Bölüm 4
Sydelle Nyla
Ders: Hançer, kılıç, bıçak kullanımı ve dövüş eğitimi
Öğretmen: Maverick Killian
“Başınız dik olsun. Kılıcınız önünüzde omuzlarınız dik. Kılıcı kullanırken gücünüzü omuzlardan alacaksınız.” Dövüş arkadaşım Estelle’di.
Benim aksime sanki bunları her gün yapıyormuş gibi rahattı. Saçlarını toplamamıştı, gözleri bıkkınlıkla bakıyordu. Kılıcımı daha sıkı kavradım.
“Şimdi herkes karşısındakiyle ufak bir saldırı denemesi yapsın.”
İlk hamle Estelle’den geldi. Kılıcı omzuma doğru yaklaştırdığında kendi kılıcımla saldırıyı savuşturdum. Ardından saldırma sırası bendeydi. Hamlem bacağına doğruydu. Ustalıkla savurdu ve geri çekildi.
“Sydelle yanıma gel.” İsmimi duymamla arkamı döndüm. Bay Killian eliyle bana gelmemi işaret etti. “Estelle sen de dinlenebilirsin?”
Yanına vardığımda masaya oturdu ve eliyle karşısındaki deri koltuğu işaret etti. “Bir hatam mı oldu efendim?”
Gülümsedi. “Hayır aksine çok iyisin. Daha önce hiç eğitim aldın mı?” Estelle benden daha iyiydi. Neden sadece beni çağırmıştı bu cevabını öğrenemeyeceğim bir soruydu.
“Özel bir eğitim almadım ancak on üç yaşımdan beridir her gün kendi kendime çalışıyorum.”
“Kendine bu konuda güveniyor musun Sydelle?”
“Ben her konuda kendime güvenirim efendim.” Eliyle birine bir işaret yaptı. Arkamı döndüğümde işaretleri Dylan’a yaptığını fark ettim. Kısa sürede Dylan iki insan hacmindeki vücuduyla yanımıza geldi.
“Kılıcınızı çekin ve pozisyon alın. Sydelle, karşındaki Dylan. Benim en iyi öğrencim. Kendine güveniyorsan ölmeyi göze alarak bu rekabeti kabul edersin.” Kılıcımı çekip pozisyon aldığımda cevabım belliydi.
Dylan’ın yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. Aynısı büyük ihtimalle bendede vardı. Henüz bir komut gelmeden sol koluma doğru bir hamle yaklaştı. Kenara çekildim ve omzuna doğru savurdum kılıcımı. Omzunu geri çekti ve kılıcıyla hamlemi engelledi.
Uzun bir süre kılıçlarımız birbirine değdi. Hatta bir ara sınıftaki sesler bile kesildi. “Sydelle, şimdi indir o kılıcı yoksa yeni hedefim sen olursun. Bilmen gereken şimdiye kadar hedefim olan kimse yaşamıyor.”
“Asıl sen indir o kılıcı Dylan. Ben buralara senin gibi baba parasıyla değil alın teriyle geldim.”
“Dedi eski kraliçe.” Kanım dondu. Kılıcım elimden düştüğünde Dylan’da alaycı bir sırıtış vardı. “Doğru kararı verdin majesteleri.” Kılıcı kınına soktu ve arkasını dönüp sınıftan ayrıldı.
“Sydelle neden bir anda pes ettin.” Dedi Bay Killian yanıma gelerek.
Sadece bir gün tahtta kalmıştım ve bunu saray ahalisi hariç kimse bilmiyordu… Bu öğrenilmemeliydi. Buraya geliş amacım bilinmemeliydi.
“Yoruldum sanırım efendim.” Cevap vermesine izin vermeden hızlı adımlarla yanından ayrıldım. Nefes almaya ihtiyaç duyduğumdan bahçeye çıktım.
Estelle banklardan birinde oturmuş elindeki kılıcını inceliyordu. Yanına oturdum. “İyi misin Elle?”
Yanında olduğumu yeni fark etmiş gibi korkuyla zıpladı. “Oh, üzgünüm Syd. Seni görmedim.” Elindeki kılıca tekrar gözleri kaydı. “Ve pek iyi olduğum söylenemez.”
Bir elimi omzuna koydum ve anne yüreğiyle sıvazladım. “Bana anlatabilirsin.” Başını omzuma yasladı ve konuşmaya başladı.
“Şimdiye kadar hikayemi kimseye anlatamadım Sydelle. Ancak sen bana güvenilir hissettiriyorsun.” Merakla dinlemeye başladım. “Ben üç yaşındayken ebeveynlerim beni buraya vermişler. Şimdi kafan karışabilir. Burası sandığın gibi öğrencilerini genellikle dışarıdan seçmiyor.” Derin bir nefes aldı ve cebinden bir fotoğraf çıkardı. Bir kadın kucağında bir bebekle kameraya gülümsüyordu. “Beş yaş altı çocukları toplayıp kendileri yetiştiriyorlar.” Ne?
