İçeriğe geç

KAOS

Bölüm 3 · 6 dk okuma

KAOS

Bölüm 3

BÖLÜM 3

“Ya konuş ya da konuşmaktan daha değerli şeyler söyle.”

-Pisagor

Ne kadar vaktimizin kaldığını bilmeden, birbirimize belki de hiç tutamayacağımız sözler verip duruyorduk. Bazen canımızdan çok sevdiğimiz, tek damla gözyaşına dünyayı yakacak kadar körlemesine sevdiğimiz kişinin bir yabancıya dönüşmesini izliyorduk. Belki de hiç çıkamayacağımız yarına bakıp gülümsüyorduk.

Acılarımızı gömüyorduk içtiğimiz kadehlere, yalnızlığımızı anlatıyorduk kıyıya vuran sakin dalgalara, taşlara şarkılar söylüyorduk.

Gelmeyenlere, gelmesi mümkün olmayanlara…

İnsan yalnızlığı tercih mi ederdi? Yoksa yalnızlığa mı itilirdi?

Gözleri uzaklara dalan adama baktım. “Gözleri uzaklara dalanın, uzaklarda bir yerlerde beklediği biri var,” derlerdi. O kimi bekliyordu? “Gelmeyenlere,” dedi yeniden…

“Aynı şeyi sürekli yapıp, farklı sonuç beklemek delilik, demiş Einstein,” dediğimde sadece gülmekle yetindi. “Bir insanın umudunu alınca, geriye hiçbir şeyi kalmaz. O artık yaşayan ölüdür.”

“Senin umudun mu çalındı?” diye sordum. Bana bir cevap vermesini beklemiyordum. Gözlerime bakıp gülümsemekle yetindi. Bir cevap vermemişti ama gözleri…

Doğru bakmasını biliyorsanız bir insanın gözleri çok şey anlatırdı. Beni ona bakmaya iten şey neydi? Gözleri bana asılı kalsın diye mi bekliyordum dakikalardır? O gözlerde beni saatlerdir burada durmaya iten şey neydi? Bir cevabım yoktu.

Ne zaman kendimle kavga etsem, asla bir kazananı olmuyordu. Oturduğu yerden kalktı. “Gitme vakti küçük kız” dedi.

Tek kelime etmeden yerimden kalktım ancak birkaç adım gidebilmiştim. Bedenimin yarısı ona dönük halde ona baktım. “Seni yeniden görecek miyim?”

“Belki görebilirsin,” dedi gülümseyerek. “Nereye bakacağını biliyorsan…”

Gözlerimi aralamaya zorladım. Gördüğüm rüyayı sanki ilk kez görmüyor gibiydim. Çok tanıdıktı. Çok fazla tanıdıktı. Gözlerimin önünde görüntüler silikleşmeye başlarken bir ağaç gördüm. Bembeyazdı. Uzun dallarını saran tüyden yaprakları vardı. Tozpembe tüyleri nabız gibi atıyordu. Etrafını saran akıma baktım. Kısa bir anlığına gördüğüm görüntü tamamen yok oldu. Tüm bedenim ayazda kalmışçasına titrerken derin nefes aldım. Buz kadar soğuktum.

Sıcak suyun altına girerek ısınmaya çalıştım. Ayaklarımı karnıma kadar çekmiş vaziyette beklemeye devam ederken etrafımda oluşan buğuya baktım. Mavi renkte minicik parıldayan ışıklar kelebek şeklini alıp parmağıma konarken ışıkların titreşmesine baktım. Parmağımda ağırlıklarını hissediyordum. Hem tüy kadar hafif hem de demir kadar ağırdı. Bedenim ısınmaya başladığında ışıktan mavi kelebekte uçarak ışığa karıştı.

Saçlarımı yıkamaya başladım. Tenimi kazıyarak liflendim. Sanki bilmediğim bir dünyanın kalıntısını bedenimde taşıyor gibiydim. Ben kendimi temizlemeye çalıştıkça suyun rengi laciverte dönüyordu. Sonunda temizlendiğime ikna olduğumda bornozumu giyip saçlarımın ıslaklığını havluyla çektirdim. Saç kurutma makinasını çalıştırıp saçlarımı kuruttum. Kıyafetlerimi giyindiğimde annem kapımı tıklattı. Her zaman ki gibi muhteşem görünüyordu.

