İçeriğe geç

Kanlı İhtilal

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Kanlı İhtilal

Bölüm 2

1|Artuç Alp

🔱

Mete zamanının çogunu kendisine özel askerler yetiştirerek geçirirdi. Günler böyle geçip giderken Mete kaybettiği tahtı almak için planlar yapmaya devam etti;Babasının üvey annesinin tesiri altında olduğunu biliyordu,ilk iş başka bir şekilde tahta geçmekti.

Mete sabah erkenden uyanıp askerleriyle talime başlamıştı fakat aklında yapmak istediği farklı bir şeyler vardı. Askerleri arasında en çok dikkat ceken iri cüseli,kılıçla yaralanmış fakat yinede temiz yüzlü olan Artunç'tu. Gülmeyi pek seven Artunç ok atmada, at binmede ve güreşte diğer alplere göre çok daha iyiydi. Mete, en çok ok atarken onu izlemeyi severdi.

Alpdem, Artunç'un en yakın arkadaşı ve sırdaşıydı. Talim bitince Alpdem'in en sevdiği avlanma işini yaparlardı. Alpdem Artunç'un çocukluk arkadaşıydı. Beraber büyümüşlerdi.

Alpdem herşeye şikayet eder fakat çok çabuk fikir değiştirir Artunç'a uyardı;

"Alpdem, bugün talimde dalgındın bir şey mi oldu?" diye sordu yakın dostuna Artunç.

"Savaşmamak beni yıpratıyor. Sadece talim yapmaktan paslandık."

"Avlanmakla yetin Alpdem. O Çinli hatun ölmeden bize savaşmak yok." Artunç'un bahsettiği çinli hatun Yenişi'ydi.

"Teoman ölürse ne olacak ? Başa hatunun en büyük oğlu geçecek. Bir Çinliden olmamı bize beylik yapacak." diye düşünceleri dostuyla paylaştı Alpdem.

Haklıydı aslında. Türk örflerine göre Teoman'dan sonra tahta geçmesi gereken kişi Metehan'dı. Yani damarlarında gerçek türk kanı taşıyan biri olmalıydı.

"Sen düşünme bunları Alpdem. Bak av kaçıyor senin yüzünden."

Av bitmişti fakat Alpdem şikayet etmekten bir tavşan bile vuramadan dönmüştü çadırına. Bütün av sürecinde düşünceler zihnimi kemirmekten başka bir şey yapmamıştı Alpdem'in.

Artunç çadırına dönerken halkın arasına karışan esir Çinliler dikkatini çekmişti. Bir şeyler olduğunun farkındaydı ama ne olduğunu bilmiyordu.Hatun sayesinde bu kadar rahat olmaları da çok sinirini bozuyordu. Alpdem'in haklı olduğunu elbet biliyordu. Bu imparatorluğu sadece Türkler devam ettirmeliydi. Bir Çinli olamazdı.

Avladığı tavşanlarla giderken Alpdem'in çadırına girdi. Biraz kımız içip sohbet etikten sonra kalktı,fakat kafası hala o Çinli uyuzların neden kaçıştıklarındaydı. Düşüne düşüne çadırın yolunu tuttu.

Babasını büyük bir çin akınında kaybetmişti, annesinide çok önceden kaybetmişti.Yanlız yaşar,kendine yetecek kadar avlanır, fazlasını arkadaşlarıyla paylaştırırdı.

Gelirken de tavşanları Alpdem'e bırakmıştı. Zaten avlanamamıştı Alpdem.

Az yerdi ama çok iri yapılıydı bir o kadar da hızlı ve sağlamdı.

Çadırına ulaşmıştı,hava kararmıştı. hala sabah olanları düşünüyordu. 'Yine Çinliler bir oyun mh yaptı acaba' diye söylendi içinden.

Çadırına girdi.Pusatlarını çıkarıp yerine koyduktan sonra bir kımız içip yatmayı düşünüyorduki,bir anda duyduğu Alpdem'in sesiyle kımızını bırakıp pusatını alması bir oldu.

"Ne oldu Alpdem, ne için bağırırsın biri ölmüş gibi?" diye sordu merakıyla.

