İçeriğe geç

Kanlı Prenses 1- Saray Hançeri

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Kanlı Prenses 1- Saray Hançeri

Bölüm 3

Aeternus, Gladius ve Andromeda

Bölüm 3

Sydelle Nyla

Ders: Zehirler, büyüler ve iksirler

Öğretmen: Visha Estrid

Bayan Estrid elindeki kuru otu havaya kaldırdı. “Bu otun adı Lavinia. Ölümün çiçeği olarakta biliniyor. Bugün kolay iksirlerden başlayacağız ve Lavinia ile kısa süreli baygınlık iksiri yapacağız.”

Önümdeki kazana baktım, ardından da elimdeki ota. Hiç de zehirli bir bitki gibi durmuyordu oysaki. Bayan Estrid konuşmasına devam etti. “Şimdi önünüzdeki otları kazana atın ve üzerine biraz su dökün. Ardından size verilen kaşıklarla uzun uzun karıştırın. İksir bittiğinde hepiniz kendi iksirinden bir kaşık alarak test edeceksiniz.”

Komutlarına uyarak dediklerini yaptım. Kazandaki suyun rengi yavaş yavaş mor rengine dönüşmeye başladı. El kaldırdım. “Bayan Estrid, sanırım başardım.” Herkesin gözleri bana döndüğünde Bayan Estrid bile şaşırmışa benziyordu. Yanıma geldi ve kazanıma baktı.

“Kokusu ve rengi olmuş. Şimdi bir yudum iç ve işe yarayıp yaramadığına bak.” Gergince kaşığı tuttum ve mor sıvıdan bir parçayı ağzıma aldım. Tadı böğürtlen gibiydi.

★★★

Sanki yıllardır su içmiyormuşum gibi çatlamıştı boğazım. Kuru kuru öksürdüm ve ışıktan sızlayan gözlerimi açmaya çalıştım.

Laboratuvar bomboştu. Yavaşça ayağa kalktım ve çıkışa doğru yürüdüm. Labaratuvardan çıktığımda koridor her biri ayrı alemdeki insanlarla doluydu. Estelle kalabalığın arasından sıyrılıp yanıma geldi.

Onunla dün akşam tanışmıştık. Sarı saçları ve mavi gözleri bana İrene’i anımsatıyordu.

“Senin iksir işe yaradı. Yaklaşık yarım saattir uyuyorsun.” İlk denemede başarmak beni gururlandırmamıştı. Zaten buna benzer iksirleri daha önce pek çok kez yapmıştım.

Estelle’e gülümsedim ve odama doğru ilerlemeye başladım. Odamın olduğu koridora geldiğimde zorba erkek grubu oradaki kaloriferin etrafına tünemişti.

İsminin Dylan olduğunu öğrendiğim çocuk grubun lideri gibiydi. Şimdi baktığımda daha iyi anlıyordum.

Dylan, Bay Killian’ın öğrencisiydi. Yani okula torpille girmiş öğrenci modeliydi.

Odama gitmek için önlerinden geçmem gerektiğinden ofladım. Tam geçecektim ki Dylan bana çelme takmaya çalıştı.

Cevabım çevikti. Tam bilek kısmına sert bir tekme yapıştırdım. “Tanrı aşkına!” Diye inleyerek bileğine eğildi. Sırıtarak yürümeye devam edecektim ki çocuklardan biri kolumu tuttu.

“Hey! Sen kendini ne zannediyorsun?” Hızla arkamı döndüm ve beni tutan kolunu ters yönde büktüm. “Ben Sydelle Nyla’yım. Zannetmiyorum öyleyim.” Çocuk bağırarak kolunu benden kurtarmaya çalışıyordu.

Onu bıraktığımda erkeklerden biri pozisyon aldı. “Benimle dövüşmek istemezsin aslan parçası. Senin için pek iyi şeyler olmaz emin ol.” Yüzündeki cesaretin kırılmasını izledim. Geri adım atmaması ise beni eğlendirdi. “Sen bilirsin?”

İlk hamleyi o yaptı. Sağ bel boşluğuma doğru bir tekme savurdu. Profesyonelce kenara sıyrıldım ve bacak arasına sert bir tekme geçirdim.

