Ertesi gün, iş başvurularını yapmaya başladım. Kaç gündür arkadaşıma ulaşamıyordum ve neler yaşadığını merak ediyordum. Emir'e tekrar ulaşıp ondan daha fazla haber almak için mesaj attım.
“Emir, Nehir ile ilgili bir şey öğrenebildin mi?” Mesajını merakla bekledim. Cevabı kısa sürede geldi.
“Henüz bir şey öğrenemedim ama görüşelim bu akşam. Bir şeyler içeriz." Diye yazdı.
Akşam olduğunda planladığım gibi kafeye gittiğimde Emir'i gördüm. Garip bir gülümsemeyle karşılayan Emir'in halinden bir şeyler seziyordum ama ne olduğunu anlamamıştım. "Nasılsın?" diye sorduğunda, "İyiyim. Kendi evimi kiraladım, artık orada kalıyorum. Otelde kalmak zor oluyordu." diye cevap verdim.
Bir kahve siparişi verirken, Emir derin bir nefes aldı: "Evinde çok zarar var mı?" “Ne demek istiyorsun?” diyerek, merakla yüzüne baktım. Gözleri kaygı doluydu. Bakışlarımdan durumu anlayıp açıklamaya çalışarak "Evin yandığı için eşyalar kullanılmaz bir hâlde mi?" Diye sordu.
Bir an söylediğim yalan ortaya çıkacak diye korkmuştum. İşin kötüsü söylediğim yalanı devam ettirmek zorundaydım. Emir'e peşimde psikopat bir katilin olduğunu söylersem arkasına bakmadan koşarak uzaklaşacağını bildiğim için bunu ondan gizliyordum. İçimdeki tedirginlik artarken, Emir'in endişeli bakışları karşısında söylediğim yalanı korumaya çalıştım.
Söylediğim yalanın ve sakladığım gerçeğin ağırlığı beni rahatsız etse de, susmakta kararlıydım.
"Evimdeki her şey yolunda, sadece birkaç eşya zarar gördü." dedim, kendimi zorlayarak güldüm ama bu gülümseme sahteydi, içten gelmiyordu.
Emir'in ifadesi daha da ciddileşti. “Beni kandıramazsın, Mira. Eğer ciddi bir şey olduysa, bunu benimle paylaşmalısın. Biz dostuz, hatırla!” dedi. Sesinde samimiyet vardı ama benim bu durumu çözmem gerekiyordu. Gözlerimin içine bakarak söylediklerimi sorguluyordu. Yalan söylediğimi anladı mı acaba?
"Buraya neden geldik Emir?"
“Sadece Nehir ile ilgili bir şeyler duydum. İyimiş ama merak etme. Belki biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardır.” dedi.
"Sen otelde kalmaya devam mı edeceksin?" diye sorunca gülümseyerek cevap verdi: "Yıllık izinimde tatil için buraya geldim."
Onun bu gülümsemesi ve sözleri kafamda birkaç soru işareti oluşturmuştu. "Yani buraya tatil için mi geldin? Bu kadar kısa sürede mi?" diye sordum, bir yandan da kendi içimde Emir’in bana karşı neden bu kadar mesafeli olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Emir başını sallayarak, "Buraya hem iş hem de tatil için geldim. Üzerimdeki stres ve yoğunluktan uzaklaşmak istiyorum. Hem burada eski bir dostla buluşacağım." dedi.
Merakla yüzüne baktım. Eski bir dost dediği kişi kimdi acaba?
O sırada telefonuna bakıp cevap vermek zorunda kaldı. Bu durum dikkatimi çekti, ama bir şey söylemedim. Sanki Emir’in bir şeyler sakladığını hissediyordum, ama ne olduğunu netleştiremedim. Heyecanlanmış olduğunu fark etmiştim. Emir gitmek için izin isteyince bir şey diyemedim. O da hesabı ödeyip beni burada yalnız başıma bıraktı. Kafeden çıkarak etrafı sarmalayan karanlığa dalarken içimdeki hisler karmaşa hâlindeydi.
...
Yeni evime dönerken, Nehir'i düşünmek yerine kendi geleceğimi düşünmeye başladım. Yeni bir çevre, yeni bir başlangıç, belki de yeni bir arkadaş... Her şey mümkündü.
Ertesi gün, ev sahibinden aldığım anahtarları kullanarak yeni evime taşındım. Eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Olduğu kadar evi kendi tarzıma göre düzenlemeye çalıştım.