"Galiba akın var Çin'e.Mete bütün askerlerini topluyor Artunç."

"Boşa heveslenmeyesin sabah da dedigim gibi;Tanrı bize kızmış olacakki bu hatunu başımıza bela etti. Gidip bakalım neden bu saate toplanmışız."

Çok sevdiği ak atına atlayarak alana doğru sürdüler. Kalabalık birikmişti. kalabalığın arasından geçerek yere diz vurup Mete'yi selamladılar.

Askerler gelmişti ve nizami bir sırada bekliyorlardı.Mete'nin kendi olmadığı talimlerde emrine verilen birliği Artunç eğitirdi ve düzene sokup talim yaptırırdı.

Mete önce ona anlatı neden toplandıklarını. O da dönerek askerlere çok uzakta duran Çinlileri işaret ederek; her birinin sadakına ıslıklı ok koymalarını ve geri kalan oklarını bırakmalarını emretti.

Hepsi denileni yaptı fakat ne olacağını bilmeden bekliyorlardı.Çinliler sadece ay bulutların arasından çıktıkça belli oluyorlardı. Mete bunu özelikle seçmişti. Tek tek sıraya geçip her biri için birer çinliyi hedef almaları isteniyordu,hem çok uzaktaydılar hemde sadece beyaz tenleri beli oluyordu karanlıkta.

İlk atışı Alpdem yapacaktı. Hazır olmasını ve beklemesini söyleyen Artunç ay bulutun arkasına girip hiç bir şey görünmediğini anladığında "Vur!" emri veriyordu.

Alpler sırayla oklarını atıyor, vuramayanlar ayrılıyordu. Son atışı Artunç yapacaktı fakat Mete ona vurulmayan üç Çinliyi göstererek; "üç ok çekeceksin. üçüde ölmezse,önce atını vuracağım ve cezalandırılacaksın." dedi.

Artunç yere diz vurup selamladıktan sonra sadaktan üç ok çekti ve emir verilince oklar bir kopuz çalar gibi ıslık sesiyle ilerledi.Üç çinliyi kızıl Tamuya gönderdi. O zaman anlamıştı çinlilerin neden kaçtıklarını...

Mete,vuramayan askerlerin yarin ki talime getirilmesini emrederek alandan ayrılmıştı. Askerler yere diz vurdu ve birer birer alandan ayrıldılar.

Artunç çok sevdigi atına atlayarak çadırının yolunu tutmuştu.Yine yanında Alpdem vardı.

"Artunç çok güzel attın ama ya vuramasaydın. Çok sevdigin atın vurulacaktı."

Atı onun için değerliydi ve yaptığının büyük bir risk olduğunu biliyordu elbet.

"Ben vuramayacağım hiçbir hedefe ok atmam Alpdem.Gözümün bir kez gördügünü kaçırmam." dedi kendinden oldukça emin, kararlı sesiyle.

Bir süre sesizlik oldu ve yine sessizliği bozan Alpdem oldu.

"Sence Mete üvey kardeşinin tahta geçmesine izin verecek mi?"

Artunç sustu. Bu sessizlik bir bilgiden mi yoksa bilmediğinden doğan bir sessizlik mi anlaşılmıyordu.Her zamanki gibi güler bir yüzle Alpdem'e baktı ama cevap vermedi.

Alpdem'in çadırına gelmişlerdi. Artunç beklemek istemedi ve yavaşca atını sürerek çadırına geldi.Pusatını bıraktı ve doyasıya bir kımız içti. Önceden pişirdigi etinden biraz yiyerek karnını doyurdu.Yatagına uzandı.

Sabah olmuş kuşlar ötmeye başlamıştı. Artunç kalkıp talim için hazırlıklarını yaptı.Dün olan ok atışında vuramayanlar bugün cezalandırılacaktı sırasıyla.Mete sabah uyanıp talim için alama gelmişti, alpler yavaş yavaş alana gelip diz vurup selamlayarak sıraya geçiyordu.

Artunç babasından ona kalan süt gibi ak atına atlayıp talim için dörtnala koşturdu. Atını alana gelip yere diz vurdu. Alana getirilen ve atışta vuramayan alpler bir yere ayrılmıştı,onlara doğru baktı.