Gözlerinden yaşlar akmaya başladığında ona kocaman sarıldım. “Estelle…”
“Annem beni daha reşit bile değilken doğurmuş. Babamı sorarsan, onu hiç tanımadım. Tabii hem tek kişi hemde reşit olmayan bir kadın, bir bebeğe bakamazdı.” Elinin tersiyle gözlerinden akan yaşları sildi. “Ben daha dört yaşındayken beni buraya bırakmış. Hem anneme yüklü miktarda para vermişler hem de annemi beni güzel yetiştireceklerine inandırmışlar.”
“Elle bu… canice.” Acıyla gülümsedi. İlk kez yeşil gözlerinin arkasındaki kederi gördüm. O gözlerde ölüm vardı. Şimdi baktığımda yeşil gözlerini çimlere değilde zehirlere benzetiyordum.
“Ben daha dört yaşımdaydım elime bir hançer verdiler. Öldüreceksin dediler, bir insanı gösterip. Kan benim tenime ben dört yaşındayken işlendi.”
Acımasız insanlar, çocukken merhamet görmeyenlerdir. Estelle ileride çok iyi bir katil olabilir, bir insanı öldürürken sanki hobisiyle uğraşıyormuş gibi davranabilirdi. Onun aksine ben en azından belli bir yaşa kadar kimi zaman annemin kolları tarafından sarılmış, babamı elleri tarafından sevilmiştim.
Bugün ikisinin ölüm yıldönümüydü. Canice öldürülüşlerinin yıl dönümü. En azından öldükleri günü bildiğim bir aileye sahiptim bir zamanlar.
“Birlikte yakalım mı?” Dedim Estelle. Anlamaz gözlerle baktı bana. “Diyarı birlikte yakalım mı?”
Gözlerindeki yaşları sildi ve gülümsedi. “Seninle her şeye varım.”
Buraya gelirken kendime kimseye bağlanmayacağıma dir bir yemin etmiştim ancak şimdi yeminler umrumda değildi.
Estelle güvenilir biriydi.
Ve ben güvenilir insanlara karşı asla yamuk yapmazdım. Bu saatten sonra bir yoldaşım vardı.
★★★
İrene Nyla
Omuzlarımı dikleştirdim ve çenemi havaya kaldırdım. Büyük salona girdiğimde kraliyet kanının neredeyse tüm üyeleri yemek masasındaydı.
Dayım, benim geleceğimi beklemiyormuş gibi bakıyordu. Ona inat daha da sinir bozucu gözlerimi salonda gezdirdim. Sonunda gözlerim Avelyn’i bulunca yanına oturdum. “N’aber canım kuzenim? Beni boğazlayıp az kalsın öldürmenin üzerinden üç gün geçti. İyi misin merak ettim.” Herkesin gözleri Avelyn’e döndü.
Büyükannem bana gurur duyarak bakıyordu. Önüme döndüm ve amcama diktim gözlerimi. “Amcacığım sen nasılsın? Ablam gitti ya rahatlamışsındır biraz. E tabii annemler öldüğünden beri kızı öldürmek için kırk takla atıyorsun ya yengemle ondan dedim, yanlış anlama.” Amcam içtiği suyla birlikte öksürmeye başladığından ortam iyice kaynadı.
Kimse benden böyle sert çıkışlar beklemiyordu. Yıllardır susmuştum ancak artık konuşacaktım. Sandalyemden kalktım ve bardağıma kaşığımla üç kez vurdum.
“Biricik kraliyet kanı ailesi. Bugün hiç biriniz hatırlamasada anne ve babamın ölüm yıldönümü. Bu özel günün hatrına size sekiz yıl önce bugün yaşanan bir olayı anlatacağım.” Herkes pür dikkat beni izliyordu. Gülümsedim ve devam ettim. “Annem ve babamın ölümünden sonra taht aslında sevgili amcama değil, ablama geçti. Ancak amcam, onun henüz küçük olmasından yararlanıp ablama ait tahta el koydu. Sadece bilmenizi istedim. Tanrı korusun bir gün sizede el koyabilir, tetikte olun yani.”
Ölümcül bakışlar amcamdaydı. Gülümsedi ve sandalyemi yere düşürüp ayağa kalktım.
“Ben doydum size afiyet olsun.”
Dilimde ablamın bana geceleri söylediği ninniyle yukarı doğru çıkmaya başladım.
“Minik kelebeğim, küçük çiçeğim
Annen olmasa bile ben seni severim
Unutma ki
Abla annenin yarısı
Anne babanın yarısı
Ben sana ikiside olurum, sen yeterki dik tut başını
Ve sev kendini
Bütün kalbinle…”
Odama geldiğimde kapıyı kilitledim ve masanın üstündeki açık kitabı elime aldım.
Tanrı’nın Üç Kızı
Evet, öğrenecektim. O büyüler şimdi nerede öğrenecektim. Ve hepsini toplayarak bu boktan evrenin sonunu getirecektim. Bana yaşatılan her şeyin bedelini ödetecektim.
Sadece güçlenmem bilgilenmem lazımdı. Birazcık zamana ihtiyacım vardı bu yüzden. Yanacağım her gün için sustuğum bir gün.
Amcam ve yengem bu güçleri kimde olduklarını büyük ihtimalle biliyorlar. Ve güçlerden ikisine sahip olabilecek üç kişi var;
Ablam
Avelyn
Ve ben