“Kendine ne yaptın böyle?” diye sordu. Bedenim kırmızı renkteydi. İçeriye geçerek üzerinde markanın yazılı olmadığı açık mavi renkte bir krem getirdi. Tüm kırmızı yerlere yedirdikten kısa süre sonra tenim eski rengine dönerken, giysi dolabımdan benim için kıyafet seçti. Lacivert renkte triko elbiseyi bana uzattı. Hızla giyinip sandalyeye oturdum. Çekmeceden saç maşasını çıkardı. Fişe takıp ısınmasını beklerken saçlarımı taradı. Maşa ısındığında saçlarımı tutamlarına ayırdı. Ayırdığı tutamları maşalarken gözlerinin nemlendiğini fark ettim.

“Neden ağlıyorsun?” diye sorduğumda gülümsemeye çalıştı. “Poyraz ile büyümenin bir nedeni vardı,” dediğinde ona anlamayarak baktım.

“Nedeni sizin onun ailesiyle arkadaş olmanız değil mi?” Başını salladı, ardından yutkundu. “Babana ne kadar âşık olduğumu biliyorsun. Erken evlendiğimi de öyle. Başlarda babana aşık değildim. Biz en iyi arkadaştık ve onunla ben de birlikte büyüdüm. Yani baban hem en yakın arkadaşım hem de ilk sevgilimdi.”

Ona anlamayarak bakınca saçımı maşalamayı bitirdi. Ona devam etmesini söylesem de beni alnımdan öptü. Yüzüme nemlendirici sürdüğünde gözlerimi kapattım. Makyajımı yapmaya başladı. Makyajımı tamamladığında gülümsemeye çalıştı. Salona geçtiğimizde babamın da annem kadar şık giyindiğini gördüm.

Aileler arasında düzenlenen yemek için fazla özenli görünüyorduk. Bu duruma her ne kadar anlam veremesem de erken doğum günü sürprizi olabilir diye düşündüm. Birkaç gün sonra 21 yaşına girecektim.

Kararlaştırdığımız restaurantın önüne geldiğimizde Poyraz takım elbise giymişti. Elinde tuttuğu mavi renkteki güllere baktım. Kucağıma bir demet gülü bırakırken yanağımdan öptü.

İçimde minik bir titreme oluştuğunda kendime şaşırdım. Daha önce hiç hissetmediğim türden bir sıcaklıktı. Bedenim ona çekiliyordu. Bu durum kendimi tokatlama isteği uyandırıyordu. Gözümü açtığım ilk andan beri hayatımdaydı. Sonradan onunla sevgi bağı kuramazdım öyle değil mi? Üstelik en yakın arkadaşım ondan hoşlanıyordu.

Oturmam için sandalyemi çekti. Hemen karşımda bulunan yerini aldı. Yanıma annem onun yanına da babam oturmuştu. Poyraz’ın ailesi de tam karşımızda oturuyordu. Bizim için sipariş edilen yemekler masaya gelirken kendi aralarında sohbete dalan ailelerimize baktım.

“Her yıl yemek yiyoruz fakat ilk kez bu kadar şık bir yere geldik,” dediğimde gülümsedi. “Ve sen takım elbise giydin. Nefret ettiğini sanıyordum,”

“Penguen gibi gösterdiğini düşünsem de annem tarafından ikna edildim. Bana senin çok beğeneceğini söyledi,” dediğinde çapkınca gülümsedi. Gözlerinin etrafını saran harelerine baktım. Gözleri mavinin en açık tonunda görünüp parıldarken, sol elini saçına götürdü. O an benden bir yanıt beklediğini fark ettim. Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim. “Oldukça yakışmış,” diyebildim zorlukla.

Yemeklerimiz bittiğinde tahmin ettiğim gibi masaya doğum günü pastası geldi. Poyraz ayağa kalktı. Cebinden siyah bir kutu çıkardı.

