağzına kadar açıktı.Kerem oraya girmeyi uygun bulmuş olacak ki fenerle içeri girdi.Bizde üstelemeden peşinden takip etmeye başladık.İçerisi merak uyandırıcı bir atmosfere sahipti.Gözlerim köşede duran bir kolyeye ilişti.Köşeye doğru ilerleyip kolyeyi elime aldım.Kolyenin üstündeki taşta bir çeşit semboller vardı.Dikkatle baktığımda günlükteki sembolleron benzeri hatta sembollerin aynısı diyebilirdim.

"Çocuklar...Sanırım Nil'in kolyesini buldum!"

Deniz kafasını bana doğru çevirip ne olduğunu anlamayan bakışlarla bana döndüğünde elimi işaret ettim.Yanıma hızla gelip elimdeki kolyeyi alıp bana döndü.Elindeki kolyeyi incelerken sembollerin günlüktekiler olduğunu anlamıştı sanırım."Evet günlüktekilerle aynı semboller bulunuyor.Yani Nil yakın zamanlarda burada bulunmuş olabilir"

Deniz sıkıntıyla nefes alıp "Bu sembolleri sadece Nil'in günlüğün de değil... Bizim kafede amcamın eski kitaplarında da görmüştüm."dedidiğinde herkes şokla Deniz'e döndü.

Rüzgar gözlerini şokla büyüterek "Ne yani Sadettin Bilgin'in ne alakası var kayıp bir kızla veya okuldaki gizli depoyla?"

Kınayan gözlerle Rüzgar'a baktığımda "Defne bunun başka açıklaması olamaz.Bizi yıllarca kandırmış iyi ayağına yatarak."

Kerem sinirle Rüzgar'a dönüp "Rüzgar kes sesini henüz bir şey bilmiyoruz.Deniz hâla kolyeye odaklanmış düşünüyordu.Aslına bakarsak peşin hükümlü olmamak lazım belki sadece bir tesadüftür.Sonuçta adam dünya tatlısı bir amca öyle olaylara karışmazdı.Yani umarım karışmamıştır...Gerçi şu zamanda kimseye güvenilmiyor.Deniz'in yerinde olsam kabul edemezdim böyle bir şeyi sonuçta yıllardır beraber olduğu,yıllardır aynı evde yaşadığı,ona babalık yapan adamdan bahsediyoruz.Düşüncelerimden kurtulup Deniz'e döndüğümde yüzünden büyük şaşkınlık biraz da hayal kırıklığı görüyordum.Onun için böyle bir konunun içinde amcasının geçme ihtimali bile kabul edilemezdi.Deniz'in elindeki kolyeyi çekip avucuma aldığımda mavileri beni buldu.Onun rahatlaması için yüzüme gülümseme kondurup "Araştırmadan bilemeyiz değil mi?"

Deniz benim gülümsememi gördüğünde yüzündeki gerginlik gitmişti ve biraz olsun rahatlamıştı.Kafasını yavaşça sallayıp onaylarken içten içe amcasına kızıyordum.Umarım yeğenini hayal kırıklığına uğratacak bir şey yapmazdı.

Nehir de bana katılarak "Evet Defne haklı bu işin peşine düşeriz fakat bugünlük bu kadar gizem dozu yeter bence."

Kerem de feneri kapının dışına tutup "Hadi gidiyoruz ekip."dedi.​Yavaş adımlarla o gizemli arşiv odasından çıktık ve rutubetli tünel boyunca sessizce yürüyerek bizi yukarı, okulun bildiğimiz dünyasına çıkaracak olan o metal merdivenlerin oraya kadar geldik. Herkesin kafası darmadağındı. Tam ilk basamağa doğru adımımı atacaktım ki, ayağımın hemen yanında, çamurlu ve o garip sıvıya bulanmış zeminde parlayan küçük, sarı bir not kâğıdı fark ettim. Deniz de tam o salisede kâğıdı fark etmiş olacak ki, almak için benden önce çevik bir hareketle yere eğildi. Ancak hâlâ amcasıyla ilgili az önce öğrendiğimiz o korkunç şüphenin sersemliğini ve dalgınlığını üzerinde taşıyor gibiydi; çünkü aceleyle eğilirken dengesini hafifçe kaybetti ve omzu sertçe omzuma çarptı. Tünelin kaygan zemininde düşmemesi için refleksle ona doğru hamle yapıp kolunu tuttuğumda, Deniz notu çamurun içinden kavrayıp hızla doğruldu.