Yeni yaşamımın tadını çıkarmak için çevremi keşfedecektim. Şehrin parklarında kafa dağıtmak için gezindim, farklı kafelerde oturdum, yeni insanlarla tanışma fırsatım olmuştu. Hayatımın kontrolünü kendi ellerime aldığımı hissettim. Artık her şey bana bağlıydı.
Bütün bunlar olurken Nehir yine kendini dış dünyaya kapatmıştı. Onun neden gittiği ve neden benden uzaklaştığı üzerine bir şeyler düşünmeye devam ediyordum. Ona ulaşmaya çalıştım. Bana yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu söyledi.
Yeni evimde kendimle başbaşaydım. Katilden de haber yoktu. Olmaması için çok uğraşmıştım. O manyak kim bilir başkalarının peşinde ne yapıyordu!
Evim tek katlıydı ama oldukça güvenilir bir mahalleye taşınmıştım. Yapacak bir şeyler ararken mutfağa gidip birkaç atıştırmalık aldım ve ışıkları kapatıp televizyon izlemeye başladım.
Çok heyecanlı bir aksiyon filmi başlamıştı. Daha filmi yarılamadan cipsi bitirmiştim. Reklam olunca mutfağa gidip kendime çay demlemeye karar verdim.
Odaya tekrar geldiğimde yerime oturacaktım ki gelen bildirim sesi, ilgi odağım telefonuma çekilmesine neden oldu.
05*******03: Kız filmin sonunda ölüyor. Tıpkı senin gibi ;)
Etrafıma endişeyle bakındım. Numarayı bir yerden hatırlıyordum. Bu otele ilk geldiğimizde bizi arayan numaraydı.
05*******03: Aramalarımı cevaplamayınca ben de mesaj atmaya başladım. Son birkaç gündür hiç dışarı çıkmıyorsun. Artık tecrübeliyim diyorsun öyle mi?
Benimle oyun oynuyordu sanki şerefsiz! Hızla gidip ışıkları açtım. Karanlıkta hissettiğim korku biraz da olsa gitmişti. Evin kapısını kilitledim. Pencereyi kapatıp perdeyi çektim.
05*******03: Filmin sonuna yaklaşıyorsun. Kanalı değiştirmeden onu izlemeye devam et.
Gözlerim telefonun ekranında sabitlendi. Yüzümde bir soğuk ter oluştu. Kanalı değiştirdiğimi de biliyor. Beni nereden görüyordu bu şerefsiz! Evimi bulmayı başarmıştı yine. Kutulamadım bir türlü şundan!
"Polise gitmeliyim hemen. Bu Allah'ın belası peşini bırakmayacak yoksa!" Diyerek sesli düşündüm.
Ardından mesaj geldi yine.
05*******03: Polise gitmek, korkunun üstesinden gelmek için en iyi yol değil. Biliyor musun, bir şeyin peşinde olan biri için doğru adımları atmadığında, daha kötü bir hale gelebilirsin.
Bu mesajı okuyunca içimdeki korku ve öfke birleşti. Elim titreyerek telefonu tekrar kontrol ettim. Hayır mesaj yoktu.
Hızla mutfağa gittim ve çekmeceden bir bıçak çıkardım. "Bu gece kendimi savunmak zorundayım." diye düşündüm. İçimde bir şüphe vardı. Gerçekten ne yaparsam yapayım sanki bir şeyleri göz ardı ediyordum.
05*******03: Yan taraftaki komşun polis, ona gitsene Mira!
Şimdi neden böyle bir şey söylüyordu diye düşünmenin sırası değildi. Katil de olsa doğru söylüyordu. Yan taraftaki komşum polisti. Belki o bana yardım eder umuduyla dışarı çıktım. Kapıyı çaldım ve açılması için sabırsızca bekliyordum. Issız bahçenin oraya bakmamaya çalışıyorum. Zihnimdeki kötü senaryoları bir tarafa bırakıp, komşumun uyumadığını düşünerek tekrar kapıyı çaldım. Korku içinde cebimdeki bıçağa sarılmıştım. "Eğer burada biri varsa ve yardım almazsam, başıma kötü şeyler gelecek." diye düşündüm.
"Uyuyorlar mıydı acaba?" diye düşündüm. Pencereden görünen ışıkları fark edince vazgeçtim bu fikirden.
