İçeriğe geç

KAPIZADE

Bölüm 5 · 11 dk okuma

KAPIZADE

Bölüm 5

♧4. BÖLÜM: Yeni Kapı ♧

♧4. BÖLÜM: Yeni Kapı ♧

"Hiç mi düşünmedin sen? Hiç mi düşünmedin sen?"

Bazen bir şarkı açar, hıçkırıklarınla birlikte söylersin. İçindeki kirli duyguların kaybolması için kıyamet kopuyormuşcasına...

Bazen yağmurun altında kollarını açar, dönme dolabı gibi döne döne ıslanırsın. İçine attığın çamurdan hisleri yok ediyormuşcasına...

Bazen susarsın, İçindeki üzüntüyü düşünmemek için. Suskunluğun da boğulsan da konuşmazsın. Sessizliğin fırtına gibi delicidir ancak seni delen fırtına başlayınca yok olan güneştir, güneş gibidir. Tüm güzel hakikattendir ancak kötü sağanak da kaybolur. Belki karşı komşuya belki de bambaşka sokaklara gider. Güneş de aldatacaksa kimi görmeliyiz? Yada görmeden de olur mu? Olabilir. Gördüklerin iyileştirmiyorsa yüreğini, hissettiğin olsun, yaralarını iyileştirenin...

Yemeklerimizi yedikten sonra herkes bir köşeye geçmişti. Evran pencereden yağmuru izleyerek, Metehan koltukta uyuyarak, ben ise hastane yatağında sağ sola dönerek, su içerek zaman öldürmüştüm.

"Gece de çöktü." diyerek pencerenin önünden geliyordu Evran.

"Abicim uyumadan önce oradaydın, uyandım hala oradasın. Neye daldın sen?" diyordu Metehan.

"Gökyüzüne." bak sen gerçekten çok zekisin Evran şaşırdım kaldım.

"Yok yeraltı. Onu bizde biliyoruz Evro, aklındakini soruyorum." bu adam arkadaşını çok iyi anlıyordu. Hep mi birlikteydiler acaba? Bu soruyu daha sonra sormak üzere aklımın bir kenarına yazmıştım.

"Düşünmedim. Düşündüysem de hatırlamıyorum." dedikten sonra gözlerini bana çevirmişti. Düşünmuyor olabilirdi ama kalbinin konuştuğu biri vardı. Kalbi kan ağlıyordu bakarken. Aklına mı, kalbine mi söz geçireceğini anlamamış gibi. "Kayve almaya gidiyorum isteyen var mi"

"Şekersiz istiyorum ben." demiştim hafif tebessümle. Gülen güldürürmüş diye duymuştum. Umarım gerçektir.

"Senin ki orta şekerli Mete." demişti sormadan. Anlaşılan tanıdıklarına değer veriyor.

"Eyvallah kardeş." diye cevap vermişti Metehan.

Evran kapının kolunu açınca bana bir tebessümle bakmıştı. Kim dediyse doğru demişti; gülen güldürürmüş.

"Bak diğer kahve istemeye seninkini de ezberler, unutmaz." demişti Mete oturduğu yere daha da yapılırken. 'Neydi bu çocuk fil hafızalı mı?' Öyle gerçekten de.

"Hastalık falan mı bu." demiştim şaşkın gibi duratararak.

"Yok niye olsun. İyi tarafları daha çok oluyor." diyip gülmüştü. "Alemsin kız." Dediğinde bende gülmüştüm.

Evran geldiğinde kahvelerimizi içmiştik, konuşmuştuk, etmiştik.

"Eee sıkıldım ben öylece oturacak mıyız? " demişti Metehan.

"Bilmem, galiba." demiştim yüzümü buruşturarak.

"Bende bilmiyorum." demişti Evran. "Ben kıyafetleri dolaba yerleştireyim en iyisi. Ben buldum yapacak bir şey siz düşünün." diyip kısa bi kahkaha atmıştı.

Dolabın kapağını açıp kıyafetleri yerleştiriyordu.

"Bir dakika..." demişti a yi uzatarak.

