Bölüm 2: Beş Günlük Sessizlik Babamın “kendine iyi bak” sözleri camın öteki tarafından bana çarptığı an, içimde bir şey kırılmıştı. Sesim çıkmamıştı. Sanki o cümle, göğsümün ortasına ağır bir taş gibi yerleşmişti. Askerler onları götürürken camın önünde öylece kalmıştım. Kardeşimin yüzünü, annemin gözlerini, babamın titreyen elini son kez görmüştüm. Sonra kapı kapanmıştı. Ben dışarıda kalmıştım. O an ağlamadım. Ağlayamadım. Gözlerim doluydu ama sanki gözyaşlarım bile korkudan donmuştu. Hastanenin önündeki rüzgâr, sirenlerin kırık yankıları ve uzaktan gelen bağırışlar, kulaklarımda birbirine karışıyordu. Dizlerim titriyordu. Bir süre hiçbir şey yapmadan durdum. Sonra içimdeki bir ses, neredeyse emir verir gibi fısıldadı: Geri dön. Eve dön. Ayaklarım beni dinledi. Ağlaya ağlaya yürümeye başladım. Bazen duruyordum. Bazen yolun ortasında öylece kalıyordum. Bedenim ilerlemek istemiyor, zihnim geri dönmek istiyordu. Her adımım sanki ağırlaşmıştı. Yolda yerde yatan insanlar vardı. Bazıları hiç kıpırdamıyordu. Bazıları sürünüyordu. Bazıları duvara yaslanmış, nefes alıp almadığı belli olmayan bir sessizliğin içindeydi. Bir köşede, yüzü yere dönük bir adam gördüm. Kolunu uzatmıştı. Parmakları sanki birine yetişmeye çalışır gibi havada kalmıştı. Yanından geçerken gözlerimi kapattım. Bir yerde, yarı açık bir dükkânın önünde, bir kadın dizlerinin üzerinde oturuyordu. Başını kaldırmadı. Onu geçtim. Ben sadece eve gitmek istiyordum. Titreyerek, sendeleyerek, korkudan içim sıkışarak… sonunda eve ulaştum. Kapıyı kapattığım an dizlerimin bağı çözüldü. Sırtımı kapıya yasladım ve ilk kez o zaman ağladım. Sessiz değil. İçimden koparak. 1. Gün İlk gün hiçbir şey yapmadım. Sadece oturdum. Duvara baktım. Saatin tik taklarını dinledim. Telefonum masadaydı ama bakamadım. Ekranına bakarsam kötü bir şey görecekmişim gibi hissediyordum. Aramalar… mesajlar… haberler… hepsi gerçek olacaktı. O yüzden telefonu ters çevirdim. Mutfağa gidip dolabı açtım. Açtım, kapattım. Açtım, kapattım. Sanki içinden bir cevap çıkacakmış gibi. Akşam oldu. Işıkları kapatmadım. Uyumadım. 2. Gün İkinci gün biraz yemek yedim. Tat almıyordum. Evde dolaştım. Pencereden baktım. Sokak boştu. Bazen uzaktan bir şeyler duyuyordum. Bir çığlık mıydı? Rüzgâr mıydı? Ayırt edemiyordum. Defterimi açtım. Bir şeyler yazmaya çalıştım. Yazamadım. 3. Gün Üçüncü gün konuşmaya başladım. Kendi kendime. Yüksek sesle. Sanki biri varmış gibi. “Tamam… sorun yok… geçecek…” Geçmiyordu. Evin içindeki her ses büyüyordu. Buzdolabının motoru. Borulardaki su. Duvarın içindeki tıkırtılar. Her şey bana birinin yürüdüğünü hatırlatıyordu. 4. Gün Dördüncü gün binayı dinledim. Kapının arkasına kulak verdim. Merdiven boşluğuna baktım. Kimse yoktu. Komşularımın kapıları kapalıydı. Zil çalmadım. Çalamadım. Cesaretim yoktu. 5. Gün Beşinci gün yiyecekler azaldı. Su azaldı. Ve umut… O da azaldı. Dolapta kalan son ekmek parçasını yerken fark ettim: Ben burada sonsuza kadar kalamazdım. Ya çıkacaktım… Ya da burada yavaş yavaş bitecektim. Hazırlık Evde çok eskiden kalma bir kılıç vardı. Dekor gibi duran, ucu körelmiş, paslanmış bir şey. Onu aldım. Bir saat boyunca bileyledim. Metal sesi evin içinde yankılandı. Sürtünme sesi… Tık tık… Tık tık… Bir süre sonra keskinleşti. Gerçekten keskinleşti. Elime aldığımda ağırdı. Ama güven veriyordu. Yanıma şunları aldım: El feneri Yedek bıçak Su şişeleri Birkaç ekmek parçası Çanta Küçük ilk yardım çantası Çakmak Pil Bant Bez parçaları Telefonuma bakmadım. Hâlâ bakamıyordum. Kapının önünde durdum. Elim kapı kolundaydı. Beş gündür çıkmamıştım. Şimdi çıkacaktım. Yol Apartmandan çıktığımda hava ağırdı. Sokak… değişmişti. Yerde yatan insanlar vardı. Bazıları hareket etmiyordu. Bazıları hafif kıpırdıyordu. Bisikleti aldım. Büyük sepetli olanı. Pedallamaya başladım. Yol boyunca: Terk edilmiş arabalar Açık dükkanlar Devrilmiş raflar Sessizlik Bir yerde, bir köpek havladı. Sonra sustu. Bir köşede iki kişi birbirine sarılmıştı. Kıpırdamıyorlardı. Durmadım. Bakmadım. Sadece pedalladım. Kent Gross Sonunda markete ulaştım. Devasa bir yerdi. Kapısı açıktı. İçeri girdim. Raflardan şunları aldım: Konserve et Kuru et Pirinç Makarna Su Meyve Sebze Yağ Tuz Çikolata Bisküvi Piller Sabun Bandaj Sepeti doldurdum. Kalbim sürekli hızlı atıyordu. Dönüş Dönüş yolu daha uzundu. Çünkü korku artık daha gerçekti. Bir ara uzaktan bir ses duydum. Koşmadım. Durmadım. Sadece pedalladım. Eve ulaştım. Kapıyı kapattım. Eşyaları yerleştirdim. Gece oldu. Yatağa uzandım. Ama uyuyamadım. Tam uykuya dalacakken… Kapıdan bir ses geldi. Tık… Tık… Tırmalama… Babamın sesi aklıma geldi: “Kendine iyi bak.” Kılıcı aldım. Elime tepsi aldım. Kapıyı açtım. Ve… Kılıç indi. Bir beden yere düştü. İlk kez bir zombiyi öldürmüştüm. Onu çevirdim. Ve… Dünya durdu. Çünkü yerde yatan kişi… En yakın arkadaşımdı. Ağladım. Uzun süre. Sonra içimden bir ses dedi: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Bölüm 2
Bölüm 2: Beş Günlük Sessizlik
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.