Tekrar zili çaldım, yetmedi bu sefer kapıya da ellerimle vurmaya başladım. Açmayacaklar galiba.
Benim için her şeyin sonu gelmişti. Kapıyı çalmaya devam ettim, umutsuzca içeriden bir tepki bekliyordum. Sonunda kapı yavaşça açıldı ve komşum olan polis memuru Nedim Bey karşımda durdu.
"Ne oluyor burada?" diye sordu sinirli bir şekilde.
"Lütfen yardım edin. Birisi beni takip ediyor, mesajlar atıyor. Yine buldu beni." dedim telaşla.
Komşum, hızla beni içeri aldı ve kapıyı arkamdan kapattı. "Sakin ol, polis olarak sana yardım edeceğim. Mesajları göster bana." dedi.
Telefonumu çıkarıp mesajları gösterdim. Komşum, mesajları okurken yüzünde bir endişe belirdi. "Bu ciddi bir durum gibi görünüyor. Hemen polis merkezini arayalım ve durumu bildirelim" dedi.
"Buraya yeni taşındım, o yine izimi buldu. " Diye dert yandım.
Komşum, hızla telefonunu çıkarıp polis merkezini aradı ve durumu anlattı. Ben ise titreyen ellerimle kendimi bir sandalyeye bıraktım. Korku ve endişe içindeydim, ama polis memurunun yanımda olması biraz olsun rahatlamamı sağladı.
Polis merkezi, hızla bir ekip göndermeyi kabul etti ve bize yardım etmek için yola çıktılar. Nedim Bey, beni sakinleştirmeye çalıştı ve güvende olduğumu söyledi. İçimdeki korku bir türlü dinmek bilmiyordu.
Tam o sırada, telefonumda yeni bir bildirim geldi. Kalbim tekrar hızla çarparken telefonun ekranına baktım. Yine ondan mesaj gelmişti.
05*******03: Yalnız değilsin, Mira. Belki de en yakın komşun herkes gibi kötü biriyken bile..
Gözlerimin korkuyla açılıp telefonu yere düşürdüğümü fark eden komşum, yanıma geldi. Eline telefonumu alarak mesajı okudu.
"Yanlış kararlar vermeni istediği için seni psikolojik olarak kararsız bırakmaya çalışıyor.” Nedim Bey’in sesi sanki uzaklardan geliyordu; kafamda çalkanan düşünceler her şeyin önündeydi. Mesajın getirdiği korku içimde bir yılan gibi kıvrılıyordu. Bu söz, içimde bir yerlerde yankılanıyordu. Polisten başka güvenebileceğim kimse yok muydu?
Nedim Bey, gözlerini benden ayırmadan telefonumdaki mesajı inceliyor, düşündüğü şeyleri tahmin etmeye çalışıyordum. “Bilmiyorum.” dedi.
Telefonum bir kez daha çaldı. Gözlerim mesajı görmeden, kalbim çarparak “Lütfen katilden olmasın!” diye dua etmiştim ama zihnim çoktan mesajı okumaya başlamıştı.
05*******03: “Senin için en güvenli yer burası değil, Mira. Senin düşmanın burada, en yakınında... Saklanmalısın, mezarlık gibi bir yerde.”
Benim için, bu cümleler bir tuzak gibiydi. Onun söylediğine güvenmiyordum, belki Nedim Bey de güvenilir biriydi. Tüm bu düşüncelerle, “Nedim Bey, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin. Ama lütfen beni yalnız bırakmayın!” dedim.
Beni sakinleştirmeye çalışırken bir süre sonra polis ekipleri geldi ve önce benim evimi kontrol ettiler. Herhangi bir tehlike belirtisi bulunmadığını söylediler. Ancak yine de beni güvende hissetmem için bir süreliğine başka bir yere yerleşmemi önerdiler.
Komşum, beni güvendiğim bir arkadaşının yanına götürmeyi teklif etti. Kabul ettim ve hızla evden ayrıldık. Yolda, Nedim Bey bana destek olmaya çalıştı ve sözleriyle beni rahatlattı. Bundan önceki vakalarımı da anlattım. Şaşkınlıkla dinledi. En son şöyle dedi: "Telefonunuzu kullanmayın. Size telefonunuz yoluyla ulaşıyor belli ki. Böylelerinin ne yapacağı belli olmaz!"
"Telefonu kırıp atarsam beni yine bulabilir mi?" diye sordum.