"Ne oldu lan?" diye öne atılmıştı Metehan.

"Uno kartları var burada." dediğinde Metehan Evran'ın yanına geçmişti.

"Aaa harbiden. Hadi oynayalım." diyerek yanıma gelmişti. Ben bağdaş kurup geroye çekildiğimde yer açılmıştı. Evran sedyenin sağ tarafına, Metehan sol tarafına oturmuştu.

"Evet..." diyerek kartları kutudan çıkarmıştı Metehan. "Bir...iki...üç...dört...beş. " diyerek önüme kartları sermişti. Aynı şekilde Evran'ın da.

"Hadi başlıyoruz." diyerek ortaya yeşil ve yediden oluşan kartı koymuştu. Evet bende de yeşil vardı üç tane de yedili kart. Hahaa. 'Korkulur kız senden. Hadi at hepsini.'

"Ha bu kızın kartlarının yarısı bitmiş ama." diye yakındığında Evran, komiğime gitmişti.

"Ha bu kız kazanacak cörecaksunuz." diye şiveli konuştuğumda ikisi de kahkahalar atmıştı.

"Cöreceğuz kıyamet kız." demişti.

Evran sarıya geçen renkten engel kartı attığında sira bana gelmişti. Bende de sarı yön değiştirme kartı olduğundan onu atmıştım. 'Çocuğun ne suçu vardı.'Metehan'ın da yoktu. 'Neyse... Hadi aslanım kazan ve gel.' Gülümsemiştim.

"Olmuyor böyle." diyordu Evran.

"Evran abicim...kusura bakma kardeş." diyerek mavi olan yön değiştirme kartı gelerek sıra bana gelmişti yine.

"Benim işime gelir ama." demiştim sırıtarak. 'Kız korkulur senden.'

"Gelsin bakalum." demişti Evran. Kısa ve sessiz gülüş çıkmıştı. 'Bnede bakacağum sana uşak.' Ne oluyor iç ses. 'Bana ne soruyosun kendine sor.' Allah Allah.

"Sonunda sıra gelebildi."

Üç tur daha geçmişti. Ve sira bendeydi.

"Uno..." diye bağırmıştım.

"Nasıl ne zaman neden?" diye art arda sorular yönelmişti Evran. Bende ciddi ciddi cevaplamıştım:

"Tek kartı kalarak, şimdi ve kazanmak için." demiştim ağzımı yaya yaya. 'Kız salak mısın çocuk da biliyor.'

"Hadi yine iyisin oğlum. Cevapsız kalmadın bu sefer.' dediğinde ikisi de gülüşmeye başlamıştı.

"Eveet...oyuna dönün artık." diye bi güzel azarlamıştım. 'Kırgın Çiçekler de ki yurdun müdiresine benzedin.' Ay çok komik hahaha.

"Tamam abla sakin ol." dediğinde Metehan, gülmemek için iki dudağımı birbirine yapıştırmıştım.

"Şimdi bu kartı atıyoruz ve Sahil'le kartları değiştiririyoruz." dediğinde Evran ne ara bu kadar kartım olduğu anlayamamıştım.

"Kız şok oldu lan. Dünyadan Sahil'e..." diyerek ellerini sallıyordu Mete.

"Yok marsa uçtum ben." dediğimde tekrar gülmüşlerdi. 'Sen mi şapşalsım bunlar mı anlayamadım hala.' Anladığında bana ds söyle iç ses.

"Evet renk alalım Evran bey."

'Kelime oyununda değiliz uşak.'

"Eee...kırmızı olsun."

"Tamamdır...Bu kartı atıyoruz ve uno..."

"Bu da bititrdi ya. Ben kazanamam ki."

'Sen ciddi ciddi kazanacağını mı düşünüyordun zekiye.'

Off.

"Kazanma bi zahmet Sahil." demişti Evran. Kozonmo bo zohmot Sohol. 'Lan güldürme.' Lon goldormo.

Aradan bir tur sonra Metehan kazanmıştı. Kartları toplarken koridordan sesler geliyordu.

