İçeriğe geç

Kanlı Yemin

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Kanlı Yemin

Bölüm 6

Bölüm 6 - Nox'un Yükselişi

Kılıçların çekilme sesi, katedralin kubbesinde yankılandı.

İki taraf birbirine bakıyordu.

Tek bir kıvılcım…

Yüzlerce yıllık düzeni yerle bir etmeye yetecekti.

Dorian, Raven’dan gözlerini ayırmadan konuştu.

“Buraya savaşmak için gelmedim.”

Seraphina’nın sesi keskinleşti.

“Yalan.”

“Senin geldiğin her yerde savaş olur.”

Dorian hafifçe başını eğdi.

“Eskiden öyleydi.”

Lucien araya girdi.

“Peki şimdi?”

Dorian ilk kez Lucien’e baktı.

“Şimdi sadece kızımı almaya geldim.”

Raven’ın boğazı düğümlendi.

“Kızın…”

Dorian gülümsedi.

“Yirmi üç yıl boyunca her doğum gününde sana bir hediye aldım.”

Raven şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

“Ne?”

“Hiçbirini veremedim.”

Ceketinin cebinden küçük bir kutu çıkardı.

Siyah kadifeyle kaplı eski bir kutu…

İçinde ince gümüş bir bileklik vardı.

Üzerine tek kelime işlenmişti.

R.

“Yedinci yaş günün içindi.”

Raven’ın gözleri doldu.

“Her yıl bir tane daha aldım.”

Lucien derin bir nefes verdi.

“Bunu şimdi yapma.”

“Yapacağım.”

Dorian’ın sesi ilk kez sertleşti.

“Çünkü yıllarca sustum.”

Seraphina asasını yere vurdu.

“Yeter!”

Salon yeniden sessizleşti.

“Dorian Blackwood.”

“Kan Konseyi adına seni vatana ihanet, Kan Yasalarını çiğneme ve yasak ordu kurma suçlarından yargılıyorum.”

Dorian kahkaha attı.

“Vatana ihanet mi?”

Bakışlarını tek tek Konsey üyelerinin üzerinde gezdirdi.

“Bu salondakilerden kaçınız gerçekten temiz?”

Kimse konuşmadı.

Adrian dudaklarının kenarını kıvırdı.

“İlginçleşiyor.”

Dorian devam etti.

“Moretti Ailesi son on yılda kaç insanı kaçırdı?”

Adrian’ın gülümsemesi kayboldu.

“Ashbourne…”

Siyah saçlı yaşlı bir adam başını eğdi.

“…kaç tane yasadışı dönüşüm yaptınız?”

Sessizlik…

“Varga.”

Kurt armalı lider yumruğunu sıktı.

“İnsan kaçakçılığı geliriniz geçen yıl ne kadardı?”

Salonda uğultular yükseldi.

Raven şaşkınlıkla Lucien’e baktı.

“Bunlar doğru mu?”

Lucien cevap vermedi.

Sessizliği…

Cevaptan daha ağırdı.

Raven bir adım geri çekildi.

“Yani…”

“…hepiniz suçlusunuz.”

Seraphina ilk kez yorgun görünüyordu.

“Konsey kusursuz değildir.”

“Ama düzeni sağlar.”

Raven öfkeyle güldü.

“İnsan kaçırarak mı?”

“Çocuk öldürerek mi?”

“Annemi idam ederek mi?”

Kimse cevap vermedi.

Raven’ın bakışları Lucien’e döndü.

“Sen biliyor muydun?”

Lucien alçak sesle konuştu.

“Bazılarını.”

“Neden durdurmadın?”

“Çünkü…”

İlk kez kelimeleri seçmekte zorlanıyordu.

“…Konsey tek başına karşı çıkılabilecek bir yapı değildi.”

“Bu bahane değil.”

“Hayır.”

Lucien başını eğdi.

“Değil.”

Tam o sırada Nox askerlerinden biri içeri girdi.

“Dorian.”

“Her şey hazır.”

Seraphina’nın gözleri kısıldı.

“Neye hazır?”

Dorian cebinden eski, bronz bir anahtar çıkardı.

Konsey üyelerinin yüzü aynı anda değişti.

Kael öne çıktı.

“O anahtarı nereden buldun?”

Dorian’ın sesi sakindi.

“Babamdan.”

Seraphina fısıldadı.

“Hayır…”

Raven merakla sordu.

