İçeriğe geç

Kanlı Ok.

Bölüm 2 · 14 dk okuma

Kanlı Ok.

Bölüm 2

2. Bölüm

Gözlerimi kapattığımda karanlık üzerime çöktü ama zihnim durmuyordu.

Rüyamda kapıdaki o itişme anını tekrar yaşıyordum ama bu sefer sonsuz bir döngü gibiydi. Kapının kolunu tutuyor ama açamıyordum, O öğretmen bize doğru geliyordu ama ne kadar zorlasamda gücüm yetmiyordu o dumanlı koridor, üzerimize gelen o belirsiz gölgeler... Nefes alamıyordum, boğazım düğümleniyordu. Ben tam o karanlığın içinde boğulurken, çok derinden, sanki kilometrelerce uzaktan bir ses fısıldadı:

"Arya... Arya, uyan."

Sıçrayarak gözlerimi açtım. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor, alnımdan soğuk terler boşalıyordu. Kabusun etkisinden tam çıkamamışken, başımı hızla yana çevirdiğimde donup kaldım.

Jo, yan sıradan doğrulmuş, elinde bir şişe suyla doğrudan bana bakıyordu. Gecenin karanlığında sadece pencereden sızan o zayıf ışık yüzünün bir kısmını aydınlatıyordu.

Bakışları her zamankinden farklıydı; o soğuk ifadesi gitmiş, yerini çözemediğim, derin bir sessizliğe bırakmıştı. Şişeyi bana doğru uzatırken tek kelime etmedi, sadece ben şişeyi elime aldığımda yüzüme bakıp "Ne gördün?" Dedi, yutkundum, boğazımdaki o kuru yumruyu güçlükle aşağı ittim.

Jo'nun bakışlarının karanlıkta bile üzerimde bir etkisi vardı. Ama korkumu biraz azaltmış gibiydi. Şişeyi sıkıca kavrayıp kısık bir sesle fısıldadım.

"Hiç... Sadece bugün olanları... Gördüm işte," dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. O an o kadar savunmasız hissetmiştim ki, gözlerimi kaçırmak istedim.

Jo ise bakışlarını üzerimden çekmedi. Dudaklarının kenarında o hafif, daha önce görmediğim bir gülümseme belirdi. Bakışlarındaki o sertlik tamamen kaybolmuş, yerini beklenmedik bir yumuşaklığa bırakmıştı.

"Üstün açık kalmış da ondan," dedi fısıltıyla, sanki bu kabusun tek sebebi oymuş gibi şaka yaparak beni o karanlık düşüncelerden çekip almaya çalışmıştı herhalde.

"Sorun değil, uyuyup dinlen."

Eğilip yere düşmüş olan okul ceketimi aldı ve üzerime yavaşça örttü ay ışığının sunduğu ince aydınlık yüzüne vuruyordu.

Ceketimin ağırlığı üzerime çöktüğünde, Jo'nun eli yanlışlıkla omzuma değdi ve o an zaman yavaşladı sanki. Normalde herkese karşı aşılmaz duvarları varmış gibi, her zaman mesafeli ve soğuk Jo, şimdi tam karşımdaydı, hatta biraz yakınımda.

Gözlerimi ondan kaçıramadım. Pencereden sızan o zayıf ay ışığı, yüzünün hatlarını keskinleştiriyordu. Alnına düşen birkaç tutam siyah saçını, normalde sert duran ama şu an sanki biraz yumuşamış gibi görünen çene hattını inceledim. Gözleri... O buz gibi bakan gözleri bu gece karanlık bir göl gibi durgundu. Bir an için bakışlarımız kenetlendi; o çözemediğim derin sessizliğin içinde kaybolur gibi oldum. Kalbim kabusun etkisiyle değil, bu ani yakınlığın ağırlığıyla çarpmaya başladı.

Hızla gözlerimi kaçırıp elimdeki su şişesini ağzıma götürdüm Hemen kapağını açıp büyük bir yudum aldım; suyun boğazımdan süzülen soğukluğu, rüyamdaki o dumanlı koridorun sıcaklığını silip süpürdü.

Jo, tepkimi izlerken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "Üstünü iyi ört yarın ne olacağı belli değil hasta olmasan iyi edersin," dedi fısıltıyla. Sesi hala o mesafeli tınısını koruyordu ama içinde tarif edemediğim bir güven hissettiriyordu.

Sırasına doğru ağır adımlarla yürürken duraksadı ve başını hafifçe yana çevirdi. Ay ışığı yüzünü son bir kez aydınlattı.

