İçeriğe geç

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 13 · 2 dk okuma

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 13

13. BÖLÜM: SESSİZLİĞİN AĞIRLIĞI

Mardin hastanesinin beyaz, steril koridorları o gece Karahanlı konağından bile daha karanlık ve boğucusundu. Ameliyathanenin kapısı sonunda açıldığında, doktorun yüzündeki yorgun ifade Baran Asaf’ın kalbine saplanan bir hançerden farksızdı. Kurşun omzundan girmiş, kıl payı hayati organları sıyırarak çıkarılmıştı; fiziksel olarak hayattaydı, bedeni kurtulmuştu.

Ancak konaktan hastaneye, hastaneden tekrar o taş duvarların arasına döndüklerinde asıl yaranın içeride değil, Leyla’nın ruhunda açıldığı anlaşıldı.

Geçen günlerin ardından Leyla, odasının pencere kenarındaki o sert mermer pervazdan başka hiçbir yere adım atmaz olmuştu. Madrid’in o rengarenk sokakları, çizim masaları, içindeki o coşkulu ve asi mimar sanki bu dünyadan tamamen silinip gitmişti. Gözlerindeki o ateş sönmüş, yerine hiçbir şeyin yansımadığı donuk bir boşluk yerleşmişti. Zühre Hanım’ın zehirli sözleri, Nehir’in o kibirli bakışları ya da konağın gürültüsü artık ona ulaşmıyordu. Leyla susmuştu; öyle derin, o kadar mutlak bir sessizliğe gömülmüştü ki, odaya girenler onun nefes aldığını bile zor fark ediyordu. Kimseyle konuşmuyor, uzatılan yemeklere ellerini bile sürmüyor, sadece saatlerce dışarıdaki boşluğa bakıyordu. İçindeki tüm yaşama hevesi o kurşunla birlikte akıp gitmişti; artık ne bir öfkesi kalmıştı ne de direnecek gücü. Sadece var olmaya çalışıyor, adeta her geçen gün biraz daha yok oluyordu.

Baran Asaf, her gece o odanın kapısının önüne geliyor, elindeki yemek tepsisini bırakıp içeri giriyor ama Leyla’nın o duvara diktiği boş bakışlarıyla karşılaşmaktan başka bir şey bulamıyordu. O, kadının kendisine meydan okumasını, bağırmasını, hatta eşyaları kırmasını özlemişti. Ama bu sessizlik... Bu sessizlik Baran’ın dünyasını darmadağın ediyordu.

Bir gece yarısı, odadaki ağır sessizliği bozan tek şey uzaktan gelen rüzgarın sesiydi. Baran Asaf yavaşça içeri girdi, Leyla’nın pencere kenarındaki zayıflamış bedenine doğru birkaç adım attı. Yere diz çöktü, ellerini Leyla’nın soğuk parmaklarına doğru uzattı ama dokunmaya cesaret edemedi. Sesindeki o demirden ton, ilk defa bu kadar kırılgan ve acı dolu çıkıyordu:

"Böyle yapma, Leyla," diye fısıldadı Baran, gözlerini genç kızın tepkisiz yüzünden ayırmadan. "Bana kız, bağır, eskisi gibi inat et... Ama böyle susma. O kurşun seni değil, sanki içindeki o yaşayan kadını öldürdü. Ne olur bana bak... Cehennemi yaşat bana ama böyle sessiz kalma."

Leyla, Baran’ın sesini duyduğunda bile başını çevirmedi. Göz bebekleri kıpırdamadı bile. Sanki o beden bu odadaydı ama ruhu binlerce kilometre uzakta, o hiç var olamadığı özgürlüğün gökyüzünde kaybolmuştu. Yaşamak istemiyordu; bu taş zindanda, bu kanlı sözleşmenin ortasında nefes almak ona ağır bir eziyetten başka bir şey vermiyordu. Baran Asaf, karşısındaki kadının her geçen gün ellerinin arasından kayıp gittiğini anladığında, asıl cehennemin şimdi başladığını çok acı bir şekilde fark etmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.