♧2. BÖLÜM: YARALI RUH♧
"Al gözümdenyaşlarıgüngelirkurutursun..."
Tarihler vardı. Her dakika kanayan. Yirmi üç eylülde benim için aynıydı. Her aklıma geldiği anda yeniden yaralanırdı. 'Sanki aklından çıkıyorduda.' diyen içimdeki sese hak vermiştim. Ne aklımdan ne de kalbimden çıkardı. 'Haklısın yaralı martı.' sende haklısın iç sesim.
"Ölümün cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?" diyen Evran polise bakıyordum dik dik. 'Cinayet değilse buraya değil psikologa giderdik herhalde.' doğru dedin içimdeki ses, koskoca polis olmuş sorduğu soruya bak.
"Cinayet değilse niye geleyim ki?" demiştim dikleşerek.
"Tamam sakin olun güzel hanım." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. 'Güzel hanım derken?' güzelmişim işte sus gürültülü ses. 'İçindik az önce şimdi gürültülü davul olduk.' cinayete dönelim mi? Gülecek halim bile yok. 'Beni de düşünmen ,gerekirdi.' lütfen iç ses.
Söylediği cümleye tepki verecek bir şeyler söylememiştim. Bu tepkisizliğimden sonra sorularına devam etti.
"Ablanızla görüşen kişiler kimlerdi?"
"Ailem ve ailesi." demiştim. 'Ayrı bir ailesi yok ama şerefsiz o insan.' keşke sadece şerefinden yoksun olsaydı. 'Ağır olmadı mı bu?' az bile iç ses. 'Hak verdim.'
"Aileniz de kimler var." dedikten sonra not defterinin sayfalarını çeviriyordu.
"Ben, annem,babam, abim,ablamın ikizi olur kendisi. Bir de kardeşim; Tekin." kendi kendime düşünmeye başlamıştım başka biri var mı diye. Yoktu. 'Kendi evini mi hatırlamıyorsun?' hatırlatırım kovulduk biz. 'Oy benim kuzum evsizmi kaldı.' şımarma iç ses. 'Emredersin reis.' emrettim bile. 'Başımın üstüne.' Eyvallah.
"Abalnızın ailesi?" demişti soru sorar gibi.
"Ablam, eşi, ölen bebeği bir de." son kelimeleri söylerken gözlerimi polisden çekip ayaklarıma doğru, yani yere yöneltmiştim. Ellerimle oynaşmaya başlamıştım.
"Bebek nasıl öldü?" derken yutkunlanmıştım.
"Doğduktan iki saat sonra." komisere bakmadan cevaplamıştım.
"Başınız sağolsun." dediğinde içim acımıştı.
'Hayır yumuşadı. Biliyorum ben malımı.' ama buzlar erimedi. 'Ama kabuğun kırıldı yaralı martı.' iç sesime bile cevap vercek gücü bulamamıştım.
"Ablanızın öldüğü günü anlatabilecek misiniz." dediğinde bende kendime sormuştum. Yapabilir miyiz? Sağır mısın soru soruyorum? Yapabilir miyiz?
İçimdeki sesin bile susması beni zorluyordu.
"Olur." demiştim. Başlıyordum. Hadi bismillah. "O gün ablamı hastaneye kaldırmışlardı. Bilincini açmaya çalışıyorlardı. Ama birden bağlı olduğu makinalar ötmeye başlamıştı annemle babam yanına girmişlerdi. Bağırıyorlardı, ağlıyorlardı. Doktor bey çıkın bile demeden elektro şoku almıştı eline. Yoğun bakımının önündeki camların tek ve güzel işleviydi galiba. Doktor bir taraftan elektro şoku uyguluyor diğer taraftan annemlere çıkmalarını söylüyordu. Annemler çıkınca ikisinede sarılmışım. Galiba...galiba babama son sarılmışımdı." boğazım acımıştı, gözlerim dolmuştu. 'Ağlamanın sırası değil, kendini tut!' Haklısın galiba. Ben ağlamamaya çalışırken komiser Evran konuşmaya başlamıştı;
"Babanızla aranız bozuk mu?" dediğinde gözlerimi komisere dikmiş tip tip bakıyordum. 'İlk defa sorgusuz düşünüldük...' soru sordu ama. 'Bence değildi.' sana zaten herkes melek. 'Off.' sitem etme lütfen. "Başka istek?' Shut up baby. 'İç sesiyle kavga eden ilk insan.' İngilizceden yoksun musun sen?
