İçeriğe geç

Kanlı Pençe

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Kanlı Pençe

Bölüm 3

Kontrolsüz Dolunay

Dolunay tam tepedeyken malikânenin çatısındaki çelik kubbe yavaşça açıldı. Ay ışığı bodruma bıçak gibi, soğuk ve acımasız bir bıçak gibi düştü. Işık Ece’nin yüzüne vurduğunda göz bebekleri bir anda küçüldü, sonra tekrar büyüdü. Gümüş oldu.Üç gündür bu odaya kapalıydı. Üç gündür uyumamıştı, yemek yememişti, neredeyse su bile içmemişti. Çünkü uyursa uyanacağını biliyordu. İçindeki şey uyanacaktı. Ve o şey artık sadece aç değildi. Öfkeliydi. Çok öfkeliydi.Kaan karşısında duruyordu. Siyah atlet, kolları dövmeli, göğsünde hâlâ ilk gece Ece’nin attığı derin yara izi kabuk bağlamıştı. Elinde gümüş bir zincir tutuyordu, kalın, ağır, kurtları bile durdurabilecek türden. “Son şansın, Ece,” dedi sesi bodrumun taş duvarlarında yankılanarak. “Zincire vurulmak istiyorsan vurul. Ama biliyorsun, normal zincirler seni durduramaz. Bu gümüş. Acıtır, ama durdurur.” Ece başını kaldırdı. Göz altları mosmor, dudakları çatlamış, saçları terden yapış yapıştı. Ama gözlerinde hâlâ o ateş yanıyordu. Babasına ihanet edenlere, annesini ağlatanlara, hayatını çalanlara duyduğu ateş. “Zincire ihtiyacım yok,” dedi dişlerini öyle bir sıktı ki ağzından ince bir kan sızdı. “Ben kendi kendimi durdururum.” Kaan bir an sustu. Sonra zinciri yavaşça yere bıraktı. Metal zemine çarparken çıkan ses, bodrumda uzun uzun yankılandı. “İyi,” dedi Kaan. “O zaman başlayalım.” Kapıyı kilitledi. Üç ayrı sürgü attı. Işıkları tek tek kapattı. En son anahtarlığı cebine koydu ve Ece’ye döndü. Sadece ay ışığı kaldı. Beyaz. Soğuk. Acımasız.İlk titreme omurgasından başladı. Sanki biri sırtındaki kemikleri tek tek, yavaş yavaş kırıyordu. Ece dişlerini sıktı, ellerini yumruk yaptı. Tırnakları avuç içini kesti. Kan damladı. Kaan bir adım bile yaklaşmadı. Sadece izledi. “Acıya teslim olma,” dedi soğuk bir sesle. “Acı senin kölen olacak. Sen onun kölesi değil.” Ece başını duvara vurdu. Bir. İki. Üç. Taş duvar çatırdadı. “Sus lan!” diye bağırdı. Sesi artık insan sesi değildi. Kısık, boğuk, hayvan gibi. Kemikleri çatırdamaya başladı. Omuzları genişledi, kolları uzadı, parmakları gerildi. Tırnakları uzadı, siyahlaştı, keskinleşti. Siyah pençeler. Çığlık attı. Bir daha. Bir daha. Ses bodrumun tavanında yankılandı, cam kubbe titredi.Dizlerinin üstüne çöktü. Alnı ter ve kan karışımıyla sırılsıklamdı. “Dayan,” dedi Kaan. Sesi bu kez biraz daha yumuşaktı. “İlk dönüşüm en kötüsüdür. Sonra kolaylaşır.” Ece başını kaldırdı. Gözleri artık tamamen gümüş. “Kolaylaşsın istemiyorum,” dedi hırlayarak. “Ben bunu istiyorum.” Ve sonra sessizlik.Ortada dev bir siyah kurt duruyordu. Boyu neredeyse üç metre. Postu gece kadar simsiyah, ama gözleri… Gözleri saf gümüş. Ay ışığında parlayan, soğuk, keskin, ölümcül.Kaan da dönüştü. Bir saniye içinde altın postlu dev bir alfa kurda dönüştü. Daha büyük, daha ağır, daha tecrübeli. Ama Ece ona baktığında gözlerinde korku yoktu. Sadece meydan okuma vardı. Ve öfke.Ve saldırdı.İlk pençe Kaan’ın göğsünü yardı. Derin. Çok derin. Kan fışkırdı, altın postu kızıla boyadı. Kaan geri çekilmedi. Karşı saldırdı. Dişlerini Ece’nin sol omzuna geçirdi, ama öldürmek için değil, durdurmak için. Ece kükredi. Ses o kadar güçlüydü ki bodrumun duvarlarından biri çatırdadı, toz döküldü. İkisi bir oldu, yuvarlandılar. Beton zemin parçalandı. Demir kirişler büküldü. Ece üstün geldi. Pençesini Kaan’ın boğazına dayadı. Bir santim daha bastırsa, Kaan’ın hayatı bitecekti. Ama bastırmadı. Bir saniye. İki saniye. Gümüş gözleri altın gözlere kilitlendi. Sonra Ece geri çekildi. Bir adım. İki adım. Ve kükredi. Bu kez öfkeden değil, zaferden.Kaan yavaşça insan formuna döndü. Göğsünden kan akıyordu, nefesi kesik kesikti. Ama gülümsüyordu. “Gördün mü?” dedi zorlukla. “Kontrol sende.” Ece de insan formuna döndü. Çıplaktı, titriyordu, vücudu yara içindeydi. Dizlerinin üstüne çöktü. Ellerine baktı. Kan vardı. Kaan’ın kanı. “Ben… seni öldürebilirdim,” dedi fısıltıyla. “Evet,” dedi Kaan. “Ama öldürmedin.” Ece başını kaldırdı. Gözleri hâlâ gümüş parlıyordu. “Bir dahaki sefere öldürürüm,” dedi. Kaan güldü. Kanlı bir gülüş. “Söz mü?” Ece başını salladı. “Söz.”O gece bodrumdan çıkmadılar. Kaan yaralarını kendi kendine sardı. Ece köşede oturdu, dizlerini göğsüne çekti, sessizce izledi. Ay yavaş yavaş battı. Gümüş gözler tekrar kahverengiye döndü. Ama içindeki ateş sönmemişti. Artık daha büyüktü.Sabah olduğunda Kaan kapıyı açtı. “Artık hazırsın,” dedi. Ece ayağa kalktı. Yalpalamadı. Titremedi. Sadece yürüdü. Geçerken Kaan’ın omzuna hafifçe dokundu. “Teşekkürler,” dedi. Kaan şaşırdı. “Ne için?” “Beni öldürmediğin için.” Kaan gülümsedi. “Ben de teşekkür ederim,” dedi. “Senin beni öldürmediğin için.” O gün eğitim gerçekten başladı. Artık oyun değildi. Artık savaş vardı. Ve Ece, Gümüş Pençe’nin kızı, ilk kez gerçekten avcı olduğunu hissetti.

Bölüm sonu

1 yorum