-Solasta sarayı-( bu bölüm üçüncü ağızdan anlatılmıştır.)
Prenses İnara elindeki kağıdı masanın üzerine fırlatıp Prensin yanağına sert bir tokat attı. Prens deli gibi gülen prensese mi yanağının acısına mı şaşıracağını bilemez bir haldeydi. Prenses gülmeyi bir anda keserek prensin üstüne yürüdü.
"Ne kadar acınası halde olduğunu biliyor musun lanet olası? Ne hakla benden şüphe edersin! Ne cüretle Mel'i rahatsız edersin!"
Hayatında hiç ablası gibi davranmayan prensesi ressam bozuntusu bir katil için çıldırmış halde gören prensin sinirleri bozuldu. Bir katille , Scylla prensesi olan bir katille tanıştığı için tam düzeldiğini sandığı kardeşlik ilişkisi tepetaklak olmuştu. Ablasına güvenmediği için değil plana dahil olmak için onu takip edip Nyla ile tanışmıştı ama ne Nyla ne de ablası ona istediği cevapları vermişti. İspiyonlamak değil suç ortağı olmak istemişti ama şu an bunu açıklamak durumu kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktı. Prenses İnara , Ölümcül üçlü olarak anılan üç prensesten biriydi ve sinirlenince ne kadar korkunç olduğunu en iyi bilen kişi ,Prens Ezra , onu durduramayacağının farkındaydı.
"Bir daha olmayacak." diyebildi sadece ablasının gölgesi. İnara deli gibi açılmış mavi-yeşil gözlerini kardeşinin koyu yeşil gözlerine dikti.
"Bir daha olmasına izin verir miyim sanıyorsun? Gerçekten Ezra... Tanrı aşkına, bir prens olarak kendini bu kadar küçük düşürdüğüne inanamıyorum! "
"Bir daha olmayacak İnara. Bu kadar büyütmene gerek yok. O da benden nefret ediyor gibi görünmüyordu ve birbirimize saldırmadık sonuç olarak . Boşuna endişe ediyorsun."
Prens çabalarının boşa olduğunun gayet farkındaydı. İnara bir şeyin öyle olmasını istemiyorsa olmazdı. Veliaht Prenses Solasta Krallığının tam olarak kendisiydi. Çocuk yaşı çoktan geçmiş Prens Ezra bile saraydan ayrılmazken Prensesi sarayda görmek imkansızdı ama bundan kral ve kraliçenin haberi olmazdı. Prenses İnara Solasta askerlerini bizzat kendi komuta eder cephede birebir savaşırdı. Her zaman bağışlar ve hayır etkinlikleri için krallığın dört bir yanında gezilere çıkardı. Küçük kızların ilk aşkı prens değil prensesti. Prensesin yanında çalışan hizmetçi ve muhafızlar saray çalışanları arasında özel kişiler olarak görülürdü. İstedikleri zaman tatil yapabilir , prensesin haberi olduğu sürece istedikleri her şeyi yapmalarına izin verilirdi. İki kural harici.
Kral ve Kraliçe'nin hiçbir şeyden haberi olamaz.
Prensesin haberi olmadan hareket edilemez.
Prenses o kadar mükemmeldi ki Ezra ne yaparsa yapsın ona yetişemeyeceğini biliyordu. İnara kıtadaki tüm dilleri akıcı şekilde konuşmasına rağmen asla kendi dilinden vazgeçmezdi, kıtadaki tüm kitapları kütüphanesine ekleme hayali için her yolculuğunda kitap almadan geri dönmezdi. O bir şey diyorsa er ya da geç doğru çıkardı. Zeki, güzel, yardımsever, asil, cömert ve pek çok sıfatla anılan prenses Solasta'nın simgesiydi. Kimse onun sinirliyken bir canavara dönüştüğüne inanmazdı ama her şey gözlerinin önünde yaşanan prens ağızını bil açamıyordu.
"Onu rahatsız edecek bir şey yaptın mı?"
"Hayır."
"Sana başka bir şey dedi mi?"
"Bir ara ikimizi birden görmek istediğini söyledi."
İnara hafifçe gülümsedi ve masanın üzerine fırlattığı nota tekrar baktı. Kurnaz kız işini biliyor diye düşünmekten kendini alamayarak Ezra'ya çıkması için bir işaret yaptı.