İçimdeki sesleri kenara atıp sorduğu soruya ne karşılık vereceğimi düşünmüştüm.
"Sana ne?" dediğim dışımdan çıkmıştı yoksa içimde mi kalmıştı? 'İyi halt ettin.' Dışımdan çıkmış. Komiserin kaşları çatılmış alttan alttan bakıyordu. "Şey pardon." dedim kaba davranışımın önüne geçerek. Yanında ki polis ağzını kapatarak gülmüştü. Komiser Evran da yanındaki polise dönerek küçük bi gülüş gerçekleştirmişti. 'Aferin rezil olduk hep birlikte.'
"Metehan tamam gülme." demişti gülüşünü içine saklayarak. Gamzeleri var onun. 'Gamzeli yanaklarınnn...' tamam yeter!
"Ama amirim." demişti adının Metehan olduğunu öğrendiğim polis.
"Aması yok!" demişti tek solukta. 'Şey biz oyun oynamaya değil, katil bulmaya gelmiştik.' Doğru dedin ben onları sıra ayağına çekmem mi. 'Ama bunu da yapma.' Kendileri kaşındı.
"Tamam anladık komikti de bu kadar fazla neye güldünüz anlamadım. Şebek falan değilim ben abartmayın." demiştim ayaklanarak. Aklımdan geçen şeyi yapıp yapmamak arasına girmeden yapmıştım. "Farkında mısınız katil bulmaya çalışıyoruz?" derken elimi masaya vurmuştum. İçimdeki ses bile korkmuştu ya da utancından ses çıkaramıyordu. Karşımdaki iki insancığa bakınca tırstıklarını anladım. Neydi bu kadar korkutucu olan anlayamamıştım. Kalktığım gibi yerime oturmuştum.
"Ne oldu? Kıyamet koptu da haberim mi yok?" bir kere de kendimi tutsam kurban kesecektim. İnat vardı ne yapabilirdim ki.
"Keşke kıyamet kopsaydı Sahil hanım..." demişti Metehan polis sessiz sessiz. Kıkırdamama engel olamamıştım. 'Sana deli raporu versinler de gör gününü.' Çok komik. Evran komiser kaşlarını kaldırıp not defterindeki yazdığı şeylere bakarak dikkatini kazanmaya çalışıyordu.
"Eee...Nerde kalmıştık?" kaşları hala çatıktı.
"Cinayetin işlendiği günü anlatıyordu komiserim." demişti gülmemeye çalışan Metehan. 'Bu da bozuk düdük gibi her şeye gülüyor.' Sus iç ses yanarız. 'Yanmışız zaten.' Susmaya niyetin yok galiba.
"Evet. Ablanız o gün neden hastanedeydi."
"Merdivenlerden düşmüş. Yedi buçuk aylık bebeği vardı. Çocuk da dediğim gibi doğduktan iki saat sonra ölmüştü. Anneli kızlı dünyadan göçtiler işte."
"Ya cinayet değilse?"
"Ablamın ameliyata ihtiyacı olmadığını hayatı riski anlattığını söylemişti doktor. Bunları söyledikten sonra ben hastanenin kantinin üç beş şey almaya gitmiştim döndüğümde anlattığım kareyi görmüştüm." ses tonumun kısıldığını anlamıştım.
"Daha önce böyle bir olayla karşılaştırınız mı?"
"Ne gibi? Anlamadım."
"Merdivenlerden düşme vakası gibi."
"Bir kaç kere ayağının sargı da görmüştüm. Sebebini sorduğumda topuklu ayakkabıdan ayağım burkuldu demişti." hepsi şerefsiz kocası yüzündendi.
'Söyle o zaman.' Utanıyorum. 'Biz değil o utanmalı.' Doğru diyorsun.