Acıyla bağırdı ve yere çömeldi. “Başka var mı gelmek isteyen?” Dylan bana doğru yaklaştı ve beni arkamızdaki duvara doğru ittirdi.

“Fazla havalanma Nyla. Küçücük bir serçesin, kartala saldırman aptallık olur.” Yüzüne tükürdüm.

“Senin deyiminle aptal olduğumu belirtmek isterim.” Açıkça meydan okumuştum ve bu onu sinir etmişti.

İşaret parmağımla onu geri doğru ittirdim ve odama girdim. Bugün yeterince öküze adamlık dersi vermiştim. Keşke saraydayken Avelyn’i de dövseydim.

Duvara monteli dolapların birinden kısa bir parşömen çıkardım ve tüyümü mürekkebe batırdım.

Sevgili İrene

Ayrılalı henüz iki gün oluyor ancak ben seni çok özledim. Yine de her an yanımdasın. Oda arkadaşım Estelle sana çok benziyor. Bir gün sizi tanıştırmayı çok isterim.

Duydum ki büyükannem ve büyükbabam dün akşam saatlerinde saraya gelmişler. Onları benim için öper misin? Lütfen ıslak ıslak öp:)

Avelyn ben yokum diye sana bulaşıyor mu? Lütfen öyle bir şey olursa korkma ve onu yol. Kılıcını burnundan sokup kıçından çıkar.

Her neyse. Boş lafa gerek yok. Umarım bu mektup sana kısa sürede ulaşır. Sevgilerimle…

Yukarıdan bir zarf aldım ve parşömeni dikkatle katlayıp kağıda koydum. Akşam derse giderken postacıya vermeyi düşünerek kenara bıraktım.

Estelle odaya geldiğinde sessizce yatağına oturdu. Sonra uzun uzun hala masada oturan ve boşluğu seyreden beni inceledi.

“Sydelle,” dediğinde ona döndüm. “Sen tam olarak kimsin?”

“Ölümüm ama aynı zamanda ben olmadan kimse yaşayamaz. Yaşamım ama dünyanın sonu olmak istiyorum.” Estelle uzun uzun bana baktı. “Sen kimsin?” Dedim.

“Hem ölüm hem yaşam olan kıza hayran biriyim.” Dediğinde istemsizce kaşlarım çatıldı. “Bu lanet düzene meydan okumak isteyen biriyim. Ve gözlerinden çok iyi anlıyorum ki sende benim istediğimi istiyorsun. Senin kadar cesur değilim Syd ama sana yemin olsun eğer dünyayı ateşe verirsen arkandan körük atarım.” Gülümsedim. Ne yaşadığını bilmiyordum ve soramadım ancak onunda benim gibi intikam almak istediği birileri olduğunu biliyordum.

Annem ve babamın faytonlarının uçurumdan düştüğü gün o faytonu Bay Harrington kullanıyordu. Kendisi yıllar boyu ailemize hizmet etmiş ve eğitimli bir adamdı. Onun kullandığı fayton kolay kolay düşmezdi.

Ayrıca Andromeda Akademisi’ne giden hiç bir yolda uçurum yoktu.

★★★

İrene Nyla

Ölümle yaşam arasında çok ince bir çizgi vardır. Araf. Bende arafta kalmıştım. Bedenim yaşıyordu ancak ruhum bir ölüden farksızdı. Henüz reşit bile değildim, çok küçüktüm ancak hayat beni erken olgunlaşmak zorunda bırakmıştı.

Ablam için en azından hayat on üç yaşına kadar toz pembeydi. Benim içinse hayat beş yaşımdan beridir siyah. Ok iki yaşındayım, bir dahaki yıl ablamın ruhunun öldüğü yaşıma basacağım.

Doğrusu korkuyorum. Ablama dönüşmekten çok korkuyorum. Onun hayatında sadece kılıçlar, hançerler ve kan var. Onun ruhu ölsede bedeni bir intikam uğruna yanıp tutuşuyor.

Hatırlıyorum, annemle babamı kaybettikten bir buçuk yıl kadar sonra ablam eline aldığı bir makasla saçlarını kulağının biraz altından kemişti.

