İçeriğe geç

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 4 · 14 dk okuma

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 4

Kendini Kurtar

Sabah yine Aksu’nun beni dürtmesiyle aniden uyandım. Sıçrayarak doğrulduğumda karşımda bir çift ela göz ve şirin bir şekilde gülümseyen bir kadın yani Aksu’yu bulunca rahatladım. “Seni korkuttuysam özür dilerim. Sadece uyanman için dürttüm.” Dedi ve gülümsedi. “Sorun değil.” Dedim. Sesim biraz sessiz çıkmıştı. Sanırım hasta oluyordum. Boğazımda acıyordu. Gözlerimi ovuşturdum. Sonra ayağa kalktım. Lavaboyu kullanmam gerekecekti. “Alev bey kahvaltıya sizi bekliyor.” Dedi ve yanıma geldi Aksu. Vereceğim cevaptan korkarcasına. “Bir şey yiyesim yok, ki ben o beyinle aynı masaya bir daha oturmam.” Dedim. “Mehir… Lütfen, yine seni ölümle tehdit edip o masaya oturtturacaklar. Lütfen…” dedi. Aslında doğru söylüyordu. Ben kime konuşuyordumki. Yine dediğini yaptıracaktı. Şerefsizlikle tabi…. Kapıya ilerledim ve kapı kolunu çektim. Aksu geldiği için kapı açıktı. Biraz ötede bekleyen adama, yani dün bana yemek getiren adama seslendim.

“Hey! Lavaboya gitmem gerek.” Dedim. Bana döndü ve dünkü gibi gülümseyip yaklaştı. Yakından bana daha çok benzediğini fark ettim. Ne kadarda çok benziyorduk… Bu adam kim? Neden benziyoruz ve ona neden güvendim bilmiyorum ama… Ama nedense içimden ona güvenmek geliyordu. İçimden bu adama sarılıp saatlerce ağlamak geliyordu. Yaralarımı sadece o sarabilecek gibi geliyordu. İyice yanıma geldi ve diğer adamlar gibi kolumdan tutup çekiştirmek yerine eliyle “önden buyur.” der gibi gösterdi. Şaşırdım ama gülümsedim. “Tabiki, lavaboyu kullanabilirsin.” Dedi. Yürümeye başladım. O ise arkamdan geliyordu. En son lavaboya geldiğimizde kapıyı açtı içeri girip kapıyı kapattım ve kabinlerden birine girdim. Klozetin üzerine çıkıp havalandırma yerine doğru seslendim.

“Ateş Altuğ… Orada mısın?” Dedim. Önce bir öksürük sesi ve sonra onun sesi. “Buradayım… Sen…” tekrar öksürdü. Sesi kısılmıştı. “Sen iyi misin? Gönderdiklerimi yedin mi?” Dedi. “Yedim. Ama senin sesin hiç iyi gelmiyor.” Dedim. “Kömürlüğe benzeyen karanlık bir yerde sabah akşam aç susuz yaşarsan senin sesinde iyi gelmez. Neyseki bir kaç adamım bana sadıkta su getiriyor. O sana tepsiyi getiren adam da onlardan biri.” Dedi. Bu yüzdendi demek… Bana diğerleri gibi davranmayışı… “Buradan kaçmamız gerek Ateş… Buradan kaçacağız. Sonra her şeyi bana anlatacaksın. Seni öldürüp öldürmeyeceğime ben karar vereceğim.” Dedim. İçeriyi görmeye çalışıyordum. “Cihan’ın kızı… Beni dinle, benim buradan çıkmam neredeyse imkansız. Ama sen kaçabilirsin. Kaçmayı başarabilecek bir fırsat düşerse eline… Sakın arkana bakıp beni düşünme! Kendini kurtar!” Dedi. O görmesede refleksle başımı iki yana salladım. “Kaçarsam seni götürürüm çünkü ölümün onların değil benim elimden olacak. Ki ayrıca bu ölümün gerçek hikayesini öğrenmem gerek.” Dedim. Bir öksürük krizinin ardında konuştu.