“Bu neyin anahtarı?”

Kimse cevap vermek istemedi.

En sonunda Lucien konuştu.

“Kilit.”

“Neyin kilidi?”

Lucien’in bakışları yere indi.

“İlk Vampir’in.”

Raven’ın kalbi hızlandı.

“İlk… vampir mi?”

Dorian anahtarı avucunda çevirdi.

“Efsane sandığınız kişi.”

“Gerçek.”

Konsey salonunun tam ortasında bulunan kan sembolü titreşmeye başladı.

Mermer taşların arasından kırmızı ışık yükseldi.

Anahtar…

Sembolü kendine çekiyordu.

Seraphina bağırdı.

“Durdurun onu!”

Onlarca muhafız aynı anda Dorian’a saldırdı.

Fakat Nox askerleri tek hamlede önlerine geçti.

Kılıç sesleri…

Silah sesleri…

Çığlıklar…

Konsey salonu birkaç saniye içinde savaş alanına döndü.

Raven olduğu yerde kalmıştı.

Ne tarafa ait olduğunu bilmiyordu.

Lucien kolundan tuttu.

“Buradan çıkıyoruz.”

“Hayır!”

Raven kolunu çekti.

“Bana yine her şeyi saklayacaksın.”

“Şimdi bunun sırası değil.”

“Tam sırası!”

Tam o anda tavandan kopan büyük bir taş parçası Raven’ın üzerine düşmeye başladı.

Lucien düşünmeden onu kendine çekti.

Taş, Lucien’in sırtına çarptı.

Korkunç bir ses duyuldu.

Raven’ın gözleri büyüdü.

“Lucien!”

Lucien acıyla dizinin üzerine çöktü.

Siyah ceketinin sırtı parçalanmıştı.

İlk kez…

Kanıyordu.

Dorian bunu görünce dondu.

“Neden…”

Lucien acıyla gülümsedi.

“…Çünkü Elena’ya verdiğim sözü tutuyorum.”

Raven’ın gözleri doldu.

Savaş bütün şiddetiyle sürerken…

İlk kez kimin doğru, kimin yanlış olduğundan tamamen emin olamadı.

Lucien’in sırtından damlayan kan, mermer zemine düştüğü an…

Salon sustu.

Kılıç sesleri kesildi.

Nox askerleri geri çekildi.

Konsey muhafızları oldukları yerde kaldı.

Sanki görünmez bir güç herkesi durdurmuştu.

Raven kaşlarını çattı.

“…Ne oluyor?”

Damla…

Bir damla daha…

Lucien’in kanı, salonun ortasındaki kırmızı ay sembolünün üzerine aktı.

Ve sembol…

Canlandı.

Mermer zeminin içinden kızıl çizgiler yükselmeye başladı.

Tüm salonu örümcek ağı gibi sardılar.

Seraphina’nın yüzündeki ifade ilk kez korkuya dönüştü.

“Hayır…”

Dorian da aynı anda aynı kelimeyi söyledi.

“Hayır.”

Raven şaşkınlıkla ikisine baktı.

“Ne var?”

Lucien dişlerini sıktı.

“Kimse hareket etmesin!”

Ama artık çok geçti.

Salonun ortasındaki kırmızı taşlar parçalandı.

Derinlerden gelen tok bir ses duyuldu.

Sanki…

Yüzyıllardır kapalı duran devasa bir kapı açılıyordu.

Yer sarsıldı.

Kubbeden tozlar dökülmeye başladı.

Mermer zeminin tam ortasında siyah bir sütun yükseldi.

Sütunun üzerinde eski bir mühür vardı.

Mührün çevresinde altı boş oyuk…

Ve tam ortasında yedinci, daha büyük bir oyuk.

Raven’ın boynundaki kolye deli gibi titremeye başladı.

Kolye havaya yükseldi.

Raven tutmaya çalıştı.

Başaramadı.

Kolye, mühre doğru uçtu.

“Lucien!”

Lucien acıya rağmen ayağa kalktı.

“Raven! Dokunma!”

Ama kolye çoktan yerine oturmuştu.

Tık…

Sanki kilide anahtar girmişti.

Bütün salon karanlığa gömüldü.

Karanlığın içinde tek bir görüntü belirdi.

Bir adam…

Yüzü seçilmiyordu.

Başında siyah bir taç vardı.

Önünde diz çökmüş yüzlerce vampir…

Ve onların arkasında insanlar.