Mete ayaga kalkarak ilk oku gerdi ve şimşek gibi fırlatttı, dün vuramayan bir alpe.Talim için alanda bekleyen alpler şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Aralarında bir uğultu oluştu ve bu uğultu Mete'nin konuşmasıyla kesildi;

"Bu size ilk emrimdir. Ben okumu nereye çevirirsem sizde oraya çevireceksiniz.Bana sadakati olmayanın cezası ölümdür!"

Mete tekrar okunu gerdi ve alpler tek tek oklarını gererek dün atış yapamayan alplere çevirdi. Mete tekrar şimşek gibi fırlattı okunu ve attıpı ok bir alpin gögsünü deldi. Alpin delinen bedeninden oluk oluk akan kanlar yere döküldü.

Ardından onu dinleyen alpler birer birer oklarını fırlatı.Aralarında itiraz edip atmayanlar ,ölen alplerin yanına götürülerek bir bir oklandı. Mete için bu yetmemişti ama bu günlük bu kadar sadakat gösterisi yeterdi. Çok sevdiği atına atlayıp oradan uzaklaştı.

Artunç olanları hayretle izlesede olayı anlamış ve canını kurtarmıştı. Talim bittikten sonra Alpdem ve Alpdem'in kardeşi Boyga'yı alarak ormanın derinliklerine doğru at sürdüler.

Alpdem hala anlamasa da kardeşi ve Artunç anlamıştı.

Boyga,kopuz çalmasını da bilirdi.

Ormanda gezerken avladıkları tavşanı bir ateş yakıp pişirdiler ve sabahki hadiseyi konuşuyorlardı.

Alpdem kızmıştı fakat o da anlayınca kızgınlığı geçmese bile hak vermişti Mete'ye. 'Bir alp ok atamıyorsa ne işe yararki' diye düşünüyorlardı.

Sohbet böyle sürüp gidiyordu. Boyga eline kopuzunu almış çalıyor, bir yandanda ölen alplere ağıt yakıyordu.

"Şimşek gibi bir ok geldi bağıra dayandı.

Her gerilen yay ciğerimizi dağladı.

Kımız kesmez acımızı kırk yiğitten kaldık noksan,

Vurulduda düşmedi demirden vücutlar.

Yıkamadı düşman tek bir eri, değmeseydi kardeşin eli.

Sönmez bu ateş sönmez,

Kırk yiğit alp bir Çinli için ölmez.

Şimşek gibi bir ok geldi bağıra dayandı.

Her gerilen yay ciğerimizi dağladı..."

Hepsi susmuş Boyga'yı dinliyorlardı dizlerine vurarak.

Hava kararmaya başlamıştı ve kımızlar bitmişti. Atlara atlayıp döneceklerdi.Yavaşca ormanın içinden ilerlerken bir ses duyduluyordu, kısık, ince bir sesti ve bir kadın sesine benziyordu.

Birkaç Çinli bir şeyler konuşuyordu.

Bunlar;iyi giyimli pusatlı Çinlilerdi. Artunç Çin'de esirken Çinceyi çözmüştü. Söylenenleri dinlemek için sese biraz daha yaklaştılar.Fakat anlaşılmıyordu.

Boyga bir an önce öldürmek için pusatını çekmiş hazır bekliyordu.

Artunç anlamıştı,bunlar Yenişi'nin isteğiyle Çin'den Mete'yi öldürmeye gelmişlerdi.Boyga daha fazla dayanamadı ve atladı Çinlilerin üzerine. Çinliler hem şaşkın hemde korkmuş bir halde daha pusatlarını çekemeden ölmüşlerdi.

Hemen çadırlarına döndüler. Sabah ilk ışıklarıyla uyanan Artunç,Mete'nin huzuruna çıkmak için hazılandı ve atına atlayıp yola koyuldu.

Mete'nin huzuruna gelmişti. Yere diz vurarak selamladıktan sonra dün yaşanan hadiseyi bildirdi fakat Yenişi bunu çoktan öğrenmiş ve ortalıkta belli olacak bir şey bırakmamıştı.

Artunç çıkmış evinin yolunu tutmuştu...

Bölüm sonu

4 yorum