“Mehir… Atalay yani tepsiyi getiren adam hep yanında olucak. Kaçarken onunla kaç sana her şeyi anlatır. Beni düşünme! Duydun mu?” Dedi ama ona cevap vermeden kabinden çıkıp elimi yüzümü yıkadım. Ne kadar süredir buradayım bilmiyordum. Kapıyı açtım ve kapıda Atalay’ı buldum. Gülümsedi ve geçmem için kenara çekildi. Geçip odama geri girdim. Aksu oradaydı. Beni bekliyordu. Ona bir şey söylemeden bir spor ayakkabı giydim ve saçlarımı bir tokayla üstünkörü topuz yaptın. Hiç bir şey yemeyecektim ama o masaya oturmam gerekti. Aksu’ya döndüm. “Gidebiliriz.” Dedim. Aksu ağzını araladı. Yine giyinmem için bir şeyler diyecekti. “Hayır Aksu böyle iyiyim.” Dedim konuşmasına izin vermeyerek ve kapıya ilerledim. Kapıyı açıp çıktım ve Atalay’ın yanına gidip beni götürmesini bekledim. Nazikçe kolumdan tuttu ve beni salona soktu. Alev yine aynı yerinde oturuyordu.

Benim gözümdede yeri hiç değişmeyecek zaten şerefsizin. Aynı yerime oturdum. Kollarımı bağlayıp beklemeye başladım. Çünkü zaten yemeyecektim. Gülümsedi ve konuştu. “Dün akşam için üzgünüm Mehir… Ama dün akşamda bir şey yemedin şimdide yemiyorsun. Aç olmalısın. Hadi ye… Sana zarar verecek bir şey yok içinde. Sana zarar vermem.” Dedi. Tabiki sözlerine kanıp yemeyecektim. “Hayır! Yemeyeceğim. Şimdi hızlı yede gideyim.” Dedim. “Seni zorla bu masada tutuyor gibi gözükmek istemem. Yemek istemiyorsan gidebilirsin.” Dedi. Tabi canım zaten dünde sevinçle oturdum bu masaya! Ayağa kalktım ve kapıya ilerledim. Kapı kolunu aşağı indirdim. Açılmadı! Dalga mı geçiyor bu adam benimle? Arkamı dönmek üzereyken konuştu. “Bu arada… Kaçma planları kuruyorsan hayal kırıklığına uğrarsın. Buradan kaçmanın bir yolu yok.” Dedi. Anında betim benzim attı. Nereden biliyordu? Ya da biliyor muydu? Yoksa öylesine mi söylemişti? Ateş’le konuşmalarımızı mı biliyordu?

“Bu kadar gerilme. Bütün konuşmalarınızı dinlemedim. Özel alana saygı duyan bir insanım ben.” Dedi. Gülümsediğini hissedebiliyordum. Korkuyla yutkundum. Kim bilir bu konuşmalar yüzünden Ateş’e ne yapacaklardı? Peki ya Atalay? Onuda duymuş muydu? Lütfen duymamış olsun. Yavaşça arkamı döndüğümde alaycı bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Hemen kendimi topladım. “Kaçma planları falan kurmuyor. Kaçacak olsam o ormanda kaçardım. Ayrıca ne kadarını duydun bilmiyorum ama Ateş’in bir suçu yok. Ona dokunma. Zaten yakında o lanet yerde açlık ve susuzluktan ölür.” Dedim ve tekrar arkamı dönüp kapı kolunu çektim. Bu sefer açıldı. Tam dışarı çıkacakken tekrar konuştu.

