İçeriğe geç

KAOXS // *Bir İnsanı Öldürmenin Bin Bir Eşsiz Yolu*

Bölüm 3 · 5 dk okuma

KAOXS // *Bir İnsanı Öldürmenin Bin Bir Eşsiz Yolu*

Bölüm 3

#Bölüm 3

Uzun bir gün olmuştu. Son hastam gelmeden önce dosyasına göz gezdirdim. Tanı kısmında şizofreni yazıyordu. Son dönemde işitsel halüsinasyonlar, sanrılar ve zaman zaman görsel halüsinasyonlar yaşadığı not edilmişti. Ve bugün ilk kez tek başıma hasta kabul ediyorum.

Kapı usulca açıldı. İçeri girdi. Gözlerinin altındaki morluklar, sanki haftalardır doğru dürüst uyumamış gibi koyuydu. Saçları darmadağınıktı. Bana bakıyor gibiydi ama gözleri hiçbir zaman tam olarak benimkilerle buluşmuyordu.

“Merhaba…” Dosyasını geri açtım ve ismini aradım… “Ethan, Ethan Blackwood.” dedi o yorgun sesiyle.

“Ah tabii, merhaba Ethan. Ben senin doktorun Elias. Elias Mercer.” İletişim kurup kendimi ona sıcak hissettirmek için gülümsedim.

Ah, yine gülümsüyor… Bir de iyi biri olduğunu düşünüyor. Bilmiyor ki o gülüşü her şeyi açıklıyor. Hayır… Hayır, güvenemem… Tamam, tamam, sadece konuya odaklan.

“Memnun oldum… doktor.”

Gülümsedim. “Ben de memnun oldum Ethan… Pekâlâ, direkt konuya geçelim. Dosyanda şizofreni olduğun yazıyor ve halüsinasyonlar ve olmaması gereken sesler duyuyormuşsun.” Onaylamasını beklercesine ona baktım.

“Evet.”

“Hmm… Peki bana bu sesleri ve halüsinasyonları anlatır mısın?”

“Peki. Sesler her zaman belirsiz, bazen bir insan geliyor ve bana fısıldıyor ‘Kaç, sağa dön.’ gibi sözlerle. Ama aslında bunlara az da olsa alıştım. Ama bilmiyorum, sanki bir kuklaymışım gibi geliyor…”

Hayır, hayır… Kendimi çok fazla açtım, bu kadar bilmesine gerek yoktuydu…

“Aptal, yine yapacağını yaptın! Sana söyledim, kimseye bir şey anlatma! Ama sen gidip her şeyi anlatıyorsun. Aptal! Aptal! Aptal!”

“Ethan! İyi misin? Ethan, bana bak, gözüme bak! Gördüklerin gerçek değil, bana bak.”

Ethan bir anda kasılmaya, titremeye ve gözünden yaşlar gelmeye başlamıştı. Gözüm doktora kaydı.

“Onu dinleme!” Kafamı geri aşağı eğdim.

Bir süre sessizlik oldu ama dışarıdan gelen bütün sesler boğuktu… Gözümün ucuyla doktorun bana bir şeyler dediğini görebiliyordum ama ne ağzımı açabiliyordum ne de hareket edebiliyordum. O şey… Beni kontrol ediyordu. Ethan'ın neler yaşadığını sadece tahmin edebiliyordum, belki de tahminimin üstünde şeyler yaşıyordu. Ona dokunmuyordum, yaşadıkları daha da kötüleşebilirdi.

“Hey, bana bak. Hatanı düzeltmek ister misin?”

“E-evet…”

“Harika! O zaman şu önündeki adamdan gözlerini kapatmasını söyle.”

“Ethan? İyi misin?”

“E… Evet. O… O, gözlerinizi kapatmanızı söyledi…”

“Ne diyorsun Ethan?” Bir anda ayaklandı.

“Sadece… Sadece gözlerinizi kapatın! Lütfen…?”

Ona güvenmeli miyim, emin değildim. Ama o sadece 17 yaşında ve neler yaşadığını çözememiş bir çocuktu…

“Pekâlâ. Tamam, kapattım…”

“Harika! Şimdi… Şu masadaki makası görüyorsun, değil mi?”

Kafamı masadaki makasa çevirdim.

“Evet, o oradaki. Şimdi onu al.”

Ayağa kalktım. Makası aldım.

“Ethan, ne yapıyorsun?”

“Doktor, lütfen… Ben diyene kadar gözlerini açmayın…”

“Harika… Onun konuşması çok sinir bozucu değil ama. Onun kravatını al.”

Gerekmedikçe konuşmuyordum. O… Konuşmamdan hoşlanmazdı…

“Doktor, bu yaptıklarım için üzgünüm… Ama kravatınızı alabilir miyim?”

“Ne Ethan, neden? Amacın ne?”

“Doktor, lütfen sadece bana güvenin. Eğer bunu yapmazsam beni öldürecek…”

“Kim? Kim öldürecek Ethan? Bak, bu gördüklerin gerçek değil.”

“Doktor, lütfen… Kravatınızı alabilir miyim?”

Ona yaklaştım, kravatını ses çıkarmadığı için aldım.

“Önce ellerini bağla. Orada perdenin yanında duran braçolu al.”

Hemen perdenin yanına gittim ve hızlıca bağlı olduğu yerden onu çözüp aldım.