Ezra başı ile onaylayıp odadan çıkarken katil ressama karşı anlayamadığı bir öfke besliyordu. İlk başta güzel olduğunu düşünmüştü. Daha önce rastlamadığı bir güzellik. Hançeri eline aldığında havalıydı. Kendinin iki katı adamları saniyeler içinde yere serdiğinde becerikli olduğu ortadaydı. Prens kendi işinin bittiğini düşündü sırada önündeki haydut onu bırakıp kıza yöneldiğinde şaşkın kız sadece bakışları ile adamı durdurduğunda büyülenmişti. Kızın adamın zihnine girip yaptığı gösteri korkutucu ve hayranlık uyandırıcıydı. Kız onu tanıdığında gururu okşanmış ve şok olmuştu çünkü iyi gizlendiğini düşünüyordu. Kızın hayatında gördüğü en zeki insan olan ablasından bile zeki olması onu dehşete düşürmüştü.
O zamana kadarki tüm olumlu duygular önce endişe ve korkuya sonra da öfkeye dönüşmüştü. Etkilendiği kızın ona cehennem hayatı yaşatan ablasından daha kötü çıkması kendi içinde bir hayal kırıklığıydı. Birkaç saatte tek bir kişi yüzünden birkaç aylık duygu değişimi yaşayan prens şimdi o kişinin ablasının en yakın arkadaşı ve kardeşi olarak gördüğü kişi olduğunu öğrendiği için tuhaf bir kıskançlık içindeydi.
Ablasının ilgisini istemiyordu ama o kızın bunca zamandır İnara'nın kardeşi gibi yaşayıp yaşamadığını merak ediyordu. Ne kadar süredir bu kadar yakınlardı? Scylla Solasta'yı alaşağı ettiğinde de böyle kalabilmişler miydi? Ablasının önemsediği tek şey krallığı sanan prensin aklı bin bir çeşit soru ile dolmuştu. O kayıp prensesti. Bir efsaneden ibaret sandığı kayıp prenses. Kıtanın gördüğü en güçlü kişi oydu. Doğuştan bir kraliçeydi. Asil ve asi kanın müthiş birleşimi , ünlü katil Lonan Tsıllah ve tarihin en güçlü kraliçesi olan Morana Melantha'nın kızı Melione Tsıllah. Kaçak prenses henüz on yedi yaşında babasının yolunu seçerek şatodan kaçmıştı. Hakkında birçok söylenti vardı ama resim atölyesi beklenmedik bir ihtimaldi. Ablasının o efsanenin en yakın arkadaşı olduğunu nereden bilebilirdi ki.
Nyla olmak istiyorsa prensin buna burnunu sokmaya hakkı yoktu. Ressamın gökyüzü gibi masmavi gözleri aklına gelince içini bir ürperti kapladı. Hemen kafasını sallayarak bu görüntüyü zihninden uzaklaştırmaya çalıştı. Prenses Melione normal bir insandan çok uzaktı. Ürkütücüydü. Bir insanın en büyük kabusu olacakmış gibi bakışlara sahipti. Kraliyet toplantılarında ablası ile gitmediği için pişman oldu sadece bir anlığına. Belki gitse katil prenses ile çocukken tanışmış olabilirdi.
Belki çok yakın arkadaş olurlardı belki o zaman İnara'nın kardeşi olarak değil de Solasta prensi Ezra Audra olarak kalırdı onun aklında. Ne talihsizlik diye düşündü prens. Kendi içinde yaşadığı tutarsızlıklar başını ağrıttı ve odasına gittiği gibi kendini yatağa atıp gözlerini kapattı. Ama uyuyamadı...