"Bir daha o tarafa dönersen seslen," dedi, ay ışığı yanaklarına bir ton daha aydınlık verirken dudağının küçük bir tebessümle kıvrıldığını net bir şekilde gördüm. "Korktuğun için değil... uykun bölündüğünde canın sıkılmasın diye." Ben ise boğazımı temizleyip kısık bir sesle "tamam..iyi geceler" diyebildim sadece.

Sırasına oturduğunda, üzerindeki sweatshirt'ün şapkasını kafasına geçirip bana tekrar sırtını döndü kafasını sıraya yaslandı. O kadar doğal ve her zamanki gibi görünüyordu ki, az önceki o yumuşak anın bir hayal olup olmadığını sorguladım.

Ceketimi üzerime tekrar örttüğü için hayal olamazdı ve bunu bilerek kendimi onaylamak adına kafa salladım arkama dönüp Riley ve Kate baktım ikiside birbirlerine sokulmuş uyuyorlardı üstleri kalın gözüktüğü için o sessizliğin içinde daha fazla durup delirmemek adına bende kafamı sıraya koyup cekete daha sıkı sarıldım. Jo'nun o soğuk duvarlarının arkasında, gecenin bu saatinde bir başkasının uykusunu düşünen bir kişi vardı. Gözlerimi tekrar kapattığımda, bu sefer karanlık beni boğmak için değil, o ceket gibi sarmalamak için gelmişti.

✧

Hava kararmış bahçedeki ışıklar cızırdayarak yanmaya başlamıştı Okulun o meşhur sarı koridorları, ikindi güneşinin hüzmeleriyle aydınlanıyordu. Zil çalmak üzereydi; öğrenciler kolidorlarda koşuşturuyor can havli ile ordan oraya kaçıyorlardı enfekte olmuş öğrenciler, yüzü bembeyaz, gözleri sonuna kadar açılmış bir halde dışarı fırlıyorlardı o korkunç vahşetin ortasında kalmış insanlara saldırıyorlardı. Boğazlarından çıkan o kesik, hırıltılı sesler, koridorda yankılanıyor üst katlara bir uğultu şeklinde gidiyordu.

Enfekteler delice etrafa saldırıp ısırmak için birilerini arıyorken heryeri devirmiş mahfetmişlerdi yangın tüplerini patlattıklarından heryer duman olmuş bir de üstüne sis bastırmıştı göz gözü görmüyor hale gelen bahçede bir köşede durup etini kaşıyarak parçalayan enfekteler varken bu acımasız durumdan dış dünyanın henüz haberi yoktu.

Okulun güvenlik görevlisi, Ayzek bahçede olduğu sırada kulübesine gitmediği için oda enfekte olmuş bir köşede hüzünlü gözlerle bakarak öylece duruyor kolunu sertçe kaşırken yarasına ve akan kanlara hiç bir tepki vermiyordu ama gözleri çok acıklı bakıyor kalbinin acıdığını ele veriyorlardı.

Yakasındaki cebinden bir vesikalık fotoğraf sarkıyordu fotoğrafta küçük bir kız en fazla 5 yaşlarındaydı saçları arkaya sarkıtılmış kameraya tatlı tatlı gülümsemişti muhtemelen kızına birdaha kavuşamayacak olması kalbinin bu acısına sebepti. Etrafta koşuşturan öğrencilerin arasında görünmez oldu. Yoğun sis heryeri kapladı cızırtıyla yanan bahçe ışıkları söndü ve tekrar yanmadı galiba gece Arya ve arkadaşlarını içine çekip enfektelerden koruduğu gibi onların kurtulmasına da hiç yardımcı olmayacaktı.

✧

Soğuk ve korkunç gecenin ardından sonunda sabah olmuş o birkaç saat süren sessizlik yerini boğuk bir gürültüye bırakmıştı sınıfın içindeki konuşmalar ve bağırışlarla bilincim yavaş yavaş yerine geliyordu.

Kirpiklerime vuran güneş yüzümü yakarken yavaşça kıpırdandım ve gözlerimi açtım etrafa baktığımda herkes pencerenin önünde dikiliyordu ne olduğunu anlamadığım için aval aval baktım kafamı hafif Jo ya döndürdüğüm de onun da yan sıramda yavaşça doğruluğunu gördüm. Esnerken arkama döndüm Kate ve Riley'e baktım hala uyuduklarını görünce bir nefes verdim iyi olduklarını görmek içimi rahatlatmıştı tekrar önüme dönüp ayağa kalktım.