“Ölmesine izin vermem. Onu bir odaya aldım. Yemek veriyorum ama yemiyor. Sen merak etme.” Dedi dalga geçercesine. Arkamı dönüp çıktım ve Atalay’ın yanına beni götürmesi için gittim. Beni odama bırakıp gitti. Odaya geçmesi iyi olmuştu ama artık onunla konuşamayacaktım. Arkamı döndüm ve yatağıma ilerlerken onun öksürüğüyle aynı bir öksürük sesi duydum. Ses yan odadan geliyordu. Benim odamda yan odaya açılan bir kapı vardı ama tabiki kilitliydi. Yinede üzerindeki küçük cam sayesinde kim olduğunu görebilirdim. Hemen o kapıya doğru yürümeye başladım. Kapının önüne vardığımda içeride kim var görmek için cama yapıştım. Bir yatak bir masa ve dolap vardı odada. Çok sadeydi benimki gibi değildi. Sonra yatakta uzanan birini gördüm… Ateş Altuğ… Gözleri kapalı olduğu için beni görmedi ama uyumadığına adım kadar emindim. Hangi birimiz burada uyuyabiliyordukki… Ya da rahatça gözlerimizi kapatabiliyorduk.

“Ateş…” deyip cama bir kaç kaz vurdum. Alev konuşacağımızı bildiği için bizi yan odalara koymuştu. Konuşacağız ve o da konuştuklarımızı dinleyecekti. Ama ben sandığı kadar salak değildim. Ateş gözlerini öksürerek açtığında beni gördü. Ve o an neredeyse gülümsüyordu diyebilirim. Yataktan fırlarcasına kalktı. Olduğum kapıya geldi. Ona elimle bir dakika diye gösterip kâğıt kalem buldum ve odada kamera olması olasalığıyla gizleyerek bir şey yazıp cama tuttum. Kâğıdın üzerinde “Öncelikle sen iyi misin? İyi olman gerek çünkü Alev bize tuzak kurmuş. Konuştuklarımızı dinlemiş. Şimdi ise bizi aptal sandığı için yan odalara koydu ve konuştuklarımızı dinleyecek. Odada kamera falanda olabilir. Bu yüzden cevap vereceksen gizleyerek yaz kâğıta.” Yazdım. Kâğıdı okudu ve odada bir kâğıt kalem aramaya koyuldu. Bulunca hemen yazmaya koyuldu. Yazdı ve kâğıtı bana tuttu.

Kâğıtta “Öncelikle pek iyi olduğum söylenemez. Alev kurduğu tuzağı Atalay anlattı. Ama konuştuklarımızın çoğunu duymamış, merak etme. Ve evet bizi yan odalara bu yüzden koydu. Bu yüzden birbirimize ulaşacak olursak kalem kâğıtla konuşalım. Ben kamera gibi bir şey varsa diye odamı arayacağım. Sende ara.” Yazmış. Okuyup evet anlamında kafamı salladım ve odamı aramaya koyuldum. Yastık kılıfımı, dolaptaki bütün kıyafetleri, masamı, yatağımı, duvarları, dekorasyon eşyalarını her şeyi detaylı bir şekilde aradım. Hiç bir şey bulmayınca rahatladım. Her yeri çok detaylı aramıştım. Yani gözümden kaçan bir yer yoktu. Bunun rahatlığıyla yatağa uzandım. Sabahtan beri yan odadan öksürük sesleri yükselip duruyordu. Bu adamın hali çok fenaydı. Hem yemek yemediği için daha çok hasta olacaktı. Hem o günden kalan yaralarıda hala duruyordu ve o derin yaralar o pis yerde mikrop kapmıştır kesin. Hem de o odanı sıcak olduğunu sanmıyordum. Benim olduğum oda gayet sıcaktı ama o odada bir kalorifer bile görememiştim. Bir an onun haline üzüldüm ama hemen yaptığı şeyi hatırladım. İçim acımasızlıkla doldu. Bunları hakettiğini düşündüm. Daha küçücük bir çocuğu hem annesiz hemde babasız bırakıp ona tüm bunları yaşattığı için hakettiğini düşündüm. O sıcak yatağında uyurken o kız çocuğu soğuktan donmak üzere bir yemek parçası bulurum diye çöpleri aradığını düşündüm. O anları hatırlayınca yine gözlerim doldu. Hemen gözlerimi kırpıştırıp yaşları sildim. Sakinleşmek için derin bir nefes aldım ve geri cama gittim. Camı iki üç kez tıkladım. Hava karardığı için içeriyi göremiyordum.