"Yüzünü hiç makyajsız görmedim mesela..." diye devam etmiştim "...ne zaman üşüttüğünü görsem ayakta dimdik durmaya çalışırdı. Sanki evlendikten sonra zayıflamışdı." iştahı olmazdı ki olanlardan sonra.
"Bir şey soracağım." diyen komisere gözlerimi dikmiştim.
"Sorun." demiştim. 'Yaralı martı koskoca polise de kabalık edip tip tip bakmazsın.' Bende koskoca Sahil külbasar'ım. 'Aman iyi be, yetmedi altın harflerle adamın alnına adını yaz.' Gerekirse onu da yaparız. 'Aferin sana, büyük başarı olur gerçekten.' Eyvallah.
"Ablanızın eşi, ablanıza şiddet uyguluyor olabilir mi?" anlamıştı. Komiserin kahverengi gözlerine baktıkça içim acıyordu. Yutkunmuştum. Sert bir yutkunmaydı.
"E-evet." demiştim zar zor. Hissetmesinin kolay olmadığı gibi söylemesi de zordu. Çok zor.
"Hiç gördünüz mü?" komiserin gözlerine baktıkça güvendeymiş gibi hissetmiştim. Anlat diyordu sanki. Analat ve kurtul der gibi bakışı vardı. Yoğun kahve bakışı...
"Görmedim, hissettim, yaşadım." dememle gözleri afallamıştı.
"Nasıl yani?" derken sesi titremişti. 'Endişelendi.' ama babam endişelenmedi. İç sesim de susmuştu.
"Ablamın eşi ile babamların iş ortaklıkları vardı. İki şirket ortaktı yani. İş ilişkileri daha da güçlensin diye babam ortak olduğu şirketin patronu ile ablamı evlendirmişti. Ablam mutluyum falan dese de ben hissediyordum bir şeyler. Neyse ablam öldü maalesef, ama babam..." sesim titremişti. "...beni ablamın eşiyle, enişte dediğim adamla evlendirdi beni..." bravo bana, ağlıyordum. İç sesim kızsana bana, ağlamayalım duralım. Sana da bravo, hemen kaybol zaten.
"...demiştim, yapma istemiyorum diye ama, iki şirketin gelecegini yakarsın dedi. Ağlasam bile ikna olmadı. Ben şu ana bile nasıl gelebildiğimi düşünüyorum." elimin tersiyle gözyaşlarımı siliyordum ama bitmiyorlardı.
"Ne kadardır evlisiniz? Ya da boşandınız mı?" sesi az çıkıyordu. Galiba endişelenmişti. "Altı ay oldu galiba. Evet üç gün önce altıncı aydı. Altı ay olduktan bir gün sonra, eliyle beni yerlere serdi." derken ağzımdan kocaman hıçkırık çıkmıştı. Hıçkırık değil sanki ruhumun dopdolu feryadıydı. Dayanamıyordum.
"He- eng- olm-" konuşamıyordum. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu galiba. Komiserin yerinden kalktığını ayak seslerinden anlamıştım. Oturduğum koltuğu kendine çevirmişti. Yüzümü avuçları arasına almıştı.
"Tamam geçti. Bir daha böyle bir şey gerçekleşmicek." derken gözyaşlarımı siliyordu. 'Elleri sıcacık. Göz bebekleri kocaman.'
"Hep engel olmuştum ama o gün ne oluğunu anlamadan yere savurmuştu tokatıyla." hıçkırıklarımın arasından bu kadar çıkıyordu.
"Hangi yanağına vurdu puşt herif?" ne yapacaktı ki şimdi bu bilgiyle?
"Sol yanağım." demiştim elimle sol yanağımı göstererek. Eliyle sol yanağımı okşuyordu. Okşarken akan gözyaşlarımla eli ıslanıyordu. 'Gözyaşların elinde buharlaşacak, çok sıcak!' Gözlerine yumuşacık bakıyordum.