____________________________________♦___________________________________
Prenses İnara Mirari Audra kardeşi odadan çıktıktan sonra dik duruşunu takındı. Aynaya baktı ve asil bir gülümseme ile saçını hafifçe düzeltti. Gerçekten o ikisinin böyle rezil bir şekilde tanışmış olmasını düşünmek istemiyordu. Bir süredir erteliyordu ama artık en kısa sürede Nyla'yı ziyaret etmesi gerektiğini biliyordu. Tabi Nyla'ya denk gelmeyi umuyordu. Prenses İnara olarak oraya gitmeyi de karşısında Prenses Melione'ı bulmayı da istemiyordu. Mükemmel olmak ve şikayet etmemek Prenses İnara'nın işiydi, anonim yazar Mira ise tüm kusurları ile ressam Nyla'nın yanında olabilirdi ve bunun için vicdan azabı duymasına gerek olmazdı. Binlerce kişinin sorumluluğu altındaki İnara bulutlar kadar kabarık rahat yatağında uyurken Mira , Nyla'nın kıyafetlerini üstüne geçirdi. Nyla'nın ona özel tasarladığı siyah kadife kumaşa siyah iplik ile işlenmiş bir kuş tüyü olan, içi polar olduğu için sıcacık tutan pelerini omuzlarına attı. Bu pelerin eşsiz ve güzel olmanın yanı sıra çok kullanışlıydı da. içinde birçok farklı boyutta cep ve Mira'nın gözlerini örtebileceği ama önünü görmesini engellemeyen özel bir kapüşonu vardı.
Prenses muhafızların nöbet değişim saatinde hızlı ama sessiz adımlarla odadan çıktı. Tam ana kapıyı açacaktı ki arkasında duyduğu çıtırtı ile durmak zorunda kaldı.
"Birlikte gelin demişti." dedi uykulu sesi ile Ezra. Prenses prensesliğini yaparak kardeşine göz devirdi.
"Başka zaman."
Ezra'nın ağızını açmasına zaman bırakmadan kapıdan çıktı ve koşmaya başladı. Meydanın etrafındaki ormana daldı ve hız kesmeden ilerlemeye başladı. Mira kardeşi gibi gördüğü yakın arkadaşını özlediği için heyecanlıydı ama Prenses İnara'nın daha resmi konuları açıklığa kavuşturması gerekiyordu.
Normal bir prenses için son derece tehlikeli olan orman en ünlü seri katilin kızından ders almış bir prenses için huzurluydu. Gökyüzünü ve Ay'ı göremediği için ormanı sevmeyen arkadaşının aksine daha çok yeryüzü ile ilgilenen Mira için orman, cennetti. Çiçekler ve farklı bitkiler için ayrı ayrı şiir yazmak istemesine neden olacak bir güzellikler yuvasıydı orman. Ormanı geçmek neredeyse bir saatini almıştı ama kendi isteği ile oyalandığı için şikayet etmek yerine gülümsemeyi tercih etti.
Nyla'nın evinde her zamanki gibi atölyenin ışıkları açıktı. Kimse olmadığından emin olup kapıyı önce iki sonra dört kere tıklattı. Nyla saniyeler içinde kapıyı açtığında yüzünde çok bilmiş bir gülümseme vardı. Mira hafifçe kıkırdayarak onu omzundan itip içeri girdi.
"Bu kadar çabuk gelmeni beklemiyordum. Bundan sonra kardeşini postacı olarak kullanacağım." Nyla hafifçe kıkırdadı.
Mira "Yeni geldim!" diye sitem ederek koltuğa yayıldı.
Onun bu haline gülen Nyla merdivenlere yönelirken omzunun üzerinden ona döndü.
"Melisa çayı?"
Mira gözleri parlayarak Nyla'ya döndü.
"Seni seviyorum!"
Nyla tekrar gülümseyerek yukarı çıkıp Mira için büyük bir fincan melisa çayı hazırladı. Bu gün beşincisini içtiği nane çayını da tepsiye koyup aşağı indi ve Mira'nın uyumak üzere olan haline baktı. Solasta'nın iki iyi yanından biri Mira diğeri istediği gibi resim yapabiliyor oluşuydu. Konu en yakın arkadaşı ve hep olmasını istediği ablası olunca içindeki katili zapt etmek daha kolaydı.
Hafifçe Mira'nın omzuna dokundu ve kendi fincanını eline alarak onun yanına oturdu.
Mira ağızından onaylamayan sesler çıkararak gözlerini açtı ve çaya uzandı.
"Son cümleyi okuyana kadar seni Raden'a şikayet etmeme ramak kalmıştı." dedi yandan bir bakış atarak.
Nyla bu dediği ile kıkırdadı.
"Kardeşinin yakışıklı olduğunu söyleseydin daha önceden tanışırdım. Ayrıca bir kadına nasıl davranması gerektiğini biliyor gibi görünüyordu yine de Azura'nın güzelliği yanında sönük kalır ama."