Bir anda içerisi aydınlandı ve Ateş’i gördüm. Cama geldi ve bir kâğıtı tuttu. “Benimki temiz.” Yazıyordu. Bende kafa sallayıp benimkininde temiz olduğunu belirtmeye çalıştım. Anlamış olacakki başka bir şeyler yazmaya başladı. Tekrar kâğıdı bana tuttu. “Sen sabah hiç bir şey yemedin değil mi? Kesin yememişsindir. Sabahtan beri aç susuz duruyorsun. Atalay’a söyleyim bir şeyler getirsin.” Yazmıştı. O an gerçekten hiç bir şey yemediğimi hatırladım. Açlığımı hissettim ve karnıma bir ağrı çöktü ama beklemesini söyleyip bende bir şeyler yazıp cama tuttum. “Ben iyiyimde… Sen çok kötüsün. Yani en azından Atalay’dan biraz yemek isteyip yiyebilirsin. Böyle giderse öleceksin…” yazdım. Kâğıdı okudu ve bir şeyler yazmaya başladı.

“Beni düşünme. Dediğim gibi kendini kurtar. Ben iyiyim. Şimdi Atalay’a söylüyorum yemek getirsin.” Yazdı. İtiraz edemeden kapıya gitti. Cam küçük olduğu için gerisini göremedim ve oflayarak yatağıma gittim. Bir kaç dakika sonra kapı çaldı ve Atalay içeriye girip kapıyı örttü. Başıyla selam verip tepsiyi masaya bıraktı ve arkasını döndüğünde kolundan tuttum. Bana döndü. Biraz onu inceledikten sonra sorumu yönelttim. “Biz neden bu kadar benziyoruz?” Dedim. Önce sertçe yutkunup gözlerini kaçırdı. Sonra kolunu çekip “Zamanla öğreneceksin” dedi ve gitti. Masaya bıraktığı tepsinin yanına gittim. Bu sefer salçalı makarna ve bir bardak gazoz vardı. Makarnayı yiyip içeceği içtikten sonra ağzımı silip yatağa oturdum. Sonra kapı açıldı, içeriye Aksu girdi. “Giyinmen gerek…” dedi ve yanıma geldi. Gözlerimi devirdim ve oflayarak sordum. “Yine ne oldu?”

“Bu sefer gerçekten şık bir elbise giymelisin. Alev bey…”diyecekken öfkeyle sözünü kestim. “Alev bey kimmiş de beni zorla giydiriyor, zorla yanına getirtiyor, zorla dans ettiriyor? Beni burada zorla nasıl tutabiliyor!? Ve şu yan odadaki adamı… O adamın sağlığına nasıl kast edebiliyor? Kim bu Alev bey de her istediği oluyor?” Diye bas bas bağırdım kendimi tutamayıp. Aksu olacaklardan mı bağırmamdan mı bilmiyorum ama korkuyla ve endişeyle bir yere sinmiş bana bakıyordu ve ağlamaya başladı. Kafamı o kapıya çevirdiğimde Ateş’i gördüm. Camdan beni izliyordu. Önüme döndüğümde kapıdan bir kaç adamıyla şu bahsede bahsede öldükleri Alev beycik girdi.

Oldukça sinirli gözüküyordu. Bu hali çok komik ve keyif aldırıcıydı. Yarım bir gülümsemeyle ona baktım. Aksu ve adamlarını çıkarttıktan ve kapıyı kilitlettikten sonra sinirle bana yaklaştı. Ateş bu sırada sessizce kapıyı zorluyor açmaya çalışıyor ve aradaki camdanda arada bize bakıyordu. Alev sinirle yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı… Ben ise ondan korkmadığımı göstermek için hiç kıpırdamadım. Kolumu sertçe tuttu, sert ve hızlı bir şekilde duvara çekti beni. Beni duvara çarptı ve karşımda belirdi. Dişlerinin arasından, “Sana kim olduğumu göstermemi ister misin Mehir? Harika bir yöntemle…” dedi ve kurnazca gülümsedi. Ben ise duruşumdan hiç taviz vermedim. Korkusuzca ona baktım. “Gerek yok, kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Sen şerefsiz, pislik, adi bir herifsin. Tek yaptığın beni burada tutsak tutmak. Ben daha önce tutsak ettiğin kadınlara benzemem. Sendende, şu namussuz adamlarındanda, ölümdende korkmuyorum!” Dedim. Cesaretim karşısında duruşu sarsıldı. Sinirle elini kaldırdı ve bana doğru savuracakken elini tutup bileğini çevirdim. Küçükken babam polis olduğu için öğretirdi dövüşle ilgili şeyler. O öldükten sonrada çalışmaya devam ettim. Belki katili bulurum diye.