"Buyrun hanımefendi oda burası." dediğinde hemşirenin yanında bir kadın vardı. Kimdi bu? 'Ben tanımıyorsam sende tanımıyorsundur.' Üstün zeka var sende.

"Merhaba.." diyerek yanımıza geliyordu. "Mete..." diyerek boynuna atlamıştı.

'Bak sen şu şapşala, sevgili yapacak kadar büyümüş de haberimiz yok.'

"Hoşgeldin Tuğçe." diyerek Evranla da sarılmıştı.

"Hoşbuldum Evrancım." dedikten sonra ayrılmışlardı.

"Sende Sahil olmalısın. Bende Tuğçe..." diyip elini uzattığın da elimi uzatarak karşılık vermiştim.

"Memnun oldum." demiştim hafif gülümseyerek.

"Bende memnun oldum. Geçmiş olsun."

"Teşekkür ederim Tuğçe."

'Kız kim bu yosma?' Nerden bileyim kıza durduk yere de yosma deme. 'Doğru haklısın.'

"Kendisi benim helalliğimdir." demişti Metehan. 'Kız evlilermiş ya.' He ya.

"Ne ara evlendiniz siz ulan?" demişti Evran.

"Sevgiliyiz biz helali falan olmadım daha." diyip bir bakış atmıştı.

"Haha... çok şakacıyımdır." belli oluyor.

"Ama benim sevgilim yok." demiştim. 'Kız olmasını mı istiyorsun. Üniversitedekileri düşünsene.'

"Olsun mu istiyorsun?" demişti Evran değişik bakışla.

"Eveet." demiştim çocuksu ifadeyle. "Yok be. İstemiyorum anlık istekti o." demiştim u dönüşü yaparak.

"Nedenmiş o?" diye sormuştu Evran.

"Pişmanlık duygusunu çok iyi hissettiriyorlar." gelmesin aklıma o tokat gelmesin lütfen.

"Ama sen biriyle çıkmadın, evlendin." demişti soğuk sesle.

"Ben istemedim ama..." derken gözlerim dolmuştu. "...ben yanıma yaklaştırmadım onu."

'Ağlama lütfen Sahil, kendini tutmak zorundasın.'

"Zoraki şeyler sayılmaz belki." dediğini anlayamamış gibi kaşlarımı çatmıştım. "Sen istemiyordun diye gerçekleşmemiş kabul ederiz bizde."

Kocaman tebessümdü cevabım. Dolu gözlerle baktığım gülen gözlerdi.

"Teşekkürler." demiştim.

"Ee siz ne yapıyorsunuz burda?"

'Horon tepiyoruz.' Ölüyoruz anacım ölüyoruz.

"Uno oynayarak vakit öldürüyoruz. Hadl gel sende oyna turnam." demişti Metehan. 'Turnam diyor lan bu şapşik adam.' Şapşiklerde aşık olabilir. Ki olmuş.

"Olur hadi oynayalım." dediğinde Tuğçe oynamaya başlamıştık.

'Kocaman insanlara bak.'

Kartları dağılmıştık. Evran'ın o kadar verdiği kartların intikamini almıştım.

"İntikam soğuk yenen yemektir." demiştim tek kaşımı kaldırarak.

"Ya sıcak yemekse?" kız bu ne diyor?

'Bilmiyorum düşünme bak önüne.'

Bu turdan bir tur daha oynayip bırakmıştık. Saat gece on biri geçiyordu. Evran uykunun önemli olduğunu söyleyip beni yatırmıştı. Hastane odasında bir kanepeyle koltuk vardı. Evranla Metehan kanepede,Tuğçe de koltuk da uyumuştu. Metehan beni Evranla tek bırakmak istememişti. Tuğçe de Metehan'ı yalnız bırakamamışti. Tuhaf bir kısır döngü olmuştu.

