İçeriğe geç

KAOXS // *Bir İnsanı Öldürmenin Bin Bir Eşsiz Yolu*

Bölüm 2 · 3 dk okuma

KAOXS // *Bir İnsanı Öldürmenin Bin Bir Eşsiz Yolu*

Bölüm 2

#Bölüm 2

Evet işte orada masumca evine gidiyordu… Ah, küçük ceylan acaba başına geleceklerin farkında olsan bu kadar sakin kalabilir miydin..? Evinin yakınında küçük çaplı bir orman vardı. Birkaç gündür onun bütün rutinini izliyordum her gün saat yedi sekiz civarı evden çıkar o işlek caddelerin olduğu yerde işe giderdi. O kısımlara gitmeyi çok sevmem bu yüzden işten çıkması için beklerdim ama sanırım bir tasarımcıydı, en azından o renkli değişik stilinden ve caddenin neredeyse her yerinde bir kuaför, marka yerler ve fotoğrafçılar falan var olmasından bunu anlayabiliyordum. İşten döndükten sonra yemek yapar uyur falan çok sade, sıradan bir hayatı vardı. Ama bazen de arkadaşları olduğunu düşündüğüm kişiler gelir tüm gece içip kafayı bulurlardı. Bu çoğu zaman hafta sonları oluyordu. Ben bir kiralık katilim. Müşterilerim ne isterse onu yaparım. Bana özel bir detay veya ne yaşandığını söylemelerine gerek yoktur. Ama isterlerse ölüm şeklini, ne zaman olacağı gibi detayları bana iletirler. Neyse bu küçük ceylancık için belirlenmiş bir zaman yoktu. Ama sadece tek bir not vardı, “Ölsede ona işkence et, bütün her yeri paramparça olana kadar devam et.” Bende bunu yapacaktım. Zaten en sevdiğim! Ne yani öldü diye bir kenara atıp işim bitti diyemem dimi? Sonuçta hâlâ eğlenebilirim, değişik farklı şeyler deneyebilirim. Mesela bütün et parçalarını küp şeklinde kesip bir piramit yapabilirim! Çünkü… neden olmasın ki, sonuçta o artık bana ait. Neyse şimdi bunu düşünemem. Ona odaklan, ona odaklan. Bunu yapabilirsin. Nasıl kısmını onu yakalayınca düşünürsün. Saklandığım ağacın arkasından çıktım ve sessizce onun arkasına geçtim. Hançeri onun boğazına dayadım ve diğer elimle ağzını kapadım. Tabi ki onu böyle öldürmeyecektim, hayır hayır bu çok klişe olurdu. “Shhh… ses çıkarma ceylanım sakin ol.” o anki ifadesi tarif edilemezdi. O yüzündeki ne olduğunu şaşırmışlık ve hançeri görünceki korku.. ah~ hepsi sanki bir rüya gibi… o çırpınırken hançeri hareket etmesin diye boğazına biraz daha yaklaştırdım, yerinde durmadığı için kendi kendini çizmişti. “Ama ben sana sakin ol dedim ceylacığım..” o bir anda teslim olmuş gibi oldu. O an onu bir süzdüm, tanrım o gerçekten bir ceylan gibiydi beline kadar uzanan, koyu kumral ipek gibi saçları; ceylan gibi gözleri ve kıpkırmızı dolgun dudakları vardı. O sadece kurban olarak mükemmel değildi o her şekilde mükemmeldi… “Ceylancığım gözlerin çok güzel… koleksiyonuma çok kolay uyum sağlayacaksın.” Geri çırpınmaya, debelenmeye başlamıştı. onun dizin arkasına tekme atarak yere düşürmeye başarmıştım. Önce ayaklarına tüm gücümle basarak kırmıştım, ama o kırılma sesi… HARİKAYDI! Dediğim gibi o şehirden biraz uzakta yaşıyordu çığlık atsa bile etrafta çokta kaale alacak kişi yoktu. Yalvarmaya başlamıştı.. o tiz sesiyle hem çığlık atıyor yardım arıyordu hemde bana onun canını bağışlamam için yalvarıyordu. “Ceylanım eğer ses çıkarmayıp buna razı olursan her şey daha kolay olur, tamam?” Gözlerinden yaş geliyordu kafasını tamam diye salladı. Hah garip bu kadar kolay ikna olduğuna göre gerçekten acınası bir hayatın var. Ve o sesizce ağlarken, bağırmamak için her şeyi yaparken ben devam ettim… önce kollarını bağladım, sonra hançeri geri aldım ve ağzını zorlayarak açtım. Hançerin ucunu damağında gezdirdim hemen kanamaya başlamış. Sonra tam ortasına bir anda batırdım! Saniyesinde ağzından kanlar akmaya başladı. Devam ettim, boynunda kendi kendine açtığı çiziğe baktım. “Ama ceylancığım bu çok şekilsiz olmuş değil mi? Bir şekil vermeye ne dersin…” üstüne bir gül yaptım yavaş hareketlerle önce bir yuvarlak sonra dikkatlice içini yaptım çok derin değildi ama kanın çıkabileceği kadar da derindi. Elimle orayı bastırarak sildim. “Bak şimdi ne kadar güzel oldu!” Sonra koluna döndüm, ilk başta dediğim piramiti hatırlıyorsunuzdur… Sol kolunun derisini dikkatlice yüzdüm sonra onu teker teker kanın görmeme izin verdiği kadarıyla düzgünce küp haline getirdim ve bir kenara koydum, buna az sonra döneceğiz. Elimde zaten eldiven vardı bu yüzden sadece içinde organların taze kalmasını sağlayacak sıvılarla dolu kavanozu çıkardım. Ve yavaşça gözüne yaptım. Mırıldandım, “ya ondadır ya bunda…” hançerimi sol gözünde durdurdum. Ve yavaşça elimi göz kapağının altından içine soktum ve parmağımı yukarı doğru ittirerek büyük ölçüde damarların kopmasını sağladım. Sonra bi kaç kalan damarı da kestim ve hemen kavanozun içine koydum, kavanozu da çantaya. Ve diğer gözüne de hançeri saplayıp çıkardım. Onu ellerinden evimin girişine asarak bıraktım ve o kestiğim küplere yöneldim. Küpleri hemen altına, piramit şeklinde dizdim. Ve son olarak bir kaç darbeyle karnını delik deşik ederek bağırsaklarının dışarı çıkmasını sağladım. Ona son bir kez baktım. “Görüşmemek üzere ceylancık…”

Bölüm sonu

1 yorum