Dövüş yeteneklerime dayanarak kolunu ters çevirdim. O inlerken belindeki silahı aldım. Çok bir işe yaramayacağını biliyordum ama yinede çabalayacaktım. Ateş’in olduğu kapının deliğine sıktım. Kapı açıldı. Silah eğitimimde vardı. Ateş kapıyı açıp içeri girdi. Elimdeki silahı Alev’e doğrultmuştum. Ateş Atalay’ı çağıracağını söyledi. Bir kaç dakika sonra Atalay kar maskeli bir şekilde yanında bir kaç adamla daha geldi. Alev’in telefonunu da aldılar. Sonra odada buldukları bir kelepçeyle onu yatağa kelepçelediler ve ağzını bantladılar. Atalay’ın yanında getirdiği bayıltıcı iğneyle onu bayılttılar. Üzerimize bir ceket aldık. Siyah bir sırt çantasının içinede iki üç telefon, biraz yedek mermi, kesici aletler, biraz su ve birazda yiyecek alıp çantayı sırtıma aldım. Bunun içinde hepimizin ihtiyaçları vardı. Hepimizin elinde bir silah vardı ve Atalay kapıda çok kişinin olmadığını söylemişti. Bu yüzden bir anda çıkıp kapıdaki adamları vurduk.

Sessizce ilerlemeye başladık. Yürürken Aksu’yu bir yere çömelmiş kulaklarını elleriyle kapatmış ağlarken gördüm. Atalaygili durdurup yanına gittim. Elini tuttum. Ağlamaklı gözlerle bana baktı. “Gitme… Gitme Mehir. Beni yine yalnız bırakma. Lütfen…” dedi. Gözlerim yaşardı. Elinden tutup onu kaldırdım. “Artık sende bizimle geliyorsun Aksu.” Dedim. Bu kızı kesin zorla tutuyorlardı. Atalaygile döndüm. Onlarda itiraz etmedi. Aksu’ya kendini savunamayacağı için silah vermedik. Küçük bir bıçak verip arkamıza aldık. Karşımıza çıkan iki üç kişiyide hallettikten sonra bu malikaneye benzeyen yerden çıkmayı başardık. Bahçesindende çıktık. Önümüzde ise koca bir ormandan başka bir şey yoktu. Derin bir nefes aldım ve ormana doğru koşmaya başladım. Çayıra geldiğimizde kollarımı iki yana açtım gökyüzüne bakıp etrafımda döndüm. Diğerleride peşimden geldi.

“Biraz daha uzaklaşalım. Bizi bulma ihtimalleri iyice düşsün.” Dedi Ateş. Gün boyu yürüdükten sonra çimenlik bir yerde durduk. Gelirken yanımıza aldığımız çadırları kurduk. Atalay, Ateş, isminin Ayaz olduğunu öğrendiğim biri, isminin Mete olduğunu öğrendiğim biri ve bir kişi daha vardı yanımızda. Başka kimse yoktu. Ayaz ve Aksu daha önceden tanışıyor olmalılardı. Genellikle konuşuyorlardı çünkü. Gelirken yanımıza aldığımız beş çadırı kurduk. Sonra bir ateş yakıp çevresine oturduk. Yanımda Aksu diğer yanımda Ateş vardı. Aksu’ya dönüp ayaklarına baktım. Yeşil topuklu ayakkabılar vardı. “Aksu, onlarla yürümek zor olmadı mı?” Dedim ayakkabıları gösterip. Üzerinde ise yazlık fıstık yeşili bir elbise vardı. V yakaydı ve kısa kolluydu. Belden aşağısı boldu. Sarı saçları elbisesinin üzerine dökülüyordu.

