“Torunum.”
Bu tek kelime…
Salondaki bütün sesleri susturdu.
Raven’ın gözleri önce Malach’a…
Sonra Dorian’a çevrildi.
Dorian’ın yüzü taş kesilmişti.
“Benim babam…”
Sesi öfkeyle titriyordu.
“…otuz yıl önce öldü.”
Malach güldü.
İnsanın içine işleyen, soğuk bir kahkahaydı.
“Öyle sanmanı istedim.”
Lucien kılıcını çekti.
“Bir adım daha atarsan…”
Malach başını yana eğdi.
“Ne yapacaksın, Lucien?”
“Göğsüme yine bir hançer mi saplayacaksın?”
Lucien’in gözbebekleri büyüdü.
Dorian sertçe ona döndü.
“Demek doğruymuş.”
Raven şaşkınlıkla etraflarına baktı.
“Neler oluyor?”
Seraphina ağır ağır konuştu.
“Artık her şeyi anlatacağız.”
Malach alaycı bir şekilde eğildi.
“Lütfen.”
“Yedi yüz yıldır ilk kez dürüst olun.”
Seraphina derin bir nefes aldı.
“Bugüne kadar sana Blackwoodların Kan Muhafızı olduğunu söyledik.”
Raven başını salladı.
“Evet.”
“Bu doğru.”
“Ama eksik.”
Kadın elini havaya kaldırdı.
Salonun ortasında yeni bir görüntü belirdi.
Bu kez bir savaş…
Binlerce vampir…
Alevler içinde kalan bir şehir…
Ve en önde yürüyen siyah pelerinli bir adam.
Malach.
Ama çok daha gençti.
Başında siyah taç vardı.
Elinde uzun, siyah bir kılıç…
Arkasında diz çökmüş yüzlerce vampir.
Seraphina konuşmaya devam etti.
“Blackwood Hanesi…”
“…başlangıçta muhafız değildi.”
Raven’ın kalbi hızlandı.
“O zaman neydi?”
“İlk Kraliyet Hanesi.”
Konsey üyelerinden bazıları başlarını eğdi.
Bazıları gözlerini kapattı.
Bu gerçeği söylemek bile onlar için ağırdı.
“Yedi yüz yıl önce bütün vampirleri…”
“…Blackwoodlar yönetiyordu.”
Raven nefesini tuttu.
“Yani…”
“…ben…”
Malach gülümsedi.
“Evet.”
“Tahtın gerçek varisisin.”
Raven birkaç adım geri çekildi.
“Hayır.”
“Ben taht falan istemiyorum.”
Malach kahkaha attı.
“İsteyip istememen önemli değil.”
Lucien sertçe araya girdi.
“Malach.”
“Onu buna karıştırmayacaksın.”
Malach’ın gözleri Lucien’e döndü.
“Oğlumu benden çaldın.”
“Sonra torunumu.”
“Şimdi de bana ahlak dersi mi vereceksin?”
Raven kaşlarını çattı.
“Oğlun…”
Bakışları Dorian’a kaydı.
“Dorian mı?”
Malach başını salladı.
“Evet.”
“Benim tek oğlum.”
Raven’ın aklı iyice karışmıştı.
“O zaman neden…”
“…sizi öldürmeye çalışıyor?”
Bu kez cevap veren Dorian oldu.
“Çünkü ben onu öldürmeye çalıştım.”
Salonda sessizlik oluştu.
Raven şaşkınlıkla babasına baktı.
“Neden?”
Dorian’ın sesi sertleşti.
“Çünkü…”
“…binlerce insanı öldürdü.”
Malach hiç inkâr etmedi.
“Doğru.”
Raven irkildi.
“Ne?”
“Krallar bazen öldürür.”
“Sen…”
“…bunu normal mi görüyorsun?”
Malach omuz silkti.
“İnsanlar da savaş çıkarıyor.”
“Ben sadece daha uzun yaşadım.”
Lucien tiksinerek baktı.
“İşte bu yüzden seni durdurduk.”
Malach’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Beni durdurmadınız.”
“Bana ihanet ettiniz.”
Seraphina yeniden konuştu.
“Yedi yüz yıl önce altı aile birleşti.”
“Blackwood Hanesi hariç.”
“Çünkü Malach…”
Kadın gözlerini kapattı.
“…insanlarla birlikte yaşamayı reddetti.”
“Onları sadece besin olarak görüyordu.”
Malach sinirlenmedi.
“Çünkü öyleler.”
Raven’ın midesi bulandı.
Lucien bir adım öne çıktı.
“Hayır.”
“Onlar bizimle aynı dünyayı paylaşan canlılar.”
“Onlar sayesinde yaşıyoruz.”