Adam konuştu.

Sesi yaşlı değildi.

Genç de değildi.

Sanki aynı anda yüzlerce kişi konuşuyordu.

“Kan döküldü.”

“Mühür uyandı.”

“Varis bulundu.”

Raven başını iki yana çevirdi.

“Bu gerçek değil…”

Dorian diz çökmüştü.

Lucien de…

Seraphina da…

Konsey üyelerinin tamamı…

Sanki o sesi duyunca istemsizce eğilmişlerdi.

Raven şaşkınlıkla bağırdı.

“Neden diz çöküyorsunuz?”

Kimse cevap veremedi.

Çünkü cevap…

Korkutucuydu.

Görüntü kayboldu.

Salon yeniden aydınlandı.

Her şey eski hâline dönmüş gibiydi.

Fakat…

Sütun artık oradaydı.

Ve üzerindeki mühür açıktı.

Seraphina ayağa kalkarken sesi titriyordu.

“Yedi yüz yıldır…”

“…ilk kez Kan Mührü açıldı.”

Raven derin bir nefes aldı.

“Kan Mührü ne?”

Bu kez cevap veren Dorian oldu.

“Konsey’in gerçek sebebi.”

Raven kaşlarını çattı.

“Ne demek istiyorsun?”

Dorian sütunu gösterdi.

“Hep sana Kan Konseyi’nin dünyayı yönetmek için kurulduğunu anlattılar.”

“Bu doğru.”

“Ama eksik.”

Lucien gözlerini kapattı.

Çünkü devamını biliyordu.

Dorian konuştu.

“Konsey aslında…”

“…bir hükümet değil.”

“…bir gardiyandı.”

Raven anlamadı.

“Neyi koruyor?”

Sessizlik.

Seraphina cevap verdi.

“Birini.”

“Kimi?”

Yaşlı kadın sütuna baktı.

“İlk Vampir’i.”

Raven’ın aklı iyice karışmıştı.

“Az önce de söylediniz.”

“Ama hâlâ anlamıyorum.”

Lucien bu kez hiçbir şeyi saklamadı.

“İlk Vampir bir efsane değil.”

“O yaşıyor.”

Raven irkildi.

“Nasıl?”

“Çünkü ölmedi.”

“Yalnızca mühürlendi.”

Dorian devam etti.

“Yedi yüz yıl önce Blackwood Hanesi onu öldürmek istemedi.”

“Çünkü öldürülemiyordu.”

“Bu yüzden…”

“…onu mühürlediler.”

Raven düşünmeye başladı.

“O zaman…”

“…beni neden istiyorsunuz?”

Seraphina gözlerini ona çevirdi.

“Çünkü mührü açabilecek tek kan…”

“…Blackwood kanıdır.”

Raven başını salladı.

“Ben açmadım.”

Dorian üzgün bir ifadeyle baktı.

“Hayır.”

“Tek başına açmadın.”

Lucien’in omzuna baktı.

“Senin kanın…”

“…ve Lucien’in kanı birlikte mührü uyandırdı.”

Raven dondu.

“İkimizin mi?”

Lucien cevap verdi.

“Evet.”

“Çünkü Devereaux ve Blackwood soyları…”

“…mührü birlikte oluşturdu.”

Tam o anda salonun arkasından yavaş bir alkış sesi duyuldu.

Bir alkış…

İki alkış…

Üç…

Herkes aynı anda döndü.

Kapının eşiğinde siyah pelerinli yaşlı bir adam duruyordu.

Yüzünde derin yara izleri vardı.

Kimse onun geldiğini hissetmemişti.

Seraphina’nın yüzü bembeyaz kesildi.

“Sen…”

Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.

“Beni özlediniz mi?”

Lucien’in sesi neredeyse fısıltıydı.

“Malach…”

Dorian’ın yumrukları sıkıldı.

“Bu imkânsız.”

Yaşlı adam birkaç adım attı.

Asasını yere vurdu.

Salon buz gibi oldu.

Sonra Raven’a baktı.

“Hoş geldin…”

“…torunum.”

Raven’ın kalbi duracak gibi oldu.

“Torunun… mu?"

Malach’ın gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı.

“Evet.”

“Çünkü Dorian…”

Bakışlarını oğluna çevirdi.

“…benim oğlum.”

Ve o anda Raven, ailesi hakkındaki bildiğini sandığı her şeyin yalnızca ilk perde olduğunu anladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.