"Telefonunuzda gps olabilir. Son zamanlarda birilerine telefonunuzu vermiş olabilir misiniz? "
"Bilmiyorum hatırlamıyorum. Telefonumda benim çekmediğim fotoğraflar var. Yüklemediğim uygulamalar.."
Nedim Bey’in yüzü düşündürücü bir ifadeye büründü. “Bu durum daha da karmaşık görünüyor,” dedi ve gözlerimi dikkatle incelemeye başladı. “Özellikle izlenme veya takip edilme ihtimali varsa, hemen harekete geçmeliyiz.”
O sırada içimde bir korku dalgası yükselmeye başladı. Daha önce fark etmediğim şeyler, şimdi zihnimde belirginleşiyordu.
Yolda ilerlerken her an gözümün önünde, o rahatsız edici mesajın tekrar tekrar belirdiğini hissediyordum. “Saklanmalısın, mezarlık gibi bir yerde…” Bunu düşünmek bile içimi ürpertiyle dolduruyordu.
Polat'ın en yakın arkadaşı Eren'i aramaya karar verdim. Belki o bana daha fazla bilgi verebilirdi. Eren'in telefonunu çıkarıp numarasını tuşladım ve beklemeye başladım.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Eren'in sesini duydum. "Alo, kimsin sen, numaran kayıtlı değil?"
"Eren, ben Mira. Polat'ı arıyorum. Onunla ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorum."
Eren sessizce bir süre düşündü ve sonra konuşmaya başladı. "Mira, sen miydin? Pardon... Polat'ı mı arıyorsun? Onunla ile ilgili gerçekten de garip bir durum var. Birkaç ay önce onun davranışları değişmeye başladı. Daha önceki enerjik ve neşeli halinden eser kalmadı. Son zamanlarda ise hiç görüşmüyoruz. Kendisini sürekli olarak kapatmış durumda."
Bu bilgiler beni daha da endişelendirmişti. Polat'ın hâli gerçekten de kötüye gidiyordu. Ona yardım etmek için ne yapabileceğimi düşünmeye başladım.
"Eren, Polat'ın nerede olduğunu bilmiyor musun?"
"Evet, maalesef bilmiyorum. En son birkaç ay önce onunla konuştum. O zamandan beri hiç görüşmedik. Ama eğer onunla iletişime geçersen, ona yardım etmeye çalış. Bu durumu ailesine bildirmek iyi bir fikir olabilir."
Eren'in bu önerisi aklımda yer etti. Polat'a yardım etmek için ailesiyle iletişime geçmek en doğru adım olabilirdi. Belki onlar daha fazla bilgi sahibiydi ve Polat konusunda yardımcı olabilirdi.
Polat'ın annesinin numarasını bulup aradım. Birkaç saniye içinde telefon çaldı ve hemen açıldı.
Sonunda bir kadının sesini duydum. "Alo, kimsiniz?"
"Merhaba teyzeciğim hatırladın mı? Ben Mira. Polat'ın arkadaşıyım. Ben şey için rahatsız etmiştim... Polat hakkında "
Kadının sesinde şaşkınlık vardı. "Polat'ı uzun zamandır arıyoruz. Onunla iletişime geçemedik. Ah yavrum başına kim bilir neler geldi? Sen nerede olduğunu biliyor musun?"
Bir ân doğruyu söylemeli miyim diye düşündüm. Ardından:
"Ben Polat'ı son olarak bir markette gördüm. Sonra onu takip ettim ve bir klübe girdiğini gördüm. Ama orada ne yaptığını bilmiyorum."
Kadın sessizce bir süre düşündü ve sonra konuştu. "Teşekkür ederim, Mira. Eğer Polat hakkında bir gelişme olursa bana da haber et olur mu? Lütfen onu bulmamıza yardımcı ol."
Telefonu kapattıktan sonra içimde bir mutluluk belirdi. Polat'ın ailesi şimdi durumdan haberdar olacaktı ve onu bulmak için ellerinden geleni yapacaklardı.
Bu süreçte ben de Polat'ı aramaya devam edecektim. Onun neden böyle davrandığını ve neye kaçtığını öğrenmek için elimden geleni yapacaktım. Polat'a yardım etmek ve onu yeniden ailesiyle buluşturmak için her şeyi yapmaya hazırdım.
Eve vardığımda ilk işim Nehir'i aramak oldu. Numarayı tuşladım ve açılmasını bekledim.
