İçeriğe geç

Kanlı Pençe

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Kanlı Pençe

Bölüm 4

Malikâne

Malikâne sabahın ilk ışığında bile karanlık görünüyordu. Boğaz’ın tepesinde, yüksek duvarlar, dikenli teller, her köşede silahlı kurtlar. Ece kapıdan içeri girerken ilk kez gerçekten hissetti: Burası bir ev değildi. Bir kale idi. Ve o artık bu kalenin içinde, düşmanının evindeydi.Kaan önden yürüyordu, göğsündeki yeni yaralar hâlâ kanıyordu ama yavaşlamıyordu. “Bugünden itibaren burası senin de evin,” dedi arkasına bakmadan. Ece hırladı. “Asla.” Kaan omuz silkti. “Görürüz.”Koridorlar uzun ve soğuktu. Duvarlarda eski fotoğraflar: Birinde genç bir Cihan Arslan, yanında iki küçük oğlan çocuğu. Biri gülüyordu, gözleri altın. Kaan. Diğeri ciddi, gözleri buz gibi. Demir. Ece durdu. “Sen… babamı tanıyordun,” dedi sessizce. Kaan başını salladı. “Babana ‘abi’ derdim. 15 yaşındaydım, o beni sürüye aldı. Demir ise… o hep kıskandı.” Daha fazla konuşmadı. Ama Ece anlamıştı: Kaan babasının gölgesinde büyümüştü. Demir ise o gölgeyi yok etmek istemişti.Odaya girdiler. Devasa bir salon. Ortada uzun bir masa, etrafında 12 sandalye. Duvarlarda silahlar, gümüş kılıçlar, kurt kafatasları. Masanın başında oturan adam ayağa kalktı. Kerem. Kaan’ın sağ kolu. “Hoş geldin, prenses,” dedi alaycı bir gülümsemeyle. Ece bir adım attı, Kerem’in boğazına pençesini dayadı. “Bir daha prenses dersen dilini koparırım.” Kerem yutkundu. Kaan güldü. “Bırak kızı, Kerem. O şimdilik misafir.”Eğitim sabah 5’te başladı. Koşu. Silah. Dövüş. Dönüşüm kontrolü. Ece her gün daha hızlı, daha sert, daha ölümcül oluyordu.Akşamları malikânenin kütüphanesinde yalnız kalıyordu. Bir gün eski bir defter buldu. İçinde Kaan’ın çocukluk yazıları. 12 yaşında yazılmış: “Babam bugün yine Demir’i övdü. Beni görmedi bile. Bir gün hepsini geçeceğim. Cihan abi gibi olacağım. Gümüş Pençe gibi.”Ece defteri kapattı. Kaan o gün kapıda duruyordu. “Okudun mu?” “Evet.” “Ne düşünüyorsun?” “Sen de yetim gibi büyümüşsün,” dedi Ece. Kaan bir an sustu. “Evet,” dedi sonra. “Ama benim yetimliğim seninkinden farklı. Sen babanı kaybettin. Ben babamı hiç bulamadım.”O geceden sonra aralarında tuhaf bir sessizlik başladı. Düşman değillerdi artık. Ama dost da değillerdi.Bir gece Ece rüyasında yine babasını gördü. Zincirli, karanlık bir bodrumda. “Ece… Kaan’a güvenme… ama ona sırtını da dönme…” Uyandığında ter içindeydi. Kapıda Kaan duruyordu. “Kâbus mu?” “Hayır,” dedi Ece. “Gerçek.”Ertesi gün ilk gerçek görev geldi. Demir’in Karaköy’deki küçük bir silah deposu. Kaan: “Sadece gözlemleyeceksin.” Ece: “Hayır. Önde olacağım.”Gece operasyonu. 12 kurt adam. Ece en önde. Depoya girdiklerinde 40 kişi vardı. Ece tek başına 28’ini indirdi. Kaan kalanını temizledi. Dönerken Kaan ilk kez Ece’ye saygıyla baktı. “Sen… babandan daha tehlikelisin.”Arabada sessizlik. Ece pencereden dışarı bakıyordu. Kaan sessizce konuştu: “12 yıl önce, baban kaybolduğunda… Ben oradaydım. Demir beni de yanına almıştı. Ama ben kaçtım. Kaçamasaydım, bugün senin yerinde ben olacaktım.”Ece başını çevirdi. “Ne demek istiyorsun?” “Demir seni değil, beni Gümüş Pençe yapmak istiyordu. Ama ben reddettim. Sen ise… doğuştan Gümüş Pençe’sin.”Ece bir şey demedi. Ama o gece malikânede ilk kez kendi odasında uyudu. Kapıyı kilitlemedi.Çünkü artık biliyordu: Kaan düşman değildi. Ama hâlâ intikam alacaktı. Sadece kimin üstünden alacağını henüz bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.