"Çocuklar..ne yapıyorsunuz?" sorumla bana döndüler Chase bana baktı "Arya! Aşağıda..aşağıda onlardan var bizi gördü! " Chase baktım ve yanlarına geldim Lily önümden çekilip arka tarafa doğru geçti ağlamak üzereymiş gibi duruyor pencereye yaklaşmak istemiyordu sanırım fazlasıyla korkmuştu. Chase döndüm aşağıya kafamı eğip baktığım sırada fazlasıyla korkunç o şeyi gördüğümde yüreğim ağzıma gelecek gibi oldu elimi göğsüme koyup mırıldandım "buraya nasıl tırmanmış..?" Chase "bilmiyorum.." diyince o şeyi izlemeye gizlice devam ettim tırnakları yağmur borusuna sıkıca kenetlenmiş etrafa bakarak tıslıyor kafasını-büyük ihtimalle kaşıntıdan dolayı-boruya sürtüyordu heryeri kanıyor ama umrunda değil gibiydi o çürük etini görmeye daha fazla dayanamayıp ona bakmayı bıraktım neyseki şuan bize saldıramıyor sesimizi duymadığı için sakin duruyordu önüme dönüp sessizce pencereden uzaklaştım.

Luna mırıldandı "sessiz olsak gidermi..? "Dedi fısıldayarak ona bakıp mırıldandım " bilmiyorum umarım gider" dedim yapacak hiçbirşey olmadığı için şuan sadece bu sessizliğe eşlik edip bekleyebilirdim sıkıntılı bir nefes verdim 1 gündür burdaydık ama sanki bir yıldır burdaymışım gibi bunalmış zaman algımı yitirmiştim dışarda ne olduğunu bilmiyordum sadece bizim okulda mı böyle bir hastalık yayıldı yoksa başka biryerlere de sıçradı mı bilmiyordum ki bu en korkunç seneryoydu bunun gerçek olmaması için içimden dua edip sıralara doğru yürüdüm o sırada Jo ile göz göze geldik sırasından doğrulmuş oda o şeyi görmüştü ve sessizce duruyordu ona doğru bir adım attığımda bana döndü ve bakışlarımız birbirine değdiğinde öylece durdum dün geceki davranışından dolayı ona bir teşekkür etmek istiyordum sanırım bu nerden aklıma geldi bilmiyordum sadece onunla konuşmak için bir bahane gibiydi sanki Çünkü onda şuan en ihtiyacım olan şey vardı; güven.

Jo'ya doğru ilerlediğim sırada yüksek sesli bir tıngırtı duyduk metal suluğun yerde çıkardığı tiz ses ile kulağım çınlarken arkama dönüp baktım Lily elinden düşen suluğun yerde zıplamasını dehşetle izliyordu. "Hayır..ha..hayır.." Herkes Lily'e bakıp geri cama korkarak bakıyorlardı korkulan ve beklenen oldu O iğrenç varlık camın pervazına atladı elim ağzıma giderken çığlığımı yuttum.

Herkes benim gibi sessiz kalmaya çalışmıyor kaçacak yer arıyorlardı. O gürültüye Riley ve Kate uyanmıştı "ne oluyor!?" Kate camdaki içeriye tıslayan kanlı elleriyle camı kırmak için uğraşan o korkunç şeyi görünce bir çığlık attı. Jo ayağa kalktı ve bizim önümüze geçti. "Geri çekilin,camı kıracak!" Riley bağırdı "Camı kırmasına engel olmalıyız! "Chase araya girdi "Nasıl yapacağız?" Ne yapacağımı düşünürken Riley önüme geçti ve bana baktı "Arya, o camı kırmadan onu aşağı itmeliyiz! "Jo ya baktı "Yoksa bizi koruyacak bir canımız olmayacak." Jo ve ben aynı anda kafamızı sallayıp cama yaklaştık. Lily "Hayır! Camı açmayın içeriye girerse ne olacak!" Jo arka taraftan bir dolabın içinden bir sopa buldu"hadi yardım lazım!"

Kimse yaklaşmadı bile. Hemen yanına gidip Jo ya baktım Jo elindeki sopayı sıkıca kavradı, pencerenin önüne geçti bizde arkasına geçtik. Gözleri camdaki o tıslayan varlığa kilitlenmişti. Camın çatlama sesi sınıfın içindeki sessizliği her saniye daha da bozuyordu. Yanına gittiğimde Jo bana sadece bir saniyeliğine baktı; bakışlarında o her zamanki soğukluk vardı ama bu sefer yanında bir de güven veriyordu.

