İçeriğe geç

Kanlı Yemin

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Kanlı Yemin

Bölüm 9

Bölüm 9 - Geçmiş ve anılar

Arabanın kapısı ağır bir sesle kapandı.

Dışarıdaki yağmurun uğultusu bir anda boğuklaştı.

İçeride sessizlik vardı.

Sadece sileceklerin ritmik sesi…

Ve motorun derin uğultusu.

Raven camdan dışarı bakıyordu.

New York’un ışıkları, yağmur damlalarının arasından akıp giden bulanık çizgilere dönüşmüştü.

Lucien direksiyonun başındaydı.

Tek eliyle aracı sürüyor, diğer eli hâlâ omzundaki yaraya bastırıyordu.

Kanama durmuştu.

Ama Raven bunun Lucien’in güçlü olmasından kaynaklandığını biliyordu.

Yaralanmamış değildi.

Sadece acısını göstermiyordu.

Beş dakika boyunca tek kelime konuşmadılar.

Sessizliği Raven bozdu.

“…Sen hep böyle misin?”

Lucien gözünü yoldan ayırmadı.

“Nasıl?”

“Hiç konuşmayan.”

Küçük bir tebessüm belirdi.

“Hayır.”

“Öyle görünmüyor.”

“Neden?”

“Çünkü sen konuşacak fırsat vermiyorsun.”

Raven istemsizce güldü.

Kısa.

İsteksiz.

Ama güldü.

Sonra o gülümseme geldiği gibi kayboldu.

“Annem…”

Sesi yeniden kısıldı.

“…gerçekten odasını bıraktığın gibi mi duruyor?”

Lucien bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.

“Evet.”

“Neden?”

Uzun bir sessizlik oldu.

Yağmur camı dövmeye devam ediyordu.

“Çünkü…”

Lucien’in sesi alışılmadık kadar sakindi.

“…bir gün geri döneceğine inanıyordum.”

Raven başını çevirdi.

İlk kez Lucien’in yüzüne uzun uzun baktı.

O cümlede yalan yoktu.

Yıllardır ilk defa birinin sözlerine inanmak istemişti.

Ama kendini durdurdu.

“Hâlâ sana güvenmiyorum.”

Lucien hafifçe başını salladı.

“Biliyorum.”

“Buna rağmen beni götürüyorsun.”

“Evet.”

“Neden?”

Lucien’in cevabı gecikmedi.

“Çünkü güven, zorla kazanılmaz.”

Raven cevap vermedi.

Arabada yeniden sessizlik hâkim oldu.

Yaklaşık kırk dakika sonra şehir geride kaldı.

Demir dövme işlemeli devasa bir kapı yavaşça açıldı.

Araba uzun bir taş yola girdi.

İki tarafta onlarca asırlık meşe ağacı yükseliyordu.

Dallar, yağmurun altında birbirine eğilmişti.

Yolun sonunda malikâne belirdi.

Raven nefesini tuttu.

Bu bir ev değildi.

Bir şatoyu andırıyordu.

Koyu gri taşlardan yapılmış, dört katlı devasa yapı, tepede tek başına duruyordu.

Pencerelerden yayılan sıcak sarı ışıklar yağmurun içinde titriyordu.

Bahçenin tam ortasında mermerden yapılmış eski bir çeşme vardı.

Çeşmenin başında kanatlarını açmış bir kuzgun heykeli duruyordu.

Kapının üzerine tek bir arma işlenmişti.

Gümüş renkli bir kurt.

Altında Latince bir cümle…

Fidelis usque ad finem.

Raven yazıya baktı.

“Anlamı ne?”

Lucien motoru durdurdu.

“Sonuna kadar sadık.”

Bu cümleyi söylerken sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.

Kapı açılır açılmaz yaşlı bir adam koşarak dışarı çıktı.

Beyaz eldivenli, kusursuz giyimliydi.

Saçları tamamen ağarmıştı.

Lucien’i görünce yüzü gerildi.

“Efendim…”

Sonra omzundaki kana baktı.

“Yaralandınız.”

“Önemli değil, Alfred.”

Alfred.

Raven bu ismi zihnine not etti.

Yaşlı adamın bakışları Raven’a kaydı.

Bir anlığına dondu.

Gözleri büyüdü.

“…Hanımefendi Elena.”

Raven’ın boğazı düğümlendi.

Lucien yavaşça konuştu.