“Yani kolay olduğunu söyleyemem tabi ama ben alıştım. Topuklu ayakkabıyla yürümeye yani… Kendimi bildim bileli hep topuklu ayakkabı giymişimdir.” Dedi. Geldiğimden beri onun hikayesini merak ediyordum. Ona döndüm ve merakla baktım. “Hayat hikayeni anlatırsın artık.” Dedim. Gülümsedi ve olumlu anlamda başını salladı. “Ben dünyaya geldiğimde bir ablam vardı. Annem fakir bir insandı ve hastaydıda. Ama babam işe gittiği için bütün işleri o yapmak zorunda kalıyormuş. Ablamla aramızda pek bir yaş farkı yoktu. Ben doğarken o beş yaşındaydı. Annem küçük bir çocukla ilgilenirken bir bebekte büyütmüş. Tek başına… Ben on on beş yaşlarına geldiğimde annem bel fıtığı oldu. Ameliyat olması gerekiyordu. Babamda fabrikada çalışıyordu. Yani biz öyle biliyorduk. Onu ameliyat ettirecek paramız olmadığı için ettiremedik. İşleri ablam yapmaya başladı. Bende arada yardım ederdim. Sonra bir gün ablamla annem pazara gidiyormuş. Ben o sıralar okuldayım. Ablam okulu bırakmıştı. Ben ortaokuldayım. Trafik kazası geçirmişler. Ben otobüsle hastaneye gittim. Babam ise yine ortalıkta yoktu.” Dedi ve bir nefes aldı. Gözlerindeki bakışlar hüzünlüydü.

“Hastanede beklemeye başladım. Sonra annem ile ablamın… Annem ile ablamın kalbinin durduğunu öğrendim.” Dedi ve gözleri doldu. Böyle bir şeyden kimin dolmazdıki. “Babam cenazelerine bile gelmedi. Bir gün ben teyzemdeyken babam geldi beni alıp götürdü. Bu Alev bey’in babası… Onunla çalışıyormuş babam. Onun adamıymış. Birde orada bir kadınla tanışmış. Güzel… Tatlı… Zengin bir kadınla. Bir süredir birliktelermiş. Kadın modellik yapıyormuş. Beni alma amacı ise benide model yaptırıp parasını yemekmiş. Bende o gördüğün evde büyüdüm. O kadına babam evlendi ve kadın beni hep modellik için çalıştırdı. On beş yaşımdan beri sürekli topuklu ayakkabı, elbiseler, makyaj, takılar hiç bitmedi. Beş, altı yıl önce öldü babam. Bende orada kaldım o kadınla. Bırakmadılar beni. Kadın yeni birini buldu. Beni çalıştırmayı bıraktı… Zaten bendende bir şey olmadı. Okulunu okudum, diplomamda var hatta ama almadılar. Ya da orası almadı bilmiyorum. Sonuç olarak kaldım orada yani.” Gözleri iyice doldu ve ağlamaya başladı. Kolunu sıvazladım ama fayda etmeyeceğini biliyordum. Yanında oturan Ayaz, onun omzuna kolunu atıp onu göğsüne çekti. Aksu onun göğüsünde ağlarken o Aksu’nun saçlarını öpüyordu. Ayaz’da Aksu gibi sarışındı. Ama ikiside sap sarışındı. Gözleri ise kapalı yeşildi.

