İçeriğe geç

KAOS

Bölüm 8 · 6 dk okuma

KAOS

Bölüm 8

BÖLÜM 8

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka bir türlü hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum olduğunu öğrettin.”

-Kürk Mantolu Madonna

İnsanı yöneten korkular, sevgiyi de şüpheye düşürür. Sevgi tarafından yönetilen duygularda ise şüphe yoktur. Peki neyin gerçek, neyin yalan olduğunu bilmediğimiz dünyada nasıl inanacaktık? İnandığım tüm gerçekler korku masallarına dönmüştü. En güvendiğim insanlar cehennem zebanisine dönüşmüştü.

Aşk silikleşirken, zihnimin gerilerine ittiğim düşüncelerden sağ salim çıkamadım. Günler süren depresyonun eşiğindeydim. Geceleri gördüğüm kabuslar, boğazıma dolanıyor, rahat bir uyku çekmeme engel oluyordu. Bu aralar sadece derslerde uyuyabiliyordum.

Notlarım giderek kötüye gidiyordu. Poyraz’ı nişanı iptal ettiğimiz günden beri görmemiş, o zamandan beri de ailem bana sırtını dönmüştü. Annem benimle konuşmaya devam etse de babam yokum gibi davranıyordu. Benim yüzümden işleri sallantıya girmişti. Söylediğine göre evi bile kaybedebilirdik.

Beni şirketi yoluna girsin diye onunla evlendirecek olmasına inanamıyordum. Ben tek kızıydım. Beni umursadığını düşünüyordum. Hayalimdeki mutlu anne-baba figürü temelden sarsılırken kime güvenecektim?

Kampüsten çıkıp yürüdüğüm taş zeminde yavaş adımlar atarken, akşamın serinliğindeki yumuşak rüzgârı kucakladım. Rüzgâr bana uzaklardan bir koku getirdiğinde olduğum yerde kaldım. Bu kokuyu biliyordum fakat nereden bildiğimi hatırlayamadım.

Sağ tarafıma döndüğümde baştan aşağıya siyah giyinmiş adamla göz göze geldim. Ben ona doğru bakınca bakışlarını başka yöne çevirdi. Yanına sarı saçları beline kadar inen alımlı bir kadın geldiğinde bakışlarımı başka yöne çevirdim. Belli ki bana bakmıyordu. Peki ya beni iliklerime kadar titreten neydi?

Derin bir nefes alıp metroya doğru ilerledim. Tramvay aşırı kalabalık duruyordu. Merdivenleri inip akbil bastım. Metroyu beklemeye koyuldum. Karşı yönde hızla gelen metroya baktım. İçerisinin ısısı düşmeye başladığında etrafta buz kristalleri oluştu. Parmak uçlarımın üşüdüğünü hissettim

Metro hızını azaltırken, etrafını kaplayan soğuk dumana baktım. İçeride kimse yoktu. Işığı birkaç kez yanıp titrerken içinden siyahlar içinde bir kadın çıktı. Elbisesinin kolları uzundu. Gözleri olan yerde iki siyah delik vardı. Uzun siyah dümdüz saçları vardı. Yerden havada duruyordu. Geriye doğru ilerlediğim sırada vücudum paralize oldu. Hareket edememeye başladım. Etrafta rahatsız edici bir sessizlik hakimdi. Yakınıma gelip kolunun yerinde yırtık kumaşın uzantısı vardı. Etrafta küf kokusu hakimdi. Ağzının olduğu yuvarlak deliği bana yaklaştırdığında, bedenimi kaplayan korkunç acıyla çığlık attım. Pembe tüyden yaprakları olan ağacımın titrediğini gördüm.

“Nesin sen?” diye sordu. Etrafta Sakura kokusuyla dolarken korkunç yaratıktan yeniden hamle geldi.

Bana yeniden yaklaştığında tüm bedenim voltaj yemiş gibi titrediğinde gözümden birkaç damla yaş geldi. Dakikalarca süren azabım sonunda dindiğinde yaratık binlerce parçaya ayrıldı. Etrafa yayılan yalan küllere baktım. Uzun mızrağını elinde birkaç kez daha çevirdikten sonra kalem boyutuna gelip parmakları arasında kaybolduğunu gördüm.

“O neydi?” diye sordum.

“Birkaç saniye sonra her şeyi unutacak birine göre fazla meraklısın,” dediğinde etrafa yayılan külleri izlemeye devam ettim. Kollarını pes edercesine kaldırdı.