"Cam kırıldığı an kapaklanacak," dedi Jo, sesi fısıltı gibiydi ama odadaki tüm bağırışları susturacak kadar netti. "Pencereyi hızlıca açıp onu sopa yardımıyla itmemiz lazım. Riley, Arya arkama geçin pencereyi açtığımızda arkadan destekleyin beni. "Lily köşede "Hayır, yapmayın! İçeri girecek!" diye sayıklamaya devam ederken, Jo pencerenin mandalına elini uzattı. Ben de sopanın diğer ucundan tutarak destek oldum. Kalbim göğüs kafesimi delecekmiş gibi atıyordu.

Jo, "Üç deyince!" dedi.

"Bir..."

O varlık, kanlı yüzünü cama iyice yasladı, ağzından sızan o siyahımsı kan sıvı camda iz bırakıyordu.

"İki..."

Kate benim arkamda durup beni tutuyordu. Çığlık atmamak için ağzını elleriyle kapatmıştı.

"ÜÇ!"

Jo mandalı hızla çevirdi ve pencereyi sonuna kadar itti. İçeri giren o soğuk ve ağır koku bir an nefesimi kesti. O varlık dengesini kaybedip içeri doğru hamle yapacakken, Jo, Riley ve ben sopayı varlığın göğsüne dayayıp tüm gücümüzle abandık!

"AAAAAAAA"

O yaratık, tıslayarak boşluğa doğru savrulurken tırnaklarını pervaza geçirmeye çalıştı. Tam o anda Kate masanın üzerinden kaptığı kalın bir kitabı uyuzun parmaklarına fırlattı!

Uyuz dengesini tamamen kaybetti ve o gri dumanın içine, aşağıya doğru süzülerek gözden kayboldu. Jo hemen pencereyi kapatıp mandalı kilitledi. Sınıfa bir anda ölüm sessizliği çöktü. Sadece hepimizin düzensiz nefes alışları duyuluyordu.

Felix, David ve diğerleri Lily'nin önünde oturup bizi izliyordu. Lily yere çökmüştü. Jo ise sopayı yere bırakıp ellerini cebine koydu, birbirimize bakıp öylece durduk. Sessizlik, hiç bu kadar gürültülü olmamıştı. Bazılarımız oturmuş bazılarımız ayakta hayatı sorgular gibi öylece duruyorduk. Göz ucuyla Jo'ya baktım; terden alnına yapışan saçlarını eliyle geriye doğru itti, yüzünde o her zamanki sert ama bu sefer biraz da yorgun ifade vardı. Kendini serinletmeye çalışıyor gibi derin bir nefes verdi.

Tam o sırada gözüm sınıfın köşesine kaydı. Chase ve Kate, az önceki o dehşet anında nasıl olduysa birbirlerine öyle sıkı sarılmışlardı ki... Bakışlarımızın üzerlerinde olduğunu fark ettikleri an, sanki elektrik çarpmış gibi hızla ayrıldılar. Chase hemen boğazını temizleyip kazakının yakasını çekiştirdi, Kate ise kıpkırmızı bir halde bakışlarını yere indirdi. Aralarındaki o tuhaf ama tatlı utanç, saniyeler sürse de yüzümde belli belirsiz bir gülümseme yarattı.

Ama o huzurlu an uzun sürmedi.

Arka sıralardan bir hışırtı yükseldi ve Lily aniden ayağa fırladı. Yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu. "Neden bunu yaptınız!" diye bağırdı, sesi boş sınıfta yankılanırken. "Siz delirdiniz mi? Ya içeri girseydi? Ya o camı açtığınızda hepimizi parçalasaydı!"

Sesi giderek yükseliyordu, resmen sinir krizi geçiriyordu. Riley başını kaldırıp ona baktı, sesi yorgun ama bir o kadar da mantıklıydı: "Lily, saçmalama. Cam zaten çatlıyordu, görmedin mi? Eğer açmasaydık o cam kırılacaktı. Cam kırılırsa bizi hiçbir şey koruyamazdı, anlıyor musun?"

"Ama risk aldınız!" diye devam etti Lily, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Kendi hayatınızı değil, hepimizin hayatını tehlikeye attınız!"