“Kılıç kullanırken işimi zorlaştıyorlar. Ayrıca bir zamanlar o saçlara annemin eli değmişti. Elinin değdiği saçlara kan bulaştırmak zoruma gidiyor.” Demişti.

Ablama göre hayatta üç mevki vardı. Güçlüler, güçsüzler ve güçlülerin gölgesinde yaşayanlar. Kesin bir şey vardı ki ablam güçlüler grubundaydı. Bana ise hep güçlünün gölgesinde yaşayan biri olmamamı söylemişti.

Ablam hep onun gölgesinde yaşamamdan korktu.

Benim onun gölgesinden çıkmaktan korkmam gibi.

Sarayın merdivenlerinden yavaşça indim. Bir zamanlar bu merdivenleri babamın elini tutarak inerdim. Şimdi ise yalnızdım. Bahçeye vardığımda uzun uzun gökyüzünü inceledim. Süs havuzunun mermerine oturdum.

“Gregory, o kız eninde sonunda öğrenecek!” Diye bağıran yengem dikkatimi çekti. Süs havuzunun biraz ilerisindeki kamelyada oturuyorlardı.

Onları dinlemem gerektiğini hissettim.

Kim neyi öğrenecekti?

Amcam karısına sert gözlerle baktı. “Öğrensede hiç bir şey yapamaz Lena.” Ayağa kalktı ve kamelyada tur atmaya başladı. “O sadece bir şeyler başarabileceğini sanan bir aptal!”

Yengemde ayağa kalktı. “Hayır Gregory. O kızın kim olduğunun farkındasın. İkisininde kim olduğunun farkındasın. Seni geç, diyarı bile yok edebilirler.”

Devamını dinlemek istemiyordum. Hayır, hayır, hayır! Bir şeyler karıştırıyorlar ve ben bunu öğrenmek istemiyorum.

Varlığımı fark ettirmeden saraya girdim. Kimdi bu diyarı yok edebilecek kızlar? Güçleri ne işe yarıyordu. Annemin bir zamanlar bana bahsettiği hikayeyi hatırladım.

Bir zamanlar diyarın en güçlü üç imparatorluğunda üç bebek doğmuş İrene. Üçüde kendilerinde olmaması gereken özelliklere sahipmiş. Biri insanları, biri bitkileri, biri canlıları yönetmek için kutsanmışlar. Ve kendilerine tanrı tarafından güçler bahşedilmiş. Üç kız bebeği aileleri tarafından her daim güçlerini köreltmeleri yönünde yetiştirilmiş. Ve sonunda güçlerin yok olduğu, diyarın eski düzene geçtiği sanılmış.

Ancak öyle olmamış. Güçler yok olmamışlar sadece saklanmışlar.

Bebeklerden biri büyüdü ve Aeternus’un başına geçti.

Bir diğeri büyüdü ve Gladius’un başına geçti.

Ve sonuncusu ise büyüyemedi. Daha küçük yaşta güçleri yeniden belli olmaya başladığı için ailesi tarafından yakıldı. Ancak güç diyarı terk etmek yerine onun erkek kardeşine geçti. Ve erkek kardeş Andromeda’nın başına geçti.

Sonra güçler sahipleri tanrıya kavuştukça onların soyundakilere geçti. Hiç bir zaman yok olmadı. O güçler hala burada, aramızda İrene.

Annem bana bunu bir masal niyetine anlatmamıştı. O güçler hala ayaktaydı. Sahipleri vardı. Ve üç imparatorluktaydı.

Ama… Bu imkansızdı. Çünkü Aeternus'un prensesi ile Andromeda’nın prensi bir evlilik gerçekleştirmiş ve imparatorluklarını birleştirmişlerdi.

Annem ve babam bir evlilikle iki imparatorluğu kardeş ilan etmişti. Bu durumda güçlerden biri ablam ya da bende, bir diğeri Avelyn’de miydi?

Hayır, Avelyn gibi bir aptala tanrı asla

güç bahşetmezdi. Lanet olsun, bu boktan dünyada neler dönüyordu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.