Gecenin o fırtınalı sessizliği yerini sabahın erken saatlerinde konağın o ağır telaşına bırakmıştı. Baran Asaf, Leyla’nın dünkü gözyaşlarından sonra ilk defa içinde bir umut ışığıyla, şirketteki acil bir işi halletmek üzere konaktan ayrılmıştı. Baran’ın evde olmadığını fırsat bilen Zühre Hanım, Nehir’i de yanına alarak Leyla’nın odasına doğru yöneldi. Yanlarında yabancı bir iç mimar da vardı; ellerinde kataloglar ve renk kartelalarıyla doğrudan Leyla’nın kapısına dayandılar.
Zühre Hanım, kapıyı çalma tenezzülünde bile bulunmadan ağır ahşap kapıyı iterek içeri girdi. Odanın içinde hâlâ dünkü ağlamanın izleri duruyordu. Leyla, pencere kenarında sessizce otururken, içerideki bu ani baskınla irkildi.
Nehir, yüzünde kibirli ve zehir dolu bir gülümsemeyle odanın ortasına adımladı. Yanındaki iç mimara odanın büyüklüğünü göstererek yüksek sesle konuşmaya başladı:
"Bakın," dedi Nehir, Leyla’yı tamamen yok sayarak mimara yönelip, "bu oda Baran’la evlendiğimizde bizim ana yatak odamız olacak. O yüzden buradaki her şeyi, bu zevksiz ve ucuz eşyaların hepsini kökten değiştireceğiz."
Zühre Hanım kollarını göğsünde bağlamış, memnuniyetsiz bir ifadeyle etrafı süzüyordu. Nehir, sözlerine zehir katarak doğrudan Leyla’nın üzerine yürümeye başladı ve yüzüne karşı alayla gülümsedi:
"Anlayacağın Leyla cicim," dedi Nehir, sesindeki o yapmacık tatlılıkla, "Baran’ın karısı olmam uzun sürmeyecek. Bu konak, bu oda... Her şey benim zevkime göre yeniden inşa edilecek. Senin o arkanda bırakıp gittiğin ya da buraya getirdiğin o pis eşyaların, taslakların hepsi çöpe atılacak. Yeni hayatında bu odada sana yer yok, anlıyor musun?"
Leyla, günlerdir sustuğu o dilsiz duvarı sonunda yıktı. Gözlerindeki o donukluk yerini keskin bir öfkeye bırakırken, yavaşça ayağa kalktı ve Nehir’in tam karşısına dikildi:
"Bu odadan da, bu konaktan da hiçbir yere gitmiyorum," dedi Leyla, sesi titrese de kararlı bir şekilde çıkarak. "Senin o hayalini kurduğun oda ancak ben bu evden ölü çıkarsam senin olur. Kendini bu konağın hanımı sanmaktan vazgeç, çünkü sen sadece burada gezinmeye çalışan zavallı bir gölgesin!"
Nehir yediği bu sert azarla küplere bindi; öfkeden gözü dönerek ellerini Leyla’nın omuzlarına koydı ve onu var gücüyle geriye doğru itti. Leyla’nın daha yeni iyileşmeye başlayan omzundaki taze kurşun yarası, sert bir şekilde duvara çarptığında yeniden açıldı. Genç kızın beyaz elbisesi aniden koyu bir kan lekesiyle boyandı; Leyla acıyla inleyerek dizlerinin üstüne yığıldı.
Zühre Hanım olanları soğukkanlılıkla izlerken, odanın kapısında alevler içinde bir ses yükseldi.
Koridorun başında duran korumalardan biri durumu hemen Baran Asaf’a haber vermişti. Baran, şirketten nasıl geldiğini bilmediği bir öfkeyle odaya dalmıştı. Yerde kanlar içinde yatan Leyla’yı ve başlarında duran Nehir’i gördüğünde, dünyası karardı.
"Ne oluyor burada?!" diye gürledi Baran, konağın camlarını titreten sesiyle.
Nehir bir an paniğe kapılarak sesini yumuşatmaya çalıştı, "Baran, sevgilim, yanlış anladın, o sadece—"
"Kes sesini!" diye kükredi Baran. Adımları öylesine korkutucuydu ki Nehir gerisin geriye bir adım attı. Baran, korumalara dönerek emir yağdırdı: "Atın bu kadını bu evden! Bir daha bu konağın eşiğine adım attığını görürsem, dünyayı başınıza yıkarım! Defolun!"
Zühre Hanım araya girmeye yeltendiyse de Baran’ın o kan bürümüş gözlerindeki öfke karşısında o da sustu. Nehir kollarını tutan korumalarca sürüklenerek odadan dışarı atıldı.
Baran hemen diz çöküp Leyla’yı dikkatle kollarının arasına aldı. Kanayan omzunu gördüğünde içindeki öfke katlanarak büyüdü. Leyla, bitkin bir halde başını Baran’ın göğsüne yaslarken soluk soluğa fısıldadı:
"Buradan... beni buradan götür..."
Baran, Leyla’yı kucakladığı gibi ayağa kalktı. Zühre Hanım’ın şaşkın bakışları altında koridorları geçip dışarıdaki arabaya ulaştı. Mardin’in o taş duvarları arasında daha fazla nefes alamayacağını, bu konağın onu öldüreceğini çok iyi biliyordu. Arabayı çalıştırdığı gibi havaalanına sürdü.
Hiç vakit kaybetmeden Leyla'yı İstanbul’a götürdü. Mardin’in o boğucu kabusundan, kanlı sözleşmeden ve konağın zehirli duvarlarından uzakta, İstanbul’da şehre hakim sakin bir ev tutarak Leyla'yı koruma altına aldı. Yaraları sarılırken ve sessizliği yavaş yavaş çözülürken, Baran geride bıraktığı o konağa ve bu savaşa karşı yeminini etmişti; Leyla’ya zarar veren kim varsa bunun bedelini ödeyecekti.