Jo, Lily'nin bu çıkışına karşı bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. Sadece pencerenin önünden ayrılmadı, bir gözü hala o dışarıdaki sisli bahçedeydi. Lily daha da bağırıyor, "Bir dahakine neyapacaksınız, kapıyı mı açacaksınız?" diyerek üstümüze geliyordu. O an anladım ki, dışarıdaki enfekteler kadar, içerideki bu korku da bizi yavaş yavaş parçalayacaktı Lily'nin hıçkırıkları sınıfın duvarlarında yankılanırken, öfkesi dinmek bilmiyordu. Bir hışımla arkasına döndü. "Chase, bir şey desene! Görmüyor musun, hepimizin hayatını tehlikeye attılar!" diye bağırdı.

Chase, hala Kate'in yanındaki o utangaçlığın etkisindeydi ama Lily'nin baskısıyla toparlanmaya çalıştı. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecek, belki de bizi savunacak ya da Lily'i sakinleştirecekken, arka sıralardan bir sandalye gıcırtısı yükseldi. Felix ağır adımlarla ayağa kalktı. Yüzünde o her zamanki sinir bozucu, her şeyi biliyormuş gibi duran iğreti gülümsemesi vardı. Chase'in yanından geçip doğrudan Lily'nin karşısına dikildi.

"Şşşt, sakin ol küçük hanım," dedi Felix, sesindeki o yapmacık şefkatle Lily'nin tepesini iyice attırarak. "Onlar en iyisini bilir, görmüyor musun? Kahramanlık yapıyorlar işte." Felix'in bu sözleri üzerine arka sıradan bir sandalye gıcırtısı duyuldu. David yavaşça yerinden doğruldu, elleri ceplerinde, o buz gibi bakışlarını üzerimizde gezdirdi. "Kahramanlar..." dedi David, sesi sınıfın içindeki tüm gürültüyü bıçak gibi keserek. "Kendi vicdanını rahatlatmak için kahramancılık oynamak ne kadar kolay, değil mi?"

Sözlerindeki o zehirli ima Jo'ya çarpıp geri döndü. Jo'nun sırtının gerildiğini, yumruklarını sıktığını görebiliyordum.

"Ne saçmalıyorsun sen David?" diye öne atıldım, sesim titriyordu. "Jo hep buradaydı, başından beri yanımızdaydı! O olmasaydı şu an hiçbirimiz hayatta değildik!" Chase de yerinden doğrulup beni onayladı: "Aynen öyle, ne alaka şimdi bu laflar?"

David bana bakmadı bile. Gözlerini Jo'nun ensesine dikmişti. "Öyle mi?" dedi fısıltı gibi ama herkesin duyabileceği bir sesle. "Peki, bu kahramancılık oyununa ne kadar güvenebiliriz? Geçmişindeki lekeleri temizlemek için bizi kalkan yapan birine ne kadar inanabiliriz?"

Duyduklarım karşısında aklım karışmıştı. Jo yavaşça arkasını döndü, David'in tam karşısına dikildi. İkisi de neredeyse aynı boydaydı ama aralarındaki o görünmez elektrik havayı resmen ağırlaştırıyordu.

"Ne zırvalıyorsun lan sen?" dedi Jo, sesi derinden ve buz gibi geldi.

David geri adım atmadı, o donuk bakışlarını Jo'nun gözlerine dikti. "Kahramanmışsın gibi davranışını diyorum"

Jo bir an duraksadı. Herkes bir açıklama yapacağını beklerken, Jo beklenmedik bir şey yaptı. Bir anda gülümsedi. Ama bu sıcak bir gülümseme değildi; safi öfke barındıran, ürpertici bir gülüştü. Dilini yanağının içinde gezdirip başını hafifçe yana eğdi.

"Öyle mi?" dedi Jo, sesi zehir gibi akarken. Cümlesini bitirmesine izin vermeden, Jo'nun kolu bir yay gibi gerildi ve David'in o buz gibi suratının tam ortasına balyoz gibi bir yumruk indirdi. Çat! David'in başı yan tarafa savruldu, birkaç adım geriledi ama yere düşmedi.

Şaşkınlıkla donakaldım. Jo'ya bakarken ağzımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu. Chase hemen David'i tuttu "Saçmalamayın dışarda kıyamet kopuyor burda dövüşmeniz mi gerekir?!" Jo "Boş laf yapacağına başkanını dinle David." David elini kaldırıp dudağının kenarından sızan kanı sildi ve hiçbir şey demeden Jo'ya bakmaya devam etti. Bende Jo ya doğru gidip kolundan tuttum aynı soğuklukla David'e bakıyordu David boş mu yapıyor birşey mi biliyor anlamış değildim ama yinede işler çirkinleşmemeliydi "yeter bırakın artık" jo bana baktı ve ellerini cebine koyup derin bir nefes alarak pencerenin kenarına geçti.