Nyla göz kırptığında Mira da hafifçe omzuna dokunarak cevap verdi.
"Kardeşlerimizi evlendirmek için gelmedim buraya deli ." Mira fincanını masaya bırakıp pelerinin cebinden Nyla nın mektubunu çıkardı.
"Bu ne?" dedi parmağı ile mektubun ortasını göstererek. Nyla kafasını başka yöne çevirdiğinde Mira elindeki kağıdı iki eline alarak sesli okumaya başladı.
"Mira! Kardeşinle böyle tanışmayı ben de planlamamıştım ama öyle gelişti. Bu yakışıklı prensi bunca zaman saraya hapsettiğine inanamıyorum. En azından Scylla'ya giderken yanında götürmeliydin. Sayesinde bahçemde üç yeni ceset var ama bunu hiçbir zaman dert etmediğimi biliyorsun. Bugün üç değil dört kişinin kanı aktı. Solasta üniforması giyen bir asker beni sürüklemeye çalıştı. Dokunamadı bile ama bir tuhaflık vardı. Sanırım askerlerin arasına Scylla'lı casuslar karışmış çünkü ölen asker bileğinin içinde bir ay dövmesi taşıyordu. Dönmem gerekir mi diye düşündüm ama düşüncelerimin de saçmaladığını fark ettim. Yakışıklı kardeşini de alıp ziyaretime gel. Keşke Azura ile tanıştırabilseydim ama benim ayarladığım hiçbir şeyi yapacağını sanmıyorum. En yakın zamanda bekliyorum. -Nyla E."
Mira sorar bakışlarını Nyla ya çevirdi ve mektubu kenara bıraktı.
"Bir açıklama bekliyorum." Mira Nyla'nın keyifsiz sessizliğine katlanamadığı için devam etti. "Öncelikle casus olduğunu nereden çıkardın ve dönmek derken neyden bahsediyordun?"
"Bence mektubu tam olarak anladığın için buradasın Mira."
Mira bir elini saçlarına attı. Cesur prenses arkadaşının onun zayıf noktası olduğunun gayet farkındaydı. Ailesinden aldığı tek şey olan sevgi , sorumluluklarının ağır bastığı gençlik yıllarına kadar dayanabilmişti. Elinde kalan tek şey Nyla'ydı ve bunu tuhaf bir takıntı yaptığının farkında olsa da eskisi gibi olamayacakları bir yol ayrımına gelirlerse ne yapacağını bilmiyordu.
Nyla sayesinde bir prenses olmasına rağmen dövüş eğitimi almış, hep istediği ama ailesinin izin vermediği bütün halk etkinliklerine katılmış ve Nyla'nın ressam olma kararından ilham alarak bunca zaman yazdıklarını bir araya getirme cesareti bulabilmişti. Prenses böyle düşünüyor gibi gözükse de Nyla öyle olmadığını biliyordu.
Avcı soyundan gelen yarı prensesin işi buydu, zihin. İnsanların beyni bir fısıltı avcısı için kitap gibiydi. Sadece okumak istemesi yetecek bir kitap. Sonunu kendi istediği şekilde değiştirebileceği ve istediği zaman ulaşabileceği bir kitap. Melione en başından beri onun zihnini görüyordu ama İnara bunun sadece bir iki kez olduğunu sanıyordu.
O sadece görmüştü. Arkadaşının yardım alırsa ne kadar iyi bir savaşçı olabileceğini, stratejik hamleleri ile kıtanın dilinden düşmeyen bir kraliçe olabileceğini, sadece rahatlamak için yazdığı birkaç cümlenin yüzlerce insanı hayata bağlayabileceğini görmüştü. Biraz teşvik etmiş ve arkadaşının mükemmel birine dönüşümüne şahitlik etmişti.
Endişelerini de görüyordu çünkü Nyla olarak yaşaması bile güçlerine etki etmemişti. Babası türünün tek örneği bir fısıltı avcısıyken onun vücudundan taşan bu gücün kaynağını aramasına gerek yoktu. Tıpkı karşısındaki kişinin gözüne bakmasına gerek olmadığı gibi. Bunu bir çok kez istemsizce yaptığı için Mira'nın zihnini yakınlaştığı anda hissediyordu. Zihin de kalp ve ruh gibi ne kadar etki altına alınırsa o kadar korumasız oluyordu. Mira'nın zihni korku ve belirsizlik ile dolup taşarken Nyla bunu kendi zihnini hissedemediği kadar net hissedebiliyordu.