Ateş’e döndüm. Sonra Atalay’a baktım. “Ee benim hikayemide anlatırsınız bence artık…” dedim. Ateş Atalay’a baktı. Bakışıyla Atalay’dan onay aldı ve derin bir nefes alıp başladı. “Sen… Ve ben… Küçücüktük daha. Bebektik Mehir. Annende babanda çok mutluydu. Aynı benimkiler gibi… Abim Alev yedi sekiz yaşlarındaydı. Senin abinde aynı yaşlardaydı.” Dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. Benim bir abim mi vardı? Kendimi bildim bileli tek kardeşimdir. “Annen babamla babanı aldattı. Baban bunu öğrendiğinde annenle ayrılma kararı aldı. Sen babanda kalacaktın abin ise annenle. Annen abini götürdü. Baban ise seni tek çocuk gibi büyüttü. Benim annemde aldatıldığını öğrendiğinde babamı terk etmiş. Babamda peşinden gitmemiş zaten oğullarım var diye. Baban aldatıldığını biliyordu ama kiminle aldatıldığını bilmiyordu. Bir gün sen daha küçükken babamın çetesine düştü. Babamla çok yakınlardı. Ben çok iyi bilirim. Kardeş gibilerdi… Yani, baban öyle sanıyordu. Bende çok severdim… Oyunlar oynardık.” Dedi ve elinin tersini yüzüne götürüp alnını sildi ve gözleri bir anlığına doldu. Yutkunup gözlerini kırpıştırdı. Ben ise her kelimesinde daha da şok oluyordum. Annem babamı mı aldatmıştı? Üstelik Ateş’in babasıyla! Abim mi vardı? “Baban polis olduğu için ve narkotik büroda çalıştığı için oradan bilgilerde getiriyordu. Babam eski karısıyla evli olduğunu çok iyi gizliyordu. Abinde ortalıkta olmadığı için baban hiç bir şey anlamamıştı. Taki o güne kadar… Baban bir gün gece bir nedenle ilgili konuşmaya o malikane gibi yere geldiğinde anneni babamla yan yana gördü. Her şeyi o an anladı. Küçük oğlunun ise nerede olduğunu bilmiyordu. Ama o gün zorla dışarıya çıkartıldı. Annen ve benim babam o gün çok büyük tartıştılar. Ve babam en sonunda… En sonunda…” dedi ve bir kaç saniye gözlerini kapattı.

“En sonunda anneni silahla vurdu ve annen yaşayamadı… Baban bunu öğrendiğinde hem eski karısıyla birlikte olmanın siniriyle hemde eski karısını öldürmesinin siniriyle bir şekilde oraya girdi ve babamı vurdu. Babam zaten çok bitkin haldeydi. Ve senin baban annene her zaman aşık bir adam oldu Mehir… Aldatılsada onu unutamadı. Sonra abim babanı öldürme görevini bana verdi. İstemeyip ısrar etsemde babamın intikamını küçük kardeş olduğum için almam gerektiğini yoksa benim öleceğimi söyleyerek beni ölümle tehdit etti. Ben… Ben ise mecburen küçük bir kızın ve bir adamın hayatını mahvettim. Abim ise hem küçük bir kızın hem bir adamın hemde genç bir çocuğun hayatını mahvetti. O günden sonra baban hep rüyalarıma girdi. Hep kızımı kurtar dedi. Ben seni bulup her şeyi anlatmaya karar verdim ama abim izin vermedi. Yinede dediğimi yaptığım için beni cezalandıracaktı. Ama işte… Kaçtık…” dedi. Şaşkınlık ve öfke içindeydim. Gencecik daha yirmi yaşındaki bir gence nasıl böyle bir şeyi yaptırırlardı? O çocuğun psikolojisini hiç önemsememişler miydi? Ateş bunu nasıl yapabilmişti? Abisi gibi sevdiği bir insana nasıl kıyabilmişti? Öfkeyle ayağa kalktım.

“Sen…” dedim ve sinirle ona baktığımda o da ayağa kalktı. “Sen abin gibi gördüğün bir adama nasıl kıyabildin? Tamam, zorla yaptırmışlar ama yapmayıp kaçabilirdin! Yapabilirdin bunu! Genç bir kızın ve bir adamın hayatını mahvettin sen! Sen bir katilsin! Babamın katilisin… Çocukluğumun katilisin sen.” Dedim ve göğsüne bir yumruk indirip ağlayarak çadırıma girdim. O da peşimden gelecekken Atalay’ın onu durdurduğunu görmüştüm. Yorganımın altına geçtim ve gözlerimi kapattım. Duyduklarımı sindirmeli ve güzel bir uyku çekmeliydim. Yarın zorlu olacaktı. Sonra ise uyuyakaldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.