“Tenebrisvorax. Bir gölge yutan.”

İşaret parmağını ve orta parmağını birleştirip kaşının üzerine koydu. Kolundaki çantasından bir şeyler aramaya koyuldu. Sonra üzerinde kar tanesine benzer işaret olan kristali çıkarıp gözümün üzerine tuttu.

“Bu gece yaşadıklarını unut ve yatağında uyan.”

Işık beni yuttuğunda yatağıma sertçe düşüp duvara çarpıp oradan da yere çarptım. Canımın acısıyla söylendiğimde kulaklarımı sağır edecek yükseklikte bir ses duydum. “Behir!”

Ses kulağımda bir çınlama şeklinde yayılırken elimi kulağıma götürdüm. Dağılan saçlarımı elimle ittim. Her şeyi çok net hatırlıyordum.

“Yerde ne yapıyorsun?” diye sordu annem.

“Küpemi arıyorum,” dediğimde bana anlamayan gözlerle baktı.

“Poyraz bu akşam sahne alıyor. Baban gitmeni rica etti.”

Annemin sözünü ikiletmeden dolabımda bulduğum ince askılı kırmızı süper mini elbisemi giydim. Minik yırtmacı aynada oldukça dikkat dağıtıcı duruyordu. Uzun kumral saçlarımı salık bıraktım. Dalgalar halinde omuzlarımdan aşağıya yayılırken parfüm sıktım. Özellikle bol tuttum ki yakınından geçtiğimde koku burnuna rahatlıkla dolsun ve burnunun direği sızlasın istiyordum. Uzun tırnaklarıma jel oje sürüp birkaç saniye bekledikten sonra kurutucu sprey sıktım. Siyah renkli ince bantları bileğimi sıkan topuklu ayakkabımı giyip evden çıktım. Normalde izin alabilmek için türlü yalan uydurmam gereken saatte tek başıma taksi bekliyordum.

Bileğime yayılan nabız gibi atan açık mavi izlere baktım. Bedenimde yaratığın dokunduğu izlerdi. Ruhumun sancılarından kalan izlerdi. Acıyı bedenimde değil, ruhumda hissediyordum. Elimi üzerine götürüp gözlerimi kapattım. Acıyı dindirmeye çalışıyordum.

Bir araba yakınıma yaklaşıp camlarını indirdi. “Uzun zaman oldu,”

Ona gülümseyerek arabaya bindim. Elbisemin eteği biraz daha kısaldığı sırada arka koltukta duran ceketini alıp üzerime bacaklarıma örttü. Arabanın direksiyonu sıktığını gördüğümde dudaklarımda gülümseme oluştu. Bu gece ikimize de rahat vermeyecektim.

Araba Midnight Mirage yazan night club önünde durduğunda dudaklarıma şeytani gülümseme yerleştirdim. Kulağımda yine aynı çınlama hakimdi. Bacaklarıma örttüğüm ceketi alıp onun göğsüne bastırıp alt dudağımı dişledim. Ben önden yürürken hızla arabayı park edip peşimden geldi. Yüksek sesli müzik çalarken, kalbimin ritmi değişti. İçeride farklı renklerde dumanlar yükseliyordu. Masalardan içleri sıvı dolu küreler düşüyor, kırıldıklarında renkli dumanlar yerden on santim kadar yükseliyordu.

“Seninle vakit geçirmek istiyorum fakat lütfen bu geceyi bizim için zorlaştırma,” dediğinde ellerimi masumane bir şekilde kaldırdım.

“Ah lütfen kalbimi kırıyorsun,” dediğimde gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadı. “Nefes kesici görünüyorsun. Lütfen sadece benim nefesimi kes,” dediğinde parmaklarımı saçlarında gezdirdim.

“Söz vermiyorum.”

Sahneden anons geldiğinde yanımdan ayrılmak zorunda kaldı. Bar menüsünü incelediğimde içkilerden hiçbir şey anlamadım. Bildiğim hiçbir içki türü burada yoktu. İsimi bana güzel olan bir içecek seçtim.