▪︎▪︎▪︎

Gözlerimi açtığımda sabah ezanının sesini duymuştum. Saate baktığımda beşi yirmi beş geçiyordu. Hava hafif aydınlanmıştı. Yerimden kalkıp komidinin üstündeki sürahiyi alıp su doldurmuştum. Susuzluğum geçmişti. Bardağı bırakırken bir şey görmüştüm. Bir kağıt. Bir şey yazan kağıt.

"KENDİ ELLERİNLE GELDİĞİNDE ANLAYACAKSIN."

Ne bu? Gözlerim kararmıştı düşünmeye fırsatım olmadan. Gözlerim kazanıyordu. Bayılıyor muydum? Yoksa bu kabustan uyanıyor muydum?

Kendi ellerimle kaçtığım yere gidemem. Sözüm var kendime.

Anlamak... Sevmem gibi, zor ve uğratırıcı...

Ve biz insanlar, anladığımızda daha çok severiz. Umarım sevmek için geç kalmayız...

Gözlerimi açtığımda soft bir hastane odası yerine hafif güneşi olan ve parlak bir oda görmüştüm. Karşımda oturup telefonlarıyla oynayan üçlüyü görünce anlamıştım rüya olduğunu. Bir iç çekmiştim.

"Evran..." diyerek Metehan Evran'ı dürtüyordu.

"Günaydın. Şey..." diyerek uzatmaya başlamıştı bir şeyleri.

"Ney..." demiştim karşılık olarak.

"Şey işte günaydın." bu haller de neydi?

"Bir şey söyleyeceğ-" derken kapı taktıklanıp açılmıştı. Hemşire ve elindeki çiçek.

"Sahil hanım bu çiçek sizin içinmiş. Nereye koymamı istersiniz?" ne çiçeği? Kimden? Anlamıyorum. Anlayamıyorum.

"Siz verin bana." demiştim zar zor. Hemşire çiçekleri kucağıma koyup gitmişti.

Notu bile vardı.

'Klişe bir Türk dizisi mi çekiyoruz?'

Keşke dizi olsa.

'O zaman roman yazıyoruz.'

Roman olacak kadar ağır ama.

"Sahil ne oldu?" demişti komiser. Notu görmüşler miydi? Ne düşündüler? Rüya sanmıştım bende.

"No-notu var." demiştim kekeleyerek.

"Ne yazıyor?" demişti Tuğçe soğukkanlılıkla.

"BELKİ BİRET PARÇASI İÇİN, BELKİ DE ÇÜRÜMÜŞ PARÇA İÇİN."

"Sahil?" demişti Evran soru sorar gibi. "kalkınca tuhaf duruyordun. Kabus görmüş gibi sanki..." sanki başka not olduğunu anlamış gibi.

"Sabah ezan okurken susayıp kalkmıştım. Sürahinin üstünde başka bir not daha vardı." dedikten sonra Mete koşar adımlarla yanımda ki komidine gelmişti.

"Islanmış...okunmuyor..." demişti oflaua puflaya.

"Sahil hatırlıyor musun ne yazdığını?" dediğinde sanki aklım donmuş, beynim durmuştu.

"Bilmiyorum, ben hatırlayamıyorum." demiştim ellerimi saçlarıma geçirerek.

"Düşün biraz. Belki hatırlarsın." dediğinde aklıma kısa kısa geliyordu. Geleceksin gibi şeyler vardı, bir tane tarih vardı.

"Geleceksin gibi şeyler diyordu, ama nasıl dediğini hatırlamıyorum. Bir tane de tarih vardı. Dokuzlu bir şeydi ama hatırlamıyorum."

"Gideceğin tarihi söylemiş olabilir mi?" demişti Tugçe.

"Kimse gitmeyecek!" diye ayaklanmıştı birden. Neden böyle bir tepki vermişti? 'Senin için olabilir mi?' Hayır, değildir bence. 'Sen öyle san.'

"Tamam abicim kimse gitmeyecek." diyerek Mete Evran'ın sırtını okşuyordu.

Neden böyle bir tepki verdi?

'Tramva olabilir mi? Herkesi gitmiş, küçücük çocuk gibi kalmış olabilir mi?'