Telefonu evin içinde çalıyordu. Evde bırakıp gitmiş olmalı.
Kapattım ve Kerim'in numarasını tuşladım. Yakınlarda bir titreşim sesi geliyordu. Kerim de mi evde unutmuştu telefonunu? İşler iyice garip bir hâl almaya başladı.
Telefonumu kapatmadan sese doğru gittim. Ekranda benim numaram vardı. Kerim ve Nehir'in telefonlarını evde bırakıp gitmeleri akıl alır gibi değildi.
Akşama kadar evde bekledim. Saat sekizi geçiyordu ama bunlar hâlâ ortada yoklar. İnsan telefonsuz bu kadar saat geçirebilir mi?
Şüphlenmeye başladım. İçimdeki sesi dinlememeye çalışıyordum.
Kaçırıldılar mı acaba? Niye gelmediler ki?
Gece boyunca onları bekledim. Sabaha karşı uyuyakalmıştım. Uyandığımda evde yalnızdım.
Polise gitmeliyim diye düşündüm. Hemen çantamı alıp evden çıktım. Hızlı adımlarla yürüyerek durakların oraya ilerledim.
Korktuğum başıma gelmişti. İkisi de dünden beri kayıptılar. Bütün bunların sebebi ben olabilir miyim diye düşünmekten kendimi alamadım. Ya katil onları kaçırdıysa? Hayır, böyle bir şeyin olmasına asla izin vermeyecektim. Artık katilin keyfi yüzünden bir kişi daha zarar görmeyecekti.
Yolda yürürken kendimi düşüncelere kaptırmıştım. Benim şaşkınlığımı fark eden Polat, hızlı bir şekilde başını kaldırdı ve gözlerimle buluştu. O an aramızda bir anlık sessizlik oldu, ne yapacağımı bilemez bir şekilde birbirimize bakakaldık. Sonunda Polat, sakin bir şekilde başını sallayarak gözlerini benden kaçırıp yoluna devam etti.
İşte yine Polat'ı görmüştüm ve yine beni görmemiş gibi davrandı. Bu durum beni oldukça meraklandırmıştı. Polat'ın kayıp ilanını görüp de neden kaçtığına anlam veremiyordum. Onu tanıyordum, yıllardır aynı mahallede yaşıyorduk. Dosttan öte kardeşim gibi..
Yanına yaklaştığımda yüzünde hâlâ endişeli bir ifade vardı. "Merhaba Polat, nasılsın?" diye sordum, ona destek vermek için gülümsemeye çalışarak.
Polat bir an tereddüt etti, ardından kısık bir sesle "Beni boşver, sen nasılsın?" dedi. Gözlerindeki endişe hâlâ belirgin bir şekilde görünüyordu.
"Polat, seninle bir şeyler paylaşmak istediğim bir konu var. Son zamanlarda senin farklı davrandığını ve bir şeylerin seni rahatsız ettiğini fark ettim. Eğer bir sorunun varsa, ben buradayım ve seninle konuşabilirim" dedim, içten bir şekilde ona destek olmaya çalışarak.
Bir süre sessiz kaldı, sağına soluna baktıktan sonra "Evet, gerçekten de bir sorunum var" diye itiraf etti. "Son zamanlarda birçok kişi tarafından aranıyorum ve her gün farklı yerlerde görülüyorum. Ancak benimle temasa geçenlerin kim olduğunu bilmiyorum. Sürekli bir takip altında olduğumu hissediyorum ve bu beni korkutuyor."
Zavallı Polat'ın başındaki bela çok tehlikeliydi. Derya'dan haberi var mıydı acaba? Bunu ona söyleyecek cesaretim yok.
"Bizi beraber görmemeli! Git burdan Mira!"
Onun söyledikleri beni şaşırtmıştı. Polat'ın gerçekten de bir sorunu olduğunu ve korktuğunu anlamıştım. Ona güven vermek için elini omzuna koydum ve "Polat, endişelenme. Ben buradayım ve seninleyim. Bu durumu birlikte çözebiliriz. Öncelikle, bana olanları detaylı bir şekilde anlatmanı istiyorum" dedim.
Gitmemekteki kararım kesindi.
"Asla!" Diye direttim.