Nyla yavaşça telaşlı arkadaşının omzuna dokundu.,
"Sakin ol. Gitmiyorum. En azından şimdilik ."
Mira telaşlı bir şekilde işaret parmağını Nyla ya doğrulttu.
"Gidemezsin zaten! Ölmeye bu kadar meraklı isen bir düelloda seni parçalara ayırabilirim ve emin ol o cadı kadar acımasız davranmam."
Nyla karışık duygularını kontrol etmeye çalışarak kıkırdadı.
"O cadı benim kız kardeşim yalnız."
Mira ters bir bakış atıp arkasına yaslandı.
"Kardeşin olmasa bu kadar sabırlı olmazdım zaten. Gıcık kız sadece isimlerimiz benziyor diye topraklarımı fetih edecek kadar gözü dönmüş ama burada siyaset yapmak istemiyorum ."
"On altı yaşında kraliçe olmak zor olsa gerek." Nyla derin bir iç çekti . Kraliçe olmanın şatoda oturup beş çayı içmek ve kabarık elbiseler giymekten daha fazlası olduğunu biliyordu ama Estelle için elinden bir şey gelmiyordu. Dönmek hariç.
"Hala onu mu düşünüyorsun sen? Farkında mısın kardeşin Estelle İlaria Melantha. Ölümcül üçlüden biri ve kıtanın tam olarak en manyak hükümdarı. O iyi Nyla, muhtemelen senden daha iyi durumda."
Nyla başını sallayarak gülümsedi. Ezra ile tanışmak onu düşüncelere boğmuştu.
"Ezra ile çok benziyorsunuz." dedi kısık sesle. Mira onaylamayan bir bakış attı.
"Bunun iyi bir şey olması mı gerekiyor?" Nyla bu tepkisine hafifçe güldü.
"Sadece bakınca çok benziyorsunuz. Ben ne Estelle ile ne de Azura ile o kadar benziyorum. Azura ile gözlerimizin mavi tonu bile farklı. Sizi görünce hafif kıskanmış olabilirim. Bilmiyorum Mira, bir an öyle düşünüverdim işte."
Nyla omuz silkerek gülümsedi. Mira moralinin bozulduğunu anlayınca bir kolunu Nyla'nın omzuna atarak hafifçe sıkıştırdı konuyu değiştirme çabası ile gülümsemeye çalıştı.
"İnan sizin aile bağlantılarını konuşmak istemiyorum biliyorsun , konuya girince çıkamıyoruz. Azura ile kardeşsin ama değilsin, Estelle desen lafta tek prenses ama o iş de öyle değil , sana zaten bir şey deme gereği duymuyorum. Üç manyak anlaşabildiğinize şükretmelisiniz , benzemeyi boş ver. Şu ajan işi ne peki. Cahilliğim için bağışla, Scylla tarihi derslerinde uyuklamakla meşguldüm."
İkisi birden gülüştüler. Nyla solda kalan bileğinde tam iki belirgin damarın birleşim noktasını gösterdi.
"Scylla da eski bir gelenektir. Dolunay zamanı tam buraya, kişiye göre değişen bir ay simgesi şeklinde kına yakılır. Kına bir sonraki dolunaya kadar geçmezse o kişinin tanrıça tarafından bir hediye ya da kaderine işlenen güzel bir olay ile ödüllendirileceği düşünürler. Ben de buraya ilk geldiğim zamanlar yapardım ama artık çok kişi gelip gitmeye başladı ben de kendi güvenliğim için yapmayı bıraktım. "
"Askerde de mi vardı , o dövmeden olduğuna emin misin?"
"Solasta da kullanılan kına Scylla da kullanılan kına gibi değil . Ay'ın bazı yerleri silikleşmeye başlamıştı yani geçen ay yapılmış olmalı. Amacının ne olduğunu söylemedi. "
"Ne dedi? Eminim durduk yere üzerine atlamamıştır."
