İçeriğe geç

KAOS

Bölüm 9 · 5 dk okuma

KAOS

Bölüm 9

Bölüm 9

Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir, ki kendisi de canavara dönüşmesin. Çünkü uzun süre uçuruma bakarsan uçurum da sana bakar.

-İyinin ve Kötünün Ötesinde, Friedrich Nietzsche

Babamla uzun zaman sonra kahvaltı masasına oturduk. Henüz sohbet edebilecek kadar ilerlemesek de kızgınlığımızı bir tarafa bırakacak kadar yol kat etmiştik. Sınavlarım nedeniyle yoğun bir hafta da olduğum için çoğunlukla odama çekilip ders çalışıyordum. Beni böyle zamanlarda rahatsız etmedikleri için rahat nefes alabiliyordum.

Odama ilerleyip çantamı almaya yeltenmiştim ki, Poyraz altında minicik bir şortla bahçede geziyordu. Cama doğru ilerledim. Eline bahçe hortumunu alıp suyu açarak bahçeyi suladı. Bunu neden bu şekilde yaptığını anlayamadım. Çantam elimden çekilip yere düştüğünde ayağımın üzerine düşmesinden son saniyede kurtulmuştum.

“Hey,” dedim boşluğa doğru. “Bu yaptığın adice,”

“Röntgencilik de öyle,” dediğinde gülmemek için kendimi tuttum. “Bir dönem nişanlıydık,” dediğimde yatağın ucu ağırlıkla çöktü. “Onu seviyor musun?” diye sordu.

“Bilmiyorum, çok uzun süredir birbirimize aşinayız. Buna sevgi diyemeyiz.”

“Siz insanların sevgi kavramı çok farklı,” dediğinde yere çöktüm.

“Farklı gelen tarafı nedir?”

“Sevgiye yüklediğiniz anlam çok yüzeysel,” dediğinde söylediklerini düşündüm.

“Canavarlar da sever mi?”

“Bu sizin verdiğiniz ad. Dünyalarımız farklı,” dediğinde gülümsedim. “Gitmem gerek.”

“Seni bekliyor,” dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. “Kim?”

“Adin.”

Dışarıya çıkmaya gücümü nihayet topladığımda evimin köşesinde beklediğini gördüm. Poyraz’ın evine doğru bakıyordu. Kaşları hafif çatılarak bana döndüğünde gülümsemeye çalıştım.

“Beni götürmek zorunda değildin,”

“Biliyorum,” dediğinde ona şaşkınlıkla baktım. Binmem için arabanın kapısını açtı. Yol boyunca sessizliğe büründü. Sürüşü yavaştı. Elinin üzerinde belli belirsiz yaralar gördüm. Saatinin kadranı yeşilden kırmızıya dönüyordu. Arabayı kenara çekip torpidoya uzandı. Gri renkli metalik çantayı çıkarıp açtı. İçinden dumanlar yükselirken kehribar rengi sıvının kalem gibi bir şeyin içinde olduğunu gördüm. Bacağına sapladı. Ardından tepesine dokunduğunda kehribar rengi mavinin açık tonuna bürünerek şişe içinden serbest kaldı. Boynundaki damarların belirginleştiğini, ardından normale döndüğünü gördüm. Gözlerinde insanüstü bir parıltı vardı.

“Ben gece boyunca kâbus gördüm,” dediğimde kutuyu kapatıp yerine bıraktı.

“Yaşadıkların kolay değildi,” dediğinde sinyal verip arabayı çevre yoluna soktu.

Arabayı park ettiğimizde kampüsün içine kadar bana eşlik etti. Meraklı gözlerin bakışlarına maruz kalıyorduk. Bunu umursuyor gibi görünmüyordu. Benimle vakit geçirmekten hoşlanıyor gibi de durmuyordu fakat yine de yanımda durmaya devam etti. Gözlerini kısarak etrafı son kez kolaçan ettikten sonra omzuma dokundu. Teninden yayılan soğukluğu tenimde hissettim.

“Seni dersten sonra da burada bekliyor olacağım. Sen kendini iyi hissedene dek,”

“Benimle vakit geçirmekten hoşlanmadığını sanıyordum,” dediğimde gülümsedi. “Bana birini hatırlatıyorsun.”

Ona kimi hatırlattığımı düşünerek yürüdüm. Kısa süredir hayatımdaydı ve başım ne zaman belaya girse, bir şekilde ortaya çıkıyordu. Böyle anlarda onu yanımda gördüğümde, huzurlu hissediyordum. İçinde olduğum durumun benim için bir önemi kalmıyordu. Ne kadar korkunç olursa olsun, beni ne kadar korkutursa korkutsun, hiçbir önemi olmuyordu.

Sınıftan içeriye girdiğimde Ecrin yanıma oturdu. “Poyraz nişanı atmış diye duydum,” dediğinde başımla onaylamakla yetindim. Onun kaprisleriyle ya da hikâyeyi uzun süre anlatmakla uğraşacak enerjide değildim. Zihnim ona kimi anımsattığımla fazla ilgiliydi.

