2 gün sonra..
Derya'nın otopsi raporunun detayları, olayın seyrini değiştirmişti. Raporda, Derya'nın vücudundaki kesiklerin ve darbenin, agresif bir şekilde planlanmış bir saldırıyı işaret ettiği belirtiliyordu. Eve giren katil kapı pencereyi hiçbir zorlama olmadan girmişti. Derya ona kapıyı açmış olabilirdi. Kendini savunma fırsatı dahi olmadan onun öldürdüğünü gözümün önüme getirince korkuyla ürperdim.
Kaan’dan alınan DNA testinin, Derya’nın vücudundaki izlerle eşleşmemesi, katilin kim olduğu sorusunu daha da karmaşık hale getirmişti. Kaan’ın evinde bulunmuş olan Derya’nın eşyaları ve sosyal medya mesajları, onun şüpheli konumunu artırırken, aynı zamanda başka birini daha aramak gerektiğinin mesajını veriyordu.
Olay araştırılmaya devam ederken ailesine haber verildi. Haberi alan annesi olayı öğrendiğinde kendini tutamayıp bağıra çağıra ağlamaya başladı. Babası sanki kızının başına geleceklerden haberi varmış gibi sessizce kenarda oturup bekliyordu. Bu acılı insanlara baktıkça daha kötü oluyordum.
Cenazeyi teslim alan aile acılarını içine gömüp kızlarını son yolculuğuna uğurladılar. Bu zor zamanlarında ben de yanlarında olmuştum.
Olanlara hâlâ aklım ermiyordu. Her şey kötü birer kabus gibiydi. Uyanınca geçecek sandığım ama asla uyanamadığım bir rüya...
Ailesi onu öldürenin peşini bırakmadılar. Kızına bunu yapanı bulup cezalandırılması için kararlıydılar.
Polisler araştırmalarına devam ediyordu. Derya'yı tanımadığı biri öldürdüyse o zaman iş daha da zorlaşacaktı.
Bu olay artık kabuslarıma giriyor. Derya'yı ceset torbasındaki yüzünü görüyorum sürekli. Geceleri uyuyamıyorum başına gelenleri Nehir'de duyunca direkt polis merkezine geldi. Ben olayı kabullenmiş, sukunetimi korurken Nehir, gözyaşlarına boğulmuştu. Onu sakinleştirmek için hiçbir söz bulamadım.
Nehir’in ağlaması, tüm havayı ağırlaştırmıştı. Derya’nın kaybı, etrafındaki herkesin hayatında derin yaralar açmıştı. Nehir, Derya ile olan dostluklarını hatırlarken hissettiği boşluk, içindeki acıyı gözyaşlarıyla dışarıya taşıyordu.
“Bu nasıl olabilir?” diyerek kendini tutamayıp ağlamaya devam etti. “Derya hep hayat doluydu, hiçbir zaman başına böyle bir şey geleceğini düşünmezdim. Kim yapar böyle bir şeyi? Neden?”
Onu susturmak için ne diyebilirdim bilmiyordum. “Bilmiyorum Nehir, bilmiyorum. Ama katilin bulunması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız,” dedim. Elimle onun sırtını okşarken derin nefesler alarak ağlamaya devam ediyordu.
Nehir, gözlerini silerken, “Biz onun yanında olmalıydık. Belki de bir şeyler değişebilirdi. Belki Derya'yı koruyabilirdik.” diyerek tekrar ağladı. O an, benim içimdeki suçluluğu daha da derinleşti.
Hayatımız gittikçe kötüye gidiyordu. Polat'tan kaç gündür haber alamıyorduk. Bu bizi daha da endişelendiriyor. En son Nehir ile konuşmuş bir daha da ondan haber alınamamıştı. Nehir’le ben, Polat’ın başına bir şey gelmiş olabileceği ihtimalini düşünüyorduk.
Ailesi Polat için kayıp ilanı verdi. Biz de her yerde onu aradık. Hayatta mıydı? Yaşıyorsa Derya'nın ölüm haberini duymuş muydu? Bildiğimiz tek şey katilin yakalanmadığıydı.
Hem kendimi hem de arkadaşlarımın canını düşünmekten delireceğim. Polat'ın annesi oğlunun kayıp olduğunu duyunca acilen hastaneye kaldırıldı. Tansiyon hastasıydı Hülya abla. Doktor birkaç gün yatış vermişti.
Öte yandan Nehir'le refakatçi kalıyorduk Esma teyzenin yanında. Derya’nın ölümü, onu derin bir acıya boğmuştu. Bu hastane güvenliydi. Hepimiz yorgun ve kederliydik. Birbirimizle konuşmuyor, sessizliğimizle, içimizdeki sesleri susturuyorduk.
Derya'nın ölümünün üstünden bir hafta geçti. Kendimi az da olsa toparlamıştım. Yalnız annesi hâlâ ilk günkü gibi hiçbir şey yemiyor içmiyordu.
Zorla birkaç şey yemesi için ikna ediyorduk. Bizi görürken bile gözleri doluyor belki de şuan kızını yaşasaydı o da bizim gibi yanında olacağını düşünüyordu. Bu durumun bizim üzerimizdeki etkisini gizlemeye çalışsak da, yüzümüzde oluşan hüzün ifadesi her anımızda belirgin bir şekilde apaçık ortadaydı.
Hemşire çıkış işlemlerini halletti ve Esma teyzeyle beraber hastaneden ayrıldık. Nehir ve Kerim'de bize hastanedeyken çok yardımcı olmuşlardı.