"Kaçak yarı prensesle uğraştığını o da bilmiyordur eminim. Saldırmadan üstümü başımı inceledi. Ağızından çıkanlar ise birkaç kelimeden ibaretti."
"Kızım düzgün anlatsana şunu! Belli ki önemli bir mesele ki Solasta askerlerinin arasına karışmayı başarmış birinden söz ediyoruz. Bizzat benim eğittiğim askerlerin. Seni bulana kadar ölmediyse ya çok şanslı ya da işini bilen biri olmalı ve asıl sorumuz. Bu işini bilen kişi ne diye senin peşine düştü? "
"Sadece "Benimle geliyorsun ." gibi bir şeyler zırvaladı ama aksanına bakılırsa haklıyım . Sanırım canım kardeşim sonunda kelleme para ödülü koydu."
Nyla kıkırdasa da Mira sessiz kaldı. Nyla onun gülmediğini fark edince omzundaki eline hafifçe vurdu.
"Ciddi değildim ."
"Komik de değildin. " dedi Mira kolunu kendine çekerken.
"Prens ne yapıyor? İlk şoku atlatabildi mi?"
Mira sinirlendiğini belli eden bir iç çekti.
"Açma şu konuyu sinirlerim bozuluyor."
"Niye? Bence güzel bir tanışma hikayesiydi. Birkaç dakika sonunda birlikte mezar kazıyorduk işte ne güzel."
"O rezilin ablası olmak istemiyorum, Estelle seni ve Ezra'yı takas etmeyi kabul etse bir an bile düşünmezdim."
İkisi de kıkırdasa da Nyla yaslandığı yerden kalkıp koltukta sırtını dikleştirdi ve avuçlarını yüzünün altına yerleştirdi.
"Scylla prensesiyim ben, bu anlaşmayı kabul edeceğimi nereden çıkarıyorsun."
Mira hafifçe kıkırdadı.
"Çok affedersiniz majesteleri düşüncesizlik ettim. " diyerek sahte bir oyunculuk sergiledi. İkisi birlikte gülüşürken Mira'nın gözü duvarda asılı saate takıldı ve panikle ayağa kalktı.
"Biraz daha kalırsam tüm saray halkına yakalanacağım. Gitmem gerek. Bu asker meselesini hallederim o yüzden çok kafa yorma. Hele de dönmeyi düşünmeye bile kalkma anladın mı beni?"
Nyla gülümseyerek ayağa kalktı.
"Anladım anladım."
Nyla tuvalleri paketlediği masanın çekmecesinden birkaç kağıt çıkardı ve gitmek için hazırlanan Mira'ya uzattı. Mira şaşkınlık ve merakla kağıtlara uzandı. Gözlerine inanamayarak bir elindeki kağıtlara bir Nyla'ya bakakaldı.
"Geçen yazdığın şiirlerin görselleri. Birkaç kenar tasarımı da ekledim içlerinden seçip istediğin gibi kullanabilirsin."
Mira Nyla ya kocaman sarıldı ve hayranlıkla renkli mürekkeplerle çizilmiş resimlere bakmaya devam etti.
"Bunlar tam yazı yazarken düşündüğüm şeyler gibi. Gibi değil sanki zihnimi okumuşsun gibi-"
Mira sorgular bir bakış attı çünkü bir anlığına bunu gerçekten yapmış olabileceğini düşünmüştü.
"Bir şey yapmadım zihnine." dedi ama o da zihnine çok şey yaptığını biliyordu sadece arkadaşını dehşete düşürmek ve kendinden soğutmak istememişti.
"Konu senin güçlerin olunca hiç güven vermiyor ama resimler çok güzel olduğu için bu seferlik inanıyorum."
Mira tam kapıya doğru yönelmişken geri dönerek Nyla'nın omuzlarından tutup gözlerinin içine baktı.
"En önemli konuya vakit kalmadı. Ondan mektup geldi mi?"
Mira olumlu bir cevap beklese de Nyla başını iki yana salladı.
"Henüz değil. Eminim mektubum ona yeni ulaşmıştır biraz daha beklememiz lazım."
"Sana mektup yazmaktan daha önemli ne işi olabilir ki? Estelle'in sırf sana aşık diye Raden'a işkence etmediğine eminiz değil mi?"
Nyla bu dediğine inanamaz bir bakış attı.
