Arkadaşımın cansız yüzünü gördüğüm o geceden sonra zaman, garip bir şekilde ağırlaştı. Günler artık saatlerle değil, kalp atışlarıyla ölçülüyordu. Evdeydim. Kapı kilitliydi. Perdeler açıktı ama ben bakmıyordum. Bakmaya cesaret edemiyordum. İlk sabah, uyandığımda bir an her şeyin normal olduğunu sandım. O tanıdık sabah hissi… odanın köşesinde biriken soluk ışık… sessizlik. Sonra hatırladım. Her şey bir anda geri geldi. Hastane. Cam. Babamın sesi. Arkadaşımın yüzü. Yatağın kenarına oturdum ve uzun süre hareket etmedim. O gün karar verdim: Dışarıyı unutmaya çalışacaktım. Kötülüğü, kanı, sirenleri… hepsini. En azından bir süre. Perdeler İlk işim perdeleri kapatmak oldu. Salondaki kalın perdeyi çektim. Yatak odasındaki storu indirdim. Mutfağın küçük penceresini bile bezle kapattım. Işık azaldı. Ev, dış dünyadan kopmuş gibi oldu. Karanlık değildi, ama dışarının varlığı silinmişti. Sokak yoktu. İnsanlar yoktu. Çığlıklar yoktu. Sanki ev, dünyanın dışında küçük bir kutuya dönüşmüştü. Bu bana iyi geldi. En azından ilk başta. Günler İlk birkaç günümü düzen kurarak geçirdim. Saat tuttum. Kendime program yaptım. Sabah: – Uyan – Su iç – Evde dolaş – Bir şeyler ye Öğlen: – Eşyaları kontrol et – Depoyu düzenle – Çantayı hazır tut Akşam: – Sessizce otur – Bir şeyler yazmaya çalış – Erken yat Bunlar küçük şeylerdi ama zihnimi meşgul ediyordu. Çünkü düşünmemek gerekiyordu. Düşünürsem… parçalanıyordum. Yeni şeyler Bir süre sonra evde sıkılmaya başladım. Sessizlik ağırlaşmıştı. Zihnim boş kalınca kötü anılar içeri sızıyordu. O yüzden kendime uğraş buldum. Mutfakta vakit geçirmeye başladım. Dolapta kalan malzemelerle yeni şeyler denedim: – Kuru ekmekleri küçük küçük kesip yağda kızarttım – Konserve etle garip bir sandviç yaptım – Şeker ve suyla şurup benzeri bir şey hazırladım – Bayatlayan meyveleri küçük küçük doğrayıp karıştırdım Tadı mükemmel değildi. Ama işe yarıyordu. Ve en önemlisi: Zihnimi oyalıyordu. Bazen mutfakta kendi kendime konuşuyordum. Sanki biri varmış gibi. Sanki normal bir hayat devam ediyormuş gibi. “Bugün yeni tarif deniyoruz,” diyordum mesela. Sonra kendi kendime gülüyordum. Bu gülüşler… Gerçek miydi bilmiyorum. Ama iyi hissettiriyordu. Evde hareket Evde yürümeye başladım. Koridoru gidip geliyordum. Pencerelere bakmıyordum. Bilerek bakmıyordum. Bazen sandalyeye oturup gözlerimi kapatıyordum ve hayal kuruyordum: Annem mutfakta. Babam salonda. Kardeşim odasında. Bu hayalleri kısa tutuyordum. Uzarsa canım acıyordu. Zihnim Günler geçtikçe korku biraz değişti. İlk günlerdeki o keskin panik, yerini donuk bir huzursuzluğa bıraktı. Sürekli tetikteydim ama bağırmıyordum artık. Kalbim daha yavaş atıyordu. Kendime şunu söylemeye başladım: Yaşamak zorundasın. Bu cümleyi defalarca tekrarladım. Sessizlik Bina hâlâ sessizdi. Kapıdan ses gelmiyordu. Merdivenden ayak sesi duymuyordum. Bazen kapıya yaklaşıp dinliyordum. Hiçbir şey yoktu. Bu sessizlik hem iyi hem kötüydü. İyi, çünkü tehlike yoktu. Kötü, çünkü… yalnızdım. Onuncu gün Onuncu güne geldiğimde evdeki düzenim oturmuştu. Yemekleri idareli yiyordum. Suyu ölçülü kullanıyordum. Evin içinde küçük bir rota belirlemiştim. Sabahları mutfak. Öğlen salon. Akşam oda. Ve en önemlisi: Telefonuma bakmamıştım. On gün boyunca. Telefon masadaydı. Şarjı vardı. Çalışıyordu. Ama ben dokunmamıştım. Çünkü bakarsam… gerçek olacaktı. Ama o gün… bir şey değişti. Mutfakta otururken aklıma geldi: Belki bir mesaj vardır. Belki bir haber. Belki… bir işaret. Kalbim hızlandı. Telefonu elime aldım. Ekranı karanlıktı. Baş parmağım ekranın üstünde bekledi. Açmak istemedim. Ama açtım. Ekran yandı. Bildirimler… Çok fazlaydı. Mesajlar. Cevapsız aramalar. Tekrarlanan bildirimler. Hepsi aynı iki isimden geliyordu: Anne Baba Kalbim sıkıştı. Mesajları açtım. “İyisin değil mi?” “Evde kal.” “Kapıyı açma.” "Dişimizi sıkmaya çalışıyoruz.” “Dayan oğlum.” “Cevap ver.” “Lütfen cevap ver.” “Telefonu aç.” “Buradayız.” “İyiyiz.” “Seni seviyoruz.” “Cevap ver…” Mesajlar kesilmişti. Son saat… Son gün… Son sinyal… Parmaklarım titredi. Telefonu düşürecek gibi oldum. Onlara cevap yazmak istedim. Ama ne yazacaktım? Nereye gidecekti o mesaj? Ulaşacak mıydı? Ekrana baktım. Gözlerim doldu. On gün boyunca güçlü durmaya çalışmıştım. Ama o an… Dağıldım. Telefonu göğsüme bastırdım ve sessizce ağladım. Ev hâlâ sessizdi. Perdeler kapalıydı. Dış dünya yok gibiydi. Ama o mesajlar… Gerçekti. Ve ben artık biliyordum: Ne kadar unutmaya çalışsam da… Onlar oradaydı. Bir yerde. Ve ben… Hâlâ hayattaydım.
Bölüm 3
Bölüm 3: Perdeler Kapalıyken
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.