"Ailenin yanına gitmedin mi?" diyordu dudakları, ama gözleri, keşke yanıma alsaydım der gibi bakıyordu. 'Taksiden indirmesen de yanina götürseydin koçcum.' Sus iç ses.
"Babam kabul etmedi. Bile bile beni cehenneme attı, istemedi. Beni tekrar sevmeyi değil, öfkemin külleri olarak kalmayı seçti. Benim bir yarımı öldürdü. Keşke keşke..." yorulmuştum. Konuşmıyordum.
"Kemal!" diye bağırmıştı. Kapıya doğru. Bir daha seslenmişti ayni ismi; "Kemaall!" bağırdıktan beş altı saniye sonra genç biri gelmişti 18-19 yaşlarında ancadır. 'Anasının karnından yeni çıkmış lan bu.' Olabilir iç ses. 'Olamaz demedim.' İyi peki.
"Yiğidim bize üç çayla birlikte ablana ılık su getirir misin?" demişti sesini yumuşatarak.
"Tamamdir Evran abim." diyip gitmişti çocuk.
"Bu çocuğun adı Kemal mi Yiğit mi?" dediğimde Metehan arkadan kahkaha koparmıştı. Metehan'a öyle baktiktan sonra önümdeki Evran da kalkıp sessiz sessiz gülüyordu.
"Sahil hanım insanı bir ağlatıp bir güldürüyorsunuz. Kıyameti yaşattırırsınız insana. Helal olsun vallahi." demesi gülümseme neden olmuştu.
"Acı gibi kadın, acı çekerken ağlatan, acı çektirirken güldüren..."
'Ben düştüm.' Dur düşme, ben yalnız ne yapacağım. 'Sende düş o zaman.' Çok zekisin sen ya. 'Tabi efendim ne sandınız.' Bak şu gevşekliğe,iki iltifatla nasıl keyifleniyor. 'BİZ kehiflendik yaralı martı. Sanki başka bedendesin de.' İyi alıştın sen bu üstünzeka konuşmalara. 'Tabi efendim.' kes şunu! 'Tamam apla kızma.' Gerzek geveze.
"Sahil hanım yine hangi soruya daldınız." derken ellerini beni ayıltmak için sallıyordu. 'Bir dakika Mete polis düştük de biraz.' İç ses haklı.
"Ben dalmışım öyle de-" diye ne diyeceğimi bilmeden zart zort kekelerken Kemal diye seslenilen cocuk gelmişti.
"Gülmemizin sebebi de geldi." demişti Evran komiser.
"Kim ben mi abi." diyordu çocuk konuyu anlamayarak.
"Gel koçcum gel. Bu tatlı ablan adını anlamamışta, güldürdü biraz bizi." aaa tatlı dedi. 'Hadi yine iyisin kaptın iltifatı şeker kız.' Havalanma.
"Adım Kemal, soy adım İzmarit ablam." demişti elini uzatarak. Şiveli konuşuyordu biraz nereliydi acaba? 'Kesin Hatay. Belki de Antep. Aman orda bi yer işte.' Tamam sakin ol çok biliyorsun sen, en çok sen biliyorsun.
"Bende Sahil." diyerel elini sıkmıştım. "Memnun oldum Kemalcim. Kaç yaşındasın sen?"
"On dokuz yaşındayım Sahil abla." tam muhabbet çocuğu değil mi? 'Evet galiba. Tekin'le iyi anlaşırlar.' Olabilir aslında.
"Okuyor musun?"
"Merkez Fakültesinde Hemşirelik okuyorum ablam." benimsedi galiba bizi, ablam diyor.
"Çok güzel dedim. Nerelisin peki?" 'soruların da bitmiyor tutma çocuğu iğne yaparsa görürsün.' Çok komik ya. 'İltifata gerek yok.'
"Diyarbakır'lıyım ablam." demişti. 'Ne dedim ben.' Diyarbakır demedin. 'Oralar dedim zeki girl.' Bana ne.
"Ne güz-" derken komiser Evran cümlemi tamamlamadan konuşmaya dalmıştı. 'Lop diye hemde.' Lop ne be. 'Cahille muhabbeti kes.' Allah akıl versin bize. 'Amin.'