"Saçmalama Mira. Scylla'nın baş muhafızı , elbette işleri vardır."
Mira omuzlarını silkerek alelacele kapıdan çıktı.
"Sen öyle diyorsan." diye seslenmeyi de unutmadı.
Nyla bir süre Mira'nın arkasından baktı ve ormanda gözden kaybolana kadar bekledi. İçeri geçerek bir şey unutmadığından emin oldu ve merdivenleri çıkarak mutfağa geçti.
Arkasında hissettiği hareketliliğe aldırış etmedi ve büyük beyaz ellerin beline dolanmasına izin verdi.
"Gitti mi?"
"Evet."
Nyla hafifçe arkasını döndü ve kendinden bir kafa boyu uzun bembeyaz teni , simsiyah saçları ve gece kadar koyu gözlerinde hayranlık, aşk ve birçok duygu barındıran kraliyet muhafızının gözlerine baktı.
Bugün ölen asker kesinlikle bir Scylla'lıydı ve bugünkü askerin kendisine değil Raden'a saldırıp tehdit savurduğu gerçeğini kendisine saklamaya karar vermişti. Raden'a kafa tutmak için yürek yemiş olması gerekiyordu.
Birbirlerini yıllardır görmedikleri sanılsa da sadece birkaç hafta olmuştu. Görüştüklerini Estelle gibi İnara'dan da gizlemeyi tercih etmişlerdi.
"Bugün kıskançlıktan deliriyordum Mahperi. Önce o prens bozuntusu sonra Mira, bana ne zaman sıra gelecek diye beklerken seni ne kadar özlediğimden haberin dahi yok."
Raden yavaşça Nyla'nın yüzündeki birkaç saç tutamını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. İlk aşkı ve deli gibi sevdiği sevgilisinin yüzünü biraz daha fazla görmek için koca bir orduyu daha çabuk öldürüp ilk fırsatta Solasta'ya varmıştı. Ellerinin arasındaki yüz onun için evrenin en güzel yüzü , karşısındaki kadın inanç sisteminin ta kendisiydi. Ona baktıkça hayatın onun gibi güzellikleri seyretmek için ne kadar kısa olduğunu düşünüyordu.
Muhafızın sonsuzluğa aç hali sadece sevgilisine özel ,sadece onun içindi. Muhafızın varlığı dahi onun içindi. Onu biraz daha fazla görmek , birkaç sabah daha onun kokusuna uyanmak, onun sesini biraz daha fazla dinleyebilmek Raden için cennette olmak gibiydi. Krallıkta ölüm makinesi gibi görünen üstünden başından kan eksik olmayan korkutucu baş muhafız tamamıyla doğaüstü sevgilisin yanından bir saniye bile ayrılmak istemiyordu.
"Biliyorum sevgilim."
Nyla Raden'ın elini elinin içine aldı ve avcuna bir öpücük kondurdu. Raden bir an için dünyanın sonunun geldiğini düşündü. Yüzüne aptal ve kocaman bir gülümseme yayılırken ışıldayan gözlerle Nyla'ya bakakaldı. Nyla onun bu haline gülerek işine geri döndü.
Scylla halkı baş muhafızlarının katil bir prenses karşısında bir köleden farksız olduğunu bilse ne düşünürdü? İnara onları her zaman desteklemişti ama böyle görüştüklerini bilse aklını kaçıracak ilk kişiydi Solasta prensesi. Estelle gözü dönüp ikisini de öldürebilir ya da çok sevinip düğün hazırlıklarına başlayabilirdi. Dengesiz prenses sır tutma konusunda hiçbir zaman iyi olmamıştı. Nyla birkaç atıştırmalık ve içecekleri tezgaha koyarak yüksek taburelerden birine oturdu. Raden da tam karşısına geçtiğinde dört ceset , bir aptal prens ve sakladığı sırların stresi bir anda yok oldu. Hoş bir sohbet günün yorgunluğunu söküp atarken Nyla sabah kalktığında Raden'ın gitmiş olabileceğini düşünmemeye çalıştı.
Yakında her günü onunla geçirebileceği ihtimaline tutundu ve yatağın karşısındaki büyük pencereden yıldızları izlerken sevgilisinin kolları arasında kendini uykuya teslim etti.