Eliyle beni takip et der gibi salladı. Birlikte biraz yürüdükten sonra buranın güvenli olduğu kanısına varmış olacak ki başını eğip hikayesini anlatmaya başladı. Görünüşe göre, bir süredir bilmediği bir numara tarafından sürekli olarak aranıyor ve mesajlar alıyordu. Bu kişi, ona tehditler savuruyor ve onunla ilgili bazı sırları bildiğini iddia ediyordu. Polat, bu durum karşısında ne yapacağını bilemez hale gelmişti ve kendi kendini korumak için sürekli olarak kaçıyordu.
Polat'ın yaşadığı bu zor durumu öğrenmek beni endişelendirmişti. Ona birlikte hareket etme ve bu durumu çözme sözü verdim.
Burada daha fazla kalmaması gerektiğini söyledi, en son veda ederken şunları söyledi:
"Sonra yine görüşürüz Mira, artık gitmen gerek! Bu arada Derya'ya ulaşamıyorum. Ona iyi olduğumu ilet lütfen! Onu çok sevdiğimi söyle."
Şimdi ayaküstü ona Derya'nın öldürüldüğünü nasıl söylerdim. Bilmemesi daha iyiydi. Başındaki beladan kurtulmalıydı. Sonra ben ona her şeyi anlatırım diye düşündüm.
Vedalaştık ve birbirimizden ayrı istikametlere doğru yürüdük. Düşüncelere dalmaktan eve geldiğimin farkında bile değildim. Mahalledeki teyzenin bana seslenişinden anladım. Yardım etmem gerektiği hissine kapılıp elindeki poşetlerden birkaçını aldım. Beraber evine gittik. Teşekkür etti ardından dualarını sıralayıp beni uğurladı.
Anahtarımı çıkarmış kapıyı açacaktım ki bir zarf gördüm. Üstünde Emir yazıyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Hangi yüzyılda olduğumuzdan haberi vardı inşallah!
İçinden aşk itirafı bekliyordum o yüzden heyecanla zarfı açtım ve mektubu okumaya başladım.
Sevgili Mira,
Öncelikle sana neden telefonla değil de mektupla ulaştığımı soracak olursan ortada büyük bir sorunumuz olduğunu bilmeni istediğim içindir. Bu mektubu okuduğunda acil otele gel lütfen.
Emir
Kesin başına bir şey geldi. Yoksa niye mektup yazsın, telefonla mesaj atmak yerine? Bunları düşünmek yerine otele gitmek için bir taksi buldum. Telefonla mesaj atamadığına göre onu da bilinmeyen numara rahatsız etmişti. Bir ekmek almaya çıkmıştım olmayacak şeyler ile karşılaşıyordum. Anlaşılan katil, Emir'i de tehdit etmeye başlamıştı. Ona zarar vermeden otele varmalıydım. Yol boyunca merak içindeydim.
Derya ölmüştü. Nehir ve Kerim kayıptı.Polat'ı rahatsız eden numara. Emir'in başına kötü bir şey gelmişti. Bütün bunlar katilin bir oyunu olabilir. Beni yakalayamayınca etrafımdakilere zarar vermeyi düşünüyor.
Otele gelince taksiye parasını ödedikten sonra acele ile yukarı çıktım. Emir'in odasına doğru gittim. Kapıyı çalma gereği dahi duymadan odanın içine bodoslamasına daldım.
Benim içeride görmeyi hayal ettiğim manzara çok farklıyken Emir masasına oturmuş içeri fuhuş operasyonu düzenler gibi girdiğim için bana bakıyordu.
Koşturmaktan nefes nefese kalmıştım. O ise gayet sakindi. Gülümseyerek ellerini masaya doğru uzatarak oturmamı söyledi. Beni bekler gibi bir hâli yoktu. Neydi beni acil otele getirmesine sebep olan şey?
Ortam bayağı sakinken ben niye bu kadar panikle içeri girmiştim. Acil otele gel dedi diye başında manyak bir katilin olduğunu düşünmem benim aptallığımdı!
Her seferinde kendimi rezil etmeyi başarıyordum. Allahtan karşımdaki gamsızın biri de pek umursamadı bu tuhaf hâlimi!
Beni neden buraya getirdiğine dair tek kelime etmeyip yüzüme bakması beni çileden çıkardı. Yine de sakin olmaya çalışarak:
"Evet, böyle bakışmaya mı geldik? Niye çağırdın beni buraya? "
"Sen niye gerginsin? Kötü bir şey mi oldu?"
Kötü bir şey yoktu. Yani inşallah yoktur.