“Bir Aurora Bliss alabilir miyim lütfen?” Barmen bana bakıp sırıtarak içeceğimi hazırlamaya başladı. Kırmızı renkli bir içkiydi. İçindeki parıldayan pullara baktım. Mor renkli pipeti dudaklarıma götürdüğümde şekerli aroması damağımda muhteşem bir tat bırakırken, boğazımdan aşağıya indiği sırada kalp atışımın ritmi değişmeye başladı. Biraz ilerimde baştan sona siyahlar içinde adamı fark ettim. Onun yanında birkaç tane daha adam vardı. Onun dışındaki herkes eğleniyordu. Bakışlarını direk bana çevirdi. Tehditkâr bakıyordu.

İçeceğimi içerken müzikle olduğum yerde sallanmaya devam ediyordum. Poyraz sahneye çıktığında etraftaki kalabalıktan çığlık ve ıslık sesleri yükseldi. Barmen’e gülümseyip aynısından bir tane daha istedim. İçeceğim elimde sahnede dans etmeye devam ederken etrafımın sarıldığını hissettim. Boğuluyormuşum gibi bir his geldiğinde müziğin sesi farklı ritimle gelmeye başladı. Hareketli olan sesi dramatik bir ses alırken, bakışlarım gri gözlerle buluştu. Sesini doğruca zihnimde duydum.

“Seninle karşılaştığım günden beri, huzurlu tek bir günüm geçmedi.”

İçeceğimi dudaklarıma götürdüm. Başka bir an olsa, zihnimde duyduğum sesten ürkerdim fakat duygularım paralize olmuştu. Ona doğru yaklaşıp yüzüne dokundum. Elmas kadar sert ve pürüzsüz cildi vardı. Aniden ondan uzaklaşıp yeniden bara giderek kendime yeni bir içecek istedim. Etrafıma bakındığımda onu göremedim. Zihnimin bana oyun oynadığını düşündüm.

Gecenin ilerleyen saatlerinde kaçıncı içeceğimi içtiğimi hatırlamıyorum. Sahnede çılgınlar gibi dans etmeye başladım. Kolum yeniden acımaya başladığında loş ışıkta belirginleşen izlere baktım. Yeniden ortaya çıkan adama baktım.

“Ne zaman oldu bu izler?”

“Birkaç saat önce oldu,” dediğimde elini saçlarına geçirdi.

“Benimle gel,” dediğinde olduğum yerden kıpırdamadım.

“Seni tanımıyorum, neden seninle geleyim?”

“Benimle gelmezsen, birkaç saat içinde önce gözlerin sonra beynin eriyecek.”

Kollarımı birbirine doladım. “Sana inanmıyorum.”

“Yaklaşık beş dakika içinde kulağında dayanılmaz bir acı duyacaksın. Alkol aldığın için şu an başlaması lazım,” dediğinde elimi kulağıma götürdüm. Beynime binlerce iğne batıyor gibiydi.

Elimden tuttuğunda ona karşı koymadım. Bedenim titremeye başladığında “Kahretsin!” dediğini duydum.

Gözlerim kapandığında şaka yapmadığını anlamıştım. O kimdi? Bana ne olacaktı hiç bilmiyorum. Gözlerim kapandığı ilk saniyeden itibaren kendimi huzurlu hissettiğim bir yere yolculuk yaptım. Pembe tüylü ağacım beni gördüğünde tüyleri parıldadı. Ona doğru koşup gövdesine sarıldım. Tüyden oluşan yapraklarına dokundum.

“Seni çok özledim,”

“Beni o haylaz çocuğa göz kulak olmak zorunda bıraktığın sana çok kızgınım,” dediğinde ona gülümsedim. “Yalnızlık çekme istedim,”

“Bizim yalnızlığa bakışımız sizin ki gibi değil,” dediğinde gülümsedim. “Onu sevmiyor olsaydın, dallarınla çoktan boğmuştun,” dediğimde güldüğünü duydum. “Aklımdan geçmedi değil,”

Bileğimde hissettiğim elin soğukluğuyla gözlerimi yavaşça araladım.

“Onu korkuttun insan kızı,” diyen adama baktım. Baştan aşağıya siyahlar içindeydi. “Buna sen sebep oldun Behir!” diye gürledi. “Bir kez hayatında sadece bir kez dikkatli olsan bunların hiçbiri olmazdı.”

Kanepede yatıyordum. Hemen karşımda duran kitaplığın rafına kazılı yazan söz dikkatimi çekti.

"Permisi amatum chaos me devorare,” diye fısıldadım.

“Sevdiğim kaosun beni yutmasına izin verdim.”

Gri gözlü adam parmakları arasında tuttuğu kupayı yere düşürdü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.