Malach küçümseyerek güldü.
“İşte bu yüzden zayıfsınız.”
Raven ilk kez yüksek sesle konuştu.
“Yeter!”
Herkes sustu.
“Biriniz kötü.”
“Biriniz iyi.”
“Yoksa hepiniz gri misiniz?”
Lucien ona baktı.
Dorian ona baktı.
Seraphina ona baktı.
Ve en sonunda Malach…
İlk kez gerçekten gülümsedi.
“Aferin.”
Raven kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Sonunda doğru soruyu sordun.”
Malach yavaşça yürümeye başladı.
“Bu hikâyede kahraman yok.”
“Sadece…”
“…daha az günahkâr olanlar var.”
Bu cümle, Raven’ın zihnine çivi gibi çakıldı.
Çünkü son birkaç saatte öğrendiği her şey bunu doğruluyordu.
Konsey masum değildi.
Lucien masum değildi.
Dorian masum değildi.
Malach ise hiç değildi.
Tam o sırada Malach ceketinin cebinden küçük, siyah bir kutu çıkardı.
Kutuyu Raven’a doğru uzattı.
“Deden olarak ilk hediyem.”
Lucien bağırdı.
“Dokunma!”
Ama kutu çoktan Raven’ın ayaklarının dibine düşmüştü.
Kapağı kendiliğinden açıldı.
İçinde…
Eski bir cep saati vardı.
Kapağını açtığında içeride küçük bir aile fotoğrafı gördü.
Fotoğrafta dört kişi vardı.
Malach…
Genç Dorian…
Elena…
Ve Lucien.
Dört kişi birlikte gülümsüyordu.
Fotoğrafın altında tek bir tarih yazıyordu.
18 Eylül 1998
Raven’ın nefesi kesildi.
“Bu…”
Lucien gözlerini kapattı.
“O yıl…”
Dorian cümleyi tamamladı.
“…hepimiz aynı taraftaydık.”
Tam o anda salonun en üst kubbesinden kulakları sağır eden bir uluma yükseldi.
Bu bir kurt değildi.
Bu bir vampir de değildi.
Malach’ın yüzündeki ifade ilk kez değişti.
Gülümsemesi kayboldu.
Yavaşça başını yukarı kaldırdı.
“Hayır…”
Dorian da aynı yöne baktı.
“İmkânsız…”
Lucien’in sesi kısıldı.
“Mühür…”
“…tamamen kırıldı.”
Kubbenin tam ortasında, taşların arasından devasa bir siyah el dışarı çıktı.
Parmakları insanınkine benziyordu.
Ama her tırnağı bıçak kadar uzundu.
Ve o el…
Yedi yüz yıldır ilk kez…
Dışarıdan değil.
İçeriden geliyordu.
Siyah el…
Taş kubbeyi tek hamlede parçaladı.
Kulakları sağır eden bir çatlama sesi bütün katedrali doldurdu.
Toz bulutunun içinden buz gibi bir rüzgâr geçti.
Bütün mumlar aynı anda söndü.
Raven nefes alırken ciğerlerinin yandığını hissetti.
Bu…
Soğuk değildi.
Sanki odadaki bütün yaşam çekiliyordu.
Lucien anında Raven’ın önüne geçti.
“Kımıldama.”
Sesinde ilk kez korku vardı.
Gerçek korku.
Siyah el tekrar hareket etti.
Taşların arasından ikinci kol çıktı.
Ardından omuzları…
Sonra başı…
Fakat dışarı çıkan şey…
Bir canavara benzemiyordu.
Yaklaşık otuz yaşlarında görünen bir adamdı.
Siyah saçları beline kadar uzanıyordu.
Ten rengi neredeyse mermer kadar beyazdı.
Üzerinde eski çağlardan kalma siyah bir zırh vardı.
Gözleri…
Tamamen gümüştü.
Göz bebeği bile yoktu.
Raven’ın kalbi hızlandı.
“Bu…”
Seraphina diz çöktü.
Ardından Konsey’in bütün üyeleri…
Sonra Nox askerleri…
En sonunda Dorian…
Herkes.
Sadece iki kişi ayakta kalmıştı.
Lucien.
Ve Raven.
Adam yavaşça etrafına baktı.
Sanki yüzyıllardır uyuyormuş da yeni uyanmıştı.
Sonra konuştu.
“Ne kadar sessizleşmişsiniz.”
Sesi beklenmedik şekilde sakindi.
Hiç bağırmıyordu.
Ama bütün salon onu duyuyordu.
“Güzel.”
Bakışları Lucien’de durdu.
“Devereaux.”
Sonra Seraphina’da.
“Valmont.”