Her şey olabilir. Gözleri parlıyor şu an. Ama o gözleri patlatan his, sanki topunu yokuş aşağı mahallede kaybeden çocuk gibiydi. Kimsesiz, yalnız ve kendini kaybetmekten korkan acılı yürek...

"Eğer gitmek zorunda bırakırlarsa..." dediğinde Tuğçe, iki ses havada karışmıştı.

"Gitmeyeceğim." diyen benim sesim ve "gitmeyecek." diyen Evran'ın sesi.

"Ben kendime söz verdim." derken boğazım karıncalanmıştı. Aferin, ağla üstüne. Gözlerim dolmuştu ama kendimi tutabilirdim. "Ben o evden gelerek babamı kaybettim. Buna bile bile geldim. Kendime söz verdim gidemem."

'Umarım büyük konuşmuyorsundur yaralı martı.'

Umarım içimdeki ses.

"Ya giderse..." diye konuşmaya başlamıştı Evran. "...ablası gibi olursa." ölmemden mi korkuyor? 'Demiştim seni önemsiyor diye.' İçimde sanki bir ömürlük buzlar vardı da hepsi bir anda erimiş gibi hissediyordum.

Gözlerim dolmuş, içim bir tutam sevgiyle acımış vaziyette Evran'a bakıyordum.

'Tamam kızım bakma şöyle aşık sanacak.'

Haklısın iç ses.

'Eee hadi bırak dikizlemeyi.'

Gözlerimi, kaşlarımı havalandıradak geri çekmiştim.

"Şimdi her şeyi toparlayalım." diyen Mete ye odaklanmıştı herkes. "Ortada iki tane not var. Biri okunmuyor diğeri okunuyor..."

'Allah Allah. Bu harcanıyor burda.'

"...kim tarafından gönderildiği belli değil." dediğinde lafını kesmiştim.

"Ben biliyorum galiba. Pakkan olabilir. Ablamın kocası."

"Senin eşin de olmuyor mu adam?" diye sormuştu Tuğçe.

"Şey... resmiyette öyle." diyebilmiştim zar zor.

"Zorla evlilik günah. Hiç bir yerde hükmü olamaz." demişti Evran konuya nokta koyarak.

"Hadi diyelim bu kişi Pakkan. Senin ona gelmeni istiyor. Peki neden?"

"Çok kolay. Hapse girmekten ve şirketin batmasından korkuyor."

"Hapishane derken?"

"Ablamı o öldürdü bunu biliyorum. Sadece kanıta ihtiyacım var." diye dik dik konuşmuştum.

"Büyük konuşmamak lazım Sahil. Belki kanıtlar başka kişiyi gösterir." demişti Tuğçe. Haklı olabilirdi.

"Peki şirket?"

"Bizik şirketle Pakkanların şirketi ablam sayesinde ortsk oldular. Ablam vefat edince de sarsıntıcı şeyler yaşandı. Haberler falan çıktı. Babam da dedikodular kapansın, şirket eski düzenine dönsün diye beni evlendirdi." demiştim içimdeki duyguları bastırarak.

"Pakkan'ın evine gidelim Mete koş arabaya." demişti Evran. "Yolda adres bilgilerini alırız Sahil'den, vakit kaybetmeyelim." diyerek gitmişlerdi.

Evran beni aramıştı adres bilgilerini vermiştim. Daha sonra Tuğçe kahvaltı yapmama yardımcı olup benimle yakından ilgilenmişti. İçten bakınca cok sıcak ama dıştan soğuk biri görünüyordu. Sonuç olarak iyi birisiydi.

▪︎▪︎▪︎

Can sıkıntısından patlarken Evranlar gelmişti.

"Bulabildiniz mi adamı?" diyen Tuğçe ye Mete olumsuz anlamda kafasını sallamıştı.

"Evi kontrol altına aldık. Karakoldan bir kaç güvenlik tuttuk." diyerek açıklama yapmıştı Metehan.

"Her şeyi yerine oturtmak için ilk işimiz Pakkan'ı bulup sorguya çekmek."