“Gözümü belki seninle açmadım. Sen benden iki yıl sonra dünyaya geldin. Ben hep bekledim. Senin bana gelmeni bekledim Helen. Bana gelmeni, bana gülümsemeni, bir dakika bile olsa bana bakmanı. Ben hep beni fark etmeni bekledim. Hep parıldamaya çalıştım. Işığım senin etrafını sarsın, seni karanlıktan korusun istedim. Büyüdükçe bir şeyi daha fark ettim. Şarkılarımı sana yazdığımı, kullandığın parfümünü nevresimlerime sıktığımı, seninle uyuduğumu düşlediğim gecenin sonunda, katlanılmaz sabahlara sensiz uyanışımda anladım. Ben senin kokunla değil, seninle uyumak istiyorum. Beni arkadaşın olarak gördüğünü biliyorum. Ben arkadaşlığımızı bozmak istemiyorum. Bunun çok daha ötesinde bir şeyi istiyorum Helen. Ben seninle bir hayatı paylaşmayı, hayat arkadaşın olmayı istiyorum. Ömrümün son zerresine kadar sadece senin yanında var olmayı istiyorum.”

Dizlerinin üzerine çöktü. Tek taştan yayılan mavi ışığa baktım. İçinde minik mavi renkli hareket eden ışıltılar vardı. Önce ışığın bir yansıması olduğunu düşündüm. Gözlerimi kırpıştırdığımda hareket etmeye devam ettiklerini gördüm. Annemle yaptığımız konuşmayı hatırladım. Demek bana söylemeye çalıştığı buydu. Kendisi de bu yoldan geçmişti. “Benimle evlenir misin?” dediğinde elimi dudaklarımın arasına götürdüm. Herkesin içinde bunu sormasına o kadar çok şaşırmıştım ki ne cevap vereceğimi bilemedim. Uzun bir süre sessiz kaldığımda, gülümsedi. Elimi tutup minik bir öpücük bıraktı.

“Hemen yanıt vermek zorunda değilsin,” diyerek dizlerinin üzerinden kalktı. Pastanın üzerindeki mumları yaktı. Gözlerimi kapatıp mumlara üfledim.

“Rüyalarımdaki kurtarıcım, şu an gelmen için en muhteşem zaman.”

“Hatırlıyorsun,” dedi zihnime dolan sesi.

“Şovunu yapman gerekmez mi?” dediğimde gülme sesini zihnimde duydum.

“Benim için çok eğlenceli duruyor,” dediğinde onu tokatlama istediğimi bastırdım. Sandalyeme çöktüm. “Uyan,” dedi sesi.

Uyan.

Gözlerimi araladığımda yıldızlara hiç olmadığım kadar yakındım.

Parlak gri gözlerini üzerime sabitleyen siyahlar içindeki adama baktım. “Seni burada çok uzun süre tutamam,” dediğinde içimi çektim. Yüzüme dokundu. “Seni onunla evlenmekten kurtarabileceğim bir yol var.”

“Nedir?”

“Aperus düğümü. Ruhun benim ruhuma düğümlenirse onunla evlenmezsin. Bunun için beni dünyana davet etmelisin. Senin dileğinle var olabilirim.”

“Seni tanımıyorum.”

“Onu da tanımıyorsun,”

Söylediklerini zihnimde tarttım. “Benim dileğimle nasıl var olabilirsin?”

“Sen istediğin için gelebiliyorsam ve beni görebiliyorsan, bir dileğin gücünü düşünsene. Senin sayende var olabilirim.”

“Öğretmenimin etrafında dolanan gölge gibi mi olacaksın sen de?” diye sorduğumda, gülümsedi.

“Onlar eklenti. İnsanların negatif enerjileri kemikleşip onlara yapışabilecek kadar güçlülerdir. Dudaklarından çıkan her negatif sözcük, bir varlığı yaratma gücüne sahip. Kendi yarattıkları negatif varlıkların enerjisi onlardan beslenip güçlenir.”

“Peki ya sen nesin?”

“Sen ne olmamı istersen, ben oyum.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.