Bölüm 1 — Saat 8.17 Sabah 8.17’de annemin sesiyle uyandım. Ses, rüyamın içinden geçip gerçekliğe karışmış gibiydi. Önce anlamadım. Yorganın altında kalan bedenim hâlâ uykunun sıcaklığına sarılmıştı. Perdelerin arasından sızan soluk sabah ışığı, odanın duvarında ince bir çizgi halinde uzanıyordu. O çizgi, her sabah olduğu gibi sıradan bir günü başlatacakmış gibi görünüyordu. Ama annemin sesi ikinci kez geldiğinde, tonundaki o küçük kırılmayı fark ettim. “Kalk oğlum… bir şey diyeceğim.” Sesinde acele vardı. Ve annem sabahları acele etmezdi. Yataktan kalktım. Kapıyı açıp koridora çıktım. Mutfaktan gelen sesler normal değildi. Tabakların çarpma sesi hızlıydı. Sandalye sürtünmesi sertti. Babamın ayak sesleri aceleciydi. Mutfak kapısının eşiğinde durdum. Babam masanın yanında ceplerini karıştırıyordu. Kaşları çatık, yüzü gergindi. “Araba anahtarı… nereye koydum?” diye söyleniyordu. Annem tezgâhın önünde kahvaltıyı topluyordu. Ama daha oturulmamıştı bile. Sanki sadece hazırlanmış ve sonra vazgeçilmiş gibiydi. Kız kardeşim montunu giymeye çalışıyordu. Fermuarı çekmeye uğraşırken dudaklarını ısırıyordu. Beni görünce kısa bir an baktı. Gözleri normalden daha açıktı. Sanki ağlamış gibi. “Ne oluyor?” dedim. Annem bana baktı. “Bir şey yok. Hastaneye gidiyoruz. Küçük bir kontrol sadece.” “Şimdi mi?” “Evet. Sen evde kal. Biz iki saate döneriz.” Babam anahtarı buldu. Rahatlamış gibi bir nefes verdi ama o nefes sakin değildi. Daha çok kendini tutmaya çalışan birinin nefesiydi. Kardeşim ayakkabılarını giydi. Annem montunu düzeltti. Sonra bana yaklaştı. “Kapıyı kimseye açma,” dedi. “Telefonun açık olsun.” Babam kapıya yöneldi. Kapıyı açtı. Soğuk sabah havası içeri doldu. Bir an herkes durdu. Sanki çıkmak istemiyorlarmış gibi. Sonra çıktılar. Babam son kez bana baktı. “Birazdan döneriz,” dedi. Kapı kapandı. Ev bir anda sessizleşti. O sessizlik ilk başta normaldi. Yalnız kalınca olan sıradan bir sessizlik. Ama birkaç dakika sonra o sessizlik büyümeye başladı. Sanki evin içindeki sesler azaldıkça, içimdeki düşünceler çoğalıyordu. Mutfakta oturdum. Masanın üzerindeki kırıntılara baktım. Annemin yarım bıraktığı çay bardağında hâlâ hafif bir buhar vardı. O buhar yavaş yavaş kaybolurken, içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Odaya geçtim. Bilgisayarı açtım. Ödevlere baktım. Projeye göz attım. Kendimi oyalamaya çalıştım. Zamanın geçmesi gerekiyordu. Ama zaman tuhaf davranıyordu. Saat 9 oldu. Sonra 10. Sonra 11. Bir ara saate baktığımda neredeyse üç saat geçtiğini fark ettim. Nasıl geçtiğini anlamadım. Sanki zaman arada atlamıştı. Telefonumu aldım. Babamı aradım. Meşgul. Tekrar aradım. Yine meşgul. Annem. Aradım. Bir saniye çaldı. Sonra kesildi. Tekrar aradım. “Erişim yok.” Ekrana baktım. Midemde soğuk bir boşluk oluştu. Bir süre odanın ortasında durdum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ama yerimde durmak daha kötüydü. Sırt çantamı aldım. İçine cüzdanımı koydum. Biraz para. Telefon şarj aleti. Taşınabilir batarya. Su. Bunları neden aldığımı tam bilmiyordum. Ama dışarı çıkmam gerektiğini hissediyordum. Kapıyı açtım. Apartman boştu. Merdivenlerden indim. Dış kapıyı açtım. Sokak… garipti. İnsanlar vardı ama kimse normal yürümüyor gibiydi. Bazıları hızlı adımlarla gidiyordu. Bazıları telefonla konuşuyordu. Bazıları sadece etrafa bakıyordu. Bir kadın kaldırımda ağlıyordu. Bir adam onu tutmaya çalışıyordu. Fısıldaşmalar duyuluyordu. Koşuşturmalar. Uzaktan siren sesi. Ne olduğunu bilmiyordum ama iyi bir şey olmadığını hissediyordum. Yürümeye başladım. Hastaneye doğru. Yol uzadıkça şehir değişiyordu. Normalde kalabalık olan yerler boşalmıştı. Bazı dükkânlar açıktı ama içinde kimse yoktu. Bazılarının kapıları yarı kapalıydı. Uzun süre yürüdüm. Nefesim hızlandı. Kalbim sürekli hızlı atıyordu. Şehrin en bilinen caddesine girdiğimde… her şey durdu. Cadde sessizdi. Bu caddenin sessiz olması imkânsızdı. Ama şimdi rüzgârın sürüklediği kâğıt sesleri dışında hiçbir şey yoktu. Dükkanların bazı camları kırılmıştı. Bazılarının kapıları açıktı. En sevdiğim pastanenin önünde durdum. Kapı açıktı. İçeri girdim. Tezgâhta kimse yoktu. Yeni çıkmış gibi kokan poğaçalar vardı. Bir tane aldım. Parasını kasaya bıraktım. Dışarı çıktım. Hastaneye yaklaştıkça siren sesleri arttı. Sonra çığlık. Sonra silah sesi. Ayaklarım yavaşladı ama duramadım. Hastane binası karşıma çıktı. Büyük ve soğuk görünüyordu. Kapıya geldim. Otomatik kapı kapalıydı. Açılmadı. İçeri baktım. Koridorlarda insanlar koşuyordu. Bazıları yere düşmüş, sürünüyordu. Duvarlarda kan vardı. Zeminde kan vardı. İçimde bir şey çöktü. Tam geri çekilecekken… Camın arkasında bir yüz gördüm. Kardeşim. Bana bakıyordu. Gözleri doluydu. Bir anda bağırmaya başladı ama sesini duyamıyordum. Sonra annemi çağırdı. Annem geldi. Sonra babam. Üçü camın arkasındaydı. Ben dışarıdaydım. Askerler vardı. Bağırıyorlardı. İçeride… garip hareket eden insanlar vardı. Normal yürümüyorlardı. Bazıları sürünüyordu. Bazıları yere düşüyordu. Babam camın önüne geldi. Elini cama vurdu. Ben de yaklaştım. Elimi cama koydum. “Baba!” diye bağırdım. Dudaklarını oynattı. Ama sesini duyamadım. Sonra daha net söyledi. “Kendine iyi bak.” Başımı salladım. “Hayır,” dedim. “Hayır.” Ama askerler onu tuttu. Geri çekti. Babam son kez bana baktı. Ve götürüldü.
Bölüm 1
Bölüm 1: Saat 08:17
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.