Felix durumdan zevk alıyormuş gibi sırıtarak Lily'e bakıp göz kırptı ve arka sıraya geçti Lily göz devirip bir hışımla arka sıraya cam kenarına gitti oturdu bende kızların yanına gittim kafamı Kate'in omzuna dayadım biraz sessizlikten sonra Riley ve Kate'in fısıldaşarak ettiği sohbete dahil oldum konuşmaya başladık onlarla basit bir konu konuşurken bile ne kadar rahatladıığımı hissettiğimde Kate'e teşekkür edercesine daha da sokuldum. Böyle bir durumdayken onlarsız nasıl yaşarım bilmiyordum.

Sınıftaki o ağır hava, kavganın harareti geçince yerini bitkinliğe bıraktı. Jo pencere kenarında bir heykel gibi dikiliyor, David ise hala o uğursuz sessizliğini koruyordu. Ama fiziksel gerçekler, kişisel husumetlerin önüne geçmeye başlamıştı.

Riley, elini karnına koyup yüzünü buruşturdu. "Arkadaşlar, farkında mısınız bilmiyorum ama en son ne zaman bir şey yediğimizi hatırlayan var mı?" diye sordu. Sesi yorgun ve kısıktı.

Kate kafasını dizlerinden kaldırdı, gözleri altındaki halkalar iyice belirginleşmişti. "Korkudan acıktığımı bile hissetmiyordum ama şu an midem resmen kazınıyor. Susuzluktan da boğazım kurudu."

Chase ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkeledi. "Bu sınıfta tıkılıp kalarak sadece vaktimizi ve enerjimizi tüketiyoruz. Eğer dışarıdaki o duman biraz olsun dindiyse, kantine ya da en azından öğretmenler odasındaki otomatlara ulaşmamız lazım. Aç ve susuz kalırsak, o enfektelerle karşılaşsak bile kaçacak dermanımız olmaz."

Lily arka sıradan alaycı bir sesle bağırdı"Harika fikir Chase! Dışarıda ne olduğunu bile bilmediğimiz bir salgın varken sırf bir sandviç için koridora mı çıkacağız? Ölmek için sabırsızlanıyorsun galiba."

Jo aniden arkasını döndü, gözleri Lily'nin üzerinde bir an durdu ama cevap vermedi. Doğrudan bana ve kızlara baktı. "Chase haklı. Beklemek bizi sadece zayıflatır. Eğer bir hamle yapacaksak, şimdi yapmalıyız. Ama hepimiz gidemeyiz. Bir grubun burada kalıp güvenliği sağlaması, bir grubun da hızlıca erzak bulup gelmesi lazım."

Sınıfın kapısına doğru bir adım attım. Kapının küçük camından koridora baktığımda dumanın biraz seyreldiğini ama o tuhaf, gri karanlığın hala her yeri kapladığını gördüm. Bu gerçekten korkunçtu acaba alt katlarda yangın mı çıkmıştı? Yok bu sanki daha farklı birşey, gerçekten neydi bu duman? Aklıma birşey gelmeyince cama bakmayı bırakıp tekrar sınıfa döndüm herkes bir plan yapıyor gibiydi Chase'e baktım oda bana bakıyordu. Bakıştığımızda bir adım öne çıktı ve ellerini sıraya koydu. "Millet! Bir gurup ayarlayacağız sonrada bir plan."

Herkes kafasını ona çevirince yavaşça gülümsedim. Seçim günü ona verdiğim oy beni şimdi gururlandırmıştı. Olduğumuz durumda başka birinin başkan olmasını istemezdim. Chase başkan olmak için doğmuştu bence. Yanına gittim Riley ve Kate de sıranın etrafına geldiler ve Jo'da. İkizi ise elinde not defteri ile Chase'in yanında duruyor ağzından çıkanları yazmak üzere bekliyor gibiydi.

Herkes sıranın etrafına toplanınca Chase konuşmaya başladı. "Gönüllü olarak gitmek isteyen varmı?" Yavaşça nefes alıp verdi. Gözlerinde dünden beri yaşadığımız belirsizliğin huzursuzluğu okunuyordu. İçten içe korktuğu belli olmasın diye güzel bir gülümseme ve kararlı bakışlar bahşedilmişti ona. Bakışlarını tek tek hepimizde gezdirdi ve mırıldandı.

"Dışarıya? "

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.