
Yine bir adamı bodrumda ölesiye dövüyorlardı. Sırf adamın birkaç bin dolar borcu var diye, her neyse ben onları izliyorum. Biri izlerken diğeri adamı dövüyordu. Adamın sol gözünde ve bileğinde morluklar vardı ama sanki bileğini biraz daha ittirirsen kopacak gibiydi. Onları bodrumun kapısının aralığından izliyorum. İzleyen kişi gülümsüyordu. Yüzünde tatmin olmuş bir ifadesi vardı. Ben sadece izliyordum ama sanırım benim de katılma zamanım gelmişti, ama masum bir şekilde bu konuda bir şeyler bildiğimi göstermemem gerekiyordu, sanki ilk defa yapıyormuşum gibi olmalıydı. Yanlışlıkla ayağım takılmış ve düşmüşüm gibi yaptım ve tabii ki çıkan sesten dolayı gözleri bana dönmüştü. “Se-sen burada ne yapıyorsun…” Diğeri, “Senin burada olmaman gerek.” İkisi de adamı unutmuş bana odaklanmıştı. Adam yerde acıdan kıvranarak inliyordu, konuşamayacak durumdaydı. Neredeyse her yerinde kan veya morluklar vardı. Sonra ben konuştum sakin masum ve çekingen bir sesle, “Şey… be-ben de deneyebilir miyim?” İkisi bir an duraksadı, “Denemek mi? Emin misin? Peki… o zaman dene. Zaten bundan sonra 119.000 doları ondan alma şansımız yok, yapabiliyorsan öldür.” Öldürebilirim demek… tamam bu daha da iyi oldu! Sonra yine o tona dönerek, “Evet eminim, ta- tamam” adama doğru ilerledim. O sırada bana bir bıçak uzattı, üstündeki o desenler, ucunun sivriliği… Tanrım bir bıçağa bu kadar ilgi beslememeliyim. Bu yüzden kendime insan olduğumu hatırlattım. Adama doğru yürüdüm. Adam pes etmiş bir şekilde yerde yatıyordu. Ona yaklaştım ve kulağına fısıldadım, “uzun ve acılı bir ölümün olacak ama bu durumdayken bunun ne anlamı var ki?” Her neyse, elimdeki bıçağın ucunu onun vücudunda gezdirmeye başladım. Ucu göğsünün yakınına yaklaşınca… bir kesik açtım o yumuşak yağ tabakasına kadar ama hayır daha kalbine saplama zamanı değildi. Adama baktım. Sol gözüne göre daha düzgün kalan sağ gözüne, gerçi o da çok iyi durumda değildi sanki tek bir doğru dokunuşta çıkacak gibiydi ama en azından hâlâ görebiliyordu ama neden görsün ki!? Gözüne bıçağı sapladım, evet! Düşündüğümden daha zevkliydi. O iki adamın benim hakkımda ne düşündüğü o an hiç de umrumda değildi. Benden korksalar da, hayranlık duysalar da veya gurur duysalar da hiçbiri umrumda değildi. O şey artık göremiyordu. Ama hâlâ o lanet ağzından acıyla inleme sesleri ve küçük çatlak yalvarışları çıkıyordu. Şimdi bu seslerle ilgilenemezdim, hayır olmaz. Adamın boynundan başlayarak beline kadar bir çizik açtım. Bu adamı öldürmezdi, ama deli gibi acı verirdi. Ah, güzelim bıçak bu pis varlığın kanıyla lekeleniyordu. Sonra adamı sırt üstü döndürdüm. Sırtındaki yaranın o buz gibi zemine değince feci şekilde acıdığına eminim, keşke o acıyı hissedebilseydim… Göğsünde açtığım kesiği yavaş yavaş elimle zorlayarak genişletiyordum. Her yer kana bulanmıştı. Adamın kan kaybından ölmesi sadece 2 saniyesini alırdı. Sonunda, uzun bir uğraştan sonra o yumuşak ve yavaş yavaş soğumaya başlayan derisi ikiye yarılmıştı, hafifçe kaburgaları görünüyordu. Oraya güçlü bir şekilde dirseğimle vurdum. Kaburgasından o tatlı kırılma sesi çıktı, evet! Yeniden yaşadığımı hissetmiştim resmen. Tam da istediğim gibi kaburgası kalbine batmıştı. Adam ölmüştü, ama benim işim bitmedi. Bıçakla biraz daha derin kesikler açtım, kalbini alabileceğim bir şekle gelince bunu yapmayı bıraktım. Artık şekli bozulmuş olan o et parçasına baktım. Bir eldiven ve kalbin canlı kalmasını sağlayacak maddelerin içinde olduğu bir kavanoz aldım. Kalbi çıkarmaya başladım. Bağlı olduğu damarları dikkatlice kestim. Sonra yavaşça kavanozun içine koydum ve masaya bıraktım. Sonra onlara döndüm. Yüzlerinde bir tatmin ve gurur vardı. “Tebrikler! Oğlum ilk öldürüşünü gerçekleştirdin. Yani sanırım, bu kadar çok şeyi nasıl yaptın bilemiyoruz ama çok iyiydi!” Gerçeği söylemem gerekirse ilk öldürüşümdü. Sadece çok fazla yöntem biliyordum. “Aslında ilk…” Şaşırdılar ama uzun sürmedi. “Ha, peki öyleyse… Aferim! Şimdi bu pisliği temizleyelim.” Kavanozu aldı ve bir rafa koydu. Ben de cesedi bir torbaya tıkıştırdım, düzgünce koyup sarmaya uğraşmadım bile. Ben onu bir köşeye taşırken, yerdeki kanı temizliyorlardı. Ben de onlar bunu yaparken kendimi temizledim. Elimdeki, yüzümdeki, her neremde kan varsa hepsini en küçük damlasına kadar temizledim. Sonra üstüme hızlıca başka bir kıyafet geçirdikten sonra yanlarına döndüm…