Evran'ın kurduğu plandan sonra herkes sessizliğe bürünmüştü.

Meteyle Tuğçe akşama yakın hava almak için dışarı çıkmışlardı. Biraz iyi gelirdi ikisine de . Benim yüzümden daralmıştı ikisi hem. Biraz kendilerine zaman ayırmaları lazımdı.

"Evran?" demiştim soru sorar edayla.

"Hı?" diyerek telefona bakan kafasını çevirmişti. Kahve gözleri sanki kaynayan cezvedeki köpükler gibiydi. Hem yaralı hem merhemli.

"Bu gün gitmemi istediklerini anladığımızda neden gözlerin parladı?" demişti sessiz sedasız ses tonuyla.

"Seni yarım bırakmalarını ister misin hiç?"

"İstemem...yarım kalmak yaralar..."

"Bildiğin soruları sorma bir daha." sesi pürüzlüydü.

"Sen de yaralısın o zaman." demiştim söylediklerini dinlemyerek.

"Kanadı kanamayan kuş yoktur Sahil. Kanayan kanadını koparanlar, ya da kanını kurutanlar vardır."

Büyülenmiş gözlerle baktığımı hissediyordum.

"Sende kanını kurutanlardansın." dediğimde acılı bir tebessüm oluşmuştu dudaklarında.

"Sen kanadını koparanlardan olma Sahil." demişti. Bildiğim soruların cevabını söylemiyordu. Anlaşılmak canını mı yakıyordu, yaralını mı onarıyordu anlamamıştım.

"Kanadımızda ki kan hep kalırsa..." demiştim. Biraz kendimi ortaya koyarak, biraz da onu anlamaya çalışarak.

"Hep yarım kalırız." demişti tebessümünü bozarak.

"Duygularımız da yarım kalır."

"Güzel duyguların yanında korkularımız da yarım kalır."

"Bunu biliyorum. Yorgunluğun başlangıcı."

Kafasını hafif sallamıştı. Evran'ın korkusu ne olabilirdi? Yarım bırakılmak olabilir mi? Ama bildiğin bir duygudan korkmak, korkunu aşamamak değil midir?

"Korktuğumuz kapılar yok olduğunda sevinmeye halimiz kalamıyor bazen."

"Belki de korkularımız kapısız ışıklandır." demişti. Birimiz kapılardan, birimiz kapısızlıktan korkuyordu. Bir o kadar uzak ama bir o kadar benzer duygulardı. Galiba biz yarım yaralılardık...

Aradan üç gün geçmişti doktor gelip reçete yazıp taburcu işlemlerini gerçekleştirmişti.

"Hastaneden sonra bizim eve gidiyoruz. Bir kaç gün biz de kalıp iyileşmen gerekiyor. Sağlığını tehlikeye atamayız."

"Ama benim evim var." demiştim kimseye muhtaç olmadığımı anlatmaya çalışarak.

"Ama benim de evim var." demişti inatlaşarak.

"Kendime bakabilirim."

"Ben de bakabilirim sana."

"Niye?"

"Ne niye?'

"Neden bakmak istiyorsun bana?"

"İyileşmen için." sanki onunla inatlaşmamam gerektiğini anlatan bakış atmıştı.

"Peki öyle olsun. Size olan hakkımı taşıyorsunuz ama."

"Ödeşiriz başka zaman." diyip konuyu kapatmıştık. Hastaneden inip Evran'ın siyah arabasına bitmiştik. İlk defa görüyordum bu arabayı. Normalde hep polis arabasıyla görmüştüm. Ama bu araba da baya iyiydi. Hyundai olduğunu arkasındaki logodan anlamıştım.

Gidiyorum yine benim olamayan bir yere. Ama içim acımıyordu bu sefer. Alışkanlık mıydı bu? Bir damla göz yaşıyla arabanın camında gördüğüm karadenizi izlemeye başlamıştım, duyguları gibi kara olan denizi...

"Sevdiğin böyle ağlar...

Sevdiğin böyle ağlar..."

Bölüm sonu

3 yorum