Esma teyzeyi evine bıraktıktan sonra dışarıda bir kafeye oturmaya gittik. Dışarıyı ve yeni insanları görmek iyi olmuştu.
Emir işi ile ilgileniyor. Bana karşı ilgisiz hâlini sürdürüyor, hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Onunla en son ne zaman görüştüğümü bile hatırlamıyordum.
Kafede oturduğumuzda etrafımızdaki insanların sesi, acısını bir nebze olsun hafifletti. Derya'nın gülümseyen yüzü ve neşesi aklımızdan çıkmıyordu. Herkesin hayatı devam ederken, sanki zaman tamamen durmuştu.
Nehir, etrafa bakarak insanların yaşamlarına, gülümsemelerine dikkat kesilmeye çalıştı. Derya’yı asla unutmamak gerektiğini biliyordu, ama hayata devam etmenin de yolunu bulmalıydı.
Derya'yı öldüren peşimdeki katil mi yoksa Kaan denen adam mı sorusuna zihnimde cevap arıyordum. Garson düşüncelerimin dağılmasına neden oldu ve o klasik cümleyi kurdu: "Ne alırsınız?"
Garsonun bu basit cümlesini bile anlayamadığım için saçmaladım: " Hâlâ ilk günkü gibi berbatım."
Garson tuhaf tuhaf yüzüme bakıp "Afedersiniz efendim sözlerinizden bir şey anlamadım." Dedi.
Nehir, dalgın hâlimi görünce durumu açıklama gereği duydu: "Çok zor bir dönemden geçiyoruz beyefendi. En iyisi siz, hepimize birer çay getirin."
Zor dönemimizin çay ile alakasını arayan garson garip hâllerimizden bir şey anlamadığı için olduğu yerde duruyordu.
Nehir en sonunda sinirlendi ve: "Beyefendi siparişlerimizi verdik. Neyi bekliyorsunuz?"
Ardından garson 'Ne hâliniz varsa görün' der gibi baktıktan sonra arkasını dönüp gitti.
Nehir elimi tutup konuştu. "Mira neden insanlara saçma cevaplar veriyorsun? Garson sana ne sordu, sen ne cevap verdin!"
"Garsonun cümlesini nasılsın diye anladım. O yüzden şey oldu."
Sıkıntıyla nefesini bıraktı ve bana: "Üzülme, biz bu günleri beraber atlatacağız." dedi.
Üçümüz de bir süre sessizce oturduk. Nehir'in sıcak eli, beni iyi hissettirmişti. Sonunda, garson siparişimizi getirdi ve Nehir teşekkür etti. Birlikte çaylarımızı yudumlamaya başladık.
Nehir, üzerimizdeki hüzünlü sessizliği bozarak konuyu değiştirmeye çalıştı: "Emir'in ilgisizliği seni hâlâ üzüyor öyle değil mi?"
Başımı salladım. "Evet, gerçekten üzülüyorum. İşine odaklanması tabii ki önemli, ama beni bu kadar göz ardı etmesi çok üzüyor."
Nehir anlayışla gülümsedi. "Şimdi üzüleceksin biliyorum ama Emir seni sevmiyor ki. Sana ilgi göstermemesi çok doğal değil mi?"
Onun söyledikleri mantıklı geliyordu. Emir'in de benim gibi zor zamanlar geçirdiğini düşünmek, ona biraz daha anlayışla yaklaşmamı sağlayabilirdi.
Nehir'e hüzünlü bir şekilde baktım. Derya gibi onu da kaybetmek istemiyordum: "Teşekkür ederim, Nehir. Bana her zaman doğruyu söylüyorsun. "
Nehir gülümseyerek yanıtladı: "Ne demek Miracığım, ben her zaman doğruyu söylerim. Çünkü dost acı söyler." Sözünü bitirince tebessüm etmeyi bırakıp yine sessizliğe gömüldük.
Kafede otururken, Kerim, Nehir ve beni güldürmek için bir fıkra anlattı.
"Bir öğrenci sınıfta dersi sıkıcı bulunca öğretmene sormuş: "Hocam, matematik neden bu kadar zor?" Öğretmen cevaplamış: "Çünkü matematik, benim de anlamaya çalıştığım bir şey!" Deyince birbirlerine bakıp güldüler.
Nehir gülüyordu ben de gülümseyerek "Hiçbir şey anlamadım fıkradan." dedim. Kerim ve Nehir buna daha çok güldüler.
"Mira, kafana reset mi attın?" İşte şimdi bunu anlamıştım. Kerim'in sözleri Nehir'in gülmesine neden olmuştu. Sonunda, kafeden çıkıp yürümeye başladık. Akşam serinliği yüzüme çarpınca kendime gelebilmiştim.
Yolda sohbet etmeye devam eden Kerim ve Nehir, beni eve kadar götürdüler. Mahalleye geldiğimizde çocukların topunu alıp ayağıyla havada çevirerek oynayan Kerim'e, çocuklar boynu bükmüş birbirlerine bakıyorlardı. Oynamaktan sıkılıp topu çocuklara geri atan Kerim, yanımıza geldi. Sonunda eve gelmiştik. Evde tek olmaktan korktuğum için onları içeri davet ettim. Nehir ve Kerim beni yalnız bırakmadılar.
Birlikte yemek yapmaya karar verdik ve işe koyulduk. Nehir sebzeleri doğruyor, Kerim tavayı ısıtıyordu. Ben ise onlara akşam yemeği olarak istediğim yemeği anlatarak yardımcı olmaya çalışıyordum.