"Nasıl ya, sen mektupta beni buraya çağırmadın mı? Acil otele gel diye yazmışsın."
"Ben mi mektup yazmışım? Telefon diye bir şey var niye mektup yazayım ki?"
"Bir saniye sen yazmadıysan kim yazdı?"
"Ne bileyim ben, bana niye soruyorsun bunu?"
Allah'ım artık dayanamacağım galiba..
Tüm bedenim buz kesti bir ânda. Düşüp bayılacak gibi oldum. Emir bendeki tuhaflığı fark edip yanıma geldi. Ellerimi tuttu.
"Ne oldu Mira, ne mektubundan bahsediyorsun? İyi misin, rengin bembeyaz oldu?"
"Değilim.. hiç iyi değilim. Artık delirmek üzereyim. Peşimdeki katil benimle oyun oynuyor. Senin adına mektup yazmış.. Çok yakınımda ama ben onu göremiyorum.."
Gözyaşlarıma hakim olmadım. Ne yaparsam yapayım kurtulamayacaktım!
Emir hiçbir şey yapmadan bana bakıyordu. Nasıl bir insandı bu, karşında ağlayan birileri varken onu seyretmek çok mu keyifliydi!
Gözyaşlarımı silip ayağı kalktım. Banyoya gittim yüzümü yıkadım. Odaya geldiğimde Emir televizyonu açmıştı. Ben yokmuşum gibi davranıyordu. Robottan daha beter duygusuzdu. Sinirle çantamı alıp dışarı çıktım.
Bir yandan da sesli olarak konuşmayı sürdürüyordum. Taksiye binmek yerine söve saya yürüyordum:
"Pilli robot bildiğin. İnsan tepki verir değil mi? Ama yok!" Sinirden çantamı havada savurduğum ve çekiştirip durduğum için sokaktan geçenler beni deli zannetmeye başladı.
Çocuğun biri bana gülüp: "Niye kendi kendine konuşuyorsun? Deliler kendi kendine konuşur."
Bu çok bilmiş küçük yaratığın söylediklerini duymazlıktan geliyordum.
Çocuk annesinin elini bırakmış köşedeki pamuk şekerciye doğru koşturuyordu. Annesi çenesinden bıktığı belli oluyordu. Kendi çocuğundan usanmıştı.
Aynı yöne gittiğimiz bu çocukla yolu beraber geliyordum. Pamuk şekeri alan çocuk 5 dakika sonra balon satan dayıya doğru koşuyordu. Mecburen annesi balonu da aldı. Çocuk yerinde durmuyordu. İleriden gidiyordu.
Annesi onun yanına gelene kadar parktaki spor aletlerine bindi. Ardında kaydıraktan kaydı. Başka bir çocuğun elindeki elma şekerine vurup kaçtı. Yere düşürdüğü şekerine ağlayan diğer çocuk, annesine doğru gitmeye başladı.
Yavaş yavaş yürüyen annesinin kolundan çekiştiriyordu. Valla annede peygamber sabrı vardı. Allah kolaylık versin!
En son çocuk annesinin elini bıraktı ve dümdüz koşmaya başladı. Bayağı uzaklaşmıştı tabii ayağı takılıp düşmeseydi.
O tiz sesiyle bağıra bağıra ağlamaya başladı. Kadın yine sabırla oğluna sarıldı. Ayağı kaldırdı. Sabahtan beri gıcık olduğum çocuğa acıdım bir ânda. Çocuk gözyaşlarını silip annesinin elini tutarak uzaklaştı. Evet, cennet annelerin ayağının altındaydı gerçekten. Bir canlı örneğine şuan şahit olmuştum.
Kimi varlığından bile haberi olmadan çocuk büyüttüğünü zanneder, kimi ise böyle üzerine titrerdi. Ben şanslıydım bu konuda. Ailem her zaman beni desteklerdi. Onları ne kadar özlüyordum. Alışmam kolay olmamıştı yokluklarına..
Gözlerim dolmaya başlayınca başka şeyler düşünmek istedim.
Nehir, Kerim ve Polat...
Mahalleme yaklaştım, arkadaşlarımın başına gelenleri düşünürken kapıya kadar geldim. Bahçe kapısı açık kalmıştı. Oysa sabah kapattığıma emindim. Açık bahçe kapısından geçip kapının önünde durdum. Bu sefer evin kapısını da açık görünce şok oldum.