"Eee Kemal'in işi vardır falan tutmayalım çocuğu. Dimi Kemalcim, öyle de bence. Hadi Kemal, hadi yiğidim, hadi aslanım." derken cümlemi böldüğü için dik dik bakıyordum. 'Yiyecek gibi bakıyorsun.' Çünkü yicem. 'Ay acıktım birlikte yiyelim.' Ne hakla cümlemi kesersin polis bozuntusu.
"Eee nerde kalmıştık. Sorulacak sorular bu kadardı. Bir de ailenize sormamız gerekenler var. Evin adresini verir misiniz?" deyince adres bilgilerini vermiştim. Üstüne üstlük beni de yanlarında götüreceklerdi. Belki babamın sinirini hafifletebilriz demişlerdi. Bende kabul etmiştim.
▪︎▪︎▪︎
Saat onu kırk geçiyordu artık gitmemiz gerekiyordu ama bu ikili hala horul horul uyuyorlardı. Bir de polis olacaklardı. 'Yalniz sabahın beşinde rahatsız eden biziz bırak da uyusunlar.' Bana ne görevleri bu.
Her şey babamlara birlikte gitme kararı aldıktan sonra olmuştu. Plan yapıldı ve saat erken olduğu için uyuma kararı almışlardı. Neymiş, iki gündür nöbettelermişte biraz müsaade edecekmişim. 'Aynen ya taksilerde keyif atarken nerde nöbet?' Haklısın kız gel anlından öpücem.
'Aynaya bak öpersin o zaman.' kendi kendime gözlerimi delirdiğim de Evran'ın uyandığını dark ettim. 'Ay rezil olduk kız Fahriyee!' Bir kere de sussan bunlar başımıza gelmez.
"İyi misin sen?" demişti kafayı yemedin değil mi diye bakış atarak.
"İyiyim. Nolmuş ki?" dedim anlamayarak. 'Yedik biz de.' Sen hala konuşuyor musun?
"Bilmem öylesine sordum." salağa yatıyor kesin. 'Ee zaten.'
"Hımm. Sağol." demiştim. Çok mu tatlı çıkmıştı sesim? 'Hee kıvır kıvır.'
"Eee bu gevşek hala uyuyor." demişti aniden yükselerek. 'Ay espirektüel de bu deli.' Dur orda içimdeki ses. "Lan uşak kal hayde!" diyordu. 'Şiveli mi konuştu o?' Evet. "Ayy sesine kurban.' konuşma hakkı vermemiştim ama. "Uşağum diyrum daha kalk hayde." ben kahkaha atarken bana gülümseyerek bakıyordu. 'Bakma bize öyle.' Yaktığı bu kadar belli oluyor mu? 'Dumanlar çıkıyor ya kız deli.' Vay anam vay.
"Ulan Mete come on sexy boy!" kahkahayı bırakın karnımı tutuyordum.
"Ney amirim komiserim? Ne oldu bombalandık mı?" Allah’ım sana geliyorum. 'Ay bu çocuk akıldan sorunlu lan.' sorunu falan bırak yok ki akıl.
"Bizim bir işimiz varya hani Metehancım. Uyusak ds abartmamamız gereken bkr görev." diyordu tane tane.
"Evet haklınız Evran komiserim."
"Lan halamı oturuyorsun sen? Kalksana!" diye bağırdıktan sonra Metehan alelacele kalkmıştı.
"Go to Mete go to." İngilizce abidesi insanmış bu da. Anladık çok biliyorsun. 'Kıskanma Sahil.' Koskonmo Sohol.
▪︎▪︎▪︎
Bizim evimize gelmiştik. Babamlar sonbahar gibi genelde yayla evinde kalırlardı. Yağmur korkusunun insana iyi geldiğini söylerdi. Bende severdim yağmuru.
"Bizim de yayla evimiz vardı. Yazlar falan mangal için gelirdik. Hamsi mangalı falan çok güzel giderdi yayla da." demişti Evran komiser. Gözlerinden hamsiyi özlediğini görmüştüm. Hamsi midir bilemem ama bir şeyi özlediği kesindi.