​İşte tam o ani doğrulma hareketiyle birlikte, üzerindeki bol okul tişörtünün önü yukarı doğru katlanıverdi. Kerem’in elindeki telefon fenerinin cılız ışığı tam o noktaya, Deniz'in gövdesine vururken, bakışlarım tamamen istemsizce ve büyük bir hızla oraya kaydı. Ne yalan söyleyeyim; çocuk basketbol oynuyordu, düzenli spor yapıyordu, kaslı olduğunu zaten okul formasının altından bile tahmin edebiliyordum ama bu kadarı kesinlikle insafsızlıktı. Kusursuz, belirgin karın kasları bir anlığına tamamen gözlerimin önünde sergilenmişti. Hayatımda kasın bu kadar yakıştığı ve bu kadar doğal durduğu nadir insan görmüştüm; Deniz kesinlikle onlardan biriydi. Kalbimin ritmi, az önceki panik atak ve karanlık korkusundan tamamen farklı, bambaşka ve tehlikeli bir sebeple hızla tekledi. Göğsümün sıkıştığını, tüneldeki oksijenin bir anda tükendiğini hissettim.

​Deniz tişörtünün önünü eliyle hızla düzelttiğinde, ona bakarken yakalandığımı anlayıp büyük bir panikle kafamı ters yöne çevirdim. Yanaklarımın alev alev yandığını, kulaklarımın arkasına kadar kızardığımı tünelin o zifiri karanlığında bile net bir şekilde hissedebiliyordum. Of Defne, ne düşünüyorsun sen şu an Allah aşkına? Çocuk neyin derdinde, amcasının şokunda, sen adamın karın kaslarının derdindesin! Kendine gel, toparlan kızım! diyerek içimden kendi kendimi sertçe azarladım ve kafamı hızla sağa sola sallayarak bu saçma düşünceleri zihnimden kovmaya çalıştım. Kendimi üniversite sınavına hazırlanan mantıklı bir genç kız gibi hissetmek istiyordum ama şu an sadece kalbi küt küt atan bir ergen gibi davranıyordum.

​Neyse ki Deniz o an kendi iç dünyasında kaybolduğu için durumun ve ona attığım o kaçamak bakışın farkında değildi olsaydı dilinden kurtulamazdım. Elindeki sarı, çamurlu kâğıdı Kerem’in fenerine doğru uzattı. Yüzü yeniden o ciddi, mesafeli ve hüzünlü haline bürünmüştü. "Burada bir şeyler yazıyor. Nil’in el yazısına çok benziyor," dedi fısıltıyla. Sesi tünelin yankısında kaybolup gitti.

​Kerem telefonunun ışığını kâğıda tamamen yaklaştırdı. Hepimiz kafalarımızı birbirimize çarpmayı göze alarak uzattık ve nefeslerimizi tutarak, aceleyle ve titizlikle karalanmış o tek şifreli cümleyi okuduk:

​"Köprünün yanında, ağacın altında baykuşlar buluşması... gecenin bir anında."

​"Baykuşlar buluşması mı?" diye mırıldandı Rüzgar, kaşlarını hayretle havaya kaldırarak. Ortamdaki o ağır gerginliği bozmak için yine fuzuli bir fırsat kolluyordu. "Bizim okulda gizli bir belgesel kulübü vardı da benim mi haberim yoktu yani? Gece yarısı çalıların arkasına saklanıp birbirimize mi sesleneceğiz? Keşke beni de çağırsalarmış, belgesel seslendirmem çok iyidir."

​"Rüzgar, kapa çeneni artık, gerçekten ama gerçekten sırası değil," dedi Nehir, gözlerini kâğıttan bir saniye bile ayırmayarak. Sesindeki ciddiyet Rüzgar'ı bile susturmaya yetti. "Bu bariz bir şifre. Nil’in günlüğünde bahsettiği o 'büyük adımlardan' ve gizli toplantılardan biri olmalı. Sıradan bir buluşma olmadığı kesin."

​Kerem kafasını kaldırıp derin bir düşünceyle Deniz’e baktı. Fenerin ışığı ikisinin arasında gidip geliyordu. "Okulun arka yolundaki o eski taş köprüyü ve hemen yanındaki devasa, asırlık çınar ağacını biliyorsunuz değil mi? Nil kesinlikle orayı kastediyor. Gece yarısı orada büyük bir şeyler dönüyor ve bizim bilmediğimiz birileri toplanıyor."

​Deniz notu yavaşça katlayıp okul pantolonunun cebine koydu. Gözlerindeki o kırılgan hayal kırıklığı tamamen gitmiş, yerini her şeyden daha keskin, daha koyu bir kararlılık almıştı. Amcasıyla ilgili şoku henüz tam olarak atlatamamıştı ama bu gizemli not ona gerçeği bulması, belki de amcasını temize çıkarması için bir çıkış yolu göstermişti. "Tamam" dedi düz, kararlı ve adeta meydan okuyan bir sesle. "Gecenin bir anında, o köprüde kimlerin buluştuğunu, amcamın bu işin neresinde olduğunu gidip kendi gözlerimizle göreceğiz. Başka çaremiz yok."

​Elimi istemsizce yeniden kalbimin üzerine koydum. Kalp ritmim bu kez yeraltı tünellerinin boğucu korkusundan değil, bizi bekleyen o tehlikeli, karanlık gece yarısı randevusunun heyecanından dolayı delicesine hızlanmıştı. Aşağıdaki labirent bizim için bitmişti belki ama asıl tehlikeli oyun yeryüzünde, o eski köprünün altında şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

3 yorum