Sonra Dorian’da.
“Blackwood.”
En son Raven’a baktı.
Ve…
İlk kez gülümsedi.
“Demek sonunda geldin.”
Raven istemsizce bir adım geri çekildi.
“Beni tanıyor musun?”
Adam hafifçe başını eğdi.
“Henüz değil.”
“Ama kanını tanıyorum.”
Malach ayağa kalktı.
Yüzünde yıllardır görülmeyen kadar derin bir saygı vardı.
“Efendim…”
Adam kaşını kaldırdı.
“Bana hâlâ öyle mi diyorsun?”
Malach diz çöktü.
“Ben hiçbir zaman size ihanet etmedim.”
Lucien’in sesi buz gibiydi.
“Yalan söylüyor.”
Adam dönüp Lucien’e baktı.
“Biliyorum.”
Sonra beklenmedik bir şey oldu.
İlk Vampir, Malach’a doğru yürüdü.
Herkes onun ödüllendirileceğini düşündü.
Fakat…
Adam elini Malach’ın omzuna koydu.
“Yorulmuşsun.”
Malach gülümsedi.
“Yedi yüz yıldır sizi bekledim.”
İlk Vampir’in yüzündeki ifade değişmedi.
“Ben senden bunu istemedim.”
Bir saniye sonra…
Salonu sarsan korkunç bir ses duyuldu.
Çatırtı!
Malach’ın göğsünden kanlı bir el çıkmıştı.
İlk Vampir…
Kalbini avucunda tutuyordu.
Kimse hareket edemedi.
Malach şaşkınlıkla göğsüne baktı.
“Ef… efendim…”
İlk Vampir sakince cevap verdi.
“Benim adıma karar verenleri sevmem.”
Kalbi avucunda ezdi.
Malach’ın bedeni dizlerinin üzerine çöktü.
Yüzyıllardır korkulan adam…
Tek hamlede öldürülmüştü.
Raven nefes bile alamıyordu.
Dorian’ın gözleri doldu.
“Babam…”
Her şeye rağmen…
Babasıydı.
İlk Vampir kanlı elini ceketine sildi.
Sanki sıradan bir iş yapmış gibiydi.
Sonra Konsey’e döndü.
“Şimdi.”
“Hangi yıl?”
Seraphina’nın sesi titriyordu.
“İki bin yirmi altı.”
Adam kısa bir süre düşündü.
“Demek gerçekten uzun uyumuşum.”
Sonra salonu inceledi.
“Krallığım küçülmüş.”
Lucien sertçe konuştu.
“Artık krallığınız yok.”
İlk Vampir başını çevirdi.
Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
“Bunu gerçekten sen mi söyledin?”
“Benim kanımı taşıyan çocuk.”
Raven şaşkınlıkla Lucien’e baktı.
“Ne demek bu?”
Lucien’in yüzü bembeyaz olmuştu.
İlk Vampir devam etti.
“Devereaux Hanesi…”
“…benim soyumdan gelir.”
Salondaki en büyük sır da açığa çıkmıştı.
Lucien…
İlk Vampir’in doğrudan soyundan geliyordu.
Raven’ın aklı artık hiçbir şeyi takip edemiyordu.
Birkaç saat önce normal bir hayatı vardı.
Şimdi ise…
Vampir kralları…
Gizli hanedanlar…
Ölü sanılan babası…
Ve yeni uyanan İlk Vampir…
Tam o sırada adam yavaşça Raven’a yaklaştı.
Lucien önüne geçti.
“Bir adım daha atma.”
İlk Vampir durdu.
Gülümsedi.
“Onu gerçekten seviyorsun.”
Lucien cevap vermedi.
Adam bu kez Raven’a baktı.
“Sen de onu seviyorsun.”
Raven hemen başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Bundan emin misin?”
Raven cevap veremedi.
Çünkü cevabı kendisi de bilmiyordu.
İlk Vampir bunu fark etmişti.
“Hissettiğin şey aşk değil.”
Raven fısıldadı.
“O zaman ne?”
Adamın gülümsemesi derinleşti.
“Kan.”
Lucien’in yüzündeki bütün renk çekildi.
“Hayır…”
İlk Vampir sakin bir sesle devam etti.
“Blackwood ile Devereaux kanı…”
“…birbirini çağırır.”
“Bu yüzden birbirinizden uzak duramazsınız.”
Raven’ın kalbi hızlandı.
Lucien birkaç adım geri çekildi.
Sanki yıllardır sakladığı en büyük sırrı biri onun yerine söylemişti.
Ve Raven ilk kez…
Lucien’in kendisinden neden sürekli uzak durmaya çalıştığını anlamaya başlamıştı.