"Yaa...ne güzel." demiştim diyecek bir şey bulamayınca. Şu an aklımdaki soru acaba babam beni içeri alır mıydı? 'Düşünmene bile gerek yok. Almaz göreceksin.'
Bir kere de iyi konuş.
Kapıya doğru ilerledik.
Yavaşça kapıyı tıkladı Evran komiser.
Birinci tık.
İkinci tık.
Üçüncü derken açılmıştı.
Beni görünce tam kapıyı kapatacaklardı ki, Evran komiser kolunu kapıya dayatarak konuşmaya başlamıştı. 'Dakik çocuk bu da he.' Öyle galiba. 'Gözüm tuttu.' Gözünün tutmadığı mı var senin? 'Ama bunu ayrı tuttum.' Öyle olsun bakalım.
"Cihaner Külbasar siz misiniz?"
"Buyrun benim."
"Küçük bir sorgulama için gelmiştik."
"Buyrun içeri komiser bey." derken Evran'ın arkasından içeri geçerim sanmıştım ki babam elini havaya kaldırdı.
"Yalnızca siz girin içeri komiserim." diyince Evran bana çaresizce bakarak içeri geçmişti. Metehan da anlam vermeden bana bakıyorm bakışlarına hayal kırıklığı ile karşılık veriyordum. 'İnadını kırsan ne var be adam.' İnadını almışım işte ne beklersin.
Onlar içeri geçince evin kenarındaki çiçeklere bakıp bakıp okşuyordum. Annem menekşeleri çok severdi. Bahçemiz mosmor kalırdı hep. Mor bence de güzel renkti.
'Bence değil.' Ne kastettiğini anlayabiliyorum. 'O yüzden sevme, mor canının yanması demek bence.' Ağlatma beni.
Gözlerim dolmuştu, ağlamak istemiyordum. Beni drama bağlayıp nereye gittin iç ses? Her zaman ki gibi ses yoktu yine. Gökyüzüne kafamı kaldırıp dolan gözlerimde ki yaşların kurumasını sağladım. Kafam yukarı doğru bakarken adımın yankılanmasıyla irkildim.
"Sahil hanım?" Aa şu polis. 'Lan onun adı Evran noldu sana?'
Cevap vermeden noldu der gibi bakış attım.
"Numaranızı versenize. Ben sizi arayacağım. Ne konuştuğumuzu duymuş olursunuz. Sizin sesinizi duymazlar Bluetooth kulaklık var bende." napabilirim varsam zenginliğini mi gösteriyorsun birader? 'Lan kafayı mı yedin çocuk senin iyiliğin için çabalıyor.' Haklısın pardon.
"Olur. Vereyim bir dakika." Numaram neydi benim? 'Kafanı toplasana deli girl. Sıfır beş yüzle başlıyor.' Sen çok zekisin.
"053..."
"Tamamdır." diyip gidiyordu.
"Evran komiserim..." demiştim. "...teşekkür ederim...teşekkürler yani. Sağolun." ne diyordum ben? Kendim de miydim? 'Beyin eror vermiştir.'
Gülümsemişti dudaklarını yaya yaya. "Komiser demek zorunda değilsiniz. Ben size yardımcı olmaya çalışıyorum." diyip gitmişti. 'O kadar iyisin çok sağol.' Ay ne dedi o? 'Komiser deme dedi. Lan düştük.' Galiba.
Tüm dalgın havam cebimde titreten telefonla kaybolmuştu. Bilinmeyen bir numara. 'Yok ben biliyorum kim olduğunu.' Biz de biliyoruz canım.
Açmıştım.
"Evet Cihaner bey. Kızınızın vefat ettiği o geceyi bir de sizden dinleyelim."
Umarım yalan söylemezlerdi.
"Benim kızım bir kaza geçirdi komiser. Merdivenlerden düştü ve öldü. Keşke bu kadar erken ölmeseydi ama öldü."
Ölmedi öldürüldü neden inanmak istemiyorlardı?
Neden?
.
.
.
"... Yaz bunu bi kenara gidersem unutursun."