“Akşam dışarıya çıkalım, uzun zamandır bir şeyler yapmadık,” dediğinde ona hak verdim. Son zamanlarda sadece okula gidip geliyordum.

Ders sona erdiğinde Beyoğlu sokaklarında buldum kendimi, daha çok Ecrin’in beni çekiştirmesiyle ilerliyordum. Ara sokaklardan birine girdik. Daha önce hiç görmediğim bir mekândan içeriye girdik. Yerde tüller ve dumanlar, duvarda yanan meşaleler vardı. Müzik alt taraftan yukarıya vuruyor ve yankılı geliyordu. Beni çekiştirip uzun bar sandalyelerinden birine oturttu. Müzik sesimizi bastırmadığı için birbirimizi duymakta sorun yaşamadık.

“Buranın muazzam kokteylleri var. İnanamazsın. Bana güven,” dediğinde başka seçeneğimin olmadığını fark ettim. İçeceklerimiz on dakika sonra masada duruyordu. Açık mavi renginde ortasında nasıl olduğuna inanamadığım parıldayan top vardı. Ay ışığını andırıyordu. Cam pipetten bir yudum alarak içtiğimde hafifçe başım döndü. Yoğun bir aroması vardı.

“Adı ne bunun?”

“Moonlight Elixir,”

Yanımıza gelen adama baktım. Giydiği beyaz renk tişörtte bronz teni ortaya çıkıyordu. Gözleri mavinin tonu daha önce görmediğim tondaydı. Gözbebeğini saran sarı hare maviliğine karışıyor fakat rengini yeşile döndürmüyordu. Gözünde sarı renkli ince damarlar vardı. Gözlerimi kırpıştırıp içeceğime döndüm.

“Helen, seni Ateş ile tanıştırayım. Kendisi bu egzotik mekânın sahibi,”

Elini uzattığında onunla tokalaştım fakat elini hemen parmaklarımın arasından çekmedi. “Memnun oldum,” diyerek dudaklarına götürdü. Etrafından yayılan ışığa baktım. Mavi renginde parıldıyordu. Zihnimin derinliklerinde bir ses duydum. “Dikkat et,” diyordu.

Yanımızda kısa süre kalıp ayrıldığında rahatladığımı hissettim. Ecrin bir süre ortalıktan kayboldu. Müziğin ritminin değiştiğini fark ettim. Masaya yeniden içecek geldiğinde gerginliğimi azaltması için bir yudum içtim. Başım dönmeye başladı. Ellerimle saçlarımı toplamaya çalıştım. Başımın dönmesi şiddetlenirken masaya tutundum. Sandalyeden aşağıya inip yürümeye çalıştım. Hava almam gerekiyordu. Bulduğum ilk kapıyı açtığımda yerde kendinden geçmiş halde uzanan, onun üzerinde de zıplayan kadını gördüm. Gözlerinde parıltılar vardı ve kesinlikle insan gibi görünmüyordu.

“Ecrin?” dedim panikle. “Burada olmamalısın,” dediğinde köşeye sıkıştığımı hissettim. Dudaklarını ona yaklaştırıp enerjisini çektiğini gördüm. “Lezzetliymiş,” diyerek dudağını yaladı.

“Sana zarar vermek istemezdim ama eh nihayetinde beni gördün,” dediğinde gözleri yeşil renkte parıldıyordu. Oldukça alımlı görünüyordu. “Sıradan bir insan gibi görünüyorsun ama tüm erkekler senin etrafında pervane oluyor. Ateş bile!” dedi öfkeyle. “Uzun zaman sonra gerçekten birinden etkilenmiştim. Onu da elimden aldın,” dediğinde orak şekline benzer hançer çıkardı. Üzerinde işlemeler vardı. Gecenin ışığıyla parıldarken gözlerimi kapattım. Bana tam saldırmak üzereydi ki, inilti dolu bir nefes verdiğini duydum. Dudağından siyah renkli sıvı akarken yerde uzanan Ateş’e baktım.

“Onun bir Sukkubus olduğunu anlamam gerekirdi,” dediğinde ona anlamayarak baktım. “Ne olduğunu?”

“Erkekleri baştan çıkarıp yaşam enerjilerini alırlar, az önce onu elimden kaçırdım. Tekrar ortaya çıkacaktır.”

“O yüzden mi öyle görünüyordun?”

“Beni öyle görmeni istemezdim. Uzun süre insanların arasında kalınca zayıflıyorsun,” diyerek yanıma geldi. Avucunda tuttuğu taşa baktım.

“Yine mi aynı taş,” dedim hayıflanarak. “Bu taşı biliyor musun?”

“Daha önce de deneyimledim.”

“O zaman ne olacağını biliyorsun,” dediğinde boşluğa itildim. Ruhum evrenin boşluğunda kayboldu. Yıldızları hiç görmediğim kadar yakından gördüm. Onların parıltısında kayboldum.

Yatağımda olduğumu kokusundan anladım. Gül kokuyordu. Yumuşaktı. Bir elin yüzüme dokunduğunu hissettim.

"Amor vincit omnia," diye fısıldadı.

Aşk her şeyi yener…

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.