“Evet, önce kravatı ağzına sok.”

Kravatı katlayıp doktorun ağzına soktum. Bu, konuşmasını engellemişti.

“Üzgünüm doktor, o bunu istiyor.”

O hâlâ bunun şokundayken onun ellerini bağladım. Ellerini bağladığımda “Mhmhmh” diye anlamsız sesler çıkarıyor ve çırpınıyordu.

Arkamdan yine bir ses geldi: “Baksana şuna, ne kadar zavallı. Onun gibi olmak istemezsin, değil mi?”

“Ha-hayır…”

“Güzel. Çünkü böyle kişilerin yaşamaması gerekir. Aldığın makası hatırlıyor musun?”

“Evet.”

“Güzel. Şimdi bu zavallıyı öldür.”

Ne… Hayır! Hayır! Olmaz…

“Ne? Yoksa benim emirlerime uymayıp o zavallı gibi mi olacaksın?!”

“Hayır, hayır, tabii ki de değil… Tamam, yapacağım…”

“Güzel. Şimdi o makası al ve kollardan başlayarak derisini kes.”

“Ne? Nasıl??”

“Emirlerime uy. Sadece yap. Emin ol, insan derisi düşündüğünden daha hassas.”

“Ta-tamam…”

Ethan yüzünü ekşitti ve o nereden geldiği belli olmayan sesin dediğine uydu. “Siktir, ben ne yapıyorum… Tamam… Tamam… O istedi, yapmalıyım. Ne olursa olsun yapmalıyım…”

Yavaş yavaş onun kolunda kesikler açtım ve evet, derisini kesmek düşündüğümden daha kolaydı.

“Aferin, böyle devam et… Şimdi kan kaybından ölmesi uzun sürmeyecek ama sen yine de devam et, eğlen.”

“Na-nasıl?”

“Üstünde değişik şeyler dene. Beni dinle, o makası boğazını kesmek için kullan ve adem elmasını dışarıda bırak.”

O sırada onun kesik nefesleri kesilmişti. Ölmüştü.

“Harika. Artık ne yapacağını biliyorsun. Hadi onun üstünde oyna; aynı bir çocuğa silah verdiğinde ve kuşları hedef yaptırır gibi.”

Onun dediğini yaptım, onun boğazına makası batırdım. Yüzüme ve her yerime kan sıçradı. İrkilip geriye sendeledim.

“Ne yapıyorsun! Devam et!”

Geri doğruldum ve bir kağıdı düşünün; onun içine delik açar gibi, önce bir kısma bir delik açarsınız ve sonra etrafını kesersiniz… Bu şekilde onun derisini kestim.

Lanet olsun, iğrenç!?

Derisi kestikten elime düşmüştü ve elimden atmamla da yere… Ve şimdi o kemik parçası dışarı çıkmış bir şekilde duruyordu.

“Harika! Tamam, şimdi beni dinle, şu vazoyu kır.”

“Ne? Neden…?”

“Sorgulama. Yap.”

Vazoyu kırdım. Vazo küçüklü büyüklü parçalara ayrıldı, bazı küçük parçalar yerden sıçraması ile bacağımı kesmişti.

“Tamam, şimdi bu parçaların bazılarını al.”

Parçaların bazılarını aldım. Alırken elimi kesen parçalar olmuştu. Şimdi de o kesiklerden kan akıyordu.

“Aptal, daha dikkatli davranmalısın. Tamam, şimdi şu şeyin yanına git ve o parçaları başına sapla.”

Artık kabullenmiştim, onun dediklerini yapmak zorundaydım. Onu memnun etmem gerekti.

Küçük büyük elime hangi cam parçası gelirse hepsini kafasına sapladım. Saplanan cam parçalarının kenarlarından yavaş yavaş kanlar akıyordu… Artık midem bulanmaya başlamıştı; hem bu görüntüden hem de bu yoğun kan kokusundan.

“Ha? Ne oldu? Devam et.”

“Hayır olmaz… Yapamam.”

“Demek emirlerime uymuyorsun. Bunun sonuçlarına katlanırsın…”

Sonra bir kıkırtı ile ortadan kayboldu… Ama hâlâ hissedebiliyordum. O gözler, onun yardımcıları, hâlâ beni izliyordu.

Birkaç dakika sonra kendime geldim. “Hayır, hayır… Ben ne yaptım? Onun dediklerine uymadım. Olmaz… Olamaz! Kendimi cezalandırmazsam o cezalandıracak…”

Elime büyük bir cam parçası aldım ve elimi sıkabildiğim kadar sıktım ve yere oturdum, dizlerimin üstüne. Ne kadar kan çıkarsa acırsa acısın bırakmadım. Onun cezasını daha önce görmemiştim ama bundan daha kötü olacağına emindim.

“Hey, şu odadan sence de garip bir koku gelmiyor mu?”

“Evet… Haklısın… Şey gibi kokuyor…”

İkisi aynı anda: “Kan gibi!”

“Sen… Sence polisi aramalı mıyım?”

“Bilmiyorum ama ben oraya bakmam.”

“Peki, en iyisi arayayım.”

Polisi arar. Polis birkaç dakika içinde orada olur. Kapıyı açtıklarında… Yerde elinde bir parça camla baygın bir şekilde yatan bir genç ve karşısında sadist bir şekilde öldürülmüş bir doktor/psikiyatrist vardır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.