“Hayır.”

“Raven.”

Alfred birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.

Sonra başını eğdi.

“Hoş geldiniz…”

Sesinde titrek bir sıcaklık vardı.

“…Bayan Blackwood.”

Malikânenin kapısından içeri girdikleri anda Raven istemsizce etrafına baktı.

Tavan…

En az on metre yüksekti.

Kristal avize bütün giriş salonunu aydınlatıyordu.

Sağ tarafta geniş bir şömine yanıyordu.

Eski yağlı boya tablolar duvarları kaplıyordu.

Bir duvarda Devereaux ailesinin portreleri…

Diğer tarafta ise savaş sahneleri…

Merdivenler yukarı doğru iki kola ayrılıyordu.

Raven sessizce döndü.

Duvarın sonunda tek bir tablo vardı.

Genç bir kadın…

Siyah saçları omzuna dökülmüş.

Gülümsüyordu.

Raven olduğu yerde kaldı.

“…Anne.”

Tablonun önüne yürüdü.

Parmakları çerçeveye dokundu.

Elena’nın gözleri…

Kendi gözleriydi.

Lucien birkaç adım geride durmuştu.

“Bu…”

Raven’ın sesi çatladı.

“…burada ne arıyor?”

“Çünkü burası onun da eviydi.”

Raven hızla arkasını döndü.

“Ne dedin?”

Lucien derin bir nefes aldı.

“Bu malikânede yıllarca yaşadı.”

Raven’ın zihni yine altüst olmuştu.

“Seninle mi?”

“Hayır.”

“Kiminle?”

“Konsey adına.”

Sonra ekledi.

“Ve…”

“…benim en yakın dostum olarak.”

Alfred sessizce yaklaştı.

“Efendim, doktor çağırayım mı?”

“Gerek yok.”

“Omzunuz…”

“Alfred.”

Yaşlı adam sustu.

Raven ise sabrını kaybetmek üzereydi.

“Gösterebilir misin?”

Lucien ona baktı.

“Neyi?”

“Annemin odasını.”

Lucien başını hafifçe eğdi.

“Şimdi mi?”

“Evet.”

“Uzun bir gece geçirdin.”

“Lucien.”

İlk kez adını öfkesiz söyledi.

“Sadece…”

Sesi inceldi.

“…lütfen.”

Lucien birkaç saniye onu izledi.

Sonra usulca başını salladı.

“Benimle gel.”

İkinci kata çıktılar.

Koridor beklediğinden daha sessizdi.

Kalın halılar ayak seslerini yutuyordu.

Koridorun sonunda koyu ceviz ağacından yapılmış tek bir kapı vardı.

Diğerlerinden farklıydı.

Kapının kolunda kurumuş lavanta demeti asılıydı.

Lucien durdu.

Yirmi saniye boyunca kapıya baktı.

Sanki içeri girmek onun için de kolay değildi.

Raven fısıldadı.

“…Neden açmıyorsun?”

Lucien’in sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Çünkü…”

Parmaklarını kapı koluna koydu.

“…bu kapıyı yirmi üç yıldır açmadım.”

Raven şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne?”

“Giremedim.”

“Neden?”

Lucien gözlerini kapattı.

“Her açmayı denediğimde…”

Yutkundu.

“…onu yeniden kaybediyormuş gibi hissediyordum.”

Koridorda uzun bir sessizlik oldu.

Raven, ilk kez Lucien’in yalnızca güçlü bir savaşçı olmadığını gördü.

Onun da taşıdığı yaralar vardı.

Ve bazıları…

Hiç iyileşmemişti.

Lucien kapıyı yavaşça çevirdi.

Kilit hafif bir sesle açıldı.

Kapı aralandığında…

İçeriden solgun bir lavanta kokusu koridora yayıldı.

Raven’ın kalbi hızlandı.

Lucien geri çekildi.

“İçeri gir.”

“Sen gelmeyecek misin?”

Lucien başını iki yana salladı.

“Bu oda…”

Bakışlarını yere indirdi.

“…önce sana ait.”

Raven derin bir nefes aldı.

Ve annesinin yirmi üç yıldır kimsenin girmediği odasına ilk adımını attı.

Kapının hemen karşısındaki çalışma masasının üzerinde tek bir zarf duruyordu.

Üzerinde, tanıdığı el yazısıyla yalnızca iki kelime yazıyordu.

“Raven’a…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.